Balkan Ninnisi kitap kapağı

5. bölüm / 25

Balkan Ninnisi

Şirket meselesi 3 bölüm.

Vaveyla Yazarı: Defne Alaca7

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Şirket meselesi 3 bölüm.

gözlerimi telefon sesiyle açtım Telefonu açıp kulağma götürdüm "pusat bey ııı küçük bir sorun var "

"Ne sorunu Seçil "

"Efendim selçuk bey mimar olan sinem hanımı iş'den kovdu ve iş yarım kaldı "

"Ne demek kovdu ne demek iş yarım kaldı o onu kovarken sen ne yapıyordun Seçil " derin bir nefes aldım bıkkınlıkla nefesimi dışarı verdim karşı tarafın konuşmasına izin vermeden lafa girdim

"Ben gelene kadar sinem hanıma ulaş Seçil "

"Tamam efendim

Telefonu kapatıp yatağın üzerine attım. Sinem Hanım, bizim şirket için sadece bir çalışan değil, projelerimizin mimari ruhuydu. Onun eli değmeden çıkan hiçbir iş içime sinmezdi. Hele ki Selçuk'un o ani çıkışları... Kaç kere söyledim, duygularını dizginle, şirkette patron gibi değil ortak gibi davran diye. Ama nerde!

Yatakta bir süre gözümü tavana diktim. Bugün Pazar'dı, normalde hiçbir şeye karışmam. Ama bu "küçük sorunlar" her defasında bir dağ gibi büyüyüp önümde dikilirdi. Üstelik Sinem Hanım da öyle kolay kolay ikna olacak biri değildi. Onuru, gururu yerindeydi. Bir daha o kapıdan girer mi, bilemem.

Yavaşça yerimden kalktım, üstüme siyah tişörtümü geçirirken bir yandan Seçil'i düşündüm. O da canımı sıkıyor son zamanlarda.

Mutfağa geçip kahvemi hazırladım. Kahvenin ilk yudumunu alırken telefon tekrar çaldı. Ekranda Seçil'in adı yazıyordu.

"Alo?"

"Efendim, Sinem Hanım'la konuştum. Sizi görmek istemiyor. 'Artık o şirkete dönmeyeceğim,' dedi."

Dudaklarımı sıktım. Bu cümleyi duymak sinirlerimi daha da gerdi.

"Adresini ver. Kendim konuşacağım."

"Efendim, ama–"

"Adres, Seçil."

Sessizlik. Sonra hafif titrek bir sesle cevap verdi:

"Mail atıyorum şimdi."

Telefonu kapatıp camdan dışarı baktım. Tırabzon, bugün griydi. Ne garip... İnsanlar en çok bu renkte yüzleşir kendisiyle.

Sinem Hanım'ı geri getireceğim. Bu işi ondan iyi yapan bir mimar görmedim işin'de çok iyi Ve eğer bu krizi çözemessem Mirza gibi birinin ağzına düşeceğim onun ağzına düşmemeliyim o piçi çekemem Mirza bizim ortaklarımız'den biri çok piç biri adam'da beni rahatsız eden bir şey var

Ceketimi alıp tam kapıya yönelmiştum ki mutfaktan anamın sesi geldi.

— "N'ola uşağum, bu saatte nereye gidisun? Kahvaltı etmeden kapı mı çarpilur ha?"

Kapının eşiğinde durup derin bi nefes aldum. İçimden saydım, sabrımı topladım, sonra döndüm arkama, anama baktum. Elinde çay tepsisiyle dikilmiş, bi elinde da zeytinli tabak. Yüzü sert ama gözü kaygılıydı.

— "Ana, şirkete gidiyrum. Bi iş çıktı, acil."

Kaşlarını çattı, sesi biraz yükseldi:

— "Ula Pusat, bugün da Pazar be! Bu şirkette hiç adam kalmadı da hep sen mi halledeceisun? Bi dur gari, bi soluklan!"

— "Ana, şimdi gitmem lazim. Bi mimar vardı hani, Sinem Hanım. Onu kovmuşlar. İş kalmış ortada. Ben çözmeden olmaz bu."

Başını iki yana salladı, gözleri doldu dolacak gibiydi ama tuttu kendini.

