26. bölüm · Zihnimdeki Katil

BÖLÜM 26: Ruhun Karanlık Odası

Dre Yko

Bölümler
1 BÖLÜM 1: Kan Lekeli Taç 2 BÖLÜM 2: Choi Tarzı Kurtarma Operasyonu 3 BÖLÜM 3: Şüphe Tohumları 4 BÖLÜM 4: İki Ateş Arasında 5 BÖLÜM 5: Okul Koridorunda Kanlı Düello 6 BÖLÜM 6: Büyük Kaçış ve Choi'nin Cezası 7 BÖLÜM 7: Telefon Baskını ve Sinsi Mesajlar 8 BÖLÜM 8: Parktaki Hesaplaşma 9 BÖLÜM 9: Maskelerin Arkasındaki Yangın 10 BÖLÜM 10: Kırık Maskeler ve Sessiz Çığlıklar 11 BÖLÜM 11: Zoraki Kurtarıcı 12 BÖLÜM 12: Koruyucu Kanatlar 13 BÖLÜM 13: Duvar Arkasındaki Gerilim 14 BÖLÜM 14: Karizmanın Çöküşü 15 BÖLÜM 15: Gölgelerin Arasındaki Bıçak 16 BÖLÜM 16: Kanlı Göğüs ve İnatçı Kalpler 17 BÖLÜM 17: Yakın Tehdit, Uzak Kalpler 18 BÖLÜM 18: Kuklacının Gölgesi 19 BÖLÜM 19: Kütüphanede Kaos ve Kırılan Kemikler 20 BÖLÜM 20: Kanlı Gömlek ve Sessiz İhbar 21 BÖLÜM 21: Karanlıktan Kaçış 22 BÖLÜM 22: Ölüm Tarihi Şifresi 23 BÖLÜM 23: Kararsız ve Çaresiz 24 BÖLÜM 24: Fedakarlık ve Ölümcül Oyun 25 BÖLÜM 25: Kanlı İtiraf 26 BÖLÜM 26: Ruhun Karanlık Odası 27 BÖLÜM 27: Kayıp İzler ve Kışkırtma 28 BÖLÜM 28: Kırılan Zincirler ve Kanlı Yumruklar 29 BÖLÜM 29: Komik Kahraman ve Demir Topuk 30 BÖLÜM 30: Zehirli Şüphe ve Karanlık Yol 31 BÖLÜM 31: Zoraki Veda 32 BÖLÜM 32: Şüphenin Üç Rengi 33 BÖLÜM 33: İhanetin Sessizliği 34 BÖLÜM 34: Uyanış ve Adalet 35 BÖLÜM 35: Zoraki Misafir ve Çilekli Süt 36 BÖLÜM 36: Yarım Kalan Nefes ve Acı Gerçek 37 BÖLÜM 37: Gölgelerin Dansı 38 BÖLÜM 38: Geçmişin Prangaları 39 BÖLÜM 39: Prangaların Kırılışı 40 BÖLÜM 40: Akıntı ve İttifak 41 BÖLÜM 41: Kapkara Suların Altındaki Nefes 42 BÖLÜM 42: Yarım Kalan Gece ve Sabah Güneşi 43 BÖLÜM 43: Sabah Şoku ve Kaçak Kraliçe 44 BÖLÜM 44: Duvarların Arkasındaki Canavarlar 45 BÖLÜM 45: Balkondan Aşağı ve Kan Kırmızısı Mermi 46 BÖLÜM 46: Çarpışma ve Karanlık Tutsaklık 47 BÖLÜM 47: Çaresizliğin Kıyısı 48 BÖLÜM 48: Kırık Urganlar ve Gözyaşı 49 BÖLÜM 49: Mahşer Yeri ve Durmuş Bir Kalp 50 BÖLÜM 50: Yalanın Gölgesinde Yas 51 BÖLÜM 51: Ölümün Kıyısında Bir Çığlık 52 BÖLÜM 52: Gerçeğin Öpücüğü 53 BÖLÜM 53: Maskelerin Ardındaki Şeytan 54 BÖLÜM 54 (FİNAL): Karanlıktan Sonra Doğan Güneş

