33. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 33: İhanetin Sessizliği
Karakolun içi, soğuk neon ışıklar ve kağıt hışırtılarıyla doluydu. Shin Do-hee, Choi'nin tutuklandığını öğrendiği an adeta buz kesti. İnanmak istemiyordu. Kang'ın günlerdir ona söylediği "Choi göründüğü gibi biri değil" sözleri, bir film şeridi gibi zihninden geçti.
Do-hee, nezarethanenin kapısına ulaştığında Choi'yi demir parmaklıkların ardında, başı öne eğik bir şekilde otururken gördü. İçerisi o kadar sessizdi ki, Do-hee'nin titreyen nefes alışverişi bile yankılanıyordu.
"Sana güvendim, Choi..." dedi Do-hee. Sesi fısıltıdan halliceydi ama içindeki hayal kırıklığıyla kapıdaki demirleri titretiyordu. Gözleri dolmuştu, o kırgın ve nemli bakışlarını Choi'nin üzerine dikti. "Kang’ın söyledikleri... Hepsi yalan sanıyordum. Ama sen buradasın. Ben sana tüm sırlarımı açmışken, sen... Sen gerçekten Baek'i..."
Choi başını kaldırdı. Gözlerinde ne bir savunma vardı, ne de bir öfke. Sadece o ağır, açıklanamaz bir keder. "Keşke sana her şeyi anlatabilseydim Do-hee," dedi kısık bir sesle. "Ama gerçekler, senin hayal ettiğin kadar basit değil."
Tam o sırada, nezarethanenin diğer ucundan Kang Joon'un o rahatsız edici, özgüvenli sesi duyuldu. Elinde bir şişe suyla, sanki bir eğlence mekanındaymış gibi rahattı.
"Sana ne demiştim Do-hee?" dedi Kang, sırıtarak Do-hee’nin yanına yaklaşırken. "Choi’nin o 'kahraman' maskesinin altındaki ezik karakterini sonunda gördün işte. Baek'e o kadar imreniyordu ki, onu ortadan kaldırması kaçınılmazdı. Bak, şimdi o bir katil adayı olarak parmaklıklar ardında, sen ise benim haklı olduğumu anladığın o güzel gerçekle baş başasın."
Do-hee, Kang’ın iğneleyici sözleriyle irkildi. Gözleri tekrar Choi'ye döndü; Choi hala tek kelime etmiyor, Kang’ın kışkırtmalarını duymuyormuş gibi bakıyordu.
Ancak o sırada, koridorun sonunda bir hareketlilik oldu. Polisler, sorgu odasından çıkan Yoon Ye-rin'i götürüyordu. Yoon, nezarethanenin önünden geçerken duraksadı. Yüzünde hiçbir mimik yoktu ama ellerindeki kan izleri (kendi kesiklerinden gelen ama herkesin Baek'in kanı sandığı o izler) herkesin gözüne çarpıyordu. Yoon, bir anlığına Do-hee ile göz göze geldi. O an, Do-hee'nin kalbine bir bıçak saplanmış gibi hissetti.
Yoon, sanki sessizce "Bak, aslında katil aradığınız kişi tam olarak burada," der gibi Choi'ye baktı, sonra hiçbir şey söylemeden arkasını dönüp gitti.Kang Joon, Yoon’un bu gizemli bakışını fark edince gülüşü bir anlığına dondu. Ama hemen kendini toparlayıp, "Görüyor musun? Herkes onun suçlu olduğunu biliyor," diye fısıldadı Do-hee’nin kulağına.
Do-hee artık kime inanacağını bilmiyordu. Choi’nin o suçlayıcı olmayan sessizliği mi daha ürkütücüydü, yoksa Yoon’un o buz gibi soğukkanlılığı mı?
Karakolun buz gibi havasında Kang Joon, Shin’in tamamen güvenini kazanmayı başarmıştı. Ona öyle şefkatli, öyle korumacı yaklaşmıştı ki, Shin artık Choi’nin bir canavar olduğuna tamamen inanmıştı. Kang, Shin’e bir mesaj atarak, "Her şeyi tamamen bitirmek için okulun kütüphanesinde buluşalım, sana kanıtları göstereceğim," dedi.
