15. bölüm · SON KUĞU

Hocaların Gözünden(15. Bölüm)

betul _library

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda odanın içine dolan gün ışığı ilk dikkatimi çeken şey oldu.
Perdenin arasından süzülen ışık doğrudan yatağın üzerine vuruyordu. Birkaç saniye boyunca gözlerimi kısmış halde tavana baktım.
Sonra dün yaşananlar yavaş yavaş aklıma gelmeye başladı.
Toplantı...
Yarışmacılar...
Meltem...
İlk prova...
Ve en son duyduğum o cümle.
"Nehir'in performansını özellikle takip etmemiz gerekiyor."
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
Yine aynı şey.
Sanki beynim sabahın ilk dakikasında bile bunu düşünmekten vazgeçmiyordu.
Yorganı üzerimden atıp doğruldum.
"Tamam."
Ayaklarımı yere bastım.
"Bugün bunu kafamda büyütmeyeceğim."
Bir saniye durdum.
Sonra kendi kendime güldüm.
"En azından çalışacağım."
Yataktan kalkıp perdeyi tamamen açtım.
Dışarıda İstanbul çoktan hareketlenmişti.
Caddeler kalabalıklaşmaya başlamış, insanlar bir yerlere yetişmek için sokaklara dökülmüştü. Arabaların sesi uzaktan odaya kadar geliyor, arada bir korna sesleri duyuluyordu.
Bir süre pencerenin önünde durup manzarayı izledim.
İstanbul'un sabahlarını seviyordum.
Şehir daha günün başında bile sanki hiç durmadan hareket ediyordu.
Bugün havanın da güzel olması hoşuma gitmişti.
İçimdeki gerginliğin aksine sabah oldukça sakin görünüyordu.
Belki bugün gerçekten daha rahat olabilirdim.
Belki de dün yaşadıklarımın etkisinden biraz olsun kurtulurdum.
Banyoya geçtim.
Yüzümü yıkadım, duşumu aldım ve saçlarımı toparladım. Hazırlanırken aynadaki yansımama birkaç kez baktım.
Gözlerimin altında hafif bir yorgunluk vardı.
Dünkü prova düşündüğümden daha yorucu geçmişti.
Ama bu yorgunluktan şikâyetçi değildim.
Tam tersine...
Çalıştığımı hissetmek hoşuma gidiyordu.
Dolabın karşısına geçtim.
Bugün ne giyeceğimi seçerken fazla düşünmedim.
Prova kıyafetlerimi hazırlayıp çantama yerleştirdim. Yanıma su şişemi, havlumu ve ihtiyacım olabilecek birkaç eşyayı da aldım.
Çantanın fermuarını kapatırken bir an durdum.
Dün aldığım kitabın yerinde olup olmadığını kontrol ettim.
Hâlâ oradaydı.
Gülümsedim.
"Annem için."
Kitabın kapağına kısa bir süre baktım.
Dün onu görünce annemin hoşuna gideceğini düşünmüştüm.
Yarışma bittikten sonra eve döndüğümde ona verecektim.
Çantayı kapatıp omzuma taktım.
Sonra aynanın karşısına geçtim.
Kendime birkaç saniye baktım.
Dün salonda bana bakan yüzler yine aklıma geldi.
Bazıları beni yalnızca yaşım yüzünden küçümsemişti.
Bazıları henüz bir karar vermemişti.
Meltem gibi birkaç kişi de bana karşı normal davranmıştı.
Belki bugün de aynı şey olacaktı.
Ama artık bunun üzerinde fazla durmak istemiyordum.
Onların ne düşündüğünü değiştirmek benim görevim değildi.
Ben buraya kendimi kanıtlamak için gelmiştim.
Bunun için de saatlerce açıklama yapmama gerek yoktu.
Dans etmem yeterliydi.
Aynadaki yansımama bakarak hafifçe gülümsedim.
"Ne kadar küçük olduğumu söyleyebilirler."
Bir an durdum.
"Ama sahneye çıktığımda yaşımı değil, ne yaptığımı görecekler."
Bu düşünce hoşuma gitti.
Hatta dün ilk kez duyduğum o küçümseyici konuşmaların bile artık eskisi kadar canımı sıkmadığını fark ettim.
Çünkü onlara cevap vermenin en iyi yolunun tartışmak olmadığını biliyordum.
Çalışacaktım.
Hatalarım varsa düzeltecektim.
Eksiklerim varsa tamamlayacaktım.
Gerisini sahne halledecekti.
Çantamı alıp odadan çıktım.
Kapıyı kilitledikten sonra asansöre doğru yürüdüm.
Asansör geldiğinde içeri girdim.
Aynadaki görüntüme son kez baktım.
"Bugün güzel geçecek."
Kapılar kapandı.
Lobiye indiğimde önce kahvaltı salonuna uğradım.
Acelem olmadığı için hızlı hızlı yemek yerine sakin bir şekilde kahvaltımı yaptım.
