Balkan Ninnisi kitap kapağı

14. bölüm / 25

Balkan Ninnisi

Balkan Ninnisi 12 BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Defne Alaca7

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: Balkan Ninnisi 12 BÖLÜM

İTALYA – VİLLA / BEBEK ODASI – FERİDE 8 AYLIK HAMİLE
Feride artık daha yavaş hareket ediyor.Karnı iyice belirginleşmiş, adımları ağırlaşmış durumda.Nefes alışverişi bile değişmiş.Sabahları belini tutarak uyanıyor, geceleri uyuyamıyor.Ama bu sabah farklı… çünkü bugün bebek odasını hazırlıyorlar.
Pusat çoktan işe koyulmuş.Gri tonlarda boyanmış, bol ışık alan geniş bir odayı bebeklere ayırdılar.Bir duvarı açık deniz mavisine, diğerini pudra pembesine boyamışlar.Her şey sade ama zarif.İki beşik, bir koltuk, bir masa ve bir kitaplık.Odaya ilk önce güvenlik sistemlerini kuran Pusat, bugün daha yumuşak işlere odaklanmış.
⸻
PUSAT (bir kutudan duvar sticker’ları çıkarırken):“Yıldızlı mı yapalım yoksa ay ve bulut mu?Bak bu Elay için, bu da Asaf’a gider.”
Feride, sırtına yastık koyarak yere oturmuş.Elinde minik battaniyeler, onları katlayıp kokluyor.Bazen durup beşiklere bakıyor, gözleri dolu dolu…
FERİDE:“Yıldızlı olsun.Zaten onlar gökten gelmiş gibi…Elay’a pembe yıldızlar, Asaf’a gri ve açık mavi.”
Pusat sessizce başını sallar.Bir yandan sticker’ları özenle yapıştırırken, bir yandan Feride’ye göz ucuyla bakar.Onun bu haline hayran…Yorgun ama kararlı.Ağrılı ama umutla dolu.
Birlikte kurdukları küçük kitaplığı yerleştirirken, Feride yere oturup kitapları dizmeye başlar.Hepsi bebek masalları… ama bir kitap aralarında farklıdır:“Yıldızın Altında” eski bir hikâye kitabı var
FERİDE:“İlk gece onlara ben okuyacağım.İki farklı bebek, ama bir kalpte büyüyenler için bir masal…”
⸻
Akşamüstüne doğru odanın şekli tamamlanır.Beşikler yerleştirilir.Elay’ın beşiğine küçük bir peluş ayıcık,Asaf’ın beşiğine gri bir fil konur.Üzerlerine nakışla işlenmiş isimleri:“Elay Karahanlı” ve “Asaf Karahanlı.”
Pusat perdeyi düzeltirken, Feride birden yavaşça konuşur:
FERİDE:“Biliyor musun Pusat, ben korkuyorum.İkisine birden yetememekten, biri hasta olursa… ya ben yetişemezsem”
Pusat yerinden kalkar.Feride’nin önünde diz çöker.Karnını okşar, sonra onun gözlerine bakar.
PUSAT (yumuşak ama net bir sesle):“Korkma Bana bile annelik yapıyorsun çocuklarımıza mı Annelik yapamayacaksın Feride”
“Senin yetemeyeceğin bir tek şey yok Ben zaten o yüzden sana her sabah yeniden âşık oluyorumVe biz bu odayı iki çocuk için değil, dört kişi için kurduk Sen ben Elay ve Asafa Birbirine sırt vermiş dört kalp olarak ”
Feride’nin gözleri dolu dolu olur.Ağlamaya başlar, ama bu sefer korkudan değil.Gözyaşlarında güven, huzur ve hayal ettiklerine kavuşmanın sancılı mutluluğu vardır
⸻
Gece olunca, bebek odasında loş bir gece lambası yanar.Feride koltuğa uzanır, Pusat yere yaslanır.İkisinin arasında büyüyen sessizlik, sadece aşkın değil…
