19. bölüm / 30
ZORAKİ GECE/İsfad19. AİLE GEMİSİ
Bölümler 30Şu an: 19. AİLE GEMİSİ
- 1 1-397 kelime
- 2 2-381 kelime
- 3 3-449 kelime
- 4 4-373 kelime
- 5 5-309 kelime
- 6 6-373 kelime
- 7 7-401 kelime
- 8 8-AKILDA KALICI320 kelime
- 9 9-İSOŞ391 kelime
- 10 10- KISKANÇLIK470 kelime
- 11 11. YARALI KALP388 kelime
- 12 12. BÖLÜM353 kelime
- 13 13. bölüm394 kelime
- 14 14. DALGA GEÇME!!318 kelime
- 15 15.298 kelime
- 16 16.339 kelime
- 17 17. TORUN379 kelime
- 18 18. SESSİZ SAVAŞ397 kelime
- 19 19. AİLE GEMİSİ805 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 20. TORUN HAZIRLIKLARI-GERÇEĞİN VE HAYALİN ARASINDA415 kelime
- 21 21- BENİMLE OYUN MU OYNUYORSUN?1.230 kelime
- 22 22- HİZMETÇİ396 kelime
- 23 23-❤️🩹 SABAH BASKINI~❤️🩹434 kelime
- 24 24- ŞEYTANLA PAZARLIK329 kelime
- 25 25- MÜHÜRLENMİŞ KADER377 kelime
- 26 26-GECE YARISI OPERASYONU: "TURŞULU DONDURMA"429 kelime
- 27 27-BÜYÜK HEYCAN: KIZ MI? ERKEK Mİ?391 kelime
- 28 28- NEHİR GELİYORR363 kelime
- 29 29-408 kelime
- 30 30-FİNAL332 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fadime, İso’nun o yakıcı bakışları ve sert hamlesi karşısında panikle geri çekildi. Kalbi ağzında atıyordu.
"Hazır değilim! Tabii ki hazır değilim!" diye çıkıştı Fadime, sesi titreyerek. "Sen daha yüzüme bakmıyorsun, benden ne bekliyorsun? Bu işler... bu işler öyle 'emirle' olmaz İso!"
İso, Fadime’nin bu tepkisi üzerine bir süre ona baktı. Gözlerindeki o anlık parıltı sönmüş, yerini yine o aşılmaz mesafeye bırakmıştı. Hiçbir şey demeden dolaptan yedek bir yastık ve battaniye çıkardı.
"Korkma Fadime," dedi soğuk bir sesle. "Seninle bir gelecek kurmak gibi bir niyetim yok. Sadece annem huzur bulsun diye bu odadayım."
İso battaniyeyi yere serip uzanırken, Fadime yatağın ucuna büzüldü. Koskoca yatakta yapayalnız hissediyordu. Yerde yatan adamın nefes alışlarını dinleyerek, suçluluk ve arzunun arasında sıkışmış bir halde sabahı etti.
Sabah, Melek Hanım’ın ısrarlarıyla bir "aile turu" organize edilmişti. Güneş pırıl pırıl parlıyordu ama İso’nun kiraladığı lüks gemideki hava, dışarıdaki havadan çok farklıydı.
Gemi iskeleden ayrılırken, masada dört kişi vardı: İso ve Fadime, karşılarında ise Fırat ve yeni evlendiği eşi Gülsüm.
Fırat, Selin meselesinden sonra İso’ya hala diş biliyordu ama kardeşi Fadime için susmayı tercih etmişti. Gülsüm ise mahallenin en saf, en neşeli kızıydı; bu karanlık dünyadan bihaber, yeni evliliğinin tadını çıkarıyordu.
"Eee," dedi Gülsüm, elindeki portakal suyundan bir yudum alarak. "Fadime, senin yüzün niye asık böyle? Bak ne güzel tur yapıyoruz. İnsan bu yakışıklı kocanın yanında biraz güler."
Fadime zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne. "Yok Gülsüm, biraz uykusuzum sadece."
Fırat araya girdi, gözlerini İso’dan ayırmıyordu. "Uykusuzdur tabii... İso beyin bitmek bilmeyen işleri, silah sesleri, pusu haberleri... İnsanda huzur bırakmıyorlar."
İso, güneş gözlüklerinin arkasından Fırat’a baktı. "Fırat, bugün tatil günümüz. Eğer eski defterleri açacaksan, seni ilk limanda indirebilirim."
Gülsüm ortamı yumuşatmak için atıldı. "Aman canım, ne kavgası! Bak ne diyeceğim, annemle konuştum dün... Melek Anne de söylemiş. Artık bir bebek haberi bekliyoruz sizden. Biz başladık çalışmalara, değil mi Fırat?"
Fırat öksürerek başını yana çevirdi. Fadime ise içtiği suyun boğazında kalmasıyla öksürmeye başladı. İso, beklenmedik bir hamleyle elini masanın altından Fadime’nin dizine koydu ve hafifçe sıktı. Bu dokunuş bir teselli değil, "rolünü oyna" uyarısıydı.
