14. bölüm · SON KUĞU
Sahnede İlk İz (14. Bölüm)
Tanışmaların sonuncusu da bittikten sonra salondaki hava biraz değişti.
İlk başta herkes birbirine yabancı olduğu için oldukça sessizdik. Kimse fazla konuşmuyor, herkes çevresindeki insanları gözlemlemekle yetiniyordu.
Şimdi ise en azından isimleri biliyorduk.
Kim nereden gelmişti, kaç yaşındaydı, ne kadar zamandır bale yapıyordu...
Bunların çoğunu öğrenmiştik.
Ben de önümde duran dosyayı tekrar açtım.
Eğitmenlerden biri masanın önüne geçti.
"Şimdi yarışmanın programından biraz bahsedeceğiz."
Kalemimi elime aldım.
Bu kısmı özellikle dikkatli dinlemek istiyordum.
"Bugün tanışma ve genel bilgilendirme yapıyoruz. Ardından ilk prova başlayacak."
Dosyanın üzerindeki programa baktım.
İlk prova: bugün.
İçimde küçük bir heyecan oluştu.
Demek bugün gerçekten başlayacaktı.
Daha birkaç saat önce buraya gelip diğer yarışmacıların arasında otururken yarışma bana hâlâ biraz uzaktaymış gibi geliyordu.
Şimdi ise ilk provanın başlamasına yalnızca birkaç dakika vardı.
Eğitmen konuşmaya devam etti.
"İlk provada öncelikle herkesin seviyesini ve hazırlık durumunu göreceğiz. Ardından sahne provasına geçeceğiz."
Bir başka eğitmen söze girdi.
"Sahne provasında yarışmacılar belirlenen sıraya göre sahneye çıkacak. Herkesin kendi süresi olacak. Bu nedenle sıranızı dikkatli takip etmeniz önemli."
Ben de hemen not aldım.
Sıra önemli.
Yanına küçük bir yıldız koydum.
"Yarışma gününden önce kostüm kontrolü yapılacak."
Bu cümleyi duyunca dosyaya tekrar baktım.
"Kostümlerinizi son güne bırakmayın. Herhangi bir eksiklik varsa önceden fark etmemiz gerekiyor."
Başımı hafifçe salladım.
Zaten kıyafet konusunda az önce söyledikleri şeyleri düşünüyordum.
Her şeyin hazır olması gerekiyordu.
Sonuçta sahneye çıktığımda aklımda kostümümün bir yeri, saçımın açılıp açılmadığı ya da bir şeyin eksik olup olmadığı olsun istemiyordum.
Tek düşünmek istediğim şey dans etmekti.
"Saç, kıyafet ve sahneye çıkış düzeniniz de kontrol edilecek. Yarışma günü son dakika telaşı istemiyoruz."
Salondan birkaç kişi not aldı.
Ben de yazmaya devam ettim.
Eğitmen bir süre sonra yarışma gününden bahsetmeye başladı.
"Yarışma günü herkes belirtilen saatte burada olacak. Isınma alanları, sahne arkası ve bekleme alanlarının kullanımına dikkat edeceksiniz."
Bir an durdu.
"Ve en önemlisi..."
Herkes ona baktı.
"Birbirinize saygılı olacaksınız."
Salonda kısa bir sessizlik oldu.
İçimden istemsizce gülümsedim.
Az önce yaşananları düşününce bu cümle biraz fazla denk gelmişti.
Eğitmen konuşmasını sürdürdü.
"Burada herkes yarışıyor olabilir. Ama bu, birbirinize karşı saygısız davranabileceğiniz anlamına gelmiyor."
Kalemimi masaya bıraktım.
İçimden, Keşke bunu biraz önce söyleseydiniz, diye geçirdim.
Ama belli etmedim.
Eğitmen konuşmasını tamamladıktan sonra dosyasını kapattı.
"Şimdi kısa bir ara vereceğiz. Ardından ilk provaya geçeceğiz."
Sandalyeler hareket etmeye başladı.
Herkes bir anda ayağa kalktı.
Ben de kalemimi dosyanın üzerine bırakıp sırtımı sandalyeye yasladım.
