18. bölüm · SON KUĞU
Işıklar Altında (18. Bölüm)
Sabah gözlerimi açtığımda odanın içi henüz tamamen aydınlanmamıştı.
Perdelerin arasından sızan soluk ışık tavana vuruyordu.
Birkaç saniye boyunca hiçbir şey düşünmeden öylece yattım.
Sonra...
Aklıma ilk gelen şey yarışma oldu.
Final.
Bugün.
Gözlerimi tekrar kapattım.
Sanki kelimeyi düşünmek bile içimdeki heyecanı artırıyordu.
"Bugün."
Yavaşça nefes verdim.
Dün gece uyumadan önce de aynı şeyi düşünmüştüm.
Birkaç gün sonra sahneye çıkacağım.
Sonra birkaç saat sonra sahneye çıkacağım.
Şimdi ise...
Birkaç saat bile yoktu.
Yorganı üzerimden atıp yatağın kenarına oturdum.
Ayaklarımı yere bastığım anda odanın serinliğiyle birlikte tamamen uyandım.
Bir süre ellerimi dizlerimin üzerinde tutarak karşımdaki duvara baktım.
Kalbim normalden biraz daha hızlı atıyordu.
"Tamam Nehir."
Kendi kendime mırıldandım.
"Bugün."
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
"Gerçekten bugün."
Yataktan kalktım.
İlk işim perdeleri tamamen açmak oldu.
İstanbul'un sabahı karşımdaki manzaraya yavaş yavaş yerleşiyordu. Sokaklar henüz günün ilerleyen saatlerindeki kadar kalabalık değildi ama şehir çoktan uyanmaya başlamıştı.
Arabalar geçiyordu.
Bazı insanlar hızlı adımlarla kaldırımlarda ilerliyordu.
Uzaktan gelen şehir sesleri odaya kadar ulaşıyordu.
Camın önünde birkaç saniye durdum.
Bugün her şey normal bir sabahmış gibi görünüyordu.
İnsanlar işlerine gidiyor, kafeler açılıyor, sokaklarda hayat devam ediyordu.
Ama benim için bugün sıradan bir gün değildi.
Bugün aylarca yaptığım çalışmaların karşısına çıkacağım gündü.
Bugün o sahneye çıkacaktım.
Ve bunu düşünür düşünmez midemde küçük bir düğüm oluştu.
Elimi karnımın üzerine koydum.
"Heyecan yapma."
Kendi kendime söyledim.
"Henüz daha sabah."
Sonra kendi kendime güldüm.
"Sabahın ilk dakikasında bile heyecan yapıyorsun."
Başımı iki yana sallayıp banyoya geçtim.
Yüzümü yıkadığımda biraz daha kendime gelmiş gibi hissettim.
Aynadaki yansımama baktım.
Saçlarım dağınıktı.
Gözlerimde uykunun izleri vardı.
Ve yüzümde garip bir ifade...
Hem mutlu hem gergin.
Bir yanım bir an önce sahneye çıkmak istiyordu.
Diğer yanım ise zamanın biraz daha yavaşlamasını istiyordu.
Dişlerimi fırçalarken kendi kendime düşündüm.
Bugüne kadar yarışma hakkında ne kadar çok şey düşünmüştüm.
Kimin beni küçümsediğini...
Hocaların neden beni özellikle takip ettiğini...
Duru'yla tanışmamı...
Meltem'in bana yaklaşmasını...
İlk provayı...
İkinci provayı...
Ve sonunda finale kalmayı.
Hepsi bir anda aklımdan geçti.
Ama bugün bunların hiçbirinin önemi yokmuş gibi hissediyordum.
Bugün sadece sahne vardı.
Hazırlanıp odama döndüm.
Dolabın kapağını açtım.
Kıyafetlerimi çıkarmaya başladım.
Sonra bir anda durdum.
Bugün ne giyeceğimi zaten biliyordum.
Yine de birkaç saniye boyunca kıyafetlere baktım.
Sanki her şeyi yeniden kontrol etmem gerekiyormuş gibi.
Hazırlanmaya başladım.
Saçlarımı dikkatlice topladım.
Sonra prova çantamı yatağın üzerine koydum.
İçindekileri tek tek çıkarmaya başladım.
Kostüm...
Ayakkabılarım...
Yedek çoraplarım...
Havlum...
Su şişem...
Gerekli birkaç küçük eşya...
Hepsini kontrol ettim.
Sonra tekrar yerlerine koydum.
Çantanın fermuarını kapattım.
Birkaç saniye düşündüm.
Tekrar açtım.
Her şeyi yeniden kontrol ettim.
Kostüm oradaydı.
Ayakkabılarım da.
"Tamam."
Fermuarı tekrar kapattım.
