2. bölüm · SON KUĞU

Hayaller (2. Bölüm)

betul _library

Bazen insanın hayatı, hiç beklemediği bir anda gelen küçücük bir bildirim sesiyle değişmeye başlar. O gün de diğer günlerden farklı görünmüyordu. Sıradan, sıkıcı ve bitmek bilmeyen bir okul günüydü. Ama dakikalar sonra alacağım bir haberin beni önce gökyüzüne çıkaracağını, ardından yeniden yere çarpacağını henüz bilmiyordum.
Yine sıradan bir okul günüydü. Üstelik bugün okula epey geç kalmıştım. Ortada acil bir durum falan da yoktu; tamamen keyfîydi. Şimdi ise başımı sıraya koymuş, boş boş son dersin bitmesini bekliyordum. Sınıfın ağır havası, öğretmenin tekdüze sesi ve duvardaki saatin inatla ilerleyen akrebi... Hepsi birleşince zaman durmuş gibi hissediliyordu.
Dersin bitmesine sadece birkaç dakika kalmıştı. Tam o sırada, çantamın içindeki kapalı telefon hafifçe titredi.
Normalde ders sırasında telefonuma bakmazdım. Ama ekranda bale akademisinin adını görünce kalbim bir anda hızlandı. Sanki bütün sesler sustu, sadece kalp atışlarımı duyuyordum.
Başımı kaldırıp Arif hocaya baktım. Bir öğrencinin yanında durmuş, her zamanki gibi buraya gelmek için neler yaşadığını, nasıl emek verdiğini anlatıyordu. Sanırım aynı hikâyeyi yüzüncü kez dinliyorduk. Klasik Arif hoca... Gözlerimi hafifçe devirip yeniden telefonuma çevirdim.
Yanımda oturan Luna'nın dizine hafifçe vurdum. Bana önce "Ne var?" der gibi baktı. Gözlerimle telefonu işaret edince ekrana eğildi. Mesajı okur okumaz yüzündeki ifade değişti; gözleri heyecanla açıldı.
Kısık bir sesle fısıldadım:
"Kesin elendim. Dansım berbat geçmişti."
Luna başını iki yana salladı.
"Hiç sanmıyorum," dedi, kendinden emin bir ifadeyle. "Bence bu kadar kötü değildi."
Söyledikleri içimi rahatlatmaya yetmedi. Parmaklarım ekranın üzerinde bir an tereddüt etti. Nefesimi tuttum. Kalbim sanki göğsümden çıkacakmış gibi atıyordu.
Sonunda cesaretimi toplayıp mesajın üzerine iki kez dokundum. Büyük harflerle mesaj yazıyordu.
TEBRİKLER. ÖN ELEMEYİ BAŞARIYLA GEÇTİNİZ. BİR SONRAKİ SEÇMELERE KATILMAYA HAK KAZANDINIZ.
Birkaç saniye boyunca ekrana öylece baktım.
Sonra bir kez daha okudum.
Bir daha...
Gerçekti.
Gerçekten geçmiştim.
O an beynim sanki durdu. Aylarca süren çalışmalar, ağrıyan ayaklar, defalarca yaptığım provalar... Hepsi bir anda gözümün önünden geçti.
Başarmıştım.
Belki yolun daha başındaydım ama ilk adımı atmıştım.
Dayanamadım.
"Geçtim!"
Sınıfta sesim yankılanınca herkes dönüp bana baktı. Arif hocayla göz göze geldik. Kaşını hafifçe kaldırınca ne yaptığımı fark edip hemen sustum, başımı öne eğdim. İçimde patlamaya hazır bir havai fişek gösterisi vardı ama bunu dışarı vuramıyordum.
Luna kolumdan çekip beni tekrar sırama oturttu.
Ellerimiz birbirine çarparken heyecandan neredeyse nefes alamıyordum.
"Geçtim Luna... Geçtim!"
