8. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 8: Parktaki Hesaplaşma
Hava iyice kararmış, terk edilmiş eski parkın içindeki kırık dökük çardaklar ağaçların gölgesinde kaybolmuştu. Shin, çardağın tahta sırasına çökmüş, elindeki kırmızı dosyanın sayfalarını çevirirken titriyordu. Fotoğraflar, şantaj mesajları, Baek’in sakladığı tüm o kirli sırlar gözünün önündeydi. Okuduğu her satırda katile biraz daha yaklaştığını hissediyordu ama etrafındaki çemberin de daraldığının farkındaydı.
Birden, kuru yaprakların ezilme sesi sessizliği bıçak gibi kesti.
Shin hızla başını kaldırdı. Siyah saçları yüzünün önüne dökülürken, karanlığın içinden sıyrılan gölgeyi gördü. Bu Yoon’du. Yüzünde o okulda gösterdiği tatlı kız arkadaş maskesinden hiçbir iz kalmamıştı. Gözleri çılgın gibi parlıyordu.
"Sana o dosya sende kalamaz demiştim, Do-hee," dedi Yoon, adımlarını hızlandırıp Shin’e doğru yürürken. "Onu bana vereceksin!"
Shin panikle geriye doğru kaçmaya çalıştı ama sırtı çardağın ahşap direğine çarptı. Sıkışmıştı. Yoon tam elini uzatıp Shin’in montunun altındaki dosyayı koparmaya yelteniyordu ki...GÜÜÜM!
Gecenin karanlığını yırtan bir motor sesiyle birlikte, Choi’nin o siyah cipi parkın kaldırımına çıkıp ağaçların hemen yanında sert bir frenle durdu. Kapı daha araba tam durmadan açıldı.
Choi, esmer tenine bulaşan o gece karanlığıyla, çekik gözleri nefretle kısılarak çardağa doğru adeta uçtu. Yoon daha ne olduğunu anlamadan, Choi onun bileğini kavradı ve kızı tek bir hamleyle geriye doğru fırlattı! Yoon dengesini kaybederek acı bir çığlıkla toprağın üzerine, yere yapıştı.
Choi, Shin’in önüne adeta dev bir duvar gibi dikildi. Üzerindeki okul ceketini düzeltti, yere yığılan Yoon’a tepeden baktı. O her zamanki neşeli, komik ses tonu gitmiş, yerine insanı ürperten buz gibi karanlık bir karizma gelmişti.
"Normalde kadınlara el kaldırmam, prenses..." dedi Choi, esmer yüzündeki kavga izi kasılırken. "Ama sen sınırları o kadar çok zorluyorsun ki, bana centilmenliğimi unutturmak üzeresin. Dua et daha ileri gitmiyorum."
Yoon, düştüğü yerden üstünü başını temizleyerek kalkmaya çalıştı. Gözleri öfkeden deli gibi dönmüştü. "Sen delirdinmi Hyun-woo?!" diye bağırdı, elini Choi’nin pençesinden kurtarmaya çalışarak. "O kızın elinde ne olduğunu bilmiyorsun! O dosya hepimizin sonu olacak, anlamıyor musun?!"Yoon ve Choi korakor bir laf dalaşına girmiş, Yoon deli gibi Choi’nin elinden kurtulup Shin’e ulaşmaya çalışırken, Shin bu birkaç saniyelik kaosu mükemmel değerlendirdi.
Siyah saçlarının arkasına sakladığı yüzüyle hemen arkasındaki kırık çardak tahtalarının arasındaki boşluğu fark etti. Kimseye çaktırmadan, elindeki kırmızı dosyayı o tahta blokların arasındaki derin boşluğa doğru itti. Dosya karanlığın içinde, toprağın altına doğru kayıp gözden kayboldu. Artık güvendeydi. En azından şimdilik.
Choi, Yoon’u tamamen geriye doğru itip arkasını döndü ve Shin’in omuzlarından tuttu. Çekik gözleriyle kızın yüzünü inceledi. "İyi misin Do-hee? Sana bir şey yaptı mı?" diye sordu. Sesi ilk kez bu kadar endişeli ve yumuşaktı.
Tam o sırada, parkın diğer ucundaki ağaçların arasından bir ıslık sesi yükseldi. Karanlığın içinden elinde fenerle yürüyen biri geliyordu.
Bu Kang’dı. Fenerin ışığını doğrudan Choi, Shin ve yerde duran Yoon’un üzerine tuttu. Buz gibi sesiyle konuştu:
"Bakıyorum da tüm şüpheliler gece pikniğine çıkmış. Eksik olan tek şey... kütüphanedeki o kanlı masa."
