31. bölüm · Beklenmedik An
26.bolum
Azra'nın Ağzından:
Salondaki keskin barut ve kan kokusu genzimizi yakıyordu. Cam kırıklarının üzerinde yürürken dizlerimin bağı çözülmüş, duvara tutunarak ayakta kalmaya çalışıyordum. Yaren yanımda sessizce ağlıyor, Göksu ise bahçede polisle ve adamlarla konuşan Emir’e kilitlenmiş gözlerle bakıyordu.
Hamza bahçe kapısının önünde dikilmiş, adamlarına talimat veriyordu. Beyaz gömleğindeki kan izi ve şakaktaki ter damlalarıyla bir adamdan ziyade yaralı bir fırtınayı andırıyordu.
İçeri Emir girdi. Üzerindeki gerginliği atmaya çalışarak Göksu’ya doğru bir adım attı.
— "Burada kalamazsınız," dedi Emir, sesi emir vermekten ziyade ilk defa rica eder gibi kısıktı. "Bu ev şu an güvenli değil. Olay yeri inceleme gelmeden, adamlar alanı temizlemeden burada tek bir dakika bile durmanız tehlikeli."
Göksu çenesini dikleştirmek istedi ama gözlerindeki korku bu defa gururunu yendi. "Nereye gideceğiz peki? Bu saatte..."
— "Bizim eve," dedi arkadan gelen ses.
Hamza kapının eşiğinde duruyordu. Siyah gözleri doğrudan benim gözlerime sabitlenmişti. İçindeki o büyük suçluluk duygusu omzunu çökertmişti sanki.
— "Sizi o eve sokmak istemezdim," diye devam etti Hamza. "Orası benim karanlığım, biliyorum. Ama İstanbul’da şu an sığınabileceğiniz en korunaklı yer orası. Yanımızda olursanız... Kimse size dokunamaz."
İtiraz etmedik. İki yıldır kaçtığımız, korktuğumuz o adamların arkasından, yan taraftaki yüksek bahçe duvarlı malikaneye doğru yürüdük.
Devasa demir kapılar arkamızdan kapandığında, dışarıdaki dünyanın soğukluğu bir anda kesildi. İçerisi lüks, geniş ama koca bir yalnızlıkla kaplıydı. Duvarlardaki koyu renkler, yüksek tavanlar ve evin her köşesine sinmiş olan o ağır sessizlik, erkeklerin iki yıl boyunca nasıl bir yalnızlığın içinde karardığını özetliyordu.
Hamza bizi üst kattaki geniş salona çıkardı.
— "Burası güvenli," dedi. "Korumalar aşağıda. İhtiyacınız olan her şey var."
Yaren bir koltuğa çöktü. Furkan mutfaktan getirdiği iki sıcak çay bardağını Yaren’in önündeki sehpaya koydu. Bardağı koyarken elleri titriyordu. Furkan, Yaren’e bakmadan konuşmaya başladı:
— "Çatışma sırasında... Korkuttum seni, biliyorum. Ama başka şansım yoktu Yaren. O adamlardan biri sana dokunsaydı..."
Yaren başını kaldırıp Furkan’ın gözlerinin içine baktı. İki yıldır ilk defa bakışlarında öfke değil, derin bir hüzün vardı.
— "Sana kızgınım Furkan," dedi Yaren fısıltıyla. "Bizi dinlemediğin için, kaçıp gittiğin için... Ama bu gece o kurşunların önüne atladığını gördüğümde, kalbimin nasıl durduğunu bilmiyorsun."
Furkan olduğu yerde donukaldı. İki yıldır taşlaştırdığı kalbi, Yaren’in bu tek cümlesiyle yerle bir oldu
Hamza'nın Ağzından:
Kızlar salonda dinlenmeye çekildiğinde, ben terastaki karanlığa sığınmıştım. Yağmur durmuş, geriye sadece soğuk bir rüzgar kalmıştı. Ceketimi çıkarmış, gömleğimin kollarını sıvamıştım. Şakağımdaki sıyrık sızlıyordu ama içimdeki yangının yanında bu sızı hiçbir şeydi.
— "Yaran kanıyor."
Arkamı döndüğümde Azra’yı gördüm. Elinde küçük bir ilk yardım kutusuyla teras kapısında duruyordu. Dışarıdaki ay ışığı yüzüne vuruyordu.
— "Önemli değil," dedim sesi uzak tutmaya çalışarak. "Adamlar ilgilenir."
— "Sana ben bakacağım Hamza," dedi, itiraz kabul etmeyen o eski Azra tonuyla.
Yanımı gösteren ahşap sandalyeye oturdu. Kutuyu açtı, pamuğa batırdığı tentürdiyotu şakağımdaki yaraya yavaşça bastırdı. Acıyla gözlerimi kapattım ama acıdan değil... Onun kokusu, parmaklarının cildime dokunan o hafif sıcaklığı iki yılın ardından beni darmadağın ediyordu.
— "Neden yaptın?" diye sordu Azra, pamuğu yavaşça gezdirirken. "O adamların üzerine gözünü kırpmadan nasıl yürüdün?"
Gözlerimi açıp tam karşımda duran o ela gözlere baktım.
— "Çünkü Azra..." dedim, elimi kaldırıp parmaklarımı titreyerek de olsa onun yüzüne yaklaştırarak. "Sana bir şey olursa ben bu dünyayı yakarım. Ben iki yıl önce senin kokunu, sesini kaybettim ve yaşayan bir ölüye dönüştüm. Bu gece o eve giren adamlar seni benden almaya çalıştı. Benden zaten ölmüş bir adamı ikinci kez öldüremezsin."
Azra’nın gözünden tek bir damla yaş süzüldü ve elime damladı. Pamuğu tutan eli gevşedi.
— "Bizi bıraktın Hamza," dedi fısıltıyla. "Biz sana sarılmaya razıydık, sen bizi koruma bahanesiyle yalnız bıraktın."
— "Pişmanım..." dedim ilk defa o gurur zırhını tamamen üzerimden atarak. "Hayatımın en büyük kumarını oynadım ve kaybettim Azra. Ama bu gece... Bu gece burada, bu çatının altındasınız ya, varsın bütün dünya düşmanım olsun."
Azra başını yavaşça öne eğdi ve alnını benim omzuma yasladı. İki yıllık ayrılığın, kanın, silahların ve gururun ardından; o gece o terasta ilk defa zaman durdu.
