20. bölüm · SON KUĞU
Önce Sen (20. Bölüm)
Kulise geçtiğim anda artık kendimi tutamadım.
Az önce sahnede tuttuğum bütün gözyaşları bir anda boşalmış gibiydi.
Nefes almaya çalışıyordum ama boğazımdaki düğüm yüzünden bunu bile yapmak zor geliyordu. Bacağım hâlâ çok ağrıyordu. Hareket etmemeye çalışıyor, olduğum yerde kalıyordum.
Etrafımda birkaç kişi vardı.
Hocalar...
Sağlık görevlileri...
Yarışmacılar...
Ama ben kimseye bakamıyordum.
Gözlerimi kapatıp başımı öne eğdim.
"Ben ne yaptım..."
"Salaksın nehir salak"
Sesim o kadar kısıktı ki kendim bile zor duydum.
Bir hoca hemen yanıma çömeldi.
"Nehir, sakin ol. Sağlık ekibi geliyor."
Başımı salladım ama gözyaşlarım durmuyordu.
"Tamam..."
Bir süre sonra kulisin kapısı açıldı.
Annem içeri girdi.
Onu gördüğüm anda gözlerim yeniden doldu.
Annem birkaç adımda yanıma geldi.
"Nehir!"
Sesindeki korkuyu duyduğum anda içim daha da kötü oldu.
Yanıma çömeldi ve yüzüme baktı.
"Ne oldu kızım? Çok mu ağrıyor?"
Bacağımı okşamaya masaj yapmaya başlamıştı annem dokundukça daha fena açıyordu.
Konuşmaya çalıştım ama dudaklarım titredi.
Annemin gözleri dolmuştu.
Bacağımdan elini çektikten sonra o eliyle yüzümü okşamaya başladı diğer eliyle de elimi tuttu.
"Ben buradayım."
Başımı salladım.
"Anne..."
"Efendim?"
"Ağlama."
Annem birkaç saniye bana baktı.
Sonra gözyaşlarını silmeye çalıştı.
"Sen böyleyken nasıl ağlamayayım? Kınalı kuzum benim"
İçimdeki bütün korkuya rağmen onu sakinleştirmek istedim.
"Ben iyiyim."
Annem başını iki yana salladı.
"İyi falan değilsin nehir bir kere kabul et bunu."
"Gerçekten..."
Cümlemi tamamlayamadan yüzümü buruşturdum.
Ağrı yeniden kendini hissettirmişti.
Annem bunu görünce elimi daha sıkı tuttu.
"Tamam, konuşma. Kendini zorlama."
Tam o sırada Görkem de yanımıza geldi.
Normalde böyle bir durumda bile mutlaka söyleyecek bir şey bulurdu.
Ama bu kez hiçbir şey söylemedi.
Sadece karşıma geçip bana baktı.
Yüzündeki endişeyi daha önce hiç bu kadar açık görmemiştim.
"Abi..."
"Buradayım."
Sesi her zamankinden daha sakindi.
Bir an sessiz kaldı.
Sonra:
"Geçecek bu günler eminim ciddi birşey yoktur"
Gözlerim yeniden doldu.
"Hiç sanmıyorum."
Görkem anneme baktı.
"Ambulans çağırdılar mı?"
Hocalardan biri cevap verdi.
"Sağlık ekibi birazdan burada olacak. Hastanede daha ayrıntılı kontrol edilmesi gerekiyor."
Annem hemen:
"Tabii."
dedi.
"Ne gerekiyorsa yapalım."
Ben ise hâlâ sahneyi düşünüyordum.
"Yarışma..."
Annem hemen yüzüme döndü.
"Şimdi onu düşünme."
"Ama..."
"Hayır."
Bu kez sesi daha kararlıydı.
"Önce sen."
Başımı eğdim.
Bir süre sonra sağlık görevlileri içeri girdi.
Yanıma gelip sakin bir şekilde durumumu kontrol etmeye başladılar.
"Nehir, seni mümkün olduğunca fazla hareket ettirmeyeceğiz."
