42. bölüm · ASR-I EMANET

42

Eylem D

Sarayın koridorlarında, Şehzade Laçin'in öfkeli adımları yankılanıyordu. Kaftanının eteği yerdeki mermerleri döverken, arkasından yetişmeye çalışan ağalar nefes nefeseydi. Laçin, sadece bir şehzade gibi değil, üzerine kara bulutlar çökmüş bir fırtına gibi yürüyordu.

Handan Sultan'ın dairesine vardığında, nöbetçiler onun yüzündeki o alışılmadık sertliği görünce istemsizce geri çekildiler.

İçeri girdiğinde Handan Sultan, sedirinde oturmuş, büyük bir vakarla şerbetini yudumluyordu. Gözlerinde, kurduğu tuzağın tıkır tıkır işlemesinden kaynaklanan o kibirli parıltı vardı.

Laçin, usulen başını eğdi ama gözlerini bir an bile Handan Sultan'ın üzerinden ayırmadı. "Sultan'ım," dedi sesi buz gibi bir tınıyla.

Handan Sultan, fincanını gümüş zarfına yavaşça bıraktı. "Hoş gelmişsin Şehzade Laçin. Oturmaz mısın? Yüzün pek asık, hayırdır? Bir derdin mi vardır?"

Laçin oturmadı. Aksine, aradaki mesafeyi koruyarak dik durdu. "Dert değil de merak diyelim Sultan'ım. Edirne'den haber var mıdır? Kardeşim Mehmed'in sıhhati nicedir? Oraların havası, ona iyi gelmiştir umarım."

Handan Sultan'ın yüzündeki gülümseme bir anlığına dondu. Mehmed'in adının anılması, onun en taze yarasına tuz basmaktı. "Mehmed iyidir," dedi dişlerinin arasından. "Lakin senin sıhhatin ve saraydaki itibarın beni daha çok endişelendirir oldu. Duyduğum fısıltılar uykularımı kaçırır."

Laçin hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme bir bıçak kadar keskindi. "Fısıltılar mı? Sizin kulağınıza gidenler, muhtemelen kendi cariyelerinizin üflediği toz bulutlarıdır Sultan'ım."

Handan Sultan kaşlarını çattı. "Haremde senin bir hatuna tutulup mühürlendiğin, lakin o hatunun sana bir evlat veremediği konuşulur. 'Kusur kimdedir?' diye sorar ağalar. Bu sadece senin değil, hanedanın onurudur. Bir hatun yüzünden adının böyle anılmasına nasıl müsaade edersin?"

Laçin bir adım öne çıktı. Sesini alçattı ama her bir kelimesi odanın içinde yankılandı. "Siz o dilleri susturmak yerine, onlara malzeme vermeyi seçmişsiniz. Dün gece daireme gönderdiğiniz o hatun... Sanmayın ki niyetinizi anlamadım. Lakin bilesiniz; benim daireme kimin gireceğine, ne siz ne de o fısıltı yayan cariyeler karar verebilir."

Handan Sultan ayağa kalktı, aralarındaki gerilim elle tutulur hale gelmişti. "Hünkar baban bu dedikoduları bizzat benden duyduğunda, o hatunun canını bağışlar mı sanırsın?"

Laçin, Handan Sultan'ın gözlerinin derinlerine baktı. O an, Açelya'nın hep korktuğu "Adid Sultan"ın gölgesi ilk kez tam anlamıyla belirdi. "Benim haremim benim namusumdur. Ve eğer namusuma bir zeval gelirse... İşte o zaman burada daha farklı bir Şehzade ile karşılaşırsınız."

Handan Sultan bir adım geri çekilmekten kendini alamadı. Karşısında o bildiği sakin, içine kapanık ve işlere pek bulaşmayan şehzade yoktu.

"Bana gözdağı mı verirsin Laçin?" dedi Handan Sultan güçlü durmaya çalışarak.

"Estağfurullah Sultanım," dedi Laçin, buz gibi bir soğukkanlılıkla. "Ben sadece olacakları haber veririm. Açelya benim namusumdur. Namusuma uzanan her dil, benim düşmanımdır. Ve ben düşmanlarıma karşı pek merhametli olmam, bilirsiniz."

"Laçin..." Handan Sultan öfkeyle konuşacağı sırada Laçin onun sözünü kesti.

"Siz benim validem değilsiniz Handan Sultan. Bana şefkat borcunuz yok, benim de size itaat borcum. Ama görürüm ki bu sarayda bir Şehzade olduğumu ve tahtın en güçlü adayı olduğumu unutursunuz."

Laçin, arkasını dönüp daireden çıkarken Handan Sultan titreyen ellerini kaftanının altına gizledi. Şehzade Laçin'in bu çıkışı, oyunun rengini değiştirmişti.

‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙

Açelya'dan;

Sabahın köründe uyanmış, Efsun ve Nurgüzel'in hala uyumasını fırsat bilerek overthinkliyordum. Beynimin içinde adeta bir fırtına kopuyordu. Yatağın üzerine çökmüş, ellerimle şakaklarımı ovuyordum. Ne yapacaktım ben? Bir karar vermem gerekiyordu ama hangi yolu seçsem sonu uçuruma çıkıyordu.

"Hadi Açelya," dedim kendi kendime fısıldayarak. "Düşün. Mantıklı ol."