Çantayı yere bıraktım.
İki saniye sonra tekrar aldım.
"Bir daha bakacağım."
Kendi kendime söylendim.
Bu kez gerçekten güldüm.
"Ben bugün kafayı yiyeceğim galiba."
Ama yine de çantayı açıp bir kez daha kontrol ettim.
Her şey tamdı.
Sonunda çantayı yatağın kenarına bıraktım.
Telefonumu elime aldığımda ekranın bildirimlerle dolu olduğunu gördüm.
Annemden birkaç mesaj vardı.
İlk mesajı sabah erkenden atmıştı.
Anne: "Günaydın kızım."
Altında bir mesaj daha vardı.
Anne: "Uyandın mı?"
Bir diğerinde:
Anne: "Bugün çok heyecanlıyız."
Gülümseyerek ekranı aşağı kaydırdım.
Son mesajı birkaç dakika önce gelmişti.
Anne: "Kahvaltını yapmayı unutma."
İstemeden güldüm.
Tam annemin bunu söyleyeceğini tahmin ediyordum.
Mesaj kutusuna yazmaya başladım.
Ben: "Günaydın anne. Uyandım."
Bir an durdum.
Sonra ekledim.
Ben: "Bugün final."
Mesajı gönderir göndermez içimde garip bir heyecan daha oluştu.
Sanki anneme yazınca bunun gerçekliği daha da artmıştı.
Telefon hemen titredi.
Anne: "Biliyorum kızım. Biz de hazırlanıyoruz."
Ardından:
Anne: "Her şey güzel olacak. Sadece kendine güven."
Mesajı birkaç saniye boyunca okudum.
Sonra telefonu göğsüme yaklaştırıp derin bir nefes aldım.
Annemin yanımda olduğunu bilmek bile içimi rahatlatıyordu.
Bir süre sonra yeni bir bildirim geldi.
Bu kez Luna'dandı.
Ekrana bakınca yüzümde daha büyük bir gülümseme oluştu.
Luna: "Uyandın mı?"
Hemen cevap verdim.
Ben: "Uyandım."
Cevap birkaç saniye içinde geldi.
Luna: "Panik başladı mı?"
Kaşlarımı kaldırdım.
Ben: "Hayır."
Bir saniye düşündüm.
Ben: "Belki biraz."
Luna'dan hemen cevap geldi.
Luna: "Biliyordum."
Gülmeye başladım.
Ben: "Sen başka şehirden nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"
Luna: "Çünkü seni tanıyorum."
Telefonu elimde tutup başımı iki yana salladım.
Sonra yeni bir mesaj geldi.
Luna: "Kahvaltı yaptın mı?"
Gözlerimi devirdim.
Ben: "Sen de mi?"
Luna: "Annenle anlaşmış olabiliriz."
İstemeden kahkaha attım.
"İki kişi olmuşlar."
Telefonu masanın üzerine bırakacakken Luna'dan bir mesaj daha geldi.
Luna: "Bugün sadece dans edeceksin."
Bir süre o cümleye baktım.
Ben: "Biliyorum."
Luna: "Hayır. Gerçekten bil."
Bu kez cevap vermeden önce düşündüm.
Luna: "Kim ne dedi, kim seni küçümsedi, hocalar ne düşündü... Hepsini bir kenara bırak."
Mesajın devamı geldi.
Luna: "Sahneye çıktığında sadece sen ve müzik olacak."
Ekrana bakarken içimdeki gerginliğin biraz olsun azaldığını hissettim.
Ben: "Teşekkür ederim."
Luna: "Sonra beni ara."
Ben: "Tamam."
Telefonu kapattım.
Bir süre yatağın kenarında oturdum.
Sonra kahvaltı için aşağı inmeye karar verdim.
Çantamı son kez kontrol ettikten sonra odadan çıktım.
Asansöre bindiğimde aynadaki yansımamla göz göze geldim.
Kendime baktım.
"Bugün."
Bu kez bunu söylerken korkudan çok heyecan hissettim.
Asansör aşağı indi.
Kahvaltı salonuna girdiğimde içerisi oldukça sakindi.
Boş bir masaya geçtim.
Tabak aldım ve önüme birkaç şey koydum.
Normalde daha rahat yiyebilirdim.
Ama bugün lokmalar boğazımda biraz ağırlaşıyor gibiydi.
Bir parça aldım.
Yavaşça yedim.
Sonra bir yudum su içtim.
Bir süre tabağıma baktım.
"Biraz daha yemelisin."
Kendi kendime söylendim.
Biraz daha yedim.
Ama fazlasını zorlamadım.
Bugün kendimi iyi hissetmem gerekiyordu.
Kahvaltımı bitirdikten sonra masadan kalktım.