Yüzümdeki gülümsemeyi ne kadar uğraşsam da saklayamıyordum.
Zilin çalmasını beklemek işkenceye dönüşmüştü. Yerimde kıpırdanıp duruyor, saniyeleri sayıyordum. Eve gidip bunu anlatmak için sabırsızlanıyordum.
Belki de ilk kez her şey istediğim gibi gidiyordu.
O an bunun hayatımı değiştirecek günlerden biri olduğunu bilmiyordum.
Zil çalar çalmaz Luna'yla birlikte sınıftan fırladık.
"Kızım, kazandın lan! Gerçekten kazandın!"
Sevincim içime sığmıyordu. Yürürken yerimde zıplıyor, gülmekten kendimi alamıyordum.
"Bir sonraki turu da geçersem hayalimdeki bale okuluna gireceğim!"
İkimiz de heyecanlıydık ama Luna sanki benim kadar sevinmişti.
Bir anda koluma girip sırıttı.
"Bana yakışıklı bir sevgili ayarlarsın artık."
Ardından omuz silkti.
"Erkek olur, kız olur... Fark etmez."
Durup yüzüne baktım.
"Erkeği anladım da... Kız ne alaka?"
Hiç istifini bozmadı.
"Herkese açık biriyim işte bebeğim. Ne var bunda?"
Başımı hafifçe salladım.
"Tamam, tamam..."
"Eee? Ayarlayacaksın değil mi?"
Yüzüne baktım.
Uzun uzun baktım.
Sonunda gülerek omzuna vurdum.
"Önce şu okula gireyim. Sonra bakarız."
"Bu da evet demek."
Kendince zafer kazanmış gibi bana sarıldı.
Gülerek yürümeye devam ettik.
Bir süre sonra yollarımız ayrıldı.
Ben ise eve kadar neredeyse koşarak gittim.
Önümden geçen insanlara çarpmamaya çalışıyor, bazılarının söylendiğini duyuyor ama umursamıyordum. Telefonumdaki mesajı tekrar tekrar okuyordum.
Her okuyuşumda gülümsemem biraz daha büyüyordu.
İstediğim okula girebilirdim.
Bir tur daha...
Sadece bir tur daha.
Sonra çocukluk hayalim gerçek olacaktı.
Kapıyı normalden biraz sert açmış olmalıyım ki annem mutfaktan seslendi.
"Kapıyı ne zaman normal açacaksın acaba?"
Ayakkabılarımı çıkarırken heyecandan nefes nefese konuşuyordum.
"Anne, bir dinle!"
Bağcıkları bile düzgün çözemedim. Ayakkabıları gelişigüzel bırakıp mutfağa koştum.
Annem tezgâhta yemek hazırlıyordu.
Arda masada resim yapıyor, Görkem ise salonda televizyon izliyordu.
"Ne oldu?" diye sordu annem.
Telefonumu uzattım.
"Geçtim."
"Ne?"
"Bale seçmelerini. İlk elemeyi geçtim."
Telefonu elimden alıp dikkatlice okudu.
Birkaç saniye sonra yüzünde gururlu bir gülümseme belirdi.
"Gerçekten mi?"
Başımı hızla salladım.
"Gerçekten."
Bir an beni kendine çekip sıkıca sarıldı.
"Senin adına çok sevindim. Aferin kızıma."
İçimdeki mutluluk daha da büyüdü.
Görkem salondan başını uzattı.
"Neye seviniyoruz?"
Annem cevap verdi.
"Kardeşin seçmeleri geçmiş."
"Vay be."
Yanıma gelip omzuma hafifçe vurdu, ardından saçımı karıştırdı.
"Aferin lan."
Saçımı düzelttim.
"Karşında geleceğin ünlü bale yıldızı var. Biraz saygılı ol."
Gülmeye başladı.
Ben de kaşlarımı çatıp ciddi görünmeye çalıştım.