Sarayın nizamı belliydi: Bir şehzade, bir varis, bir gelecek... Eğer ben o varisi vermezsem, Handan Sultan'ın pençeleri gırtlağıma yapışacaktı. Laçin beni zorlamıyordu, "istemediğin hiçbir şey olmayacak" diyordu ama bu fedakarlık benim sonumu hazırlıyordu. Peki ya ben? Ben bu yüzyıla ait değildim ki!

Ya yarın bir gün o geçit açılırsa? Ya bebeğim burada, bu yılan yuvasında annesiz kalırsa? Bir yanda Laçin'in bir anda kafayı yiyip herkesi öldürtmesi de var tabii...

Düşüncelerim beni boğarken, zihnimde bir anda ilk tanıştığımız, elimi alnıma koyup ateşime baktığı, bana ilk aşk itirafı ve kalbimi yerinden çıkaracak kadar attırdığı halleri canlandı.

"Destur! Kimsin sen ey gafil? Hangi cesaretle Şehzade Laçin'in hasbahçesine sızarsın?"

Eski hayatını özlemiş olman... bir kuşun kafesini özlemesi gibidir herhalde. Lakin madem vaktin ötesinden buraya düştün. O vakit biz artık iki yabancı değil, sırdaşız Açelya Hatun."

"Şehzadelerin en yakışıklısı, en nizamlısı... Beni çarşıya götürür müsün? Lütfen!"

"Bu anlamsız hallerini bırak artık. Burası senin dünyan değil."
"Senden nefret ediyorum!"

"Sen... Sen benim kaderimin en güzel tecellisisin Açelya. Allah'ın bana en güzel hediyesi, şu karanlık dünyamda kaderimin en parlak anısın. Varlığın, aldığım nefese mana katar oldu."

"Sultanım, nurum... Etme... Bak, eğer istersen o lalayı da hizmetçileri de hemen geri gönderirim. Sırf sen rahat et diye yaptım. Sen benim canımın yarısısın, nasıl olur da seni el üstünde tutmam?"

"Benim için senin varlığın, doğacak bin şehzadeden daha evladır. Varsın 'kusurlu' desinler, varsın 'soyunu yürütemiyor' diye fısıldaşsınlar. Ben senin gözlerindeki o ışığı, bir saray dolusu varise değişmem. Gebelik mevzusu vakti gelince olur ya da olmaz... Ama bu, senin benim yanımdaki yerini bir parmak boyu kadar bile değiştirmez."

Gülümsemeden edemedim. En başından yanımda olmuş, her seferinde ona karşı takındığım son derece saygısız tavırları bile sabırla karşılamıştı. Bana inanmış, güvenmiş ve ondan yardım istediğimde saraya bile sokmuştu.

Bana geçmişini, annesini açmıştı. Yaralarını anlatmış ve bana sığınmıştı. Bana bakarken gözlerinin içi gülüyordu. Bana "sultanım" derken sesi titriyordu.

Tarihteki o "Zalim Padişah" portresini düşündüm bir de. Öz kardeşini, annesini ve 118 kişiyi kılıçtan geçiren bir canavar.

Başımı hızla iki yana salladım. "Hayır," dedim kararlılıkla. "Laçin öyle bir adam değil. Benim tanıdığım, sevdiğim, sabahları bana ballı pideden lokma hazırlayan adam, öylece elini kana bulamaz."

Ama onu bu kadar canavarlaştıracak, içindeki o merhametli şehzadeyi öldürecek kadar büyük ne yaşanmış olabilirdi? Tarih kitapları "nedeni tam bilinmiyor" diyordu. O nefret, o "sır saklayanlara karşı iflah olmaz öfke"...

"O zalim bir adam değil," diye mırıldandım tekrar. "Onu bu hale getiren bir şeyler olmuş olmalı."

İçimde bir şeyler yerine oturdu. Onu o karanlık geleceğe terk edemezdim. Eğer ben burada olduğum sürece o "insan" kalabiliyorsa, gitme ihtimalimi değil, kalma ihtimalimi düşünmeliydim. Tarihi değiştirmek için gelmiştim buraya, sadece canını değil, ruhunu da kurtarmam gerekiyordu.

Kararlılıkla başımı aşağı yukarı salladım. Artık korkarak saklanamazdım. Laçin'in merhametini korumak için benim de güçlü durmam lazımdı.

Geleceği düşünmekten şu anı yaşayamıyorum, ya döneceğim gün hiç gelmezse? İki tarafı da riske atamam ama bir yerde canım söz konusuydu. Ben yaşamak zorundaydım, hem kendim hem de Laçin için.

Ama önce bir karar vermek zorundaydım. Buna hazır mıydım? Laçin ile beraber olup gebe kalarak sarayın tüm bu entrikalarına karşı koymaya hazır mıydım?

Gelecekte her şey var ama Laçin yok. Burada ise hiçbir şey yok ama Laçin her şeyim.

Gelecekte ne olacak bilmiyorum, bildiğim tek şey; Laçin'i korumam gerektiğiydi. Bunun için de hayatta kalmam lazımdı.

Hayatta kalabilmemin tek yolu Laçin ile çocuk mu yapmaktı? Peki, öyle olsun! Ben de bu oyunu artık kurallarına göre oynarım o zaman. Bundan böyle korkmak yok. Korkanın çocuğu olmaz derler ve benim yarından tezi yok bir çocuğum olacak! Sonunu düşünen kahraman olamaz Açelya!

Hem sevdiğim adam ile beraber olacaktım. Bunun nesi kötüydü? Ona güveniyorum, Laçin beni her şeyden korur.

Hemen ayaklandım. Çocuk yapma hazırlıkları başlasın. Eski Açelya geri döndü bebeğim!