Lobiye indiğimde çantam omzumdaydı.
Kapının önünde birkaç saniye durdum.
Derin bir nefes aldım.
Sonra dışarı çıktım.
Sabahın serin havası yüzüme vurdu.
Bir an gözlerimi kapattım.
İstanbul'un sesi etrafımı sardı.
Bugün her şey aynıydı.
Ama ben aynı değildim.
Bu şehre ilk geldiğimde yarışmanın nasıl geçeceğini bile bilmiyordum.
Şimdi ise final için yola çıkıyordum.
Adımlarımı attım.
İçimdeki heyecan hâlâ vardı.
Ama artık ondan kaçmaya çalışmıyordum.
Onu olduğu gibi kabul ediyordum.
Çünkü belki de heyecanlanmak kötü bir şey değildi.
Belki bu, benim için ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu.
Yürürken telefonumu bir kez daha çıkardım.
Luna'nın son mesajına baktım.
"Sahneye çıktığında sadece sen ve müzik olacak."
Telefonu kapattım.
Başımı kaldırdım.
Ve yoluma devam ettim.
Bugün sahneye çıkacaktım.
Bugün herkes beni izleyecekti.
Ve ilk kez, kimsenin benim yaşımı konuşup konuşmadığını düşünmek istemiyordum.
Çünkü bugün onların ne düşündüğünü değiştirmek için değil...
Kendim için dans etmek için sahneye çıkacaktım.
Yol boyunca içimdeki heyecan giderek daha belirgin bir hâl almıştı.
Ne kadar sakin görünmeye çalışsam da kalbimin hızlı attığını hissediyordum.
Bir süre sonra yarışmanın yapılacağı binanın bulunduğu sokağa girdim.
Binayı uzaktan gördüğüm anda adımlarım yavaşladı.
Daha önce buraya geldiğimde burası yalnızca prova yaptığımız bir yerdi.
Bugün ise aynı bina tamamen farklı görünüyordu.
Girişin önünde normalden çok daha fazla insan vardı.
Bazıları ellerinde davetiyelerle bekliyor, bazıları içerideki görevlilere bir şeyler soruyor, bazılarıysa birbirleriyle konuşarak binaya giriyordu.
Bir an olduğum yerde durup binaya baktım.
"Tamam."
Derin bir nefes aldım.
"Buradayım."
Çantamın askısını omzumda düzelttim ve girişe doğru yürüdüm.
Kapıdan içeri girdiğim anda dışarıdaki kalabalığın sesi biraz geride kaldı.
İçerisi ise tahmin ettiğimden çok daha hareketliydi.
Görevliler bir yerlere yetişmeye çalışıyor, yarışmacılar ellerindeki çantalarla koridorlarda ilerliyor, bazı seyirciler salona yönlendiriliyordu.
Duvarlarda yarışmanın afişleri asılıydı.
Üzerlerinde yarışmanın adı ve final tarihi vardı.
Bir an durup afişe baktım.
28 Ağustos.
Tarih gözümün önünde birkaç saniye kaldı.
Sonra içimden geçirdim.
"Bugün."
Bu kelimeyi düşününce yine midemde küçük bir heyecan oluştu.
Ama bu kez gülümsedim.
Çünkü artık geri dönüş yoktu.
Hazırlanmıştım.
Çalışmıştım.
Ve şimdi sıradaydım.
Koridorun diğer tarafında birkaç yarışmacının birbirlerine ağlayarak sarıldığını gördüm.
Bazıları son kez hareketlerini tekrar ediyor, bazıları telefonlarına bakıyor, bazılarıysa sessizce oturuyordu.
Ben de yarışmacıların bulunduğu bölüme doğru ilerledim.
Bir görevli beni görünce omzumdaki çantaya baktı.
"Yarışmacı?"
"Evet."
"Adınız?"
"Nehir Sarıkamış."
Listedeki ismimi bulduktan sonra başını salladı. Bir tane elini sola doğru uzattı. Nazikçe gülümseyerek.
"Bu taraftan. Balerin Kulisinde hazırlanacaksınız."
"Teşekkür ederim."
Gösterdiği yöne doğru yürüdüm.
Koridor ilerledikçe dışarıdaki sesler azaldı.
Yerini daha farklı bir telaş aldı.
Kulisin olduğu bölüme geldiğimde kapının önünde birkaç yarışmacı stresli bir şekilde bekliyordu.
Onlara kafa salladıktan sonra kapıyı açıp içeri girdim.
Ve ilk dikkatimi çeken şey...
Aynalardı.
Duvarların büyük bir kısmını aynalar kaplıyordu.
Önlerinde uzun beyaz masalar vardı.
