9. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 9: Maskelerin Arkasındaki Yangın
Kang’ın elindeki fenerin çiğ ışığı, çardağın altındaki üç yüzü de aydınlatıyordu. Kang, sanki orada bir araba dolusu gerilim yokmuş gibi, elleri montunun cebinde, yüzünde tek bir kas bile oynamadan duruyordu. Bakışları o kadar ifadesizdi ki, Shin onun bir insan mı yoksa taştan bir heykel mi olduğunu bazen ayırt edemiyordu.
Choi, Shin’in önünü kapatacak şekilde bir adım öne çıktı. Çekik gözlerini kısıp dudağının kenarındaki kanı silerken hafifçe sırıttı. "Gece yürüyüşleri için yanlış bir rota seçmişsin Joon. Malum, buranın havası senin o hassas ciğerlerine biraz ağır gelebilir."
Kang feneri yavaşça Choi'nin yüzüne sabitledi. Sesi her zamanki gibi pürüzsüz ve ruhsuzdu: "Benim ciğerlerim sağlam Choi. Ama senin arkanda sakladığın Do-hee’nin hafızası o kadar sağlam mı, ondan emin değilim."
Shin, siyah saçlarının arkasından Kang’a baktı. "Ne demek istiyorsun?"
Yoon yerdeki çamurlu üstünü silkeleyerek ayağa kalktı ve şeytani bir gülüşle araya girdi: "Ah... Tabii ya. Shin hiçbir şey hatırlamıyor, değil mi Kang? Çünkü o her zaman 'masum' olan küçük bir kurban."
Herkes cinayet dosyasının peşindeyken, Kang yavaşça cebinden eski, kenarları yanmış bir fotoğraf çıkardı. Fenerin ışığının altına tuttu. Fotoğrafta üç yıl öncesine ait, alevler içinde yanan lüks bir villa vardı.
"Herkes Baek’in ölümüne odaklanmış durumda," dedi Kang, gözlerini Shin’in şokla açılan gözlerine dikerek. "Çünkü hiçbiriniz üç yıl önceki o büyük yetimhane yangınını hatırlamak istemiyorsunuz. Choi'nin ailesinin sahibi olduğu ve bir gecede küle dönen o yetimhaneyi."
Shin’in başı aniden dönmeye başladı. Zihninde acı verici bir görüntü parladı: İtfaiye sirenleri, dumanlar ve ağlayan çocuklar...
Kang konuşmaya devam etti, sesi adeta bir yargıç gibi soğuk ve kesgindi: "O yangında üç çocuk içeride kilitli kaldı. Biri Baek’ti. Biri bendim. Diğeri ise... Yoon’du. Biz o cehennemden Choi’nin babasının adamları sayesinde değil, içeriden kapıyı açan biri sayesinde kurtulduk. Ve o yangını çıkaran, polisin raporlarına 'kaza' diye geçen sabotajın arkasındaki asıl isim..."
Choi aniden Kang’ın üzerine yürüdü, yüzü öfkeden kıpkırmızı olmuştu. "Kapa çeneni Kang Joon! O konuyu açmaya cüret bile etme!"
"Neden?" dedi Kang, bir santim bile geri adım atmadan. "Do-hee'den neyi saklıyorsun? O yangının çıktığı gece, yetimhanenin deposunda elinde çakmakla yakalanan ve Choi’nin ailesi tarafından adı kayıtlardan silinen o küçük kızın aslında kim olduğunu mu?"
Kang elindeki feneri bu kez doğrudan Shin’in yüzüne çevirdi.
"O yangını çıkaran sendin Do-hee. Üç yıl önce bizim hayatımızı mahveden, Baek’in canını kurtarmak için yıllarca psikolojik tedavi görmesine sebep olan asıl suçlu sensin. Baek senin kim olduğunu hatırladığı ve bunu bir dosyaya dönüştürdüğü için öldü. Choi seni masum olduğun için değil... Kendi ailesinin o yangındaki parmağını gizlemek ve seni susturmak için koruyor."
Shin sarsılarak geriye doğru gitti. Siyah saçları yüzünü tamamen kapattı. Zihninin derinliklerindeki o kilitli kapı bir anda kırılmıştı. Çakmak sesleri, alevler... Kang yalan söylemiyordu. Shin, okuldaki herkesten şüphelenirken, aslında tüm bu felaketin fitilini yıllar önce ateşleyen kişinin bizzat kendisi olduğu gerçeğiyle yüzleşmişti.
Choi, Shin’in titreyen omuzlarını tuttu, çekik gözlerinde bu kez saf bir çaresizlik vardı. "Do-hee, dinleme onu! O sadece senin kafanı karıştırmaya çalışıyor!"
Ama Shin, Choi’nin ellerini yavaşça üzerinden itti. Parkta, o karanlık ağaçların arasında herkes birbirine bakarken, en büyük düşmanın aslında aynadaki yansıması olduğunu fark etmişti.