Kang Joon, Shin’in bileğini sıkıca kavramış bir şekilde onu fabrikanın alt katındaki o eski, kullanılmayan depoya benzer odaya indirdi. İçeride sadece kırık dökük sıralar, eski ahşap masalar ve tozlu bir tahta vardı; tıpkı terk edilmiş hayalet bir sınıf gibi.
Kang, Shin’i odanın ortasındaki ahşap bir sandalyeye sertçe oturttu. Arkasından dolanıp kalın bir halat çıkardı ve kızın kollarını sandalyenin arkasına sıkıca bağlamaya başladı.
"Ne yapıyorsun sen?!" diye bağırdı Shin, siyah saçları yüzünün önüne dökülürken kurtulmak için çırpınarak. "Bırak beni Kang!"
Kang, halatın düğümünü buz gibi bir sakinlikle atarken yüzünde tek bir kas bile oynamadı. "Sana güvenmiyorum Do-hee. O yüzden bu gerekli," dedi pürüzsüz sesiyle. "Özellikle de o serseri Choi Hyun-woo ile bu kadar yakınlaşmışken."
Kang, Shin’in tam karşısına geçti. Sıralardan birine hafifçe yaslanıp kollarını göğsünde birleştirdi. Gözlerinde o tehlikeli, manipülatif ışık yanıyordu.
"Hala o çocuğun seni koruduğunu, senin için canını tehlikeye attığını sanıyorsun, değil mi?" dedi Kang, acıyan bir gülümsemeyle. "Yoon Ye-rin tam bir zavallı, evet. Ama Choi... Choi sandığından çok daha büyük bir canavar Do-hee. 3 yıl önceki o yetimhane yangınını hatırlıyorsun değil mi? Herkes o yangını senin çıkardığını, ya da Baek'in parmağı olduğunu düşündü."
Kang, Shin’e doğru iki adım yaklaştı, gölgesi kızın üzerine düştü. Sesi adeta bir yılan gibi fısıldıyordu:
"O yangını başlatan aslında kimdi biliyor musun? Choi Hyun-woo. O gece o depoda kapıyı dışarıdan üzerimize kilitleyen, o alevlerin arasında çığlıklarımızı dinleyip arkasını dönüp giden oydu. Benim geçmişte Choi ile geçen öyle korkunç anılarım var ki... O çocuk bir psikopat, Do-hee. İnsanların acı çekmesinden, çaresiz kalmasından besleniyor. Seni de sırf oyun oynamak için, sonunda daha büyük bir uçurumdan aşağı atmak için yanında tutuyor. Baek'in ölümünde bile onun parmağı var. Seni kendine bağlayıp, en sonunda suçu tamamen senin üzerine yıkacak."
Shin’in kulakları uğuldadı. Kang’ın anlattıkları, o kadar inandırıcı, o kadar detaylı ve soğukkanlıydı ki bir an için kalbine korkunç bir şüphe düştü. Ama Choi’nin arabadaki o korumacı hali, merdivenlerdeki o şapşal gülüşü gözünün önüne geldi.
"YALAN SÖYLÜYORSUN!" diye bağırdı Shin, gözlerinden öfke yaşları boşalırken. "Yalan söylüyorsun, Choi öyle biri değil! Beni manipüle etmeye çalışıyorsun!"Kang, Shin’in bu bağırışına karşı sadece omuz silkti. Yüzündeki o ruhsuz ifadeye geri döndü.
"İnanmazsan inanma, umurumda değil," dedi, sesi son derece mesafeliydi. "Zamanı geldiğinde gerçeği kendi gözlerinle göreceksin zaten."
Cebinden geniş, siyah bir bez parçası çıkardı. Shin daha ne olduğunu anlamadan arkasına geçip bezi kızın ağzına doladı ve arkadan sıkıca bağladı. Shin’in çığlıkları bir anda boğuk mırıltılara dönüştü.
Kang, odanın ağır demir kapısına doğru yürüdü. Fenerini yakıp arkasına bile bakmadan odadan çıktı. Kapıyı dışarıdan kilitlediğinde, kütüphane bozması oda tamamen zifiri karanlığa gömüldü.
Shin, o karanlığın ortasında, sandalyeye bağlı bir şekilde yapayalnız kalmıştı. Ağzındaki bez yüzünden bağıramıyordu bile. Kang’ın Choi hakkında söylediği o korkunç, zehirli kelimeler karanlıkta zihninin duvarlarına çarpmaya başladı. Ya doğruysa? Ya Choi gerçekten o canavarsa?
Shin, hem bu şüphenin ağırlığıyla hem de çaresizlikle başını öne eğdi. Siyah saçlarının arkasında, gözlerinden süzülen yaşlar yanaklarını ıslatırken karanlık odada sessizce ağlamaya başladı.