Masaların üzerinde saç ürünleri, tokalar, fırçalar, makyaj malzemeleri ve birbirinden farklı küçük kutular duruyordu.
Birkaç stilist çoktan kızların üzerinden çalışmaya başlamıştı.
Birinin saçını topluyor, diğerinin kostümünü kontrol ediyor, başka bir yarışmacının aksesuarlarını düzenliyorlardı.
Her yerde bir hareket vardı.
Ama buna rağmen ortamın içinde garip bir sessizlik hissediliyordu.
Herkes konuşuyordu.
Ama kimse yüksek sesle konuşmuyordu.
Sanki herkes sesini biraz kısmıştı.
Ben de çantamı gösterilen yere bıraktım.
"Buraya mı?"
Stilistlerden biri başını kaldırdı.
"Evet, Nehir. Birazdan seninle de ilgileneceğiz."
"Tamam."
Çantamı sandalyenin yanına bıraktım.
Etrafıma baktım.
Tanıdık yüzler vardı.
Duru birkaç sandalye ileride oturuyordu.
Saçlarını hazırlayan stilistle konuşuyordu.
Beni görünce aynadan göz göze geldik.
Elini hafifçe kaldırdı.
Ben de gülümseyerek karşılık verdim.
Ama bugün ikimizin de normalden daha sessiz olduğunu fark ettim.
Duru birkaç dakika sonra bana doğru döndü.
"Sonunda geldin."
"Stresli bir şekilde",
"Heyecanlı mısın?"
Bir an düşündüm.
"Sence? Gözüme uyku girmedi geceden beri"
Duru güldü.
"Durumlar aynı gibi"
Gülerek kafamı salladım ardından omuzlarımı kaldırdım.
Stilist durunun saçını yaptığı için kısa bir süre sustuk ikimizde.
Çünkü balerinlerin önemli dokunuşu saçlarıydı.
Tek hata bütün doğruları götürürdü.
Kafamı önüme eğmiş overtink yapmaya başlamıştım.
Bugün gerçekten finaldi.
Bir süre sonra stilistlerden biri yanıma gelmişti.
"Nehir?"
"Evet."
"Kostümünü alabilir miyim?"
"Tabii."
Çantamı açtım ve kostümümü dikkatlice çıkardım.
Stiliste uzattım.
O da kostümü dikkatlice kontrol etmeye başladı.
Dikiş yerlerine baktı.
Küçük ayrıntıları inceledi.
Sonra başını salladı.
"Gayet iyi."
İçimden rahat bir nefes verdim.
"Tamam."
"Birazdan giyebilirsin."
Kostümümü tekrar çantama koydum.
Sonra etrafa baktım.
Diğer yarışmacıların da hazırlıkları devam ediyordu.
Birinin saçına son dokunuşlar yapılıyor, başka birinin kostümündeki küçük bir ayrıntı düzeltiliyordu.
Hocalar ise kulisin farklı noktalarında dolaşıyordu.
Arada bir,bir yarışmacının yanına gelip:
"Kolunu biraz daha yukarı."
"Saçını kontrol ettir."
"Aksesuarın yerinde mi?"
"Beş dakika sonra sahne arkasında olacaksın."
gibi kısa uyarılarda bulunuyorlardı.
Kimse hocalarla uzun uzun konuşmuyordu.
Herkes ne yapması gerektiğini biliyordu.
Bir süre sonra ilk yarışmacıların sahneye çıkış zamanı yaklaştı.
Kapının dışından yüksek anons sesleri duyulmaya başladı.
Seyirciler de yavaş yavaş salona yerleşiyordu.
Koridorun diğer tarafından gelen ayak sesleri arttı.
Dışardan gelen yarışmacıların kardeşlerin heyecanlı sesleri duyuluyor bağıra bağıra
"Ablam kuğu gibi dans edecek"
Diye bağırıyorlardı.
bazen de yetişkinlerin konuşmaları kulise kadar ulaşıyordu.
Yeni seyirciler geldikçe giriş tarafındaki hareketlilik de artıyordu.
Bir görevli kulise gelip:
"İlk üç yarışmacı hazır olsun."
dedi.
Kulisteki herkes bir anda daha dikkatli hâle geldi.
İlk üç yarışmacı ayağa kalktı.
Çantalarını kenara bıraktılar.
Hocalardan biri yanlarına gelip son kez kostümlerini kontrol etti. Stiliste baktı.
"Her şey tamam mı?"
"Evet."
"Su?"
"Tamam."
"Numaranız?"
"Tamam."
"Harika. Sıranızı takip edin."
Yarışmacılar sahneye doğru ilerledi.
Onlar çıkarken kulisteki diğer herkes sessizce onları izledi.
Kapı kapandı.
Bir süre sonra dışarıdan alkış sesi geldi.
