1. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 1: Kan Lekeli Taç
Shin için o günün diğer günlerden hiçbir farkı yoktu. Shinil Lisesi’nin o boğucu, herkesin birbirinin markasını ve dış görünüşünü yarattığı koridorlarında kulaklıklarını takmış, başı öne eğik bir şekilde yürüyordu. Bu okulun sahte aristokrat havasından nefret ediyordu.
Koridorun ortasında, her zamanki gibi bir kalabalık vardı. Okulun kusursuz, dokunulmaz kraliçesi Baek, etrafına topladığı hayran kitlesine gülümsüyordu. Baek, Shin’in yanından geçerken durdu, ona tepeden bakan bir süzüş attı ve fısıldadı:
"Bazı insanlar bu okula sadece fon oluşturmak için geliyor, değil mi Shin?"
Shin cevap vermedi. Kulaklığının sesini biraz daha açtı ve yanından geçip gitti. Baek’in bilmediği, ama Shin’in çok iyi fark ettiği bir şey vardı: Baek son birkaç haftadır ne zaman telefonuna baksa yüzü kireç gibi bembeyaz oluyordu. Kusursuz kraliçenin bir derdi vardı.
Akşam 19:30 - Okul Çıkışı
Hava kararmış, okul neredeyse tamamen boşalmıştı. Shin, kütüphanede unuttuğu tarih notlarını almak için geri dönmek zorunda kalmıştı. Koridorlar o kadar sessizdi ki, kendi ayakkabısının sesleri duvarda yankılanıyordu. Kütüphanenin kapısına yaklaştığında, içeriden gelen o ağır, demirsi kokuyu burnunda hissetti.
Kapıyı hafifçe itti. Ve o an, Shin’in hayatı bir daha asla eskisi gibi olmayacak şekilde değişti.
Kütüphanenin tam ortasındaki büyük çalışma masasının üzerinde, okul forması içinde Baek yatıyordu. Ama o her zaman gururla taşıdığı yüzü, şimdi tanınmaz haldeydi. Boğazından sızan taze, kıpkırmızı kan masadan yere doğru damlıyor, ahşap zeminde küçük bir gölet oluşturuyordu. Korkunç olan şey sadece bu değildi. Katil, Baek'in kanını parmaklarına bulaştırmış ve hemen arkadaki devasa beyaz duvara büyük harflerle bir şey yazmıştı:
"KRALİÇE ÖLDÜ. SIRA TAHTTAKİLERDE."
Shin şokla geriye doğru bir adım attı, çığlık atmak istedi ama nefesi boğazında düğümlendi. Tam o sırada arkasından gelen boğuk bir ayak sesiyle irkildi. Korkuyla arkasına döndüğünde, kütüphanenin karanlık köşesindeki pencerelerin önünde bir karaltı gördü.
Kang oradaydı. Üzerindeki okul ceketinin kollarını dirseklerine kadar katlamış, elleri ceplerinde, ifadesiz ve buz gibi gözlerle Baek’in cesedine bakıyordu. Yüzünde ne bir korku ne de bir şaşkınlık vardı. Sadece o karanlık, insanı ürperten soğukluğuyla Shin’e döndü:
"Burada olmaman gerekirdi, Shin Do-hee," dedi, sesi adeta kütüphanedeki kanı donduracak kadar mesafeliydi. "Şimdi ikimiz de şüpheliyiz."
10 Dakika Sonra - Koridor Kaosu
Kütüphanenin dışına çıktıklarında, şans eseri (ya da belki de bilerek) orada olan Yoon çığlığı bastı. "Shin! Ne oldu? Elindeki... elindeki kan ne?!"
Shin dehşetle ellerine baktı, kütüphane kapısını açarken Baek'in kapı koluna bulaşan kanı fark etmeden tutmuştu. Okul bir anda polis sirenleri ve çığlıklarla çalkalanmaya başladı. Herkes koridora dökülmüştü. Okul müdürü, öğretmenler, polisler...Tam o gerilimin en tepe noktasında, kalabalığın arasından o tanıdık, rahat ve aşırı havalı ses yükseldi:
"Vay canına... Ben sadece matematik ödevimi unuttum diye ağlayacaktım ama buradaki parti çok daha kanlıymış."
Bu Choi’ydi. Okul ceketinin önü her zamanki gibi açıktı, saçları hafifçe dağılmıştı ama o lanet olası karizması her zamanki yerindeydi. Polis barikatının arkasından esneyerek geçti, ortadaki gerginliği zerre umursamadan Shin’in tam önünde durdu. Shin’in titreyen ellerine ve gözlerindeki korkuya baktı. Yüzündeki o alaycı gülümseme bir anlığına solsa da, hemen ardından Shin’in gözlerinin içine bakarak göz kırptı:
"Hey, sakin ol Do-hee. Katil sen olsan bile seni ele vermem, biliyorsun değil mi? Hem, bu okulun formasına kırmızı hiç yakışmıyordu, Baek sonunda tarzını bulmuş."
Herkes dehşet içinde Choi’ye bakarken, Choi eğildi ve sadece Shin’in duyabileceği bir sesle fısıldadı:
"Ama şaka bir yana... Kang Joon’un o odadan seninle çıktığını gördüm. Eğer hayatını seviyorsan, o buz dolabından uzak dur. Ve bu gece... sakın evde yalnız kalma."