Arda ise hiçbir şey anlamamasına rağmen heyecanlanmıştı.
"Ben de geçtim!"
Gülerek ona döndüm.
"Sen neyi geçtin bakalım?"
Oyuncak maymununu havaya kaldırdı.
"Maymunun boyunu."
Bir anda mutfağı kahkahalar doldurdu.
İçimde sıcacık bir his yayıldı.
Tam istediğim gibi...
Tam hayal ettiğim gibi...
Ta ki mesajın devamını açana kadar.
"Bir dakika..."
Telefonu geri alıp aşağı kaydırdım.
Heyecandan ayrıntıları hiç okumamıştım.
Tarih...
Saat...
Adres...
Gözlerim yeniden parladı.
"Anne!"
Annem telaşla bana döndü.
"Ne oldu?"
"İstanbul'a gidiyorum!"
Kalbim yeniden hızlanmıştı.
Hayallerim bir adım daha yaklaşmıştı.
İstanbul'a gidecek, ikinci seçmelere katılacaktım.
O an benden mutlusu yoktu.
Ama annemin yüzündeki ifade bir anda değişti.
"Ne?"
"İkinci seçmeler İstanbul'daymış."
Mutfağın havası bir anda ağırlaştı.
"İstanbul mu?"
"Evet."
"Tek başına mı gideceksin?"
"Galiba. Ne var ki bunda?"
Telefonu tekrar elimden aldı.
Bu kez mesajı en ince ayrıntısına kadar okudu.
Az önceki gururlu gülümsemesinden eser kalmamıştı.
"Bu daha çok erken."
"Nasıl yani?"
"Daha yaşın küçük."
"Anne on sekiz yaşındayım"
"İstersen kırk yaşında ol benim evimde ben ne dersem o olur"
İçime kötü bir his çöktü. Ağlamaklı bir sesle yalvarmaya başladım anneme.
"Anne... Sadece seçme için."
"İstanbul başka kapının önü değil."
"Bir günlük bir şey."
"Bir günlük olsa bile."
Görkem sessizce bizi izliyordu.
Ben ise ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
Annemin ses tonundan anlamıştım.
Bu konuşmayı daha önce de yaşamıştık.
Sonunun nasıl biteceğini biliyordum.
Hayal kırıklığıyla parmağımı ona doğru uzattım.
"Beni göndermeyeceksin."
Sesim sakindi.
Ama kırgınlığım her kelimeye sinmişti.
"Öyle demedim."
İnanmadım.
Çünkü sonunda yine aynı cümle gelecekti.
"İstanbul'a gidemezsin."
"Ama onu demeye çalışıyorsun."
Annem derin bir nefes verdi.
"Biraz gerçekçi ol."
Sesim istemeden yükseldi.
"Gerçekçiyim zaten."
"Hayat dans etmekten ibaret değil."
İşte o cümle...
Bütün sevincimi söndürmeye tek başına yetmişti.
Gözlerim doldu.
Düşmemek için tezgâha tutundum.
"Bu dans için ne kadar emek verdiğimi biliyorsun. Ama sen hâlâ beni ciddiye almıyorsun."
"Ben senin annenim. Bunlar geçici heves."
"Hayır!"
Sesim mutfakta yankılandı.
"Geçici heves değil! Sen beni hiç anlamıyorsun!"
İstemeden onu geriye doğru ittim.
"Ben mi anlamıyorum?"
Sesi sertleşmişti.
"Evet!"
Arda korkuyla bize bakıyordu.
Görkem ise sessizce gelip Arda'nın kulaklarını kapattı.
"Tamam, ikiniz de sakin olun."
"Sana soran olmadı!"
Yanıma yaklaşınca onu da ittim.
Birkaç adım geriye sendeledi.
"Karışma! Hiç kimse karışmasın!
Annem elini tezgâha sertçe vurdu.
"Yeter artık!"
Bir anda mutfak sessizliğe gömüldü.
