12. bölüm · ASR-I EMANET
12
Şehzade Laçin'in dairesinde saniyeler içinde nizamın yerini mutlak bir kaos ve dehşet aldı. Açelya'nın bedeni yere yığılırken, az önce öfkeden gürleyen Şehzade Laçin'in sesi bu kez panikle titredi.
"Açelya!"
Laçin, kaskatı kesilmiş bir halde kızı kucağına aldı. Açelya'nın başı cansızca arkaya düşmüş, dudakları zehrin tesiriyle morarmaya başlamıştı. Şehzade, hayatı boyunca okuduğu binlerce cilt kitaba rağmen, kollarındaki bu "gaibden gelen" kızın hayatının parmaklarının arasından kayıp gidişine karşı ilk kez kendini bu kadar aciz hissediyordu.
"Muhafızlar! Hekimbaşına haber salın! Derhal!"
Dairenin kapıları ardına kadar açıldı. Laçin, kucağında Açelya ile koridoru adeta bir fırtına gibi yardı. Saray ahalisi, nizamıyla meşhur Şehzade Laçin'in, bir hizmetçiyi kucağında taşıdığını görünce donup kalmıştı. Koridorlarda "Zehir!" fısıltıları yükselirken, haber Süveyda Hatun'un dairesine bir yıldırım gibi düştü.
‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙
Açelya, şifahanenin soğuk odasına yatırıldığında, Hekimbaşı ve yardımcıları odaya daldı.
"Onu kurtaracaksın Hekim!" dedi Laçin, sesi boğuk ve hırıltılıydı. "Yoksa bu sarayda bir tek nefes dahi huzur bulamaz."
Az sonra Süveyda Hatun, nefes nefese içeri girdi. Gördüğü manzara karşısında resmen dizlerinin bağı çözüldü. Açelya'nın o hayat dolu, pervasız yüzü şimdi bembeyazdı.
"Evladım..." diye inledi Süveyda Hatun, ellerini semaya kaldırarak. "Şehzadem, ne oldu bu masuma? Kim kıydı ona?"
Laçin cevap vermedi. Gözleri yerdeki kanlı bezlerde ve hekimin Açelya'nın ağzına akıttığı panzehir niyetine geçen macunlardaydı.
Kafasında bir sürü ihtimal dönüyordu. Bu suikastı ona kim düzenlemiş olabilirdi? Dahası... Açelya bunu nereden bilmişti?
Şehzade Laçin bir hışımla dışarı çıktı. Kendi kendine bu işin arkasında her kimse varsa öldüreceğine yemin etmişti.
Saatler süren gergin bekleyişin ardından Hekimbaşı, Laçin'in huzuruna çıktı ve saygıyla eğildi.
"Şehzadem... Allah'ın inayetiyle kurtuldu. Zehir çok güçlüydü, lakin miktar azmış. Hatun belli ki sadece tadına bakmış. Eğer bir yudum daha alsaydı, kurtaramazdık.
Süveyda Hatun bir "Elhamdülillah" çekerek yandaki sedire çöktü. Laçin ise duyduklarıyla birlikte omuzlarındaki bin tonluk yükün kalktığını hissetti.
Hekimbaşı'nın müjdesi yüreğine su serpse de, Laçin'in içindeki fırtına dinmek bir yana, daha da şiddetlenmişti. Bir yanda ölümün kıyısından dönen o tuhaf ve cesur kız, diğer yanda kendi sarayında, kendi sofrasında burnunun dibine kadar giren ihanet...
Şehzade Laçin, kaftanının eteklerini savurarak şifahaneden çıktı. Adımları mermer avluda yankılanırken, muhafızlar korkuyla kenara çekiliyordu. Bu, her gün kitaplarına gömülen "sakin" şehzade değildi; bu, damarlarındaki hanedan kanı öfkeyle kaynayan bir aslandı.
Tam o sırada Hasbahçe’nin girişinde, Padişah'ın özel muhafız alayı göründü. Başlarında duran silahtar ağa, saygıyla eğilerek yolu kesti.
"Şehzade Laçin Hazretleri... Hünkârımız Padişah Duha Han Hazretleri, olan bitenden haberdar olmuşlardır. Sizi derhal Arz Odası'na, huzurlarına beklerler."
‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙
Arz Odası'nın devasa kapıları gürültüyle açıldığında Laçin yavaşça içeri girdi. Padişah Duha, loş ışıkta tahtında bir kaya gibi mağrur oturuyordu. Laçin adımlarını her zamanki gibi ölçülü, nizamına uygun attı ama yüreğindeki o kızgın aslan hâlâ kükrüyordu.
Tam önünde durup, usulünce selamını verdi. "Hünkârım, beni emretmişsiniz."
Padişah Duha, oğlunu baştan aşağı süzdü. Laçin'in titreyen çenesini ve gözlerindeki o hırçın ifadeyi görünce tahtından kalktı. Aralarındaki o mesafeyi ağır adımlarla kapattı. Padişah'ın sert yüzünde, sadece bir babanın görebileceği cinsten bir endişe parladı.
"Laçin..." dedi Padişah, sesi oda içerisinde yankılandı. "Duyduklarım ciğerimi yakmaya yetti. Şer odağı soframıza kadar mı sokuldu? Canına kim kastetmeye cüret eder?"