aile olmanın sessiz şarkısıdır.
Loş bir ışık odaya yayılıyor. Geceleri açık bırakılan küçük gece lambası, duvardaki yıldız sticker’larını yumuşak bir parıltıyla dans ettiriyor. Ay ve bulut desenleri, tavanın köşelerine usulca vurmuş. Sanki masalların başlangıcındaki o “bir varmış bir yokmuş” hali, bu odada hâlâ nefes alıyor.
Feride, koltuğa kurulmuş ama rahat edememiş. Karnı artık öyle büyük ki… tek bir pozisyonda uzun süre kalması mümkün değil. Belinde sıkışma, sırtında batma, ayaklarında karıncalanma… Ve tüm bunların ortasında değişken bir ruh hali: bir an gülüyor, bir an ağlamaya meylediyor, sonra sadece susup karnını izliyor.
Pusat, koltuğun önünde yere uzanmış. Başını koltuğa yaslamış, elinde bir çocuk kitabı: “kül kedisi ” Gözleri dalgın, sesi yorgun ama kalbi tetikte Feride’nin her kıpırtısında ayağa kalkıp Feride’nin yanına gitmeye hazır
_________
Odanın sessizliği geceye ait. Dışarıdan cırcır böceklerinin, uzaktan bir baykuşun sesi geliyor. Villa, doğanın kalbinde bir yerde; ve geceleri burada zaman sanki yavaşlıyor. Ta ki…birden Feride burnunu kıvırarak uyanana kadar
FERİDE “Pusat… burnuma bir şey geldi… ben… balık mı kokuyor “
Yine burnunu hareket ettirerek havayı koklar yüzünü buruşturur. Ardından suçlu bir bakışla Pusat’a döner.
FERİDE:“Sen balık mı yedin gizlice? Vallahi kokusu burnumun ucunda.”
PUSAT (gözlerini kırpıştırarak uyanır):“Gece gece Ne balığı kadın Akşamdan beri mutfağa adım atmadım ben.”
Feride’nin yüzü ciddileşir, ama gözleri bir çocuğun hayal kurarkenki ışıltısına bürünmüştür.
FERİDE (heyecanla):“Ton balıklı pizza olabilir… ama üstünde zeytin de olacak… bi de şey… kekik… sonra, sonra ananas… yok ananas istemiyorum! Onun yerine… hmm… peynirli börek! Ama bizim oranınki gibi! Bol maydanozlu, ince yufkalı… sıcak olacak, ama fırından yeni çıkmış gibi!”
PUSAT )Feride’nin yanına oturup Feride’nin ellerini tutarak “Feride, sabah ezanına iki saat kalmış. Sen ton balığı pizzayla ve böreği yan yana mı istiyorsun şimdi?”
Feride bir an durur. Gözleri sulanır. Alt dudağı titrer.
FERİDE (titrek bir sesle):“İstemiyorum… zaten hiçbirini yiyemiyorum artık. Çok yedim mi Midem ekşiyor, göğsüm yanıyor, oturamıyorum, yatamıyorum… her yerim şiş. Ayaklarım fil ayağı gibi. Kafam karışık. Bugün kitapları dizerken birden gözlerim doldu… mutlu muyum, yorgun muyum bilmiyorum. Sonra battaniyeleri kokladım… içim huzurla doldu. Ama aynı anda içim sıkıştı. Sonra o yıldızlara bakarak ağladım”
“Pusat… Ya doğuramazsam? Ya içeride kalırlarsa? Ya biri ağlayınca öbürü de ağlarsa? Ya ben yetişemezsem!?”
Pusat bir an onu izler. Gözlerinin altındaki mor halkaları, solgun ama ışıltılı yanaklarını, kucağındaki battaniyeyi sıkıca tutuşunu… sonra ağır ağır yerinden kalkar. Önüne çöker, elini Feride’nin karnına koyar.