Hepimiz istemsizce birbirimize baktık.
Alkışların sesi kulisin içine kadar ulaşıyordu.
Bir yarışmacı derin bir nefes aldı.
"Başladık."
Yanındaki kız başını salladı.
"Evet."
Ben de o sesi dinlerken içimde garip bir şey hissettim.
Biraz önce salona gelen insanlar artık yerlerine oturuyordu.
Sahne ışıkları açılıyordu.
Ve birileri gerçekten dans etmeye başlamıştı.
Bir süre sonra ikinci yarışmacının adı anons edildi.
Ardından üçüncü...
Her isimle birlikte kulisteki hava biraz daha değişiyordu.
Herkes sırasını bekliyordu.
Ben de bir köşede oturup ellerimi dizlerimin üzerinde tuttum.
Telefonumu çıkarmak istedim.
Sonra vazgeçtim.
Bugün sürekli saate bakarsam daha çok gerileceğimi düşündüm.
Bu yüzden telefonu çantama geri koydum.
Tam o sırada birkaç sandalye ileriden gelen konuşmalar dikkatimi çekti.
Daha önce yaşımı küçümseyen kızlardan ikisi yan yana oturuyordu.
İkisini de hemen tanıdım.
Birbirlerine doğru eğilmiş, alçak sesle konuşuyorlardı.
"İlk çıkan gerçekten iyiydi."
"Özellikle son kısmı."
"Ben o kadar temiz yapabileceğini düşünmemiştim."
Diğeri başını salladı.
"Ben de."
Bir süre sustular.
Sonra biri:
"Sanırım bu final beklediğimizden daha zor olacak."
dedi.
Diğeri hafifçe gülümsedi.
"Zaten herkes buraya seçilerek geldi."
Bu kez konuşmalarında benim yaşım geçmedi.
Torpilden bahsetmediler.
"Küçük" olduğumu söylemediler.
Benim hakkımda konuşup konuşmadıklarını da bilmiyordum.
Ama bu kez fark ettim ki onların aklındaki şey artık benim yaşım değildi.
Finaldi.
Kim daha iyi dans edecek?
Kim sahnede hata yapmayacak?
Kim jüriyi etkileyecek?
Kim finale kadar kendini gösterebilecek?
Bütün düşünceler bunun etrafında dönüyordu.
Bir an içimden garip bir rahatlama geçti.
Belki de bu iyi bir şeydi.
Çünkü ben de artık onların yaşıma bakmasını istemiyordum.
Beni dansımla değerlendirmelerini istiyordum.
Bir başka yarışmacı yanlarına gelip konuşmaya başladı.
"Kaçıncı sıradasın?"
"Yedinci."
"Ben on bir."
"Senin daha çok zamanın var."
"Hiç öyle hissetmiyorum."
Üçü de güldü.
Sonra biri:
"Benim ellerim buz gibi."
dedi.
Diğeri kendi ellerine baktı.
"Benim de."
Bu konuşmayı duyunca istemsizce ellerime baktım.
Gerçekten de parmaklarım biraz soğuktu.
Ellerimi birbirine sürttüm.
Duru bunu fark etmiş olacak ki yanıma geldi.
"Senin de mi?"
Korkmuş bir şekilde ona bakmıştım.
"Ne?"
"Ellerin."
"Biraz."
Duru ellerini gösterdi.
"Benim de."
İkimiz de gülmeye başladık.
"Demek yalnız değilim."
"Kimse yalnız değil."
Sonra Duru'nun yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Şaka bir yana..."
"Evet?"
"Gerçekten heyecanlıyım."
Başımı salladım.
"Ben de."
"Ya sahnede bir şey ters giderse?"
Bir an düşündüm.
"Toparlamaya çalışırız."
Duru bana baktı.
"Bu kadar mı?"
"Ne diyeyim?"
"Mesela 'Her şey mükemmel olacak' falan."
Güldüm ardından durunun omuzlarına elimi atmıştım.
"Ben öyle diyemem."
"Neden?"
"Çünkü bilmiyorum."
Duru birkaç saniye bana baktı.
Sonra gülümsedi.
"Bu yüzden seni seviyorum."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ne alaka?"
"Gerçek ve doğru konuşuyorsun."
Omuzlarımı silktim.
"Bugün hepimiz biraz gerçekçiyiz."
Tam o sırada kulisin kapısı yeniden açıldı.
Bir hoca içeri girdi.
"Bir sonraki iki yarışmacı hazır olsun."
Herkes yeniden sessizleşti.
İki kişi ayağa kalktı.
Hoca onların yanına gidip kostümlerini ve saçlarını son kez kontrol etti.
Sonra kapıya yöneldiler.