Laçin başını hafifçe eğdi, sesi buz gibiydi. "Hain her yerdedir Hünkârım. Lakin nizamım kavidir, Allah'ın inayetiyle tertip bozuldu."
Padişah Duha, oğlunun bu kaskatı halini görünce iç çekip elini Laçin'in omzuna koydu. Bu, sadece bir hükümdarın tebaasına dokunuşu değil, bir babanın evladına "buradayım" deyişiydi. "Sana bir hal gelseydi, bu cihanı ateşe verirdim evladım. Benim için senin tek bir saç telin, yedi iklimden mühimdir."
Laçin, babasının elinin sıcaklığını omzunda hissedince gayriihtiyari irkildi. İçinde bir yerlerde bu şefkate sarılmak istese de, içindeki o kırık çocuk hemen savunma duvarlarını ördü. Babasının bu tarz ani sevgi gösterileri onu hep rahatsız etmişti; kendini çıplak ve savunmasız hissettiriyordu. Hafifçe geriye doğru bir adım atarak omzunu babasının elinden kurtardı.
"Teveccühünüz Hünkârım," dedi mesafeli bir saygıyla.
Padişah Duha, elinin boşluğa düşmesiyle yüzündeki o yumuşak ifadeyi hemen sakladı. Oğlunun bu kaçışına alışıktı ama her defasında canı yanıyordu. Yine de ciddiyetini takındı.
"Duyduklarım doğru mudur? Bir hizmetçi kız, senin kadehine uzanan Azrail'in elini mi tutmuştur?"
Laçin başına salladı. "Doğrudur hünkarım."
"Kimdir bu hatun? Sadakati bu denli kavi olan biri, elbet mükafatlandırılmalıdır."
"Açelya adında biridir," dedi Laçin, ismi söylerken sesindeki o anlık titremeyi gizleyemeyerek. "Lakin hünkarım, bu meseleyi şahsi bir lütuf olarak görmeyiniz. Saraydaki güvenlik noksanlığına odaklanmalıyız. İzin verin, bu hainliğin peşine bizzat düşeyim."
Padişah Duha, oğlunun gözlerinin içine baktı. Onun bu "nizam" ve "saygı" duruşunun arkasına saklanarak sevgiden kaçışını biliyordu. "Pekala Laçin. Madem öyle istersin, öyle olsun."
Laçin babasına son bir kez saygıyla selam verip arkasını döndü ve muhafızlar eşliğinde ilerlemeye başladı. Her ne kadar kendine itiraf edemese de şu an için yanında olmayı tek istediği kişi Açelya idi.
‧͙⁺˚*・༓☾ ☽༓・*˚⁺‧͙
Açelya bir anda kendini kapkaranlık bir kuyunun içinde buldu. Etrafını saran zifiri karanlığın içinden, binlerce fısıltı aynı anda yükselmeye başladı. Bu sesler ne geçmişe ne de geleceğe aitti; sanki bizzat "Zamanın" kendisi ile konuşuyordu.
"Deneme bile, Açelya..."
Karanlığın ortasında devasa bir saat kadranı belirdi. Akreple yelkovan delice dönüyor, ama her turda etrafa kan sıçratıyordu. Açelya koşmaya çalıştı ama ayakları mermer zemine çivilenmiş gibiydi.
"Kaderin dokusunu bozamazsın. Sen bu zamana ait değilsin, bu oyunun kurallarını sen yazmadın!"
Bir anda karşısında Laçin'i gördü. Laçin, bir tahtın üzerinde değil, bir darağacının altında duruyordu. Boynundaki urgan parlıyordu. Hatta öyle parlıyordu ki Açelya gözlerini kısarak elini kendine gözlerine yapmak zorunda kaldı. Açelya ona ulaşmak için elini uzattığında, araya görünmez, semsert bir duvar girdi.
"Onu kurtardığını mı sanıyorsun? Bir fincan kahveyi dökerek ölümü yenebileceğini mi düşündün?"
Sesler şimdi gürlemeye dönüşmüştü. Daha çok şiddetlenen bu ses tonu Açelya'yı oldukça korkutmuştu. Bir anda etrafında bir gölge dönmeye başladı. Nedense bu gölgenin, önceki rüyasında üzerine gelen şeye benzetmişti.
Gölge, Açelya'nın kulağına doğru eğildi; nefesi buz gibi soğuktu. Genç kızın ensesindeki tüyler, nefesim etkisiyle diken diken oldu.
"Zaman bir nehirdir; yatağını değiştirmeye kalkarsan altında kalırsın. Laçin'in kaderi yazıldı. Sen sadece bir piyonu devirdin, ama şah hâlâ tehlikede. Kaderi değiştiremezsin, deneme bile... Yoksa bu yabancı topraklarda can veren sadece o olmayacak."
"Sen de kimsin!?" diye bağırmaya çalıştı Açelya, ama sesi çıkmıyordu.
Karanlık bir el, Açelya'nın boğazına sarıldı ve onu derinliklere doğru çekmeye başladı. Bir yandan kurtulmak için çırpınırken diğer yandan "Seni koru..." diye inledi Açelya rüyasında. "Seni koruyacağım..."
"Yemin olsun ki seni koruyacağım Laçin."
