48. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 47: Çaresizliğin Kıyısı
Do-hee gözlerini açtığında, genzini yakan yoğun pas ve nem kokusuyla irkildi. Ellerinin ve ayaklarının kalın urganlarla eski, demir bir sandalyeye bağlandığını fark etti. Başını dehşetle yana çevirdiğinde, hemen yanında aynı şekilde sandalyeye sabitlenmiş olan Choi’yi gördü. Choi hala baygındı; omzundaki o derin cam kırığı ve kolundaki mermi yarası sızmaya devam ediyordu.
"Ah, nihayet uyanmış küçük dedektifimiz," dedi Yoon, fabrikanın gölgelerinden sıyrılarak. Yüzünde şeytani bir haz vardı. Yanında duran Kang Joon, elindeki demir sopayı Choi’nin baygın bedenine doğru salladı.
ÇAAAAT!
Sopanın Choi’nin göğsüne inmesiyle esmer çocuk acı dolu bir feryatla gözlerini açtı. Ağzından süzülen kan, göğsüne doğru aktı. Do-hee, "HAYIR! Bırakın onu, ne isterseniz bana yapın!" diye bağırdı, hıçkırıkları fabrikada yankılanırken.
Ama Kang ve Yoon durmadı. Do-hee’nin gözleri önünde, Choi’nin yaralı koluna, dikişlerine acımasızca bastırdılar, canını yakmak için her şeyi yaptılar. Choi, Do-hee korkmasın diye dişlerini birbirine vurarak çığlıklarını yutmaya çalışıyordu ama acı o kadar büyüktü ki, bir süre sonra bedeni tamamen iflas etti. Kafası öne düştü, artık hareket edecek, parmağını bile oynatacak hali kalmamıştı. Sadece kesik kesik nefes alıyordu.Yoon, Choi’nin saçlarından tutup kafasını zorla geriye doğru kaldırdı, sonra arkasına dönüp Kang’ın elindeki parıldayan keskin bıçağı aldı. Ağır adımlarla Do-hee’nin önüne geldi. İplerini tamamen çözmedi ama Do-hee’nin sadece sağ elini serbest bırakıp bıçağı zorla titreyen avucunun içine sıkıştırdı.
"Evet, Shin Do-hee," dedi Yoon, sesi buz gibiydi. Silahını çekip doğrudan Do-hee’nin şakağına dayadı. "Oyun bitti. Gördüğün gibi o artık yürüyen bir ölüden farksız. Şimdi bu bıçağı onun kalbine saplayacaksın."
Do-hee şok içinde elindeki bıçağa baktı. "Hayır... Yapamam... Bunu bana yaptıramazsınız!" diye haykırdı.
O sırada Choi, kapanmak üzere olan o çekik gözlerini çok hafifçe araladı. Do-hee’nin o gözyaşlarıyla ıslanmış, çaresiz yüzüne baktı. Sesini zorlukla duyurabildi; fısıltısı bir rüzgar kadar zayıf ama bir dağ kadar ağırdı:
"Do-hee... Beni... öldür. Lütfen yap bunu. Senin onların elinde can vermeni izlemektense... senin elinden ölmeyi tercih ederim. Kurtar kendini... sapla bıçağı."
Do-hee, bıçağı tutan eli çılgınlar gibi titrerken avazı çıktığı kadar bağırdı:
"YAPAMAM! Beni korumak için bu hale gelen birini nasıl öldürürüm?! Senin kanının elime bulaşmasına izin vermeyeceğim!"
Yoon, silahın emniyet mandalını indirdi. TIK. "Son üç saniyen Shin Do-hee. Ya o ölecek, ya da ikinizde!"