Başımı salladım.
"Tamam."
"Şu an ağrın devam ediyor mu?"
"Evet."
"Ne zamandır?"
"Dansım yarım kalmadan önce yoktu"
Doğru ya dansım yarım kalmıştı
dansım
Yarım
KALMIŞTI.
Bu benim için imkansızdı ben nehirdim dansımı hep tam hatta fazlasını yapardım...
Sağlık görevlisi kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra diğerine baktı.
Ardından bana döndü.
"En doğrusu hastaneye gidip röntgen yaptırman."
Annem hemen:
"Ambulansla mı?"
"Evet. Tedbir amaçlı."
Bu kelimeyi duyunca içimde garip bir ürperti oluştu.
Hastane.
O kelimeyi duymak bile her şeyi daha gerçek hâle getiriyordu.
Demek ki gerçekten ciddi bir şey olabilirdi.
Gözlerimi kapattım.
Annem elimi tuttu.
"Merak etme."
Bu kez onun sesi titriyordu.
Ben de bütün korkuma rağmen hafifçe gülümsedim.
"Sen de merak etme."
Görkem başını eğip kısa bir nefes verdi.
"İkiniz de birbirinizi sakinleştirmeye çalışıyorsunuz ama ikinizin de gözleri dolu."
Annem ona baktı.
"Görkem..."
"Tamam, sustum."
İlk kez çok küçük de olsa gülümsedim.
Ama gözyaşlarım hâlâ yanaklarımdan süzülüyordu.
Sağlık görevlileri beni dikkatlice hazırlarken annem yanımdan ayrılmadı.
Görkem de birkaç adım gerimizden geliyordu.
Kulisin kapısından çıkarken bir an durdum.
Sahneye doğru baktım.
Az önce üzerinde dans ettiğim sahne hâlâ oradaydı.
Işıkları yanıyordu.
Ama artık ona bakmak bile içimi acıtıyordu.
Başımı çevirdim.
Annem elimi tuttu.
Ve birlikte kulisten çıktık.
Her şey birkaç dakika içinde olmuştu.
Kulisten çıkmıştım.
Koridordan geçmiş, binanın çıkışına ulaşmıştık.
Şimdi ise ambulansın içindeydim.
Bir sağlık görevlisi gerekli kontrolleri yaparken annem hemen arkamdan geldi.
"Ben de gelebilir miyim?"
Görevli başını salladı.
"Tabii, yanına oturabilirsiniz."
Annem hiç beklemeden içeri girdi.
Yanıma oturduğunda ilk yaptığı şey elimi tutmak oldu.
Ellerinin titrediğini fark ettim.
"Anne..."
"Efendim?"
"İyiyim."
Annem yüzüme baktı.
"Tamam."
Ama sesinden kendisinin de buna inanmadığını anlayabiliyordum.
Gözlerinden birkaç damla yaş daha süzüldü.
"Sen ağlıyorsun."
"Sen de ağlıyorsun."
"Benim sebebim var."
Annem buruk bir şekilde gülümsedi.
"Benim yok mu?"
Bir şey söyleyemedim.
Başımı koltuğa yasladım.
Gözlerimi kapattığımda birkaç dakika önce yaşananlar yeniden gözümün önüne geldi.
Müzik...
Işıklar...
Sahnenin ortası...
Hareket...
Ve sonra bir anda durmak zorunda kalmam.
Dişlerimi hafifçe sıktım.
Tamamlayamadım...
Bu düşünce içimi daha çok acıttı.
Bunca zamandır bunun için çalışmıştım.
Final günü geldiğinde sahneye çıkmayı hayal etmiştim.
Ve sonunda çıkmıştım da.
Ama yarıda kalmıştı.
Ambulansın kapıları kapandı.
Kısa bir süre sonra araç hareket etti.
Camdan dışarı baktım.
İstanbul'un sokakları yavaş yavaş geride kalıyordu.
İnsanlar kaldırımda yürüyordu.