— "Tamam da uşağum, insan da azıcık kendini düşünür. Hep iş, hep iş... N'olacak sonun ha?"

— "Halledeceğim ana, merak etme. Akşama geç kalmam. Yemeği birlikte yeriz, söz."

Kapıya yönelmiştum ki, anamın sesi arkadan bi daha geldi. Bu kez daha içli, daha yumuşaktı:

— "Pusat... Ne zaman kendine bi dünya kuracaksın ha? Hep başkalarına mı koşacağisun?"

Durdum. Bi an öylece kaldum. Ama cevap vermedum. Veremezdim. Biliydu, içimdekini.

Merdivenleri inerken burnuma kızarmış ekmeğin, taze çayın kokusu karışıydu. Ama aklım hâlâ Sinem Hanım'daydı. Bu işi çözecem. Ne pahasina olursa olsun.

Arabaya atladım, motoru çalıştırırken Seçil'den gelen maili açtım. Çıktım yola

Yolda giderken kafamın içinde bin tane soru dolaşıyordu. "Selçuk ne halt etti yine?" demek geçiyordu içimden ama asıl mesele onun ne yaptığı değil, Sinem'in nasıl kırıldığıydı. O kadının işine, mesleğine gösterdiği saygı, bazı adamlarda bile yoktu. Onu kaybedersem sadece bir çalışanı değil, şirketin bel kemiğini kaybederdim.

Sinemin evine vardığımda. Serin rüzgar esintisi camdan girerken ruhuma değdi ama içimdeki sıkıntıyı almadı. Aracı kaldırıma yakın bir yere çektim. Adrese doğru yürürken apartmanın numarasını aradım. Üç katlı, eski ama bakımlı bir binaydı.sakin bir sessizlik vardı burada.

Zili çaldım. İlk başta kimse cevap vermedi. Sonra tiz, temkinli bir ses duyuldu:

— "Kim o?"

— "Pusat. Pusat Karahanlı."

Kısa bir sessizlik. Sanki o birkaç saniye içinde geçmişi tarttı, olanları düşündü, sonra yine aynı tonla ama bu kez daha yorgun:

— "Gelmene gerek yoktu."

— "Belki. Ama ben gereğini bilirim."

Kapıdan bir tık sesi geldi. Açılmıştı.

Merdivenleri yavaşça çıktım. Üçüncü kata gelince, ahşap kapının önünde durdum. Hafif aralık kapı. Sinem Hanım, kapının ardında durmuş beni bekliyordu. Saçları dağınıktı ama hâlâ dimdikti duruşu. Gözlerinin altı hafif mor, belli ki geceyi uykusuz geçirmiş.

— "Konuşacaklarımız kısa olsun, Pusat Bey," dedi.

Ben ise tam tersini düşündüm.

— "Ben uzun konuşmaya geldim, Sinem Hanım. Çünkü siz bizimle yürürken şirket yürüyordu. Şimdi durdu. Ben de sizinle beraber yürümeye geldim, ama bu kez size hak ettiğiniz gibi davranılarak."

İlk defa göz göze geldik o an. Ve anladım ki, bu sadece bir iş görüşmesi olmayacaktı.

Evin içine adımımı attım. Ahşap döşemeler gıcırdadı. İçeride eski kitap kokusu, taze demlenmiş çayla karışmıştı. Sinem Hanım salona geçip pencere kenarındaki koltuğa oturdu. Ben de karşısındaki sandalyeye iliştim. Sessizlik birkaç saniye sürdü. Dışarıdan martı sesi, uzaktan motor sesleri geliyordu.

— "Yorulmuşsunuz," dedim. "Yüzünüzden belli."

Başını çevirmeden pencereye baktı.

— "Siz de yorulmuşsunuz Pusat Bey. Ama siz alışkınsınız, ben değilim."

Bir an durdum. Duruşundaki kırılganlık, sesindeki netlik dikkatimi çekti. Kadın incinmişti ama pes etmemişti.

— "Bu memlekette, hele ki bizim işlerimizde, kadın olmak kolay değil," dedim. "Ama siz hep ayakta kaldınız. O yüzden bu işi böyle bitirmenizi kabul edemem."

— "Benim mesleğim onurumdur. Onurum çiğnendiyse, o binaya geri dönmem."
Sesi sakindi ama içinde fırtına taşıyordu.

