Beklenmedik An kitap kapağı

15. bölüm / 33

13.bolumm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 33Şu an: 13.bolumm

O restoranda bilekliği Hamza’nın ayaklarının dibine atıp arkamı döndüğüm an, içimden bir şeylerin kopup gittiğini hissetmiştim. Furkan ve Emir, restorandaki arbededen sonra yanımıza geldiklerinde ikisinin de nefes nefese olduğunu gördüm. Hamza ile yumruk yumruğa gelmelerine ramak kalmıştı ama kızlar araya girip bizi oradan uzaklaştırmıştı.
Eve geldiğimde ilk işim telefonumdaki tüm iletişim kanallarını kapatmak oldu. Hamza’yı aramalardan engelledim, mesajlarını engelledim, sosyal medya hesaplarını takipten çıktım. Onu hayatımdan sonsuza dek silmek istiyordum.

Ertesi akşam, odamda Karadeniz gezisinde aldığımız hediyelikleri bir kutuya doldururken alt sokaktan bir arabanın korna sesi yükseldi. Ardından apartmanın önünde adımı haykıran o tanıdık ses...
— "Azra! Lütfen aşağı in! Sadece beş dakika dinle beni, yemin ederim her şeyi anlatacağım!"
Hamza kapımın önüne gelmişti. Balkonun perdesini hafifçe aralayıp baktığımda, onun aşağıda, yağmurun altında çaresizce yukarı baktığını gördüm. Saçları dağılmış, gözlerinin altı morarmıştı. Karadeniz’deki o kendinden emin, karizmatik adamdan eser yoktu.
Ancak içimdeki öfke ve kırgınlık o kadar büyüktü ki, kendimi tuttum.
— "Azra, gitsen mi acaba? Adam mahvolmuş görünüyor," dedi Göksu, yanıma yaklaşıp perdenin arkasından aşağı bakarken.
— "Hayır," dedim sesimdeki buz gibi kararlılıkla. Perdeyi sertçe kapattım. "Yalan söylerken, arkamdan iş çevirirken beni düşünmedi. Şimdi ben de onu dinlemeyeceğim. İsterse sabaha kadar orada beklesin."

Hamza saatlerce aşağıda bekledi. Telefonu kapalı olduğu için bana ulaşamayınca Furkan ve Emir’i aramış ama Furkan da sert bir dille "Kız seni dinlemek istemiyor Hamza, zorlama artık!" diyerek telefonu yüzüne kapatmıştı.
Birkaç gün boyunca Hamza’nın ortak arkadaş grubumuz aracılığıyla bana ulaşma çabalarının hepsini teker teker boşa çıkardım. Yaren üzerinden mesaj yollamaya çalıştı, "Yaren’e söyle bari o dinlesin" dedi, Yaren’e bile dinletmedim.
— "Bana ne anlatacak Yaren?" dedim kafede otururken. "O kadınla ne konuştuğunu mu? Neden günlerce yüzüme baka baka 'şirketteyim' deyip yalan söylediğini mi? Hiçbir kılıf o yalanı meşrulaştıramaz."
Hamza bu süreçte her gün kapımın önüne bir buket çiçek veya minik bir not bırakıp gidiyordu. Ama her sabah o çiçekleri kapının önünden alıp hiç okumadan çöpe atıyordum. Kalbimin etrafına öyle kalın bir taş duvar örmüştüm ki, hiçbir özür, hiçbir çaba o duvardan içeri sızamıyordu.