Bir yandan da telefonuma baktım.
Annemden birkaç mesaj vardı.
Anne: "Günaydın kızım."
Hemen ardından bir mesaj daha gelmişti.
Anne: "Bugün de prova var mı?"
Gülümsedim.
Ben: "Günaydın. Evet, bugün de prova var."
Cevap fazla gecikmedi.
Anne: "Kendini çok yorma."
Telefon ekranına bakıp başımı iki yana salladım.
Ben: "Merak etme."
Bir süre sonra yeni mesaj geldi.
Anne: "Kahvaltını da düzgün yap."
Bu kez istemsizce güldüm.
Ben: "Onu da yaptım."
Telefonu kapattım.
Annemin birkaç mesajla bile kendimi evdeymişim gibi hissettirmesi garip bir şekilde iyi geliyordu.
Kahvaltımı bitirdikten sonra masadan kalktım.
Çantamı omzuma aldım ve otelden çıktım.
Kapıdan dışarı adım attığım anda sabahın serin havası yüzüme vurdu.
Bir an durup derin bir nefes aldım.
Dünle bugün arasında yalnızca bir gece vardı.
Ama nedense kendimi daha farklı hissediyordum.
Belki yarışma yaklaştığı için...
Belki artık buradaki insanlara alışmaya başladığım için...
Belki de dün duyduğum o cümle yüzünden.
Her neyse.
Bugün ne olacağını görmek istiyordum.
Yürümeye başladım.
Yol boyunca dün öğrendiğim birkaç hareketi zihnimde tekrar ettim.
Adımlarımı bile fark etmeden ritme uydurmaya başlamıştım.
Sonra kendi kendime gülüp bundan vazgeçtim.
"Yolda prova yapmayacağım."
Başımı iki yana salladım.
"İnsanlar deli olduğumu düşünecek."
Kendi kendime gülerek yürümeye devam ettim.
Şehrin sabah kalabalığı arasında ilerlerken etrafıma bakıyordum.
İstanbul'a geleli birkaç gün olmuştu ama hâlâ bazı sokaklar bana yabancı geliyordu.
Yine de artık ilk günkü kadar yabancı hissetmiyordum.
Belki birkaç gün sonra bu yolları bile ezberlemiş olacaktım.
Bir süre sonra yarışmanın yapılacağı binaya ulaştım.
Girişin önünde birkaç yarışmacı vardı.
Bazıları kahve içiyor, bazıları telefonlarına bakıyor, bazıları da kendi aralarında konuşuyordu.
Beni görenlerden biri başıyla selam verdi.
Ben de karşılık verdim.
İçeri girdiğimde tanıdık yüzler görmeye başladım.
Dün hepsi yabancıydı.
Bugün ise en azından kim olduklarını biliyordum.
Bu küçük fark bile bana garip bir şekilde güven veriyordu.
Gözlerim kalabalığın arasında Meltem'i aradı.
Sonunda onu salonun giriş tarafında gördüm.
Yanında iki yarışmacıyla konuşuyordu.
Beni fark ettiği anda elini kaldırdı.
"Buradayım!"
Gülümsedim.
Yanına doğru yürüdüm.
"Günaydın."
"Günaydın."
Bana kısa bir süre baktı.
"Hazır görünüyorsun."
"Sen de."
Meltem çantasını omzunda düzeltti.
"Bugün daha zor çalışacağız."
"Öyle mi?"
"Öyle dediler."
İçimde hafif bir heyecan oluştu.
"İyi."
Meltem kaşlarını kaldırdı.
"İyi mi?"
"Ne kadar zor olursa o kadar iyi."
Bana birkaç saniye baktı.
Sonra gülümsedi.
"Sen bugün farklısın."
"Nasıl?"
"Bilmem."
Omuzlarını silkti.
"Daha kararlı gibisin."
Bir an düşündüm.
Belki gerçekten de öyleydim.
"Belki de öyleyim."
Meltem başını salladı.
"Umarım bu kararlılık provanın ortasında bizi terk etmez."
Güldüm.
"Benimkini bilmiyorum ama seninkini kontrol ederiz."
"Anlaştık."
İkimiz de gülerek salona doğru yürümeye başladık.
İçeri girdiğimizde diğer yarışmacılar da yavaş yavaş yerlerini alıyordu.
Ben çantamı kenara bıraktım.
Saçlarımı kontrol ettim.
Ayakkabılarımı düzelttim.
Sonra salondaki aynaya baktım.
Dün buraya ilk geldiğimde her şey çok daha farklı görünmüştü.
Salon daha büyük...
İnsanlar daha yabancı...
Kendimden emin olmak daha zordu.
Bugün ise salon biraz daha tanıdık geliyordu.
Hatta birkaç gün önce buraya ilk kez geleceğimi düşünürken hissettiğim o büyük heyecanın yerini daha sakin bir his almıştı.
Artık buradaydım.