Aynı dakikalarda, nezarethanede oturan Choi Hyun-woo’nun içini aniden korkunç bir ürperti kapladı. Kalbi göğsünü delecek gibi çarpmaya başladı. Çekik gözleri panikle büyüdü; Do-hee’ye bir şey olacağını, kızın büyük bir tehlikede olduğunu ruhunun derinliklerinde hissetmişti.
Choi demir parmaklıklara yapıştı, gardiyanlara avazı çıktığı kadar bağırdı: "Beni bırakın! Yalvarırım bırakın, Do-hee tehlikede! Ölecek, bırakın beni!"
Tabii ki polisler onu dinlemedi, "Kes sesini katil!" diyerek terslediler. Ama Choi duramazdı. Öğle yemeği dağıtımı sırasında, gardiyanın bir anlık boşluğundan yararlanıp adamı hücreye kilitledi, koridordaki kargaşayı fırsat bilip karakoldan çılgınlar gibi kaçtı! Yaralı kolunun sargısı sökülmüş, dikişleri patlamıştı ama o acıyı hissetmiyordu bile. Tek bir hedefi vardı: Okul kütüphanesi.
Shin, kütüphanenin loş ışıkları altında Kang’ı bekliyordu. Arkasından yaklaşan ayak sesleriyle döndüğünde, Kang'ın yüzündeki o şefkatli maskenin tamamen düştüğünü gördü. Kang’ın elinde parıldayan keskin bir bıçak vardı.
"Kang... Ne yapıyorsun?" diyebildi Shin, geriye doğru kaçmaya çalışırken.
"Oyun bitti Do-hee," dedi Kang buz gibi bir sesle ve ileri atıldı. Keskin bıçak, Shin’in karnına hafifçe saplandı. Beyaz okul gömleği anında kırmızıya boyanırken Shin acıyla inleyerek yere yığıldı. Kang, daha derine saplamak için bıçağı havaya kaldırmıştı ki...
KÜÜÜÜT!
Kütüphanenin ahşap kapısı menteşelerinden sökülürcesine patladı! Choi, nefes nefese içeri daldı. Yerde kanlar içinde yatan Shin’i gördüğü an Choi’nin gözleri tamamen karardı, içindeki canavar uyandı. Kang’ın üzerine bir kaplan gibi atıldı.
Choi, Kang'ı öldüresiye dövmeye başladı. Yumrukları, tekmeleri kütüphane duvarlarında yankılanıyordu. Kang’ın yüzü gözü darmadağın oldu, kemiklerinin kırılma sesi duyuldu. Kang sonunda kanlar içinde, kıpırdayamayacak bir halde yere yığıldı.Choi, nefes nefese hemen dönüp Shin’in yanına çöktü. Titreyen elleriyle kızın yüzünü kavradı.
"Do-hee... Do-hee gözlerini aç, yalvarırım aç!" diye bağırdı. Ama Shin gözlerini açmıyordu, bilinci kapanmıştı. Choi, kızı sımsıkı kucağına aldı. Gözlerinden sicim gibi yaşlar boşanırken, kızın kanlı gömleğine başını gömüp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. "Özür dilerim... Yetişemedim..."
Kütüphanenin o karanlık raflarının arkasından, adeta bir gölge gibi Yoon Ye-rin sıyrıldı. Polis nezaretinden nasıl çıktığı belirsizdi (ya da belki de hiç tutuklanmamıştı, her şey bir oyundu!).
Yoon, yerde kalkamayacak durumda, acı içinde inleyen Kang’ın yanına doğru eğildi. Gözlerinde zerre acıma yoktu. Fısıldayarak sordu: "Choi mi yaptı?"
Kang, ağzından gelen kanı tükürerek nefretle Choi’ye baktı. "Evet..." diye hırıldadı. "Shin’i o bıçakladı... Beni de bu hale o getirdi."
Yoon ve Kang, Choi’nin üzerine kalacak o büyük cinayet iftirasının ortaklığını o an gözleriyle onayladılar.
Ancak Choi’nin onları duyacak hali yoktu. Kucağındaki Shin’i daha da sımsıkı sardı. Arkasından gelecek polis sirenlerini umursamadan, okulun koridorlarından bir fırtına gibi fırladı. Bahçedeki cipinin kapısını açıp Shin'i koltuğa yatırdı, kendisi de direksiyona geçti. Gaza sonuna kadar basarken, tek eliyle Shin'in soğuk elini tutuyordu. Şimdi ikisi de tüm şehirden kaçan iki kaçaktı.
