35. bölüm · Zihnimdeki Katil
BÖLÜM 35: Zoraki Misafir ve Çilekli Süt
Hastaneden taburcu olma işlemleri bittiği an, Shin Do-hee derin bir nefes alıp kendi evine doğru yürümeyi planlıyordu. Ancak hastane çıkışında onu bekleyen bir sürpriz vardı: Siyah cipinin kapısına yaslanmış, üzerinde hırpalanmış ama hala karizma duran ceketiyle duran Choi Hyun-woo.
"Evet, küçük dedektif," dedi Choi, çekik gözlerini muzipçe kısarak. "Yolculuk başlasın."
Do-hee patlayan dudağını umursamayan bir inatçılıkla kollarını göğsünde birleştirdi. "Ben kendi evime gidiyorum Choi. Hastaneden çıktım işte, iyiyim."
Choi hiç üstelemedi. Yüzünde o bildiğimiz "bir muziplik peşindeyim" gülüşü belirdi. "Öyle mi? Tamam o zaman," dedi ve bir anda öne atıldı. Do-hee daha çığlık bile atamadan, onu hastane bahçesinin ortasında tek bir hamlede yine kucağına alıverdi!
"Choi! Herkes bakıyor, indir beni pis serseri!" diye çırpındı Do-hee, esmer çocuğun omuzlarını yumruklarken.
"Valla hiç kusura bakma, karnında dikiş var. Ayrıca Kang pisliği hala dışarıda serbestken seni o evde yalnız bırakacağımı sanıyorsan beni hiç tanımamışsın," dedi Choi. Do-hee’yi cipin ön koltuğuna adeta bir çuval gibi ama incitmemeye acayip dikkat ederek bıraktı.
Kapıyı kapatıp sürücü koltuğuna geçti. "Benim evime gidiyoruz. İtiraz istemiyorum."
Choi’nin evi, şehrin biraz dışında, yüksek tavanlı ve tamamen onun o dağınık tarzını yansıtan korunaklı bir yerdi. İçeri girdiklerinde Do-hee hala söyleniyordu. "Gerçekten tam bir diktatörsün Choi Hyun-woo..."
"Evet, öyleyim," dedi Choi alaycı bir şekilde. Ceketini koltuğa fırlatıp mutfağa geçti. Üzerindeki tişörtün altından, dün geceki kavgadan kalan morluklar ve dikişleri patlamış yaralı kolu görünüyordu. Do-hee onun bu halini görünce içindeki öfkenin eriyip gittiğini hissetti. O karakoldan kaçarken, sırf kendisini kurtarmak için canını dişine takmıştı.
Do-hee yavaşça arkasından mutfağa süzüldü. "Kolun... dikişlerin patlamış. Acımıyor mu?" diye sordu kısık bir sesle.
Choi arkasını döndü, elinde kocaman bir bardak çilekli süt tutuyordu. Do-hee’nin en sevdiği şeyi unutmamıştı. Bardağı kıza uzatırken Do-hee’ye doğru bir adım yaklaştı. Aralarındaki mesafe tamamen kapandığında, Choi’nin o alaycı ifadesi yerini saf bir sıcaklığa bıraktı.
"Senin canın yanarken benim kolumun acısını hissetmem imkansızdı, Do-hee," dedi sesi kalınlaşarak. Elini kaldırıp, kızın yüzüne düşen siyah bir saç tutamını incitmekten korkar gibi yavaşça kulağının arkasına itti. Bakışları, Do-hee’nin hafifçe patlamış olan alt dudağına kaydı. "Seni koruyamadım... Özür dilerim."
Do-hee’nin kalbi göğsünü delecek gibi çarpmaya başladı. Sütü masaya bırakıp Choi’nin gözlerinin içine baktı. "Sen olmasan ölmüştüm. Özür dileme."
Choi, kızın bu kadar uysal ve tatlı cevap vermesiyle bir an şaşırdı. Sonra o eski serseri moduna anında geri dönüp hafifçe sırıttı. "Vay be, Shin Do-hee beni övdü mü az önce? Dur bunu takvime feyz alarak not edeyim."
Do-hee tam gözlerini devirecekken, Choi ani bir hareketle eğilip yüzünü onun yüzüne yaklaştırdı. Aralarında sadece birkaç santim kalmıştı. Do-hee nefesini tuttu, Choi’nin dudaklarına bakarken kalbi duracak gibi oldu. Acaba öpecek miydi?
Choi tam dudaklarına doğru eğilmişken bir anda durdu, gözlerini kızın patlayan dudağına dikti ve acıyan bir yüz ifadesi yaptı:
"Öpmek isterdim ama... Dudak dikişlerini patlatırsam başhekim beni bu sefer harbi tutuklar. O yüzden şimdilik bununla idare et."
Deyip Do-hee’nin burnunun ucuna parmağıyla hafifçe vurdu ve kahkaha atarak salona doğru kaçtı. Do-hee arkasından kıpkırmızı olmuş bir yüzle şok içinde kalakaldı. Elindeki çilekli süt bardağını sıkarken, "Pislik herif ya!" diye bağırdı ama yüzündeki o kocaman, mutlu gülümsemeye engel olamadı.