Dışarı çıktıkları anda kapı tekrar kapandı.
Birkaç saniye sonra alkış sesi duyuldu.
Bu kez daha güçlüydü.
Seyirciler çoğalıyordu.
Yeni insanlar salona geldikçe dışarıdaki hareketlilik artıyordu.
Kapının aralığından koridora baktığımda birkaç kişinin ellerinde program kitapçıklarıyla salona yönlendirildiğini gördüm.
Bazıları heyecanlı bir şekilde birbirlerine bir şeyler anlatıyordu.
Bazıları telefonlarını çıkarıp fotoğraf çekiyordu.
Sahnenin bulunduğu taraftan müzik sesi geliyordu.
Bazen müzik yükseliyor, bazen tamamen kesiliyordu.
Her kesilişinde kulisteki herkes birkaç saniyeliğine birbirine bakıyordu.
Sonra yeniden kendi hazırlığına dönüyordu.
Ben de bir süre aynaya baktım.
Henüz kostümümü tamamen giymemiştim.
Ama birazdan giyecektim.
Birazdan saçım tamamlanacaktı.
Birazdan sahne sıram yaklaşacaktı.
Ve sonra...
Sahne.
İlk geldiğim günü düşündüm.
İnsanların benim hakkımda konuştuğu günü.
"Bu yaşta nasıl yarışmaya alındı?"
"Kesin torpil vardır."
"Bu kadar kişinin arasından onu seçmeleri normal değil."
O gün bunları duyduğumda içimden çok şey söylemek gelmişti.
Ama susmuştum.
Sonra çalışmıştım.
Provalara girmiştim.
Hocaların düzeltmelerini dinlemiştim.
Daha iyi olmaya çalışmıştım.
Ve şimdi o insanların çoğu burada benimle aynı şeyi bekliyordu.
Sahneye çıkmayı.
Bir an gözlerimi aynadaki yansımamdan ayırmadım.
"Buraya kadar geldin."
Kendi kendime fısıldadım.
"Şimdi sadece sıranı bekle."
Tam o sırada dışarıdan yeni bir alkış koptu.
Kulisteki herkesin bakışları bir an kapıya döndü.
Bir yarışmacı içeri girdi.
Yüzünde hem rahatlamış hem de hâlâ heyecanlı bir ifade vardı.
Yanındaki arkadaşı hemen ona yaklaştı.
"Nasıl geçti?"
"İyi."
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Kız derin bir nefes aldı.
"Sonunda bitti."
O cümleyi duyunca içimden hafifçe gülümsedim.
Sonunda bitti.
Benim içinse henüz başlamamıştı.
Ve belki de en garip olan buydu.
Herkes birer birer sahneye çıkarken ben hâlâ bekliyordum.
Her geçen dakika beni sahneye biraz daha yaklaştırıyordu.
Kulisin kapısı bir kez daha açıldı.
Bu kez içeri giren hoca elindeki listeye baktı.
İsimleri kontrol etti.
Sonra:
"Bir sonraki grup hazırlansın."
dedi.
Kulisteki birkaç kişi aynı anda ayağa kalktı.
Ben ise olduğum yerde kaldım.
Henüz benim sıram değildi.
Ama kalbim yeniden hızlanmaya başlamıştı.
Çünkü artık şunu çok net hissediyordum:
Beklediğim o an...
Gerçekten yaklaşıyordu.
Bir sonraki grubun hazırlanmasıyla birlikte kulisteki hareketlilik yeniden arttı.
Ben hâlâ sandalyemde oturuyordum.
Bir süre sonra stilist yanıma geldi.
"Nehir, sıra sende."
Başımı kaldırdım.
"Tamam."
Çantamı yanıma çekip kostümümü çıkardım. Stilist kostümü dikkatlice aldı ve hazırlık alanına geçti.
Ben de birkaç dakika sonra kostümümü giyip aynanın karşısına geçtim.
Stilist arkadan iyice sıkmaya çalışırıyordu uzaktan izleyen biri benim can çekişen ördeğe benzetmiş olabilirlerdi...
Kıyafet işinden sonra makyaj için siyah sandalyeye oturdum.
Kremler fondötenler havada uçuşmaya başlarken en sonunda son dokunuşa gelmiştik gözlerimi kapattım.
"Birazdan açabilirsin."
"Tamam."
Önce göz çevremdeki makyaj tamamlandı. Ardından göz kapaklarıma açık mavi ve beyaz tonlarında far uygulandı. Renkler birbirine yumuşak bir şekilde geçiyordu. Gözlerimin dış tarafına doğru birkaç küçük ışıltı eklendi.
Sonra stilist elindeki küçük taşları gösterdi.
"Bunları da ekleyelim mi?"
Taşlara baktım.
