17. bölüm · Beklenmedik An

15.bolım

Ebarınız Efendım

Hamza’yla aramızdaki buzların eridiği ve Furkan ile Emir’in mahcubiyetlerini tatlıya bağladığımız o kordon boyundaki akşam yemeğinin ardından, şehirdeki Karadeniz havası iyice kendini hissettirmeye başlamıştı. Burası bizim evimizdi; Karadeniz’in hemen kıyısında, dalga seslerinin sokaklara taştığı o güzel sahil kenti... Yaylalardan dönmüştük ama denizimiz, rüzgarımız ve Karadeniz’in o hırçın ama huzurlu ruhu hâlâ tam karşımızda duruyordu.
Ertesi gün öğleden sonra, kordon boyundaki çay bahçesinde Furkan bizi acil koduyla topladı. Yaren henüz gelmemişti; sadece Hamza, Emir, Göksu ve ben vardık. Furkan masanın etrafında bir sağa bir sola dolanıp duruyordu.
— "Oğlum otursana bir yerine, başımız döndü!" dedi Emir, çayından bir yudum alırken.
Furkan durdu, ellerini masaya dayayıp üzerimize doğru eğildi. Yüzünde hem büyük bir heyecan hem de çocuksu bir korku vardı.
— "Kızlar, beyler... Durum ciddi. Yaren’in babasıyla tanışma zamanım geldi," dedi fısıltıyla.
Göksu’yla ben aynı anda kıkırdadık. Hamza ise arkasına yaslanıp gülümsedi:
— "Hayırdır Furkan? Hani sen 'ben çok rahat adamım, kimseden çekinmem' diyordun?"
— "Ya Hamza, makara yapma gözünü seveyim!" dedi Furkan panikle. "Adam Trabzonlu kökenli, eski kaptanmış! Yaren söyledi, adamın tek bir sert bakışı adamı ipe götürürmüş. Yarın akşam yemeğe davet edildim. Ne giyeceğim, ne konuşacağım, çiçeği çikolatayı nereden alacağım hiçbir şey bilmiyorum!"
Furkan’ın bu halleri masadaki herkesi kahretmişti. Karadeniz turu boyunca grubun neşesi olan, her ortamda şaka yapan o çocuk gitmiş, yerine müstakbel kayınpeder korkusuyla titreyen bir Furkan gelmişti.
— "Tamam, panik yok," dedim gülümseyerek. "Kızlar olarak çiçek ve çikolata işi bizde. Göksu’yla en güzel çikolatacıyı ayarlarız."
Emir de Furkan’ın omzuna vurdu: "Kıyafet işi de bende kardeşim. Seni öyle bir giydireceğiz ki adam 'gel kızımı al' diyecek."
Hamza araya girdi: "En önemlisi ne biliyor musun Furkan? Adam kaptanmış. Denizi, Karadeniz’i biliyor. Sen yalan dolan yapma, Karadeniz gezisinde Yaren’e nasıl dürüst ve içten davrandıysan adama da öyle ol. Gerisi çorap söküğü gibi gelir."
Furkan derin bir nefes aldı. — "Siz olmasanız ben ne yapardım bilmiyorum..." dedi.
Çay bahçesinde, denize karşı Hamza ile baş başa kaldık. Hamza çay bardağını masaya bırakıp derin bir nefes aldı. Bakışları denizin üzerindeki martılara kaydı.
— "Furkan’ın bu halini görünce..." dedi Hamza, sesi birden derinleşip yumuşayarak. "Eski günleri hatırladım Azra. Çocukken mahallede koşturduğumuz, ailelerimizin aynı sofraya oturduğu o zamanları..."
Gözlerinin içine baktım. Yüzünde çok samimi, geçmişe duyulan tatlı bir özlem vardı.
— "Biz de çocukluktan beri birbirimizin gözünün önündeyiz," diye devam etti Hamza, elimi masanın üzerinden sımsıkı tutarak. "Büyüdük, değiştik, araya mesafeler girdi... Ama Karadeniz’de ve sonrasında yaşadığımız her şey bana gösterdi ki, bizim ailelerimiz zaten birmiş. Artık o eski 'komşu çocukları' değiliz. Biz kendi geleceğimizi, kendi yuvamızı kuracak olgunluğa geldik."
Bileğindeki Karagöl bilekliğine dokundum.
— "Furkan çocukluk imajını yıkmaya çalışıyor ama..." dedim gülümseyerek. "Sen benim gözümde o güven veren adama çoktan dönüştün Hamza."
Hamza gülümsedi, elimi öpüp gözlerimin içine baktı:
— "Çünkü arkamda sen vardın Azra. Ailelerimizin kurduğu o güzel dostluğu, biz seninle ömürlük bir aşka dönüştüreceğiz. Bunun için sabırsızlanıyorum."
Masamızda çaylar soğurken, çocukluğumuzun geçtiği bu sokaklarda artık bambaşka bir geleceğe doğru yürüdüğümüzü hissediyordum.