33. bölüm · Beklenmedik An

28.bolum

Ebarınız Efendım

Hamza'nın Ağzından:
Salondaki o ağır sessizlik, göğsümün ortasına oturmuş devasa bir kaya gibiydi. Azra’nın, Yaren’in ve Göksu’nun gözlerindeki o kararlı ama bir o kadar da kırgın bakışlar... İki yıl boyunca rakiplerimin, düşmanlarımın karşısında tek bir milim bile gerilemeyen ben, şu an Azra’nın tek bir kelimesiyle tamamen savunmasız kalmış durumdaydım.
Azra tam karşıma geçti. O narin duruşunun arkasında Karadeniz’in fırtınalarına taş çıkaracak bir irade duruyordu.
— "Biz iki yıl boyunca sizin yokluğunuzla savaşırken ayakta kalmayı öğrendik Hamza," dedi. Sesi salonun her köşesinde buz gibi yankılandı. "Size ikinci bir şans vermek... Yanlış anlamalarınızı affetmek belki mümkün. Ama bu halinizle değil."
Gözlerimi bir an bile ondan ayırmadan dinledim. Kaşlarımı çattım ama öfkeden değil, içimdeki o devasa mahcubiyetten...
— "Bizi dinle!" diyerek Göksu öne çıktı. Emir’in gözlerinin içine dik dik bakarak devam etti: "Siz bizi korumak adına o yeraltı dünyasına girdiniz. Ama tam da bu yüzden dün gece bizim evimiz kurşunlandı! Eğer bizi gerçekten seviyorsanız, eğer gerçekten bir 'biz' olmamızı istiyorsanız... Bu dünyadan çıkacaksınız."
Furkan huzursuzca kıpırdandı, bakışlarını Yaren’e çevirdi. "Sizce bu kadar kolay mı? Biz bu masalara oturduk, racon kestik. 'Ben çıkıyorum' deyip arkasını dönüp gidebileceğin bir yer değil burası Yaren."
Yaren bir adım öne çıktı. Gözlerinden süzülen tek damla yaşı hırsla silip Furkan’ın gözlerinin içine baktı:
— "Kolay olduğunu söyleyen olmadı Furkan! Ama ben senin o hastane koridorlarındaki gülüşünü, o beyaz önlüğünü geriye istiyorum. Elinde silahla her gece 'Acaba bu gece vurulacak mı?' diye beklemek istemiyorum! Şartımız bu. Ya o karanlığı temizler, silahları bırakıp tamamen geri dönersiniz... Ya da bir daha asla karşımıza çıkmazsınız."
Salona koca bir sessizlik çöktü. Emir’e baktım; avukatlığı, kanunları bıraktığı güne dair içindeki o pişmanlık gözlerinden okunuyordu. Furkan’a baktım; doktorluk önlüğünü, hastanedeki o masum günlerini ne kadar özlediğini biliyordum.
İki yıl boyunca inşa ettiğimiz o devasa karanlık krallık, korumalar, zırhlı araçlar, belimizdeki silahlar... Kızların tek bir şartıyla gözümde koca bir çöp yığınına dönüştü.
Yavaşça elimi cebime attım. Parmaklarımın arasında duran o Karagöl bilekliğini çıkardım. Masanın ortasına; o gayrimeşru haritaların, telsizlerin ve silahların tam üzerine bıraktım.
— "Tamam," dedim. Sesim içimdeki tüm karanlığı yakıp yıkan sarsılmaz bir kararlılıkla çıktı. "Bu biletin tek yönlü olduğunu sanıyordum. Ama siz bize bir kapı açıyorsanız... Ben o kapıdan geçmek için bu İstanbul’u yakar, yine de o silahları bırakırım."
Emir derin bir nefes alıp başını salladı. "Yarın bütün masaları kapatıyoruz. Bütün işleri devredip bu dünyadan tamamen çekiliyoruz."
Furkan’ın yüzünde iki yıl sonra ilk defa hafif, çocuksu bir tebessüm belirdi. "Önlüğümü özlemiştim zaten..
Tam o an, hayatımızın iki yıl sonra ilk defa aydınlığa döneceğine inanmışken... Malikanenin bahçesinden acı bir siren ve ardından gürleyen motor sesleri duyuldu.
Evin dışındaki korumaların bağırtıları salona kadar ulaştı. Telsizden adamımızın sesi yükseldi:
— "Kaptan! Sokağı sarmışlar! Dün gecenin intikamı için bütün adamlarıyla geldiler!"
Emir hızla belindeki silaha uzandı. Furkan camdan dışarı baktı; sokağı onlarca siyah araç ve elleri silahlı adamlar kapatmıştı. Yeraltı dünyası, biz o masadan kalkmak istediğimiz an son ve en kalleş hamlesini yapıyordu.
Azra’ya doğru koştum. Ellerini iki elimin arasına aldım. Yüzündeki panik ve korku beni mahvediyordu ama gözlerimdeki o Karadeniz fırtınası bu defa onları yok etmek için değil, bu dünyayı kökünden kazımak için şahlanmıştı.
— "Kızları güvenli odaya alın!" diye kükredim Emir ve Furkan’a.
Sonra Azra’nın yüzünü ellerimin arasına aldım, gözlerinin içine baktım:
— "Bu son Azra. Bu gece bu hesabı tamamen kapatıyorum. Ve ant olsun ki... O masadan temizlenip yanına geleceğim