19. bölüm · Beklenmedik An
17. Bolummmmm
Nasıl gidiyor
Begeni ve yorum
******************************************************************İstanbul’daki ilk mesai günümüzün, o tatlı telaşın ve acemiliğin üzerinden tam bir ay geçmişti.
Bu bir ay içinde hepimiz İstanbul’un o hızlı ritmine alışmış, mesleklerimizde kendi tempomuzu oturtmuştuk. Yaren acil servisteki yoğun nöbetlerin aranan doktoru haline gelmiş, Furkan onun en hızlı ve uyumlu hemşiresi olarak yanında duruyordu. Göksu Çağlayan Adliyesi koridorlarında cübbesiyle fırtınalar estiriyor, Savcı Emir ile adliyenin o yoğun havasında bile bakışlarıyla anlaşıyorlardı.
Ama en güzel değişim benimle Hamza arasında yaşanmıştı.
O eski iletişim krizleri ve gurur meseleleri tamamen bitmişti. Hamza ile bir ay boyunca birbirimizi dinlemeyi, dertlerimizi o an paylaşmayı öğrenmiştik. Artık mutfaktan çıkıp beni okuldan alıyor, akşamları boğaz kenarında bir çay eşliğinde günümüzün nasıl geçtiğini uzun uzun konuşuyorduk. İstanbul’un o karmaşasında birbirimizin en güvenli limanı olmuştuk.
Günün son zili çaldığında minik öğrencilerimi velilerine teslim edip derin bir nefes aldım. Sınıfı toparlayıp çantamı omzuma taktım. Bahçe kapısından çıkarken yüzümde tatlı bir yorgunluk, aklımda ise akşam Hamza’yla gideceğimiz o sakin mekan vardı.
Okulun dış bahçe kapısına doğru yürürken, demir parmaklıklara yaslanmış, elinde küçük bir buketle bekleyen birini gördüm.
Hamza sanıp gülümsedim ama yaklaştıkça boyu, duruşu ve tarzının Hamza olmadığını fark ettim. Yüz hatları tanıdıktı ama zihnimdeki anıları zorlamam gerekti.
— "Azra?" dedi adam, beni görünce yüzünde kocaman ve samimi bir gülümseme belirdi.
Adımlarımı yavaşlattım. "Evet?"
— "Beni gerçekten hatırlamadın mı?" dedi gülerek. "İlkokul ve ortaokul yıllarındaki o arka sıradaki sıra arkadaşın... EGE
Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Ege? Senin... Senin ne işin var burada?"
Ege, çocukluğumuzun geçtiği o eski mahalleden, ortaokul biter bitmez ailesiyle başka şehre taşınan en yakın çocukluk arkadaşlarımdan biriydi. Yıllardır ne izini görmüştüm ne haberini almıştım.
— "İstanbul’a yeni tayinim çıktı," dedi Ege, buketi bana uzatarak. "Eski mahalleye uğradım, annenden öğretmen olduğunu ve bu okulda çalıştığını öğrendim. Yıllar sonra bir 'hoş geldin' demek, bir de eski günlerin hatırına bir çay içmek istedim. Çok değişmişsin Azra, harika bir öğretmen olmuşsun."
Çiçeği mahcubiyetle aldım. "Teşekkür ederim Ege... Gerçekten büyük sürpriz oldu, hiç beklemiyordum."
Tam o an sokağın başından siyah araba yanaştı. Hamza arabadan indi. Bakışları önce kapıdaki adama, sonra Ege'nin elinde bana uzattığı çiçeğe kaydı. Yüzü bir anda kireç gibi oldu. Hamza tek kelime etmedi, sert adımlarla yanımıza gelip Ege’ye buz gibi bir bakış attı ve bana sadece "Arabaya bin Azra" dedi.
Arabaya bindiğimizde durumu anlatmaya çalıştım ama Hamza kontağı çevirip tek kelime etmedi. Yüzü buz gibiydi. O akşam altılı grup olarak toplanacağımız yere gittiğimizde, Hamza’nın arabada bana kurduğu o aşılmaz duvar masaya da taşındı.
Hamza masada adeta bir yabancı gibi duruyordu. Ne yüzüme bakıyor ne de tek kelime konuşuyordu. Benim onun bu imalı ve güvenmeyen sessizliğine kırılıp gerilmem masadaki havayı bir anda zehirledi. Yaren ve Göksu benim bu halimi görüp Hamza’ya tepki gösterdi; Furkan ve Emir ise Hamza’nın tarafını tutup "Bir şey yok, abartıyorsunuz" diyerek olayı kestirip atmaya çalıştı.
Açıklanmayan şüpheler, sorulmayan sorular ve o masaya çöken ağır sessizlik... Kimse bağırmadı ama o akşam masadan kalkan altı kişi de birbirinden millerce uzaklaşmıştı. Ne Hamza benim elimi tuttu o gece, ne Emir Göksu’ya baktı, ne de Furkan Yaren’in yüzüne güldü.
O gece, bir kavgayla değil; o masadaki derin, gururlu ve soğuk bir suskunlukla grubumuzun arasındaki o büyük kopuşun ilk adımı atılmıştı......
Bolum sonu