Derin bir nefes aldım.
İlk prova...
Kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı.
Tam o sırada birkaç sıra önümden gelen konuşmalar dikkatimi çekti.
"Gerçekten yirmi bir yaşındaymış."
Seslerini duyabiliyordum.
"Ben söylemiştim."
"Bence çok küçük."
Bir diğeri hafifçe güldü.
"Ben hâlâ nasıl seçildiğini anlamıyorum."
Gözlerimi kapatıp içimden üçe kadar saydım.
Bir...
İki...
Üç...
Başımı çevirmedim.
Duymazdan gelmeye çalışıyordum.
Ama insan kendi hakkında konuşulduğunu duyunca ne kadar istemese de kulak kesiliyordu.
Tam o sırada başka bir kızın sesi duyuldu.
"Daha izlemediniz bile."
Konuşan kız oldukça sakindi.
"Belki gerçekten iyidir."
Diğerleri kısa bir süre sustu.
"Ben sadece yaşını söylüyorum."
"Yaşı küçük olabilir. Ama bu, kötü olduğu anlamına gelmez."
Bu kez cevap gelmedi.
İçimden hafifçe gülümsedim.
En azından biri mantıklı düşünüyordu.
Başımı kaldırdığımda konuşan kızın bana baktığını gördüm.
Göz göze geldiğimiz anda hafifçe gülümsedi.
Ben de karşılık verdim.
Sonra birkaç saniye sonra yanıma doğru geldi.
"Merhaba."
"Merhaba."
Sandalyemin yanındaki boş yere baktı.
"Buraya oturabilir miyim?"
"Tabii."
Yanıma oturdu.
"Ben Meltem."
"Ben de Nehir."
Bunu zaten biliyor olmalıydı ama yine de ismimi söylemek hoşuma gitmişti.
Meltem kısa bir süre sustuktan sonra bana baktı.
"Az önce söylediklerini duydum."
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Hangisini?"
"Onları."
Bakışları biraz önce konuşan yarışmacılara kaydı.
"Takılma onlara."
Omuzlarımı silktim.
"Takılmıyorum."
Meltem birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Takılıyorsun."
İstemeden güldüm.
"Biraz."
"Ben de öyle düşünmüştüm."
İkimiz de kısa bir süre güldük.
Meltem'in yanında konuşmak nedense rahat gelmişti.
Belki de benimle ilk kez gerçekten normal bir şekilde konuşan kişi olduğu içindi.
"Sen kaç yaşındasın?" diye sordum.
"Yirmi dört."
Başımı salladım.
"Ben de zaten..."
"Yirmi bir."
Cümlesini tamamlayınca ikimiz de güldük.
"Artık herkes biliyor."
"Biraz öyle."
Meltem ayağa kalktı.
"İlk provada görüşürüz."
"Tamam."
O uzaklaşırken arkasından baktım.
İçimdeki gerginliğin biraz azaldığını fark ettim.
Belki burada sandığım kadar yalnız olmayacaktım.
Kısa aranın ardından hocalar bizi büyük bale salonuna götürdü.
Kapı açıldığı anda geniş aynalar, uzun barlar ve açık alan bütün salonu kaplıyordu.
Bir an olduğum yerde durdum.
Burası prova için gerçekten çok uygundu.
Salonun genişliği, yüksek tavanı ve duvar boyunca uzanan aynalar insanın ister istemez kendisini daha dikkatli izlemesine neden oluyordu.
Diğer yarışmacılar da içeri girdi.
Herkes yavaş yavaş yerini almaya başladı.
Ben de çantamı kenara bırakıp saçlarımı kontrol ettim.
Aynadaki yansımama baktım.
Bir tutam saçımı düzelttim.
Sonra derin bir nefes aldım.
"Tamam."
Artık konuşma zamanı değildi.
Şimdi dans etme zamanıydı.
Hoca ortaya geçti.
"Öncelikle ısınacağız."
Hepimiz sıraya girdik.
Müzik başladığında salonun havası tamamen değişti.
Az önce birbirimizi tanımaya çalışan insanlar yoktu artık.