"Olur."
Gözlerimin çevresine, makyajın devamını tamamlayacak şekilde birkaç küçük parlak taş yerleştirdi.
Aynaya baktığımda bir an kendimi tanımakta zorlandım.
Günlük hâlimden oldukça farklı görünüyordum.
Mavi ve beyaz tonları kostümümle de uyum sağlamıştı.
Stilist son kez saçımı kontrol etti.
"Tamamdır."
Gözlerimi birkaç kez kırpıştırdım.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Aynaya biraz daha yaklaştım.
Sonra tekrar geri çekildim.
"Oha... Oha... Çok güzelim be"
Kendi kendime gülümsedim.
Bütün hazırlıklar boyunca yarışmanın gerçekten başladığını düşünmeye çalışmıştım.
Ama aynadaki görüntüm bunu benden daha iyi anlatıyordu.
Artık prova kıyafetleriyle salonda çalışan Nehir değildim.
Bugün sahneye çıkacak olan Nehir'dim.
Bir süre aynanın karşısında kaldım.
Sonra içerideki kalabalık yeniden arttı.
Bir yarışmacı yanımdan geçerken:
"Çok güzel olmuşun."
dedi aynada hazırlanırken. Ona bakarak gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
O da gülümsedi ardından kendi hazırlığına döndü.
Ben de bir süre daha oturdum.
Ama içerisi gittikçe daha sıcak ve hareketli gelmeye başlamıştı.
Üstelik kuliste bekledikçe heyecanım da artıyordu.
Biraz nefes almaya ihtiyacım vardı.
Ayağa kalktım.
Duru hemen bana baktı.
"Nereye?"
"Biraz dışarı çıkacağım."
"Tek başına mı?"
"Koridora kadar."
Duru başını salladı.
"Çok uzaklaşma sıra hızlı ilerliyor."
"Merak etme."
Çantamı bıraktım ve kulisin kapısından çıktım.
Koridor, kulise göre daha sakindi.
Bir süre yavaşça yürüdüm.
Derin bir nefes aldım.
Sonra salonun girişine doğru ilerledim.
Kapının önünde birkaç görevli vardı.
İçeriye yeni seyirciler alınıyordu.
Ben de kenarda durup salona baktım.
Salon artık tamamen dolmaya başlamıştı.
Az önce boş olan koltukların çoğu dolmuştu.
İnsanlar yerlerine geçiyor, programlarını inceliyor ve sahneye bakıyordu.
Bir görevli yeni gelenlere yerlerini gösteriyordu.
Ben de kalabalığın arasından tanıdık bir yüz aramaya başladım.
Önce ne aradığımı bile fark etmedim.
Sonra...
Bir anda gözlerim bir noktada durdu.
Annem.
Olduğum yerde kaldım.
Annem birkaç sıra geride oturuyordu.
Yanında Görkem vardı.
İkisini gördüğüm anda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu.
Annem de beni fark etti.
Gözleri bir anda büyüdü.
Sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
Elini kaldırıp bana uzaktan salladı.
Ben de hemen karşılık verdim. Ardından yanlarına gitmiştim
Bir an boyunca hiçbir şey söylemeden öylece birbirimize baktık.
Annemin gözlerindeki heyecanı buradan bile görebiliyordum.
İçimde sabahın ilk dakikasından beri biriken gerginlik, sanki bir anda biraz olsun hafiflemişti.
Çünkü artık yalnız değildim.
Ailem buradaydı.
Gerçekten gelmişlerdi.
Annem ellerini göğsünün önünde birleştirip bana baktı.
Dudaklarını hareket ettirerek:
"Çok güzel olmuşsun."
dedi.
Ben de uzaktan:
"Teşekkür ederim."
diye karşılık verdim.
Sonra Görkem araya girdi.
Elini kaldırıp bana ciddi bir ifadeyle baktı.
"Panik yapma."
Kaşlarımı kaldırdım.
Uzaktan bile yüzündeki o klasik kardeş ifadesini anlayabiliyordum.
Gözlerimi devirdim.
"Sen söyleyince daha çok panik oluyorum!"
Görkem güldü.
Annem de gülmeye başladı.
Bir an önceki gerginliğim tamamen kaybolmasa da içimdeki sıkışıklık biraz olsun çözülmüştü.
Görkem tekrar elini kaldırdı.
"Şaka yapıyorum!"
Ben de ellerimi iki yana açtım.
"Hiç komik değil!"
Annem ikimizin arasında gidip gelen bakışlarla gülüyordu.
Sonra bana doğru biraz eğildi.
"Heyecanlı mısın?"
Başımı salladım.
"Evet."
Annem eliyle kalbinin üzerine dokundu.
"Biz de."
Bir an sustum.
