44. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 43: Sabah Şoku ve Kaçak Kraliçe
Güneş ışığı odanın içini tamamen doldurduğunda, Shin Do-hee gözlerini yavaşça araladı. İlk hissettiği şey, alkolün verdiği hafif baş ağrısı ve beline sımsıkı dolanmış olan o sıcacık, ağır koldu. Kafasını yavaşça yana çevirdiğinde, Choi Hyun-woo’nun o esmer, yakışıklı yüzünü kendi yastığında, burnunun ucunda gördü. Choi, saçları darmadağın bir halde huzurla uyuyordu.
Do-hee’nin gözleri şokla açıldı. Beyni bir saniyeliğine durdu ve içgüdüsel olarak avazı çıktığı kadar bağırdı:
"AAAIIIIIĞĞĞHHH!"
Choi, bu tiz çığlıkla yataktan adeta fırlayarak uyandı. Çekik gözlerini kırpıştırarak, "Ne oluyor be?! Yangın mı var?!" diye etrafına bakındı.
Do-hee çarşafı göğsüne kadar çekip çığlık atmaya devam ediyordu. "Dün... Dün gece ne oldu?! Neden senin yatağındayım ben?!"
Tam o an, zihninde dün geceye dair o ateşli, tutkulu öpücükler, Choi’nin sıcak elleri ve birbirlerine fısıldadıkları o itiraflar tek tek canlandı. Do-hee’nin yanakları saniyeler içinde domates gibi kıpkırmızı oldu. Rezil olmuştu!Choi, Do-hee’nin o kızaran yanaklarını ve panik halini görünce durumu anladı. Dudaklarında o bildiğimiz sinir bozucu, serseri tebessüm belirdi. Yatakta gerinerek arkasına yaslandı.
"Eee, küçük dedektif... Hatırladın bakıyorum? Dün gece 'dünyayı yakarım' diyordun bana?" diye takıldı.
Do-hee utancını gizlemek için hemen defansa geçti. "Saçmalama! Sadece... Sadece çok sarhoştuk tamam mı? Alkolün etkisiyle yapılmış kocaman bir saçmalık o! Hiçbir anlamı yok, unuttum gitti!" dedi, aslında içten içe Choi’den deli gibi hoşlandığını gizlemeye çalışarak.
Choi de kalbinin nasıl küt küt attığını belli etmemek için omzunu silkti. "Aynen, kesinlikle sarhoşluktan. Yoksa benim gibi bir karizmanın senin gibi cadaloz bir dedektifle ne işi olur?" dedi ama gözleri hala Do-hee’nin darmadağın olmuş tatlı saçlarındaydı. İkisi de gururlarından ölüyor, hislerini asla açık etmiyorlardı.Tam Do-hee yastığı Choi’nin kafasına fırlatmak için kaldırmıştı ki, komodinin üzerindeki telefonu acı acı çalmaya başladı. Arayan başkomiserdi. Do-hee boğazını temizleyip telefonu açtı: "Efendim komiserim?"
Karşı taraftan gelen ses buz gibiydi ve nefes nefeseydi:
"Do-hee, hemen Choi’yi de al ve güvenli bir yere geçin. Çok büyük bir kriz var."
Do-hee’nin kaşları çatıldı, yataktaki o komik hava bir anda dağıldı. "Ne oldu komiserim?"
"Yoon Ye-rin... Hastanede kelepçeli olduğu yatağın başındaki nöbetçi polisi zehirleyerek bayıltmış. Hastanenin arka kapısından kaçmış! Kamera kayıtlarına baktık, onu kapıda bekleyen ve kaçıran araç... Kang Joon’un üzerine kayıtlı! İkisi yine birlikte ve bu sefer tamamen kaybedecek bir şeyleri yok. İlk hedefleri siz olacaksınız, dikkatli olun!"
Telefon kapandığında Do-hee’nin elindeki telefon yatağa düştü. Choi ile göz göze geldiler. O yatak odasındaki pembe bulutlar saniyeler içinde dağılmış, yerini yaklaşan o karanlık fırtınanın soğukluğuna bırakmıştı. Oyun yeniden başlıyordu.