"Acelemiz yok Gülsüm," dedi İso, sesi buz gibi ama nazik görünmeye çalışarak. "Fadime’nin biraz dinlenmeye ihtiyacı var. Önce üzerimizdeki şu kara bulutlar dağılsın, gerisi gelir."
Fadime, İso’nun elinin sıcaklığını dizinde hissederken kalbi yine o tanıdık ritmi tutturdu. İso ona hala kızgındı, hala konuşmuyordu ama dokunuşu sanki binlerce kelimeye bedeldi.
Gemi, denizin sakin sularında süzülürken masadaki hava, dışarıdaki meltemin aksine oldukça basıktı. Gülsüm, elindeki taze sıkılmış meyve suyunu yudumlarken bir yandan da Fadime’nin üzerindeki o durgunluğu dağıtmaya çalışıyordu.
"Kız Fadime," dedi Gülsüm, sesindeki o neşeyle. "Şu elbisene bayıldım! Tam bir deniz kızı gibi olmuşsun. Ama gel gör ki deniz kızının yüzü sirke satıyor. İnsan bu havada, bu teknede biraz keyiflenir."
Fadime, İso’nun masanın altındaki elinin sıcaklığıyla irkildi. İso elini çekmemişti; aksine parmakları kumaşın üzerinden dizini hafifçe sahiplenir gibi kavrıyordu. Fadime, zoraki bir tebessümle Gülsüm’e döndü.
"Deniz çarptı herhalde Gülsüm, biraz midem bulanıyor," diye yalan söyledi. Aslında midesini bulandıran deniz değil, İso’nun bu "sessiz sahiplenişi" ve annesinin torun baskısıydı.
Fırat, ters bir bakışla İso’yu süzdü. "Deniz mi çarptı, yoksa senin bu karanlık dünyan mı çarptı kızı, orası tartışılır İsmail," dedi Fırat, sesindeki iğneleyici tonu saklamadan. "Kardeşim senin yanına geldiğinden beri bir gün yüzü görmedi. Pusu, mermi, üvey abi belası... Şimdi bir de hiçbir şey olmamış gibi aile turuna mı çıkıyoruz?"
İso, gözlüklerini yavaşça masaya bıraktı. Gözleri doğrudan Fırat’ınkilerle buluştu. "Fırat, Gülsüm’ü de almışsın yanına, güzel bir gün geçiriyoruz. Eğer niyetin Fadime’yi huzursuz etmekse, gemiyi kıyıya yanaştırayım, orada devam edelim."
Gülsüm hemen araya girip Fırat’ın kolunu tuttu. "Aman Fırat, başlama yine! Bak, çocuklar gayet iyiler. Değil mi Fadime? Gece Melek Anne de söyledi, yakında bir müjde verirler bize."
Fadime, İso’nun dizindeki elinin kasıldığını hissetti. İso yavaşça elini çekti ve arkasına yaslandı.
"Fadime biraz hava alsa iyi olur," dedi İso, sesi emreder gibi değil de daha çok bir kaçış yolu sunar gibiydi. "Hadi, git güvertede biraz yürü."
Fadime, masadaki bu boğucu havadan kurtulmak için hemen ayağa kalktı. Geminin uç kısmına doğru yürüdü, korkuluklara tutunup derin bir nefes aldı. Deniz tuzu tenine çarparken arkasında bir gölge hissetti. Gelen İso’ydu.
İso, Fadime’nin hemen yanında durdu ama ona bakmadı. Uzaklara, ufuk çizgisine bakıyordu.
"Neden?" diye sordu Fadime fısıltıyla. "Neden masada elimi tuttun? Neden koruyormuş gibi davranıyorsun?"
İso’nun cevabı yine o buz gibi ama yakıcı ses tonuyla geldi:
"Gülsüm ve Fırat... Onların senin mutsuz olduğunu görmesine gerek yok. Masadaki yerin, benim yanımdır. Ve benim yanımda olan herkes, en azından dışarıya karşı 'tam' görünmek zorundadır."
Fadime acıyla gülümsedi. "Yani yine bir rol, yine bir oyun..."
İso aniden Fadime’ye doğru döndü, aralarındaki mesafe kapandı. "Oyun değil Fadime," dedi sesi kısılarak. "Sadece... bazen gerçekler o kadar ağırdır ki, insan altına girmeye korkar. Şimdi içeri gir ve abine her şeyin yolunda olduğunu söyle. Akşam eve döndüğümüzde, annemin 'torun' masallarına yeniden başlayacağını ikimiz de biliyoruz."
Fadime, İso’nun gözlerindeki o saklı yorgunluğu gördü. İso ona kızgındı, ona hala "hain" gözüyle bakıyordu belki ama ondan kopamıyordu da.
Bölüm etkileşimi