Sonra annemin yüzüne baktım.
"Gerçekten geldiniz."
Annemin gülümsemesi biraz daha büyüdü.
"Tabii ki gelecektik."
Bu cümle içimde beklemediğim bir yere dokundu.
Bir süre cevap veremedim.
Çünkü yarışma boyunca ne kadar güçlü durmaya çalışsam da, o anda annemi karşımda görmek bana her şeyden daha gerçek gelmişti.
Başımı hafifçe eğdim.
"İyi ki geldiniz."
Annem uzaktan bana öpücük gönderir gibi elini yanağına götürdü.
"Sen yeter ki dans et."
Gülümsedim.
Tam o sırada Görkem yine araya girdi.
"Ve düşme."
Bir anda ona baktım.
"Görkem!"
Annem kahkaha attı.
Görkem de gülerek ellerini kaldırdı.
"Ne var? Dikkat et diyorum."
"Şu an hiç yardımcı olmuyorsun."
"Tamam tamam."
Sonra yüzündeki şakacı ifade biraz değişti.
"Gerçekten söylüyorum."
Bir an durdu.
"Elinden geleni yap. Gerisini düşünme."
Bu kez cevap vermeden önce birkaç saniye ona baktım.
Sonra gülümsedim.
"Tamam."
Annem de başını salladı.
"Biz burada olacağız."
Bu cümleyi duyunca derin bir nefes aldım.
"Tamam."
Bir kez daha onlara baktım.
Sonra istemeden gözlerim sahneye kaydı.
Sahnede başka bir yarışmacı performans sergiliyordu.
Salonun ışıkları biraz daha loştu.
Sahnenin üzerindeki ışık ise dans eden kişinin üzerinde toplanmıştı.
Müzik salona yayılıyordu.
Bir an kendimi o sahnede hayal ettim.
Kalbim yeniden hızlandı.
Ama bu kez korkudan çok farklıydı.
Sanki artık hazır olduğumu hissetmeye başlamıştım.
Görkem bunu fark etmiş olacak ki bana bakıp:
"Şimdi yine düşünmeye başladın."
dedi.
"Ne?"
"Sahneyi."
Omuzlarımı hafifçe kaldırdım.
"Biraz."
"Çok düşünme."
"Kolay mı?"
"Değil."
Gülümsedi.
"Ama sen yaparsın."
Başımı salladım.
"Umarım."
Annem hemen karşılık verdi.
"Umarım değil."
Bana ciddi bir ifadeyle baktı.
"Yapacaksın."
İstemeden güldüm.
"Tamam anne."
Bir görevlinin sesi koridorda duyuldu.
"Yarışmacılar, lütfen kulise dönsün."
Anonsu duyduğum anda içimdeki heyecan tekrar yükseldi.
Artık fazla vaktim kalmamıştı.
Annem de bunu anlamış olacak ki bana el salladı.
"Git."
Ben de birkaç adım geri çekildim.
Son kez onlara baktım.
Annem gülümsüyordu.
Görkem ise başparmağını kaldırmıştı.
Ben de ona karşılık verdim.
Sonra arkamı dönüp kulise doğru yürümeye başladım.
Adımlarım biraz daha hızlıydı.
Ama bu kez kafamda onlarca düşünce yoktu.
Sadece tek bir şey vardı.
Ailem salondaydı.
Beni izleyeceklerdi.
Ve ben birazdan sahneye çıkacaktım.
Kulisin kapısına geldiğimde derin bir nefes aldım.
Kapıyı açtım.
İçeri girdiğim anda Duru bana baktı.
"İyi misin?"
Gülümsedim.
"Şimdi daha iyiyim."
Duru kaşlarını kaldırdı.
"Ailen geldi mi?"
"Gelmişler."
"İyi."
Yanıma gelip hafifçe koluma dokundu.
"Şimdi daha rahat dans edersin."
Başımı salladım.
"Evet."
Tam o sırada içerideki hoca listeye baktı.
Bir süre isimleri kontrol etti.
Sonra yüksek sesle:
"Bir sonraki grup hazırlansın."
dedi.
Kulisteki konuşmalar bir anda kesildi.
Ben de olduğum yerde kaldım.
Kalbim yeniden hızlanmaya başlamıştı.
Ama bu kez aynaya baktığımda kendime yabancı hissetmedim.
Mavi ve beyaz makyajımın arasındaki küçük taşlar ışığı yansıtıyordu.
Saçlarım hazırdı.
Kostümüm hazırdı.
Ailem salondaydı.
Ve sıra yavaş yavaş bana geliyordu.
Bir kez daha derin bir nefes aldım.
"Tamam Nehir."
Kendi kendime fısıldadım.
"Artık gerçekten başlıyor."