PUSAT (sakin ama kararlı):“Sen sadece anne olmuyorsun, Feride. Sen bir evren oluyorsun bu çocuklara. İçlerinde büyüdükleri, güvende oldukları, tanıdıkları ilk dünya sensin. Korkmana gerek yok. Çünkü senin korkularını bile anlayan biri var artık yanında Ben Yetişemediğinde ben tutacağım Uyuyamadığında ben saracağım. Ağladıklarında birlikte susturacağız. Ve biz bu odayı sadece Elay’la Asaf için değil… dört kişi için kurduk. Sen, ben, Elay ve Asaf. Biz dördümüz, sırt sırta veren bir ordu gibiyiz. Ve sen bizim kalbimizsin.”
Feride, başını Pusat’ın omzuna koyar. Sessizce ağlar. Ama bu gözyaşlarında ne umutsuzluk ne de korku vardır. Sadece derin bir kabul… ve sonsuz bir güven.
Sonra bir anda mırıldanır.
FERİDE (hıçkırık arasında):“Bir de… çikolatalı kek istiyorum. Ama portakal kabuğu rendeli. Ve üstünde pudra şekeri… bir de… biraz tarçın…”
PUSAT (hafifçe gülerek):“Portakal kabuğunu da belirttiğine göre kaçamayacağım belli oldu.”
Ayağa kalkar, elini Feride’nin saçına götürür, alnını öper.
PUSAT:“Sen koltukta kal. Ben kek işine girişiyorum. İkiz komutanlardan emir geldi.”
⸻
GECE – MUTFAK
Pusat, mutfakta telefonu tezgâha koymuş, internetten kek tarifi okuyor. Bir yandan un eliyor, bir yandan yumurtayı kırarken iç çekiyor.
PUSAT (kendi kendine):“Unutma Pusat, bu sadece kek değil… bu bir sevgi göstergesi. Bu bir barış anlaşması. Bu… hormonlu bir kadına gece 2’de hayatta kalma garantisi.” der ve hafif bir şekilde gülümser
Portakal kabuğu rendesini Harcın içine katıp karıştırırken bir an uyuklar tam Kekin içine düşecekken kendine gelir o anda Feride’nin mutfağı saran kokuyu alınca nasıl sabırsızlanacağı aklına gelince yüzün’de bir gülümseme belirir.
⸻
YATAK ODASI – GECE YARISI
Kekin kokusu yukarı çıkmaya başlar. Feride, battaniyesini biraz daha üzerine çeker. Ama burnuna gelen o koku… Feride’yi mesteder
FERİDE (yukarıdan seslenerek):“Oldu muuuu? Ay portakal geldi burnuma! Kızım bi tekme attı az önce! Bu bir işaret!”
PUSAT (gülerek aşağıdan):“Birazdan fırından çıkarlar Elay şef .”der gülümserken
⸻
YATAK ODASI – SABAH
Sabah güneşi perde aralığından usulca süzülüyor. Feride, koltukta battaniyeye sarılmış. Kucağında yarısı yenmiş Tom balıklı pizza bir elinde bir kek parçası diyer elinde yarım börek Uyumadan önce son çırpınışlarında kekin köşesini kemirmiş, sonra karnına sarılıp uyuyakalmış.
Pusat, yavaşça odanın kapısını açar. Elinde kahve. Sessiz adımlarla yanına gelir ve elindeki kahveyi makyaj masasının üzerine bırakır Feride’nin üzerindeki battaniyeyi yavaşça alır ve koltuğun yan tarafına bırakır Feride’yi Kucaklayıp yatağa yatırıp üzerini örter sonra alnındaki ince teri siler. Ardından karnına bakar. Minik bir gülümsemeyle fısıldar:
PUSAT (fısıltıyla):“Annenizi çok yormayın… Elay, Asaf, anneniz mucize gibi. Ve ben bu mucizenin ortasında… sonsuza kadar kalmaya razıyım.”
Güneş yükselir.
Ve Feride’nin karnında, iki minik mucize, huzurla bir başka sabaha uyanır