— "Selçuk'un densizliğini savunmuyorum. Ama onun hatasını şirkete, bana, projeye yüklemeyin."

O an bana döndü. Gözleri sertti.

— "Ben sizin için çalışmadım Pusat Bey. Ben işime saygı duydum. Siz de bana bu saygıyı gösterdiğiniz için oradaydım. Ama biri bağırırken, öteki susuyorsa... orada durmam."

Derin bir nefes aldım. Elimi dizime koyup öne doğru eğildim biraz.

— "Ben sustum çünkü önce dinlemem gerekiyordu. Şimdi konuşuyorum. Selçuk artık o projede yok. Sizin yeriniz hâlâ orası. Hem ben sizin yokluğunuzda proje başlamaz dedum herkese."

Şaşırdı. Kaşlarını kaldırdı hafifçe.

— "Ciddi misiniz?"

— "Ben Karadenizliyim, hanım. Bir laf verdim mi, arkasında dururum."

Sinem Hanım bir süre sessiz kaldı. Sonra usulca yerinden kalktı, mutfağa yöneldi.

— "Bir çay koyayım," dedi. "Sonra konuşuruz. Ama şartlarımı baştan bilmeniz gerek."

İçten içe gülümsedim. Bu, Karadeniz'de affetmenin başka bir şekliydi. Çay koyuyorsa, umut var demekti.

Mutfağın içinden bardak tıkırtıları, çaydanlığın fokurtusu geliyordu. Pusat, salonda pencereye yaklaşmış, denizi izliyordu. Dalgalar taşlara vururken içindeki öfke ve telaş da yavaş yavaş çekiliyordu. Birazdan başlayacak konuşma, işin kaderini belirleyecekti.

Sinem Hanım, iki ince belli bardakta çayla geri döndü. Biri şekersizdi. Pusat'a uzattı.

— "Şekersiz içiyorsunuz değil mi? Hatırladım."

Pusat çayı aldı. Başını hafif eğdi.
— "Demli olsun da, şekersiz dert değil."

Karşılıklı oturdular. Sinem, bardağını tutarken gözlerini kaldırdı.

— "Projeye dönerim ama bazı şartlarla. Önce bunları netleştirelim."

— "Dinleyrum," dedi Pusat, ciddi bir ifadeyle. "Ağzınızdan çıkan her laf, kâğıda yazılmış gibidir benim için."

Sinem tek tek parmaklarıyla saymaya başladı:

— "Bir: Projede artık tek yetkili mimarım. Kimse tasarıma karışmayacak.
İki: Çalışma alanıma Selçuk gibi müdahaleci biri bir daha yaklaşmayacak.
Üç: İşçilerin ve teknik ekibin ödemeleri, çizdiğim takvime göre düzenlenecek. Aksaklık istemem.
Ve dört..." Bir an durdu, gözleri Pusat'a kenetlendi. "...beni biri rencide ettiğinde, kim olursa olsun, siz susmayacaksınız."

Pusat başını yavaşça salladı.

— "Dörtte dört. Hepsine tamam."

— "Söz mü?"

— "Benim sözüm, Karadeniz toprağı gibidir. Altını eşelemeden bozulmaz."

Bu cevap, Sinem'in yüzünde küçük bir yumuşama bıraktı. Ama hâlâ temkinliydi.

— "O zaman yarın sabah şantiyedeyim. Ama şunu bilin: Bu, ikinci ve son gelişim olur. Üçüncüsü yok."

Pusat çayından bir yudum aldı. Bardakla beraber ayağa kalktı.
— "O zaman biz de ikinci kez hata yapmayız, hanım. Şimdi izin isteyeyim, sizi yordum."

Sinem Hanım sadece başını salladı. Pusat kapıya yöneldiğinde, arkasından gelen o son cümleye hafifçe duraksadı:

— "Bu memleketin adamı az ama düzgünü hâlâ varmış."

Pusat arkaya bakmadan cevap verdi:

— "Biz düzgün doğduk da, zaman bizi eğip bükmeye kalktı. Ama yamulmadık şükür."

Kapıyı kapattı ve sessizce merdivenlerden indi. Ertesi gün, her şey kaldığı yerden ama yeni bir düzenle başlayacaktı.

_____________________________________

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

35okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.