Arabalar ilerliyordu.
Kimsenin benim yaşadığım şeyden haberi yoktu.
Şehir, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu.
Ben ise birkaç saat önce hayatımın en önemli anlarından birini yaşadığımı düşünüyordum.
Annem hâlâ elimi tutuyordu.
Başımı ona çevirdim.
"Anne."
"Efendim?"
"Sen hiçbir şeyi düşünme."
Annem şaşkınlıkla yüzüme baktı.
"Ne?"
"Önce ben iyi olayım."
Gözleri yeniden doldu.
"Sen hiçbir şeyi düşünme. Önce sen iyi ol."
Başımı hafifçe salladım.
"Tamam."
Bir süre ikimiz de sustuk.
Ambulansın içindeki sesler dışında konuşan yoktu.
Sonra annemin elini biraz daha sıktım.
"Sen de ağlamayı bırak."
Annem burnunu çekip bana baktı.
"Nasıl bırakayım?"
"Bilmiyorum."
İstemeden gülümsedim.
"Bir yöntem bul."
Annem de hafifçe güldü.
"Sen gerçekten bu halde bile beni düşündüğünü sanıyorsun."
"Çünkü sen ağlayınca daha çok üzülüyorum."
Annem elimi alnına götürüp hafifçe öptü.
"Tamam."
Bir süre sonra gözyaşlarını silip derin bir nefes aldı.
"Söz. Ağlamamaya çalışacağım."
"Çalışacağım değil."
Annem kaşını kaldırdı.
"Emir mi veriyorsun?"
"Evet veriyorum kızın olarak"
Bu kez ikimiz de hafifçe güldük.
Ama gülüşümüz kısa sürdü.
Çünkü ikimiz de aklımızın bir köşesinde aynı şeyi düşünüyorduk.
Hastanede ne çıkacağını...
Ben ise yeniden camdan dışarı baktım.
Sahne gözümün önünden gitmiyordu.
Yarım kalan hareket...
Kesilen müzik...
Ve seyircilerin sessizliği...
Gözlerimi kapattım.
Ne olacağını bilmiyorum.
Ama bir şeyi biliyordum.
Bugün sahneye çıkmıştım.
Ve şimdi önümde başka bir sınav vardı.
Hastanenin kapıları görünmeye başladığında annemin elini bir kez daha sıktım.
Bu kez hiçbirimiz konuşmadık.
Ambulans hastanenin girişine yanaştığında kapılar hemen açıldı.
Dışarıdaki hareketlilik bir anda arttı.
Sağlık görevlileri yanıma gelip beni dikkatlice ambulansın içinden çıkardılar. Annem hemen yanımdaydı. Görkem de birkaç adım gerimizden geliyordu.
Hastanenin içindeki beyaz ışıklar gözlerimi biraz kamaştırdı.
Koridorlar oldukça kalabalıktı.
Birileri bir yerlere yetişmeye çalışıyor, sağlık görevlileri hızlı adımlarla ilerliyordu.
Ben ise yalnızca tavana bakarak sessizce bekliyordum.
Bacağım hâlâ ağrıyordu.
Ama artık kafamda başka sorular vardı.
Ne çıkacak?
Ne kadar sürecek?
Yarışma ne olacak?
Beni bir odaya aldılar.
Bir süre sonra doktor içeri girdi.
"Merhaba Nehir."
"Merhaba."
Doktor dosyama baktıktan sonra yanıma geldi.
"Ne olduğunu biraz anlatabilir misin?"
"Sahnede dans ediyordum."
Sesim titredi.
"Bir hareket sırasında bacağımda bir anda ağrı hissettim. Sonra devam edemedim."
Doktor başını salladı.
"Anladım."
Kısa bir değerlendirme yaptıktan sonra sakin bir şekilde konuşmaya devam etti.
"Şu anda kesin bir şey söylemek için erken. Bacağındaki durumu daha net görebilmemiz için röntgen yapmamız gerekiyor."