_____________________________________
İTALYA – VİLLA / BEBEK ODASI – FERİDE 8 AYLIK HAMİLE
Feride artık daha yavaş hareket ediyor.Karnı iyice belirginleşmiş, adımları ağırlaşmış durumda.Nefes alışverişi bile değişmiş.Sabahları belini tutarak uyanıyor, geceleri uyuyamıyor.Ama bu sabah farklı… çünkü bugün bebek odasını hazırlıyorlar.
Pusat çoktan işe koyulmuş.Gri tonlarda boyanmış, bol ışık alan geniş bir odayı bebeklere ayırdılar.Bir duvarı açık deniz mavisine, diğerini pudra pembesine boyamışlar.Her şey sade ama zarif.İki beşik, bir koltuk, bir masa ve bir kitaplık.Odaya ilk önce güvenlik sistemlerini kuran Pusat, bugün daha yumuşak işlere odaklanmış.
⸻
PUSAT (bir kutudan duvar sticker’ları çıkarırken):“Yıldızlı mı yapalım yoksa ay ve bulut mu?Bak bu Elay için, bu da Asaf’a gider.”
Feride, sırtına yastık koyarak yere oturmuş.Elinde minik battaniyeler, onları katlayıp kokluyor.Bazen durup beşiklere bakıyor, gözleri dolu dolu…
FERİDE:“Yıldızlı olsun.Zaten onlar gökten gelmiş gibi…Elay’a pembe yıldızlar, Asaf’a gri ve açık mavi.”
Pusat sessizce başını sallar.Bir yandan sticker’ları özenle yapıştırırken, bir yandan Feride’ye göz ucuyla bakar.Onun bu haline hayran…Yorgun ama kararlı.Ağrılı ama umutla dolu.
Birlikte kurdukları küçük kitaplığı yerleştirirken, Feride yere oturup kitapları dizmeye başlar.Hepsi bebek masalları… ama bir kitap aralarında farklıdır:“Yıldızın Altında” eski bir hikâye kitabı var
FERİDE:“İlk gece onlara ben okuyacağım.İki farklı bebek, ama bir kalpte büyüyenler için bir masal…”
⸻
Akşamüstüne doğru odanın şekli tamamlanır.Beşikler yerleştirilir.Elay’ın beşiğine küçük bir peluş ayıcık,Asaf’ın beşiğine gri bir fil konur.Üzerlerine nakışla işlenmiş isimleri:“Elay Karahanlı” ve “Asaf Karahanlı.”
Pusat perdeyi düzeltirken, Feride birden yavaşça konuşur:
FERİDE:“Biliyor musun Pusat, ben korkuyorum.İkisine birden yetememekten, biri hasta olursa… ya ben yetişemezsem”
Pusat yerinden kalkar.Feride’nin önünde diz çöker.Karnını okşar, sonra onun gözlerine bakar.
PUSAT (yumuşak ama net bir sesle):“Korkma Bana bile annelik yapıyorsun çocuklarımıza mı Annelik yapamayacaksın Feride”
“Senin yetemeyeceğin bir tek şey yok Ben zaten o yüzden sana her sabah yeniden âşık oluyorumVe biz bu odayı iki çocuk için değil, dört kişi için kurduk Sen ben Elay ve Asafa Birbirine sırt vermiş dört kalp olarak ”
Feride’nin gözleri dolu dolu olur.Ağlamaya başlar, ama bu sefer korkudan değil.Gözyaşlarında güven, huzur ve hayal ettiklerine kavuşmanın sancılı mutluluğu vardır
⸻
Gece olunca, bebek odasında loş bir gece lambası yanar.Feride koltuğa uzanır, Pusat yere yaslanır.İkisinin arasında büyüyen sessizlik, sadece aşkın değil…
aile olmanın sessiz şarkısıdır.
Loş bir ışık odaya yayılıyor. Geceleri açık bırakılan küçük gece lambası, duvardaki yıldız sticker’larını yumuşak bir parıltıyla dans ettiriyor. Ay ve bulut desenleri, tavanın köşelerine usulca vurmuş. Sanki masalların başlangıcındaki o “bir varmış bir yokmuş” hali, bu odada hâlâ nefes alıyor.