Hepimiz birer yarışmacıydık.
Hareketler başladığında gözüm zaman zaman aynadaki diğer yarışmacılara kayıyordu.
Gerçekten çok iyilerdi.
Bazıları hareketleri inanılmaz bir rahatlıkla yapıyordu.
Bazıları ise daha kontrollü ve dikkatliydi.
Ben de bütün dikkatimi kendi hareketlerime verdim.
Her hareketi doğru yapmaya çalışırken nefesimi de kontrol etmeye uğraşıyordum.
İlk bölüm sorunsuz geçti.
Sonra eğitmen daha zor bir seri verdi.
Müzik yeniden başladı.
Vücudumu müziğin ritmine bıraktım.
Hareketleri düşünmek yerine hissetmeye çalıştım.
Bir an için salondaki diğer herkesi unuttum.
Sadece müzik vardı.
Hareketler...
Ve benim nefesim.
Seri bittiğinde müzik durdu.
Hoca birkaç saniye boyunca hepimizi izledi.
"Fena değil."
Sonra bakışları üzerimizde dolaştı.
"Nehir."
Başımı kaldırdım.
"Efendim?"
"Bir sonraki dönüşünde ağırlığını biraz daha erken aktar."
Başımı salladım.
"Tamam."
Tekrar başladık.
Bu kez özellikle söylediği noktaya dikkat ettim.
Hareket geldiğinde ağırlığımı daha erken aktardım.
Dönüşü tamamladım.
Müzik bitti.
Hoca başını hafifçe salladı.
"İşte böyle."
İçimden küçük bir rahatlama geçti.
Aynadaki yansımama baktım.
Düzeltmeyi hemen uygulayabilmiştim.
Bunun hoşuma gittiğini fark ettim.
Ama salonun diğer tarafında bana bakan birini de fark ettim.
Az önce yaşımı konuşan yarışmacılardan biriydi.
Bakışlarını üzerimden çekmiyordu.
Ne düşündüğünü anlayamadım.
Ama bu kez yüzündeki ifadede küçümsemeden çok başka bir şey vardı.
Sanki beni ilk kez gerçekten izliyordu.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi önüme döndüm.
Prova devam etti.
Saatler geçmiş gibi hissediyordum.
Son seri de bittikten sonra müzik durdu.
Hepimiz derin nefesler alıyorduk.
Hoca kısa bir açıklama yaptıktan sonra dinlenebileceğimizi söyledi.
Ben de havlumu alıp yüzümü sildim.
Su şişemi açıp birkaç yudum içtim.
Bacaklarımda tatlı bir yorgunluk vardı.
Tam çantamın yanına giderken az önceki yarışmacı yanıma geldi.
Bir süre bana baktı.
Sonra:
"Fena değildin."
Ne demek istediğini anlamaya çalışarak ona baktım.
"Teşekkür ederim..."
Bir an durdum.
"...sanırım?"
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Alıngansın."
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Sen de biraz garip iltifat ediyorsun."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra omuzlarını silkti.
"Belki."
Arkasını dönüp uzaklaştı.
Ben de arkasından bakakaldım.
"Bu neydi şimdi?"
Kendi kendime söylendim.
Tam o sırada Meltem yanımdan geçerken gülümseyerek:
"Alışırsın."
dedi.
"Umarım."
Çantamı toparlamaya başladım.
Günün ilk provasını beklediğimden daha iyi geçirmiştim.
En azından kendim açısından.
Hâlâ eksiklerim vardı.
Bunu biliyordum.
Ama yanlışlarımı düzeltmekten korkmuyordum.
Tam tersine, her düzeltmede biraz daha iyi olduğumu hissediyordum.
Prova tamamen bittikten sonra çantamı omzuma taktım.
Herkes yavaş yavaş salondan çıkıyordu.
Ben de kapıya doğru yürüdüm.
Tam çıkacakken içeriden konuşma sesleri geldi.
Durup istemeden kulak verdim.
Eğitmenlerden biri diğer hocayla konuşuyordu.
"Diğer yarışmacılara da bakacağız ama..."
Bir an sustu.
Sonra diğer hoca alçak sesle cevap verdi.