Annem hemen sordu:
"Çok ciddi bir şey olabilir mi?"
Doktor ona döndü.
"Şimdilik bununla ilgili tahminde bulunmak doğru olmaz. Önce sonuçları görmemiz gerekiyor."
Sonra bana baktı.
"Şimdilik üzerine yük vermemeni istiyorum."
Başımı salladım.
"Tamam."
"Birazdan röntgen bölümüne geçeceksin. Sonuçları gördükten sonra daha net konuşacağız."
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra aklıma gelen şeyi söylemeden duramadım.
"Ama final..."
Annem hemen bana baktı.
Ben devam ettim.
"Yani yarışma..."
Doktor birkaç saniye yüzüme baktı.
Ses tonu hiç değişmedi.
"Seni anlıyorum."
Sonra sakin bir şekilde ekledi:
"Şu an yarışmadan önce sen varsın."
O cümleyle sustum.
Ne diyeceğimi bilemedim.
Başımı hafifçe öne eğdim.
Doktor haklıydı.
Bunu biliyordum.
Ama bilmek, kabullenmek kadar kolay değildi.
Bütün gün boyunca düşündüğüm final birkaç saat içinde bambaşka bir şeye dönüşmüştü.
Annem yanıma gelip saçlarımı düzeltti.
"Doktorun dediğini dinle."
Derin bir nefes aldım.
"Tamam."
Görkem kapının yanında sessizce duruyordu.
Sonunda bana baktı.
"Önce şu işi halledelim."
Başımı kaldırdım.
"Sonra?"
Görkem kısa bir süre düşündü.
"Sonra ne gerekiyorsa ona bakarız."
Bu kez cevap vermedim.
Doktor odadan çıktıktan sonra birkaç saniye boyunca sessiz kaldık.
Ben ellerime baktım.
Sonra gözlerimi kapattım.
Önce iyi ol.
Annemin ambulanstaki sözleri aklıma geldi.
Belki de gerçekten başka hiçbir şeyi düşünmemem gerekiyordu.
Bir süre sonra sağlık görevlisi görüntüleme için hazır olduğumu söyledi.
Annem yeniden elimi tuttu.
"Ben buradayım."
Ona baktım.
"İyi ki varsın."
Annem gülümsedi.
"Her zaman."
Sonra beni görüntüleme bölümüne doğru götürmeye başladılar.
Koridorda ilerlerken yarışma salonu, sahne ve yarım kalan performansım bir kez daha aklımdan geçti.
Ama bu kez düşüncelerimi dağıtmaya çalışmadım.
Çünkü artık cevabını bilmediğim tek bir şey vardı.
Bacağımda gerçekten ne olmuştu?
röntgen işlemi için sıranın gelmesini beklerken annemle birlikte koridordaki bekleme alanına geçtik.
Ben tekerlekli sandalyede oturuyordum.
Annem hemen yanıma oturdu.
Sanki gözlerini üzerimden ayırırsa bana bir şey olacakmış gibi sürekli beni kontrol ediyordu.
"Anne, gerçekten iyiyim."
"Tamam."
Birkaç saniye sonra yine bana baktı.
"Bir yerin daha ağrıyor mu?"
"Hayır."
"Başın dönüyor mu?"
"Hayır."
"Bulantın var mı?"
Başımı iki yana salladım.
"Yok."
Annem birkaç saniye sustu.
Sonra yine bacağıma baktı.
"Anne..."
"Ne?"
"Bakmayı bırakırsan belki daha iyi olacağım."
Annem istemeden gülümsedi.
"Tamam. Bakmıyorum."
Ama iki saniye sonra yine baktı.
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Karşı tarafta Görkem ayakta duruyordu. Telefonunu eline almış, bir şeyler araştırıyordu.
"Ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Yarışmayla ilgili bir şeyler bakıyorum."
Kaşlarımı çattım.
"Niye?"
"Çünkü merak ediyorum."
Telefonun ekranına bakmaya devam etti.
"Birileri finalle ilgili paylaşım yapmış mı diye bakıyorum."