Feride, koltuğa kurulmuş ama rahat edememiş. Karnı artık öyle büyük ki… tek bir pozisyonda uzun süre kalması mümkün değil. Belinde sıkışma, sırtında batma, ayaklarında karıncalanma… Ve tüm bunların ortasında değişken bir ruh hali: bir an gülüyor, bir an ağlamaya meylediyor, sonra sadece susup karnını izliyor.
Pusat, koltuğun önünde yere uzanmış. Başını koltuğa yaslamış, elinde bir çocuk kitabı: “kül kedisi ” Gözleri dalgın, sesi yorgun ama kalbi tetikte Feride’nin her kıpırtısında ayağa kalkıp Feride’nin yanına gitmeye hazır
_________
Odanın sessizliği geceye ait. Dışarıdan cırcır böceklerinin, uzaktan bir baykuşun sesi geliyor. Villa, doğanın kalbinde bir yerde; ve geceleri burada zaman sanki yavaşlıyor. Ta ki…birden Feride burnunu kıvırarak uyanana kadar
FERİDE “Pusat… burnuma bir şey geldi… ben… balık mı kokuyor “
Yine burnunu hareket ettirerek havayı koklar yüzünü buruşturur. Ardından suçlu bir bakışla Pusat’a döner.
FERİDE:“Sen balık mı yedin gizlice? Vallahi kokusu burnumun ucunda.”
PUSAT (gözlerini kırpıştırarak uyanır):“Gece gece Ne balığı kadın Akşamdan beri mutfağa adım atmadım ben.”
Feride’nin yüzü ciddileşir, ama gözleri bir çocuğun hayal kurarkenki ışıltısına bürünmüştür.
FERİDE (heyecanla):“Ton balıklı pizza olabilir… ama üstünde zeytin de olacak… bi de şey… kekik… sonra, sonra ananas… yok ananas istemiyorum! Onun yerine… hmm… peynirli börek! Ama bizim oranınki gibi! Bol maydanozlu, ince yufkalı… sıcak olacak, ama fırından yeni çıkmış gibi!”
PUSAT )Feride’nin yanına oturup Feride’nin ellerini tutarak “Feride, sabah ezanına iki saat kalmış. Sen ton balığı pizzayla ve böreği yan yana mı istiyorsun şimdi?”
Feride bir an durur. Gözleri sulanır. Alt dudağı titrer.
FERİDE (titrek bir sesle):“İstemiyorum… zaten hiçbirini yiyemiyorum artık. Çok yedim mi Midem ekşiyor, göğsüm yanıyor, oturamıyorum, yatamıyorum… her yerim şiş. Ayaklarım fil ayağı gibi. Kafam karışık. Bugün kitapları dizerken birden gözlerim doldu… mutlu muyum, yorgun muyum bilmiyorum. Sonra battaniyeleri kokladım… içim huzurla doldu. Ama aynı anda içim sıkıştı. Sonra o yıldızlara bakarak ağladım”
“Pusat… Ya doğuramazsam? Ya içeride kalırlarsa? Ya biri ağlayınca öbürü de ağlarsa? Ya ben yetişemezsem!?”
Pusat bir an onu izler. Gözlerinin altındaki mor halkaları, solgun ama ışıltılı yanaklarını, kucağındaki battaniyeyi sıkıca tutuşunu… sonra ağır ağır yerinden kalkar. Önüne çöker, elini Feride’nin karnına koyar.
PUSAT (sakin ama kararlı):“Sen sadece anne olmuyorsun, Feride. Sen bir evren oluyorsun bu çocuklara. İçlerinde büyüdükleri, güvende oldukları, tanıdıkları ilk dünya sensin. Korkmana gerek yok. Çünkü senin korkularını bile anlayan biri var artık yanında Ben Yetişemediğinde ben tutacağım Uyuyamadığında ben saracağım. Ağladıklarında birlikte susturacağız. Ve biz bu odayı sadece Elay’la Asaf için değil… dört kişi için kurduk. Sen, ben, Elay ve Asaf. Biz dördümüz, sırt sırta veren bir ordu gibiyiz. Ve sen bizim kalbimizsin.”