Sessizce ağlıyordum.
Gözyaşlarım durmadan akıyor ama kendimi toparlayamıyordum.
"Bana bir kere olsun destek olamaz mısın?"
"Oluyorum."
"Ben hiç görmüyorum!"
Sesim yeniden yükseldi.
"Hayatımda istediğim her şeyin önüne bir engel koyuyorsun."
Annem birkaç saniye boyunca yüzüme baktı.
Yorgun görünüyordu.
Belki de gerçekten endişeleniyordu.
Ama ben o an bunların hiçbirini göremeyecek kadar kırılmıştım.
"Bütün bunları senin iyiliğin için yapıyorum."
Acı acı güldüm.
"İyilik mi?"
Başımı iki yana salladım.
"Benim iyiliğimi gerçekten isteseydin, hayalimi gerçekleştirmem için yanımda olurdun."
Annemin gözleri dolmaya başlamıştı.
Ama ben duramıyordum.
Aylardır içimde biriken her şey kelimelere dönüşüyordu.
"Bazen..." dedim, sesim titreyerek.
"Bazen gerçekten beni kıskandığını düşünüyorum."
Bu cümle ağzımdan çıkar çıkmaz mutfaktaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Söylediğim şeyin ne kadar kırıcı olduğunu aslında ben de biliyordum.
Ama öfke, pişmanlıktan çok daha hızlı konuşuyordu.
Bu kez sessizlik çok daha ağırdı.
Az önce mutfağı dolduran seslerden eser kalmamıştı.
Görkem bile konuşamıyordu.
Annem bana öyle bir baktı ki, söylediğim son cümleyi geri almak istedim.
"Bazen gerçekten beni kıskandığını düşünüyorum."
Kendi sesim kulaklarımda yankılanıyordu.
Söylediğim anda pişman olmuştum.
Ama bazı kelimeler ağızdan çıktı mı geri dönmüyordu.
Annem, sanki dizlerinin bağı çözülmüş gibi sandalyeye tutundu. Parmakları sandalyenin kenarını sıkıca kavradı. Birkaç saniye boyunca sadece bana baktı. Gözlerinde öfke yoktu.
Hayal kırıklığı vardı.
Kırgınlık vardı.
Belki de en çok canımı acıtan buydu.
Titreyen eliyle kapıyı işaret etti.
Tek kelime etmedi.
Ben de etmedim.
Arkamı dönüp mutfaktan çıktım.
Koridorda yürürken gözyaşlarımı silmeye çalışıyor, kendi kendime söyleniyordum.
"Beni neden anlamıyor ki..."
"Neden bir kere olsun arkamda durmuyor?"
"Her seferinde neden aynı şey oluyor?"
Odamın kapısını kapatır kapatmaz kendimi yatağın üzerine bıraktım.
Yastığa yüzümü gömdüm.
Ağlamamak için kendimi sıktıkça daha çok ağlıyordum.
İçimde biriken bütün kırgınlık gözyaşlarımla birlikte dışarı çıkıyordu.
Emeklerim boşa gidemezdi.
Buna izin veremezdim.
Küçüklüğümden beri bale salonlarında büyümüştüm.
Doğum günlerim bile çoğu zaman antrenmanlarla geçmişti.
Arkadaşlarım dışarıda oynarken ben saatlerce aynı dönüşü defalarca çalışıyordum.
Ayaklarım su toplamıştı.
Defalarca düşmüştüm.
Defalarca pes etmeyi düşünmüştüm.
Ama hiçbirinde vazgeçmemiştim.
Çünkü tek bir hayalim vardı.
Balerin olmak.
Sahnenin ortasında durmak.
Işıklar üzerime vururken yıllarca verdiğim emeğin karşılığını almak.
Kimse karşıma geçip bunun sadece geçici bir heves olduğunu söyleyemezdi.
Bu benim çocukluğumdu.
Hayatımdı.
Tam o sırada kapım yavaşça çalındı.