İçimde küçük bir sıkıntı oluştu.
"Bakma."
Görkem başını kaldırdı.
"Neden?"
"Şu an görmek istemiyorum."
Birkaç saniye yüzüme baktı.
Sonra telefonu kilitledi.
"Tamam."
Telefonu cebine koydu.
"Bakmıyorum."
Bu kez teşekkür etmek için başımı salladım.
Bekleme alanında oldukça fazla insan vardı.
Birileri doktorunu bekliyor, birileri telefonuyla konuşuyor, bazıları da sessizce sırasını bekliyordu.
Ben ise mümkün olduğunca etrafa bakmamaya çalışıyordum.
Aklım hâlâ yarışmadaydı.
Sahne...
Işıklar...
Müzik...
Sonra bir anda duran her şey...
Başımı başka tarafa çevirdim.
Düşünme.
Kendi kendime bunu söyleyip derin bir nefes aldım.
Tam karşıdaki duvara bakarken gözüm istemeden bekleme alanındaki diğer koltuklara kaydı.
Bir genç tek başına oturuyordu.
Üzerinde koyu renk kıyafetler vardı.
Bir eli sağlık görevlisinin sardığı bandajın içindeydi.
Başını koltuğa yaslamış, oldukça rahat bir şekilde bekliyordu.
Bir an yüzüne baktım.
Sonra olduğum yerde kaldım.
O yüz...
Tanıdıktı.
Kaşlarımı hafifçe çattım.
Yok artık.
Bir saniye daha baktım.
Sonra hemen gözlerimi başka tarafa çevirdim.
Ama artık emindim.
O'ydu.
Otobüsteki çocuk.
Kafedeki çocuk.
Ve şimdi...
Hastanedeki çocuk.
İstanbul'da karşılaşmadığım yer kalmamıştı sanki.
İçimden derin bir nefes verdim.
"Bu kadar da olmaz."
Tam yeniden başka tarafa bakacaktım ki onun da bana baktığını fark ettim.
Göz göze geldik.
Birkaç saniye ikimiz de konuşmadık.
Sonra yüzünde o tanıdık, hafif alaycı gülümseme belirdi.
Başını hafifçe yana eğdi.
"Yine mi sen?"
Sesini duyduğum anda gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.
Başımı ona doğru çevirdim.
"Ne?"
Karşımdaki koltukta oturan çocuk, sağlam eliyle koltuğun kenarına yaslanmış, yüzünde o sinir bozucu sırıtışıyla bana bakıyordu.
"Seni bir yerde görmesem şaşıracağım artık."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ben de seni görmesem şaşıracağım."
Bir an sustu.
Sonra dudaklarının kenarı biraz daha yukarı kıvrıldı.
"Beni takip ediyor olabilir misin?"
Gözlerimi devirdim.
"Asıl sen beni takip ediyor olmayasın?"
"Ben mi?"
"Evet, sen."
Başımı hafifçe yana çevirdim.
"Bir düşün bakalım. Otobüste karşılaştık, sonra kafede karşılaştık, şimdi de hastanedesin."
Çocuk birkaç saniye düşündü.
"Fena denk gelmişiz."
"Ben buna denk gelmek demiyorum."
"Ne diyorsun?"
"Rahatsız edici bir tesadüf."
Kısa bir kahkaha attı.
"Abartıyorsun."
"Hiç de abartmıyorum."
Tam ona bakmayı bırakacakken gözüm istemeden yaralı eline kaydı.
Elinin etrafında bandaj vardı.
Bakışımı hemen başka tarafa çevirdim.
O bunu fark etmiş olacak ki kaşını kaldırdı.
"Elime bakmamaya çalışıyorsun."
"Hayır."
"Evet."
"Hayır."
"Az önce kafanı resmen diğer tarafa çevirdin."
"Çünkü bakmak istemedim."
"Neden?"
"Çünkü..."
Bir an durdum.
"Öyle."
Sırıttı.
"Kan mı gördün?"