"Nehir'in performansını özellikle takip etmemiz gerekiyor."
Adımlarım durdu.
Elim kapının kolunda kaldı.
Ne?
Birkaç saniye boyunca yerimden kıpırdamadım.
Neden özellikle beni takip edeceklerdi?
Az önce yalnızca küçük bir düzeltme yapmışlardı.
Yoksa başka bir şey mi vardı?
Başımı hafifçe çevirdim.
Ama konuşmanın devamını duyamadan içerideki sesler uzaklaştı.
Bir an daha kapının önünde kaldım.
Sonra hiçbir şey olmamış gibi dışarı çıktım.
Koridorda yürürken kafamın içinde aynı cümle dönüp duruyordu.
"Nehir'in performansını özellikle takip etmemiz gerekiyor."
Kaşlarımı hafifçe çattım.
"Neden?"
Cevap yoktu.
Ve en kötüsü...
Benim de hiçbir fikrim yoktu.
Koridorda yürümeye devam ederken aklım hâlâ az önce duyduğum cümledeydi.
Ne yapmıştım ki?
Sadece verilen hareketleri uygulamıştım.
Hoca bir hata yaptığımı söylemiş, ben de düzeltmiştim.
Bunun dışında farklı bir şey yaptığımı düşünmüyordum.
Asansörün önüne geldiğimde durdum.
Düğmeye bastım.
Beklerken istemsizce kendi kendime konuşmaya başladım.
"Belki de kötü bir şey değildir."
Asansör geldi.
Kapılar açıldı.
İçeri girdim.
"Belki sadece yaşımdan dolayıdır."
Bu ihtimal daha mantıklı geliyordu.
Sonuçta buradaki en küçük yarışmacı bendim.
Hocalar da doğal olarak beni daha fazla gözlemlemek isteyebilirdi.
Ama yine de içimdeki merak geçmiyordu.
Asansör aşağı doğru inerken aynadaki yansımama baktım.
"Ne yaptın sen?"
Kendi kendime sorup hafifçe güldüm.
"Hiçbir şey."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra kendi kendime cevap verdim.
"Belki de gerçekten hiçbir şey."
Asansörün kapıları açıldığında lobiye çıktım.
Çantamı omzumda düzelttim ve otelin çıkışına doğru ilerledim.
Tam kapıdan çıkacakken telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Meltem'den gelmişti.
Otele mi dönüyorsun?"
Kısa bir süre düşündüm.
"Evet. Sen?"
Cevap hemen geldi.
"Ben de. Yarın görüşürüz :)"
Mesaja bakıp gülümsedim.
"Görüşürüz."
Telefonu cebime koydum.
Meltem ile tanışmış olmak bugün yaşadığım en iyi şeylerden biriydi.
En azından artık yarışma boyunca konuşabileceğim birinin olduğunu biliyordum.
Dışarı çıktım.
Hava biraz serinlemişti.
Sabahki enerjimden eser yoktu artık.
Bütün gün süren toplantı ve prova beni yormuştu.
Ama garip bir şekilde bu yorgunluğu seviyordum.
Çünkü bugün gerçekten bir şeyler yapmıştım.
Yalnızca hazırlanmakla kalmamıştım.
İlk kez diğer yarışmacıların karşısına çıkmıştım.
İlk kez birlikte prova yapmıştık.
Ve ilk kez onların beni nasıl gördüğünü anlamıştım.
Bazıları küçümsüyordu.
Bazıları tarafsızdı.
Bazılarıysa bana şans vermeye hazır görünüyordu.
Benim için önemli olan ise artık ne yapmam gerektiğini biliyor olmamdı.
Yürürken telefonumu tekrar çıkardım.
Annemden mesaj vardı.
"Tanışma toplantısı nasıl geçti?"
Gülümsedim.
"Güzeldi. Bugün ilk provayı da yaptık."
Biraz düşündükten sonra ekledim.
"Herkes benden büyük."
Mesajı gönderdim.
Birkaç saniye sonra annemden cevap geldi.
"Sen de küçüksün ama aklın büyük."
Mesajı okuyunca istemsizce güldüm.
