11. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 11: Zoraki Kurtarıcı
Shin ağacın dibinde, gözyaşları siyah saçlarına karışmış halde titrerken, Yoon bir adım öne çıktı. Dudaklarında o iğrenç, zafer kazanmış alaycı gülümsemesi vardı. Eğilip Shin’e tepeden baktı, sesi adeta bir zehir gibi koridorlardan buraya taşınmıştı:
"Ah, zavallı Shin Do-hee... Demek bunca zaman bir kahraman olduğunu sanıyordun? Meğer kendi ellerinle yaktığın çocukların arasında, hiçbir şeyden habersiz bir canavar gibi yaşıyormuşsun. Baek senin bu acınası halini gördükçe arkandan ne kadar gülüyordur, bir bilsen!"
Yoon’un bu acımasız sözleri Shin’in kalbine birer çivi gibi saplanıyordu. Shin daha fazla dayanamayıp elleriyle kulaklarını daha da sıkı kapattı, hıçkırıkları hırıltılı bir nefese dönüştü. Acısı katlanarak büyüyordu.Choi, Yoon’un o iğrenç sesini duyduğu an esmer tenindeki tüm kan çekildi. Çekik gözleri adeta cinayet işleyecekmiş gibi karardı. Shin’in ona "Dokunma!" diye bağıran sesi hala kalbinde bir enkaz gibi duruyordu ama onun bu iki yılanın önünde daha fazla ezilmesine, acı çekmesine izin veremezdi.
Yavaşça ama kararlı adımlarla Shin’in yanına indi. Tekrar diz çöktü. Gözlerindeki o kırılmışlık yerini sert, sarsılmaz bir iradeye bırakmıştı. Shin’in titreyen bedenine doğru uzandı ve kulağına, sadece onun duyabileceği, kalpleri sızlatacak kadar derin bir sesle fısıldadı:
"Dokunmamı istemediğini biliyorum Do-hee... Ama şu an dokunmak zorundayım. Özür dilerim."
Daha Shin ne olduğunu anlamadan, Choi kollarını onun bacaklarının ve sırtının altından geçirdi. Onu o çamurlu toprağın üzerinden, sanki dünyanın en değerli ve en kırılgan mücevherini taşıyormuş gibi tek bir hamlede kucağına aldı. Ayağa kalktığında esmer yüzü kaskatıydı. Shin, Choi’nin kucağına havalandığı an şokla sarsıldı. "Bırak beni! Bırak diyorum sana! Dokunma bana, yalan söyledin!" diye bağırarak Choi’nin o geniş göğsüne hafifçe, güçsüz yumruklar vurmaya başladı. Ağlamaktan gücü tükenmişti, vuruşları Choi’nin canını yakmıyordu bile. "Bırak beni Choi Hyun-woo!" diye çırpınıyordu.
Ama Choi onu asla bırakmadı. Adımlarını bile yavaşlatmadı. O parlak, lüks arabasına doğru kararlı adımlarla yürürken, Shin’in daha fazla debelenmesini engellemek için büyük, sıcak elini uzattı. Parmaklarını Shin’in o yumuşak siyah saçlarının arasına geçirdi. Nazik ama sarsılmaz bir baskıyla Shin’in başını kendi göğsüne, tam kalbinin üzerine bastırdı.
Kızın kulağı Choi’nin göğsüne yaslandığında, Choi’nin kalbinin sanki yerinden fırlayacakmış gibi, onun için ne kadar deli gibi çarptığını duyabiliyordu.
"Şşşt... Sadece sus ve nefes al," diye mırıldandı Choi. Sesi sertti ama dokunuşu kıza dünyadaki tüm kötülükleri unutturacak kadar korumacıyıdı.Onlar arabaya doğru uzaklaşırken, Yoon arkalarından deliye dönmüş bir şekilde bağırmaya başladı. Shin’in o çardak altındaki dosyayı sakladığını fark edememişti ama elindeki tek kozun böyle yürüyüp gitmesine dayanamıyordu.
"Hyun-woo! Dur diyorum sana! O kızı nereye götürüyorsun?!" diye yırtındı Yoon, parkı inleten çirkin bir sesle. "Onu benden kaçıramazsın! O dosya ortaya çıktığında hiçbiriniz Shin’in bir katil olduğu gerçeğini değiştiremeyeceksiniz! İkiniz de batacaksınız!"
Kang ise fenerini kapatmış, arkasından bağıran Yoon’un aksine, elleri ceplerinde öylece duruyordu. Choi’nin arabasının kapısını açıp Shin’i yolcu koltuğuna yerleştirmesini buz gibi gözlerle izledi. Yüzünde hala o sağı solu belli olmayan soğuk ifade vardı. Kafasında kim bilir ne tür yeni mantık oyunları dönüyordu...
Choi, Shin’i arabaya bindirip kapıyı kapattı. Sürücü koltuğuna geçmeden önce arkasına döndü, durakta bekleyen o iki gölgeye, özellikle de Yoon’a çekik gözlerini kısarak son bir kez baktı. Gözlerinde "Bunun hesabını ödeyeceksiniz" diyen ölümcül bir söz vardı. Arabaya bindi, motoru kükretti ve siyah cip gecenin karanlığında gözden kayboldu.