Feride, başını Pusat’ın omzuna koyar. Sessizce ağlar. Ama bu gözyaşlarında ne umutsuzluk ne de korku vardır. Sadece derin bir kabul… ve sonsuz bir güven.
Sonra bir anda mırıldanır.
FERİDE (hıçkırık arasında):“Bir de… çikolatalı kek istiyorum. Ama portakal kabuğu rendeli. Ve üstünde pudra şekeri… bir de… biraz tarçın…”
PUSAT (hafifçe gülerek):“Portakal kabuğunu da belirttiğine göre kaçamayacağım belli oldu.”
Ayağa kalkar, elini Feride’nin saçına götürür, alnını öper.
PUSAT:“Sen koltukta kal. Ben kek işine girişiyorum. İkiz komutanlardan emir geldi.”
⸻
GECE – MUTFAK
Pusat, mutfakta telefonu tezgâha koymuş, internetten kek tarifi okuyor. Bir yandan un eliyor, bir yandan yumurtayı kırarken iç çekiyor.
PUSAT (kendi kendine):“Unutma Pusat, bu sadece kek değil… bu bir sevgi göstergesi. Bu bir barış anlaşması. Bu… hormonlu bir kadına gece 2’de hayatta kalma garantisi.” der ve hafif bir şekilde gülümser
Portakal kabuğu rendesini Harcın içine katıp karıştırırken bir an uyuklar tam Kekin içine düşecekken kendine gelir o anda Feride’nin mutfağı saran kokuyu alınca nasıl sabırsızlanacağı aklına gelince yüzün’de bir gülümseme belirir.
⸻
YATAK ODASI – GECE YARISI
Kekin kokusu yukarı çıkmaya başlar. Feride, battaniyesini biraz daha üzerine çeker. Ama burnuna gelen o koku… Feride’yi mesteder
FERİDE (yukarıdan seslenerek):“Oldu muuuu? Ay portakal geldi burnuma! Kızım bi tekme attı az önce! Bu bir işaret!”
PUSAT (gülerek aşağıdan):“Birazdan fırından çıkarlar Elay şef .”der gülümserken
⸻
YATAK ODASI – SABAH
Sabah güneşi perde aralığından usulca süzülüyor. Feride, koltukta battaniyeye sarılmış. Kucağında yarısı yenmiş Tom balıklı pizza bir elinde bir kek parçası diyer elinde yarım börek Uyumadan önce son çırpınışlarında kekin köşesini kemirmiş, sonra karnına sarılıp uyuyakalmış.
Pusat, yavaşça odanın kapısını açar. Elinde kahve. Sessiz adımlarla yanına gelir ve elindeki kahveyi makyaj masasının üzerine bırakır Feride’nin üzerindeki battaniyeyi yavaşça alır ve koltuğun yan tarafına bırakır Feride’yi Kucaklayıp yatağa yatırıp üzerini örter sonra alnındaki ince teri siler. Ardından karnına bakar. Minik bir gülümsemeyle fısıldar:
PUSAT (fısıltıyla):“Annenizi çok yormayın… Elay, Asaf, anneniz mucize gibi. Ve ben bu mucizenin ortasında… sonsuza kadar kalmaya razıyım.”
Güneş yükselir.
Ve Feride’nin karnında, iki minik mucize, huzurla bir başka sabaha uyanır

_____________________________________

Yıldızların tam karşısında böyle bir duvar kâğıdı var

Duvardaki yıldızlar

Bebeklerin beşikleri

Bebeklerin Dolabı

Masal köşesi

Emzirme koltuğu masal köşesinin yanında hayalede bilirsiniz

Bebişler

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

27okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.