"Hayır."
"Demek korkuyorsun."
Hemen ona döndüm.
"Korkmuyorum."
"Öyle görünmüyor."
"Bak, elini kapatsan ne güzel olurdu."
Bir an yüzüme baktı.
Sonra yaralı elini hafifçe kaldırdı.
"Şöyle mi?"
"Hayır!"
Sesim beklediğimden yüksek çıkınca annem bile dönüp bana baktı.
"Ne oldu?"
"Hiiç."
Annem birkaç saniye ikimize baktı.
Ben hemen önüme döndüm.
Çocuk ise sanki hiçbir şey olmamış gibi sırıtıyordu.
"Sen gerçekten sinir bozucusun."
"Teşekkür ederim."
"Bu iltifat değildi."
"Ben öyle kabul ettim."
Gözlerimi devirdim.
"Elini kapat."
"Niye?"
"Çünkü görmek istemiyorum."
"Sen söyleyince özellikle göstermek istiyorum."
"Çocuk musun?"
"Biraz."
İçimden söylenerek başımı diğer tarafa çevirdim.
"İnanılmaz."
Birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra onun sesini yeniden duydum.
"Bu arada..."
Cevap vermedim.
"Sen neden buradasın?"
Başımı ona çevirdim.
"Sen neden buradasın?"
"Ben önce sordum."
"Ben de cevap vermek zorunda değilim."
"Tamam."
Omuzlarını silkti.
"Ben de merak etmem."
"Etme."
"Etmiyorum."
Birkaç saniye boyunca birbirimize baktık.
Sonra ikimiz de aynı anda başka tarafa döndük.
Ama sessizlik uzun sürmedi.
"Sen dansçıydın, değil mi?"
Bu kez şaşırdım.
"Nereden biliyorsun?"
"Dansım yarım kaldı diye söyleniyordun."
Kalbim bir an sıkıştı.
Sahne aklıma geldi.
Yüzümdeki ifade değişmiş olmalıydı.
Çocuk bunu fark edip daha ciddi bir ses tonuyla konuştu.
"Bacağın ciddi gibi görünüyor."
Başımı eğdim.
"İyi misin?"
Kısa bir süre sustum.
"Henüz bilmiyorum."
Bu kez şaka yapmadı.
Sadece başını salladı.
"Anladım."
Bekleme alanında yeniden sessizlik oldu.
Ben ellerimi dizlerimin üzerinde birleştirdim.
Bir süre sonra onun bandajlı eline istemsizce baktım ardından iğrenerek başımı başka tarafa çevirdim.
Çocuk hemen fark etmişti.
"Şimdi sen benim elime bakıyorsun."
"Bakmıyorum."
"Bakıyorsun."
"Bir saniye baktım."
"Demek artık korkmuyorsun."
"Sen konuşmayı kesersen belki geçer."
Yine sırıttı.
"Tamam, tamam."
Sonra yaralı elini sağlam eliyle hafifçe kapattı.
"Bakmıyorum artık."
"İyi."
Dalmış bir şekilde başımı öne doğru çevirdim.
Ama içimden geçen tek şey şuydu:
Bu çocukla nerede karşılaşsam başıma başka bir şey geliyor.
Tam o sırada içeriden bir sağlık görevlisinin sesi duyuldu.
"Nehir?"
Başımı kaldırdım.
Annem hemen yanıma geldi.
"Ben de geleyim mi?"
Sağlık görevlisi başını salladı.
"Tabii."
Annemle birlikte içeri doğru ilerlerken istemeden bir kez daha arkamı döndüm.
Çocuk hâlâ koltukta oturuyordu.
Bu kez yüzünde alaycı bir ifade yoktu.
Sadece bana bakıyordu.
Sonra göz göze geldik.
Ben kaşlarımı kaldırdım.
O da hafifçe başını salladı.
Sanki geçmiş olsun der gibi.
Ben de belli belirsiz karşılık verdim.
Sonra önüme dönüp kapıdan içeri girdim.