Karadeniz turunun üzerinden geçen haftalar boyunca ilk defa kendimi bu kadar yalnız ama bir o kadar da güçlü hissediyordum. Hamza’nın beni dinletme çabaları cevapsız kaldıkça, onun da sabrı ve çaresizliği son raddeye geliyordu.
Geceleri yatağa yattığımda bileğimdeki o boşluğa bakıyordum. Karagöl’deki o sözler kulaklarımda çınlıyordu ama hemen ardından restoranın önündeki o yalanlar aklıma geliyor ve kalbimi tekrar taşa çeviriyordum.
Hamza gerçeği anlatmak için çıldırıyordu ama ben ona bu fırsatı vermemeye kararlıydım..
Hamza’yı dinlemeyi reddettiğim, bıraktığı notları okumadan çöpe attığım bir haftanın ardından hayatımı kendi ritmine sokmaya çalışıyordum. Göksu ve Yaren’le birlikte her zamanki gittiğimiz sakin kafede oturmuş, kahvelerimizi yudumluyorduk.
Tam Hamza konusunu kapatıp normal şeylerden konuşmaya çalışıyorduk ki, kafenin kapısındaki zil çaldı. İçeri giren kişiyi gördüğümde elimdeki kahve fincanı tabağına çarpıp gürültüyle çınladı.
İçeri giren kişi... Restoranda Hamza’nın yanında gördüğüm, yanağından öptüğü o şık kadındı.
Kadın doğrudan bizim masamıza doğru kendinden emin adımlarla yürüdü. Yaren ve Göksu anında ayağa kalktı. Yaren sert bir sesle lafa girdi:
— "Sizin ne işiniz var burada? Bizi nasıl buldunuz?"
Kadın gayet sakin bir şekilde gözlüklerini çıkardı, masadaki boş sandalyeye baktı.
— "Oturabilir miyim?" dedi, sesi şaşırtıcı derecede profesyonel ve nazikti. "Hamza günlerdir mahvolmuş durumda. Biliyorum benden nefret ediyorsun Azra ama beni dinlemek zorundasın. Çünkü Hamza’nın gururu kendine engel oluyor."
Öfkeyle ayağa kalktım: — "Sizinle de, Hamza’yla da konuşacak hiçbir şeyim yok!"
— "Ben Ayla," dedi kadın, cümleme fırsat vermeden. "Hamza’nın avukatıyım. Ve aynı zamanda teyzesinin kızı, yani kuzeniyim."
O an kafemin ortasında zaman durdu sanki. Göksu ve Yaren birbirine baktı, ben ise donakaldım.
— "Ne... Ne kuzeni?" diye kekeledim.
Ayla derin bir nefes alıp çantasından bir dosya çıkardı. Restoranda gördüğüm o kalın dosyaydı bu.
— "Hamza Karadeniz gezisindeyken bir telefon almıştı, hatırlıyor musun?" dedi Ayla, doğrudan gözlerimin içine bakarak. "Babası ve amcası arasındaki o eski şirket krizleri yüzünden ailesi büyük bir icra ve dolandırıcılık kumpasının ortasındaydı. Hamza’nın babası tüm mal varlığını kaybetmek üzereydi. Hamza o gezi boyunca sizin neşenizi bozmamak, özellikle de seni bu dertlerle boğmamak için her şeyi içine attı."
Ayla dosyayı masaya açtı. İçinde mahkeme belgeleri, borç senetleri ve ailevi hukuki evraklar vardı.
— "O gün restoranda benimle buluştu çünkü teyzesi olarak ailemizin avukatlığını ben yürütüyorum. Yanındaki o kadın bendim Azra! Sana 'şirketteyim' dedi çünkü ailesinin bu duruma düştüğünü kimsenin, en çok da senin bilmeni istemiyordu. Gurur yaptı. O gün restoranda davayı kazandığımızın müjdesini verince heyecandan yanağını öptüm. Olay tamamen bundan ibaret."
Kafedeki sesler bir anda arka plana itildi. Kulaklarım uğuldayamaya başladı. Restorandaki o sahneler, Hamza’nın çaresiz bakışları, kapımın önünde yağmurun altında "Sadece dinle" diye haykırışları... Hepsi bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti.
— "O... O bana yalan söyledi..." diyebildim sadece, sesim bir fısıltı gibi çıktı.
Ayla acı bir tebessümle gülümsedi:
— "Yalan söyledi çünkü seni korumak istedi. Kendince 'Seni her şeyden koruyacağım' sözünü tutmaya çalışıyordu. Ama gururu yüzünden işleri daha da berbat etti. Şu an şirketini ve ailesini kurtardı ama seni kaybettiği için mahvolmuş durumda."
Ayla masadan kalktı, çantasını omzuna astı.
— "Ben üzerime düşeni yaptım. Hamza benim bunu sana anlattığımı öğrenirse bana da çok kızacak ama onun bu halde eritilmesine göz yumamazdım. Gerisi sana kalmış Azra."
Ayla kafeden çıkıp giderken, masada derin bir sessizlik hakim oldu. Yaren yanıma gelip omzumu tuttu. Bileğimdeki o boşluğa, sonra da masadaki mahkeme belgelerine baktım.
Hamza bana yalan söylemişti evet... Ama ihanet ettiği için değil, kendi yükünü benim omuzlarıma yüklememek için. Ve ben onu dinlemeyi reddederek, en çok ihtiyacı olduğu anda arkamı dönmüştüm
Bende böyle bisey beklemiyordum

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

65okunma 28beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…