35. bölüm · Zihnimdeki Katil

BÖLÜM 35: Zoraki Misafir ve Çilekli Süt

Dre Yko

Bölümler
1 BÖLÜM 1: Kan Lekeli Taç 2 BÖLÜM 2: Choi Tarzı Kurtarma Operasyonu 3 BÖLÜM 3: Şüphe Tohumları 4 BÖLÜM 4: İki Ateş Arasında 5 BÖLÜM 5: Okul Koridorunda Kanlı Düello 6 BÖLÜM 6: Büyük Kaçış ve Choi'nin Cezası 7 BÖLÜM 7: Telefon Baskını ve Sinsi Mesajlar 8 BÖLÜM 8: Parktaki Hesaplaşma 9 BÖLÜM 9: Maskelerin Arkasındaki Yangın 10 BÖLÜM 10: Kırık Maskeler ve Sessiz Çığlıklar 11 BÖLÜM 11: Zoraki Kurtarıcı 12 BÖLÜM 12: Koruyucu Kanatlar 13 BÖLÜM 13: Duvar Arkasındaki Gerilim 14 BÖLÜM 14: Karizmanın Çöküşü 15 BÖLÜM 15: Gölgelerin Arasındaki Bıçak 16 BÖLÜM 16: Kanlı Göğüs ve İnatçı Kalpler 17 BÖLÜM 17: Yakın Tehdit, Uzak Kalpler 18 BÖLÜM 18: Kuklacının Gölgesi 19 BÖLÜM 19: Kütüphanede Kaos ve Kırılan Kemikler 20 BÖLÜM 20: Kanlı Gömlek ve Sessiz İhbar 21 BÖLÜM 21: Karanlıktan Kaçış 22 BÖLÜM 22: Ölüm Tarihi Şifresi 23 BÖLÜM 23: Kararsız ve Çaresiz 24 BÖLÜM 24: Fedakarlık ve Ölümcül Oyun 25 BÖLÜM 25: Kanlı İtiraf 26 BÖLÜM 26: Ruhun Karanlık Odası 27 BÖLÜM 27: Kayıp İzler ve Kışkırtma 28 BÖLÜM 28: Kırılan Zincirler ve Kanlı Yumruklar 29 BÖLÜM 29: Komik Kahraman ve Demir Topuk 30 BÖLÜM 30: Zehirli Şüphe ve Karanlık Yol 31 BÖLÜM 31: Zoraki Veda 32 BÖLÜM 32: Şüphenin Üç Rengi 33 BÖLÜM 33: İhanetin Sessizliği 34 BÖLÜM 34: Uyanış ve Adalet 35 BÖLÜM 35: Zoraki Misafir ve Çilekli Süt 36 BÖLÜM 36: Yarım Kalan Nefes ve Acı Gerçek 37 BÖLÜM 37: Gölgelerin Dansı 38 BÖLÜM 38: Geçmişin Prangaları 39 BÖLÜM 39: Prangaların Kırılışı 40 BÖLÜM 40: Akıntı ve İttifak 41 BÖLÜM 41: Kapkara Suların Altındaki Nefes 42 BÖLÜM 42: Yarım Kalan Gece ve Sabah Güneşi 43 BÖLÜM 43: Sabah Şoku ve Kaçak Kraliçe 44 BÖLÜM 44: Duvarların Arkasındaki Canavarlar 45 BÖLÜM 45: Balkondan Aşağı ve Kan Kırmızısı Mermi 46 BÖLÜM 46: Çarpışma ve Karanlık Tutsaklık 47 BÖLÜM 47: Çaresizliğin Kıyısı 48 BÖLÜM 48: Kırık Urganlar ve Gözyaşı 49 BÖLÜM 49: Mahşer Yeri ve Durmuş Bir Kalp 50 BÖLÜM 50: Yalanın Gölgesinde Yas 51 BÖLÜM 51: Ölümün Kıyısında Bir Çığlık 52 BÖLÜM 52: Gerçeğin Öpücüğü 53 BÖLÜM 53: Maskelerin Ardındaki Şeytan 54 BÖLÜM 54 (FİNAL): Karanlıktan Sonra Doğan Güneş