Üç kısa vuruş...
Kimin olduğunu anlamak zor değildi.
Görkem'di.
Gözyaşlarımı aceleyle sildim.
"Gel."
Kapı yavaşça açıldı.
Tahmin ettiğim gibi abim içeri girdi.
Kapıyı sessizce kapatıp yanıma geldi.
Önce odanın içinde kısa bir göz gezdirdi.
Sonra yatağın kenarına oturdu.
Birkaç saniye ikimiz de konuşmadık.
"Nehir..."
Sesi her zamankinden daha sakindi.
"Aşağıda söylediklerin... ağırdı."
Başımı önüme eğdim.
"Biliyorum."
"Annemi gerçekten kırdın."
Sessiz kaldım.
Çünkü haklıydı.
Ama ben de kırılmıştım.
Omzuma hafifçe dokundu.
"Abi..."
Sesim yine titredi.
"Hayallerimdeki okul orası."
Devamını getiremeden boğazım düğümlendi.
Yine ağlamaya başladım.
Görkem hiçbir şey söylemedi.
Sadece beni kendine çekip sarıldı.
Sırtımı yavaşça sıvazladı.
Tıpkı çocukken düştüğüm zaman yaptığı gibi.
"Biliyorum."
Biraz durdu.
"Gerçekten biliyorum."
Sesinde öyle bir anlayış vardı ki, yeniden hıçkırmaya başladım.
"Ne kadar emek verdiğini de biliyorum."
Başımı omzuna yasladım.
"Ama elimden her şeyi düzeltmek gelmiyor."
İşte bu cümle beni daha çok ağlattı.
Çünkü doğruydu.
Görkem beni anlıyordu.
Ama o da çaresizdi.
Odada birkaç dakika boyunca sadece nefes alışlarımız duyuldu.
Ben yavaş yavaş sakinleşmeye çalışırken o düşünceli bir şekilde yere bakıyordu.
Sonra birden doğruldu.
"Aslında..."
Başımı kaldırdım.
"Belki hâlâ bir şansın vardır."
Gözlerimin içi yeniden umutla doldu.
"Nasıl?"
Annemle babamın ilişkisini düşünür gibi hafifçe kaşlarını çattı.
"Annem babamla konuşursa işler değişebilir."
"Babam mı?"
"Evet."
"Annem ikna ederse, babam belki izin verir.Babam izin verirse annenin de itiraz etmesi zor olur."
Kaşlarımı çattım.
"Annem kabul etmez ki."
Omuz silkti.
"Bunu ancak deneyerek öğrenebilirsin."
Biraz durdu.
"En kötü ihtimalle yine hayır der."
İç çekti.
"Ama hiç denemezsen, ömür boyu 'Acaba izin verirler miydi?' diye düşünürsün."
Haklıydı.
Belki de kaybedecek hiçbir şeyim yoktu.
Yeniden ona baktım.
"Ya yine izin vermezlerse?"
Bu kez gülümsedi.
Elini uzatıp burnuma hafifçe dokundu.
"O zaman başka bir yol buluruz."
"Başka yol var mı ki?"
"Bilmiyorum."
Omuz silkti.
"Ama birlikte düşünürüz."
Bu sözleri duyunca istemsizce gülümsedim.
Tartışmadan beri ilk kez yüzümde gerçek bir gülümseme oluşmuştu.
Görkem de bunu fark edip başımı hafifçe okşadı.
"İşte böyle."
"Pes etmek sana yakışmıyor."
Derin bir nefes aldım.
Haklıydı.
Hayatım boyunca en zor hareketleri bile defalarca deneyerek öğrenmiştim.
O zaman bunun için de mücadele etmeliydim.
Belki her şey bitmemişti.
Belki önümde hâlâ açılabilecek bir kapı vardı.
Ve ben...
O küçücük umut kırıntısını bile kaybetmeye hiç niyetli değildim.