32. bölüm · Beklenmedik An

27. Bolum

Ebarınız Efendım

Göksu'nun Ağzından:
O devasa demir kapılar arkamızdan kapandığında, bir sığınaktan çok geçmişimizin hapishanesine girdiğimizi hissettim. Ev buz gibiydi. Koyu gri duvarlar, devasa deri koltuklar, köşelerdeki güvenlik ekranları... Her detay bu üç adamın iki yıl boyunca ne kadar yalnız, ne kadar karanlık bir hayat sürdüğünü yüzümüze vuruyordu.
İki yıl önce adliye koridorlarında geleceğe dair hayaller kurduğum Emir, şimdi bu devasa malikanenin salonunda belindeki silahı bir kenara koyuyordu.
Salondaki geniş masanın üzerine baktım. Üzerinde kalın dosyalar, İstanbul’un haritaları ve siyah telsizler vardı. Emir bakışlarımı fark edince hızla dosyaları kapattı. Yüzündeki o mahcup, kendini suçlayan ifadeyi gizleyemiyordu.
— "Buraya alışkın değilsiniz," dedi Emir, sesi kısıktı. "Sizi böyle bir hayatın ortasına getirmek istemezdim Göksu."
— "Seni bu hale getiren şey neydi Emir?" diye sordum, gözlerimin dolmasına engel olamayarak. "Bir yanlış anlama... Sadece bir dinlemeyiş yüzünden mi kurdun bu karanlık krallığı?"
Emir elini şakaklarına götürdü. İki yılın ardından o her şeyi çözen avukat zekası tamamen tükenmiş gibiydi. "O gün adliye çıkışında o adamı gördüğümde... Kendimi senin yanında yetersiz hissettim Göksu. Bizi gururumuz yaktı, biliyorum. Ama buraya girdikten sonra çıkış yoktu."
Yaren'in Ağzından:
Furkan’ın mutfaktan getirdiği çay bardağı elinde titrerken, gözlerinin içindeki o kırgınlığı ilk defa bu kadar net görüyordum. O neşeli, etrafına gülücükler saçan stajyer doktor gitmiş; yerine omzunda yüzlerce adamın yükünü taşıyan suskun bir adam gelmişti.
— "Burası senin evin mi Furkan?" dedim etrafı süzerek. "O kadar geniş ama o kadar boş ki..."
Furkan yere baktı. "Burası bir ev değil Yaren. Burası sadece gece başımızı koyduğumuz bir kale. Hayatımızdan çıktığınız günden beri bu evde tek bir gülüş yükselmedi."
— "Bize söyleseydin..." dedim titreyen sesimle. "O gün hastane bahçesindeki o saçma kıskançlığı yapmak yerine karşıma geçip 'Yaren bu kim?' deseydin... Şimdi hastanede, beyaz önlüğünle olurdun. Bu silahların, bu kanın ortasında değil."
Furkan çenesini sıktı, gözünden tek bir damla yaş süzüldü. "Geriye dönemiyorum Yaren. Bu eller battı bir kere. Ama o gece o adamlardan birinin sana zarar vereceği düşüncesi... İşte o an gözüm hiçbir şeyi görmedi."
Azra'nın Ağzından:
Gece terasta Hamza’nın yarasına pansuman yaptıktan sonra sabaha karşı içeri inmiştik. Güneşin ilk ışıkları malikanenin yüksek camlarından içeri süzülüyordu ama evin içindeki o kasvet zerre kadar dağılmıyordu.
Salonda altımız yan yana geldik. İki yıldır kaçtığımız, konuşmaktan korktuğumuz her şey tam şu an bu masadaydı.
Hamza, Furkan ve Emir yan yana duruyorlardı. Ceketlerini çıkarmışlar, o tehlikeli yeraltı patronu maskelerini yere düşürmüşlerdi. Karşımızda duran adamlar, iki yıl önce kalbimizi emanet ettiğimiz ama gururlarına yenilip hayatımızı darmadağın eden o üç adamdı.
— "Artık saklayacak hiçbir şey kalmadı," dedim, üçünün de gözlerinin içine tek tek bakarak. "Gerçekleri biliyorsunuz. O gün bizi dinlemediğinizi, kendi kurduğunuz senaryolara inanıp gittiğinizi biliyorsunuz. Peki şimdi ne olacak?"
Hamza bir adım öne çıktı. Siyah gözlerinde iki yılın birikmiş pişmanlığı ve sarsılmaz bir kararlılık vardı.
— "Geçmişi silemeyiz Azra," dedi Hamza, sesi salonda yankılanarak. "Sizi dinlemediğimiz her saniye için, çekip gittiğimiz o gün için her gün kendi cehennemimizde yandık. Biz karanlığa battık, doğru. Ama bu saatten sonra ne sizin aydınlığınızdan tamamen kopabiliriz... Ne de sizi bu yeraltı dünyasının tehlikelerine terk ederiz."
Göksu ayağa kalktı. "Bizim hayatımıza yön vermenize izin vermeyeceğiz ama! İki yıl sonra gelip bizi koruma bahanesiyle kendi dünyanıza hapsedemezsiniz."
Emir acı bir tebessümle Göksu’ya baktı. "Sizi hapsetmiyoruz Avukat Hanım. Sadece bu defa... Yanınızda durmamıza izin verin. Biz iki yıl önce o masadan kalkarak hayatımızın en büyük hatasını yaptık. Bir daha o hatayı yapmayacağız."
İki taraf da artık kartları tamamen açık oynuyor. Yanlış anlamalar temizlendi, maskeler düştü ancak erkeklerin yeraltı dünyasındaki varlığı hâlâ en büyük engeldi