28. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 28: Kırılan Zincirler ve Kanlı Yumruklar
Kang, o sinsi ve narsist gülümsemesiyle kapıyı arkasından kilitleyip gittiğinde oda yeniden o boğucu karanlığa gömüldü. Ancak Shin Do-hee, öylece oturup kurtarılmayı bekleyecek bir kız değildi.
Gözleri karanlığa alışmaya başladığında, hemen yanındaki eski ahşap masanın üzerinde parıldayan bir şey fark etti. Bu bir maket bıçağıydı! Muhtemelen burası eski bir iş teknik sınıfıydı ve bıçak orada unutulmuştu.
Shin, dişlerini sıktı. Sandalyeye bağlı kollarını ve bacaklarını umursamadan, tüm gücüyle gövdesini sağa doğru fırlattı. Sandalyeyle birlikte büyük bir gürültüyle tozlu zemine kapaklandı. Omuzundaki ve kalçasındaki acı korkunçtu ama durmadı. Yerde sürünerek, sandalye sırtına bağlı bir şekilde masanın ayağına ulaştı. Kafasını yukarı kaldırıp masaya çarptı ve bıçağın yere düşmesini sağladı.
El bilekleri arkadan bağlı olduğu için körlemesine parmaklarını zeminde gezdirdi. Demir keskinliğindeki bıçağı ucu ucuna yakaladı. Parmakları kesilse de acıyı hissetmedi. Büyük bir zorlukla, nefes nefese kalarak önce ellerindeki halatı, ardından ayaklarındaki bağları hunharca kesti.
Özgürdü! Ağzındaki bezi hızla çekip attı. Masanın üzerinden Kang'ın bataryasını söktüğü kendi telefonunu aldı, bataryayı tırnaklarını kırarak yerine oturttu ve telefonu açar açmaz Choi’yi aradı.Telefon iki kez çaldıktan sonra Choi’nin çılgına dönmüş sesi hoparlörden patladı: "Do-hee?! Neredesin, iyi misin?!"
Shin’in sesi korkudan ve heyecandan titriyordu: "Choi... Çok korkuyorum. Fabrikanın altındaki o eski iş teknik sınıfındayım, hani şu terk edilmiş dökümhanenin yanındaki yer... Çabuk gel!"
Choi, arabanın tekerleklerini gıcırdatarak u dönüşü yaparken kükredi: "Geliyorum! Sakın kapatma, korkma Do-hee, orayı onların başına yıkacağım!"
Tam o sırada, demir kapı büyük bir öfkeyle duvara çarparak açıldı. İçeri giren Kang Joon, Shin’i ayakta ve elinde telefonla görünce gözleri delilikle döndü.
"Kiminle konuştuğunu biliyorum... O telefonu hemen bana ver!" diyerek Shin’in üzerine doğru büyük bir hamle yaptı.Kang, Shin’in korkup geri kaçacağını sanıyordu ama çok büyük bir hata yaptı. Shin, içindeki tüm o birikmiş öfkeyle, Baek’in acısıyla ve yangının intikamıyla ileri atıldı. Kang daha elini bile kaldıramadan, Shin sağ kroşeyle Kang’ın tam çenesine yumruğu patlattı!
ÇAAAT!
Kang, bir kızdan böyle sert bir darbe beklemediği için sersemleyerek geriye doğru birkaç adım sendeledi. Gözlerindeki şok netti. "Sen... neden bu kadar güçlüsün? Ahh!" diye inledi ama Shin ona nefes aldırmadı.
Shin, sıralardan birinin üzerine basıp havaya fırladı ve dizini doğrudan Kang’ın göğsüne geçirdi. İkisi birden eski sıraların üzerine devrildiler. Shin, Kang’ın üzerine çıkıp onun o havalı, kibirli suratını yumruklamaya başladı.
"Sen kimin canını yakabileceğini sanıyorsun psikopat?!" diye bağırdı Shin, yumruklarını ardı ardına indirirken.
Kang, can havliyle Shin’i üzerinden atmak için dirseğini savurdu ve dirseği sertçe Shin’in dudağına çarptı. Shin’in alt dudağı anında patladı, çenesinden aşağı taze bir kan sızmaya başladı.Bu Kang Joon'un yüzüne akmış ve bulaşmıştı.Ama bu acı Shin’i durdurmak yerine daha da delirtti. Shin, son bir güçle Kang’ın suratının tam ortasına,burnuna sert bir kafa attı!
KÜÜÜT!
Kang Joon acı içinde bağırarak yere yığıldı. Burnundan sicim gibi kanlar akmaya başlamıştı. O kibirli, cool çocuk gitmiş, yerine yüzü gözü kan içinde yerde acıyla kıvranan biri gelmişti. Shin ise patlayan dudağındaki kanı elinin tersiyle sildi, siyah saçları dağılmış, gözlerinde bir avcı zaferiyle yerde yatan Kang’a tepeden baktı.
Tam o sırada, dışarıda Choi’nin cipinin o bildik kükreme sesi ve fren çığlığı yankılandı!
