30. bölüm · Beklenmedik An
25.bolum
Azra'nın Ağzından:
Alt kattan gelen o çatırtı sesiyle yataktan nasıl fırladığımı bilemedim. Koridora çıktığımda Yaren ve Göksu da dehşet içinde odalarından fırlamıştı.
— "Neler oluyor?!" diye bağırdı Yaren, sesi korkudan kısılarak.
Bahçe kapısının kilitleri zorlanıyor, dışarıdan sert ayak sesleri geliyordu. Göksu hemen telefonuna sarılıp polise basmaya çalıştı ama tam o anda salona açılan büyük cam kapı büyük bir gürültüyle patladı. Cam kırıkları etrafa saçılırken yüzleri maskeli, elleri silahlı iki adam içeri daldı.
— "Sesinizi çıkarmayın!" diye bağırdı aralarından iri yarı olanı. "Kaptan’a ufak bir mesaj götüreceksiniz!"
Çığlık atarak birbirimize sarıldık. Tam adam üzerimize doğru bir adım atmıştı ki...
BAM!
Bahçeden gelen ilk el silah sesiyle içeri giren adam omzunu tutup yere yuvarlandı. Kapının kırılan camından içeri ilk giren, elinde siyah bir silahla Furkan oldu. Gözlerinde ne bir korku ne de tereddüt vardı; sadece öldürücü bir soğukkanlılık...
— "Kızların arkasına geçin!" diye kükredi Furkan, bizi arkasına alarak bahçeye doğru ateş açmaya başladı.
Hemen arkasından Emir salona daldı. Üzerindeki gömleğin kolları sıvanmış, gözlerindeki o avukat sakinliği tamamen silinmişti. Göksu’yu kolundan tutup duvarın arkasına çekti.
— "İyi misin? Yaralandın mı?!" dedi Emir, elleri Göksu’nun yüzünde gezinirken. Sesi ilk defa bu kadar çaresiz ve panik doluydu.
— "İyiyim... İyiyim Emir, dikkat et!" diye bağırdı Göksu.
Ve dışarıdaki fırtınanın ortasından, adeta karanlığın içinden Hamza yürüdü.
Hamza'nın Ağzından:
Kamera sisteminden evlerine doğru yanaşan araçları gördüğüm an beynimden vurulmuşa dönmüştüm. İki yıldır beni yıkamayan adamlar, benim en hassas damarıma, Azra’ya dokunmaya kalkışmışlardı.
Dışarıdaki adamların üzerine gözümü kırpmadan yürüdüm. Mermiler etrafımda vızıldıyordu ama umrumda değildi. Bahçedeki iki adamı saniyeler içinde etkisiz hale getirip darmadağın olan salona daldım.
Azra duvar kenarında, elleriyle kulaklarını kapatmış büzülmüştü. Onu o halde görmek içimdeki canavarı tamamen serbest bıraktı.
Saldırganların lideri olan adam silahını bana doğrultmaya çalışırken, tek bir hamleyle adamın üzerine atıldım. Silahı elinden söküp alırken adamı yere serdim. İçimdeki iki yıllık nefret, pişmanlık ve koruma içgüdüsü o yumruklarda birikti.
— "Benim sokağıma... Benim kadınıma bastınız lan siz!" diye kükredim adamın tepesinde.
Furkan kolumdan tuttu. "Hamza yeter! Adam öldü, dur!"
Azra'nın Ağzından:
Silah sesleri kesildiğinde salon darmadağındı. Yerdeki cam kırıkları, kurşun izleri ve kan kokusu havaya sinmişti.
Hamza nefes nefese kalmış bir halde ağır ağır arkasını döndü. Elindeki silahı beline soktu. Üzerindeki beyaz gömleğe kan sıçramıştı, şakağından akan ter damlaları yüzünü yıkıyordu.
Gözleri beni buldu. Adımlarını bana doğru attı ama aramızda iki adım kala durdu. Ellerine baktı; elleri kanlıydı. Bana dokunmak istedi ama o ellerle bana kıyamadı, elini geri çekti.
— "İyi misin?" dedi, sesi fırtınadan sonraki o ağır sessizlik gibi kısıktı. "Sana dokundular mı Azra?"
Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken başımı iki yana salladım. "İyiyim... Ama sen..."
Hamza acı bir tebessümle yüzüme baktı.
— "Gördün mü?" dedi, sesi kırık dökük. "Ben sana 'biz karanlığa battık' derken bunu kastetmiştim. Benim yanımda olursanız, bu kurşunlar size gelir. Ben sizi korumak için sizden kaçtım... Ama belayı yine ayağınıza getirdim."
Emir ve Furkan dışarıdaki korumalarla birlikte ortalığı temizlemek için harekete geçerken, Hamza son bir kez gözlerimin içine baktı ve arkasını dönüp bahçeye doğru yürüdü.
Biz o gece sadece bir çatışmanın ortasında kalmamıştık. Onların ne kadar tehlikeli bir dünyada yaşadığını ve bizi korumak için ne kadar büyük bir cehennemi göğüslediklerini ilk defa kendi gözlerimizle görmüştük