"Anne..."
Hemen ardından yeni mesaj geldi.
"Ne? Doğru söylüyorum."
Başımı iki yana salladım.
"Bu kadın..."
Telefonu kapatırken yüzümde hâlâ küçük bir gülümseme vardı.
Bir süre sonra otele ulaştım.
Lobiye girip asansöre yöneldim.
Asansörün düğmesine bastım.
Beklerken gün boyunca yaşadıklarımı düşündüm.
Sabah buraya gelirken ne kadar heyecanlı olduğumu hatırladım.
Şimdi ise yorgundum.
Ama korkmuyordum.
Belki de en önemli fark buydu.
Asansör geldi.
Odaya çıktığımda ilk işim çantamı bir kenara bırakmak oldu.
Ayakkabılarımı çıkarıp yatağın kenarına oturdum.
Bacaklarım yine yorulmuştu.
Ama bu kez dünkü gibi ağır değildi.
Daha çok günün yorgunluğu vardı.
Yatağa uzanıp birkaç dakika tavana baktım.
Odanın sessizliği salondaki kalabalıktan sonra garip bir şekilde iyi gelmişti.
Sonra az önceki konuşmayı tekrar hatırladım.
"Nehir'in performansını özellikle takip etmemiz gerekiyor."
Kaşlarımı çattım.
"Gerçekten neden?"
Bu sorunun cevabını bulamıyordum.
Bir süre tavana bakmaya devam ettim.
Sonra aklıma salondaki bakışlar geldi.
Beni küçümseyenler...
Beni ilk kez dikkatli izleyenler...
Hoca...
Duru diye düşündüm, sonra Meltem olduğunu hatırlayıp gülümsedim.
Bugün o kadar fazla isim öğrenmiştim ki kafam karışmıştı.
"Meltem."
İsmi yüksek sesle söyleyince kendi kendime güldüm.
"İlk günden isimleri karıştırmaya başladım."
Yataktan kalkıp banyoya geçtim.
Yüzümü yıkadıktan sonra tekrar odaya döndüm.
Masadaki su şişesini alıp birkaç yudum içtim.
Sonra telefonumu elime aldım.
Meltem'in mesajına tekrar baktım.
Bir an ona hocaların konuşmasını anlatmayı düşündüm.
Parmağım mesaj ekranında bekledi.
"Bugün hocaların benim hakkımda konuştuğunu duydum."
Yazdım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra mesajı sildim.
Ne yazacağımı bilmiyordum.
Üstelik belki gerçekten önemsiz bir şeydi.
Belki de hocalar sadece performansımı değerlendirmek istiyordu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
"Şimdilik kimseye bir şey söylemeyeyim."
Kendi kendime söyledim.
"Belki yarın kendileri açıklar."
Pencereye doğru yürüdüm.
Perdeyi hafifçe araladım.
İstanbul'un ışıkları akşamın karanlığında parlıyordu.
Uzakta araçların sesleri duyuluyordu.
Şehir hâlâ hareketliydi.
Ben ise bütün günün sonunda ilk kez gerçekten yalnız kalmıştım.
Camın önünde birkaç saniye durdum.
Yarın yine prova vardı.
Belki yine aynı insanlarla karşılaşacaktım.
Belki yine hakkımda konuşacaklardı.
Belki hocalar gerçekten beni daha fazla izleyecekti.
Ama artık bunların hiçbirinden kaçmak istemiyordum.
Çünkü ne kadar düşünürsem düşüneyim, cevap salonda değildi.
Cevabı bulmanın tek yolu vardı.
Çalışmak.
Ve zamanın ne göstereceğini beklemek.
Perdeyi kapattım.
Telefonumu alıp yatağa oturdum.
Son kez ekrana baktım.
Sonra telefonu komodinin üzerine bıraktım.
"Yarın belli olur."
Bu kez bunu söylerken gerçekten inanıyordum.
Yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattım.
Ama uykuya dalmadan önce aklımdan son kez aynı düşünce geçti.
Neden özellikle ben?
Ve bu sorunun cevabını öğrenmek için sabırsızlandığımı fark ettim.