Hastaneden taburcu olma işlemleri bittiği an, Shin Do-hee derin bir nefes alıp kendi evine doğru yürümeyi planlıyordu. Ancak hastane çıkışında onu bekleyen bir sürpriz vardı: Siyah cipinin kapısına yaslanmış, üzerinde hırpalanmış ama hala karizma duran ceketiyle duran Choi Hyun-woo.
"Evet, küçük dedektif," dedi Choi, çekik gözlerini muzipçe kısarak. "Yolculuk başlasın."
Do-hee patlayan dudağını umursamayan bir inatçılıkla kollarını göğsünde birleştirdi. "Ben kendi evime gidiyorum Choi. Hastaneden çıktım işte, iyiyim."
Choi hiç üstelemedi. Yüzünde o bildiğimiz "bir muziplik peşindeyim" gülüşü belirdi. "Öyle mi? Tamam o zaman," dedi ve bir anda öne atıldı. Do-hee daha çığlık bile atamadan, onu hastane bahçesinin ortasında tek bir hamlede yine kucağına alıverdi!
"Choi! Herkes bakıyor, indir beni pis serseri!" diye çırpındı Do-hee, esmer çocuğun omuzlarını yumruklarken.
"Valla hiç kusura bakma, karnında dikiş var. Ayrıca Kang pisliği hala dışarıda serbestken seni o evde yalnız bırakacağımı sanıyorsan beni hiç tanımamışsın," dedi Choi. Do-hee’yi cipin ön koltuğuna adeta bir çuval gibi ama incitmemeye acayip dikkat ederek bıraktı.
Kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. "Benim evime gidiyoruz. İtiraz istemiyorum."
Choi’nin evi, şehrin biraz dışında, yüksek tavanlı ve tamamen onun o dağınık tarzını yansıtan korunaklı bir yerdi. İçeri girdiklerinde Do-hee hala söyleniyordu. "Gerçekten tam bir diktatörsün Choi Hyun-woo..."
"Evet, öyleyim," dedi Choi alaycı bir şekilde. Ceketini koltuğa fırlatıp mutfağa geçti. Üzerindeki tişörtün altından, dün geceki kavgadan kalan morluklar ve dikişleri patlamış yaralı kolu görünüyordu. Do-hee onun bu halini görünce içindeki öfkenin eriyip gittiğini hissetti. O karakoldan kaçarken, sırf kendisini kurtarmak için canını dişine takmıştı.
Do-hee yavaşça arkasından mutfağa süzüldü. "Kolun... dikişlerin patlamış. Acımıyor mu?" diye sordu kısık bir sesle.
Choi arkasını döndü, elinde kocaman bir bardak çilekli süt tutuyordu. Do-hee’nin en sevdiği şeyi unutmamıştı. Bardağı kıza uzatırken Do-hee’ye doğru bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe tamamen kapandığında, Choi’nin o alaycı ifadesi yerini saf bir sıcaklığa bıraktı.
"Senin canın yanarken benim kolumun acısını hissetmem imkansızdı, Do-hee," dedi sesi kalınlaşarak. Elini kaldırıp, kızın yüzüne düşen siyah bir saç tutamını incitmekten korkar gibi yavaşça kulağının arkasına itti. Bakışları, Do-hee’nin hafifçe patlamış olan alt dudağına kaydı. "Seni koruyamadım... Özür dilerim."
Do-hee’nin kalbi göğsünü delecek gibi çarpmaya başladı. Sütü masaya bırakıp Choi’nin gözlerinin içine baktı. "Sen olmasan ölmüştüm. Özür dileme."
Choi, kızın bu kadar uysal ve tatlı cevap vermesiyle bir an şaşırdı. Sonra o eski serseri moduna anında geri dönüp hafifçe sırıttı. "Vay be, Shin Do-hee beni övdü mü az önce? Dur bunu takvime feyz alarak not edeyim."
Do-hee tam gözlerini devirecekken, Choi ani bir hareketle eğilip yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. Aralarında sadece birkaç santim kalmıştı. Do-hee nefesini tuttu, Choi’nin dudaklarına bakarken kalbi duracak gibi oldu. Acaba öpecek miydi?
Choi tam dudaklarına doğru eğilmişken bir anda durdu, gözlerini kızın patlayan dudağına dikti ve acıyan bir yüz ifadesi yaptı:
"Öpmek isterdim ama... Dudak dikişlerini patlatırsam başhekim beni bu sefer harbi tutuklar. O yüzden şimdilik bununla idare et."
Deyip Do-hee’nin burnunun ucuna parmağıyla hafifçe vurdu ve kahkaha atarak salona doğru kaçtı. Do-hee arkasından kıpkırmızı olmuş bir yüzle şok içinde kalakaldı. Elindeki çilekli süt bardağını sıkarken, "Pislik herif ya!" diye bağırdı ama yüzündeki o kocaman, mutlu gülümsemeye engel olamadı.