Artık bu grubun bir parçasıydım.
Kim ne düşünürse düşünsün.
Tam o sırada kapı açıldı.
Hocalar içeri girdi.
Salondaki konuşmalar bir anda kesildi.
Herkes toparlanıp yerini aldı.
Ben de Meltem'in yanından ayrılıp kendi yerime geçtim.
Eğitmen dosyasını açtı.
"Bugün dünkü çalışmanın devamını yapacağız."
Herkes dikkat kesildi.
"Öncelikle dün gördüğümüz eksikleri tekrar edeceğiz. Daha sonra bireysel çalışmalarınıza geçeceğiz."
Bireysel çalışma.
Bu kelimeyi duyduğum anda içimde küçük bir heyecan oluştu.
Çünkü bireysel çalışmada herkes kendi performansını daha açık şekilde gösterecekti.
Ve ben de ilk kez gerçekten kendimi ortaya koyacaktım.
Eğitmen konuşmasını sürdürdü.
"Bugün özellikle kendi hatalarınızı fark etmenizi istiyorum. Sürekli başkasına bakarak hareket etmeyin. Kendi bedeninizi dinleyin."
Bu cümle hoşuma gitti.
Çünkü bazen insan başkalarının ne yaptığını izlerken kendi hareketini unutabiliyordu.
Ben de aynadaki diğer yarışmacılara değil, kendi yansımama odaklanmaya karar verdim.
Müzik açılmadan önce kısa bir süre ısınmaya başladık.
Aynadaki yansımamı izlerken çevremdeki yarışmacıların da hazırlık yaptığını gördüm.
Bazıları kendi hareketlerini tekrar ediyor, bazıları sessizce esniyor, bazılarıysa birbirleriyle konuşuyordu.
Dün beni küçümseyen yarışmacılardan biri de birkaç metre ileride duruyordu.
Göz göze geldik.
Bu kez bakışlarını kaçırmadı.
Ben de kaçırmadım.
Birkaç saniye sonra ikimiz de tekrar önümüze döndük.
Artık onun ne düşündüğünü merak etmiyordum.
En azından bunu kendime söylemeye çalışıyordum.
Sonra eğitmenin sesi duyuldu.
"Herkes hazır mı?"
Salondan birkaç kişi aynı anda cevap verdi.
"Evet."
Ben de derin bir nefes aldım.
Müzik başladı.
Ve bütün düşüncelerimi bir kenara bırakmaya çalıştım.
Artık dün duyduğum sözleri düşünmüyordum.
Kimin bana baktığını...
Kimin beni küçümsediğini...
Kimin benim hakkımda ne düşündüğünü...
Hiçbirini.
Sadece müziği dinledim.
Ve hareket etmeye başladım.
İlk birkaç saniye içinde bedenim müziğin ritmine alıştı.
Hareketler birbirini takip ederken nefesimi kontrol etmeye çalıştım.
Bir süre sonra kendimi tamamen çalışmanın içinde buldum.
Sanki salonun geri kalanı bulanıklaşmıştı.
Sadece hareketler vardı.
Bir de müzik.
İlk bölüm bittiğinde eğitmen birkaç noktayı düzeltti.
Sonra tekrar başladık.
Bu kez daha dikkatliydim.
Her hareketi kontrol ederek yaptım.
Dönüşler...
Geçişler...
Duruşlar...
Hepsine ayrı ayrı dikkat ettim.
Bir ara aynadan eğitmenin beni izlediğini fark ettim.
Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı.
Sonra başka bir yarışmacıya döndü.
Ben ise bunu fazla düşünmeden çalışmaya devam ettim.
Çünkü bugün kendime tek bir şey söylemiştim:
Ne olursa olsun, çalışacaktım.
Bir hareketi yanlış yaptıysam tekrar edecektim.
Yetişemediğim bir bölüm varsa üzerinde daha fazla duracaktım.
Ve biri beni yalnızca yaşım yüzünden küçümsüyorsa, bunu değiştirmek için onunla tartışmayacaktım.
Kendimi gösterecektim.
Bir sonraki seriye geçildi.
Müzik yeniden başladı.
Bu kez hareketler daha hızlıydı.
İlk dönüşü tamamladım.
İkinci harekete geçtim.
Tam o sırada ayağımın basışında küçük bir tereddüt yaşadım.
Dengemi toparladım ve devam ettim.
Müzik bittiğinde nefesimi bıraktım.
Eğitmen bana baktı.
"Nehir."
"Efendim?"
"Az önceki dönüşte tereddüt ettin."
Başımı salladım.
"Evet."
"Neden?"
Bir an düşündüm.
"Sanırım hızlanınca hareketi düşünmeye başladım."
Hoca birkaç saniye yüzüme baktı.
"İşte bunu bırak."
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Hareketi düşünme. Hareketi yap."
Başımı salladım.
"Tamam."
"Tekrar."
Müzik yeniden başladı.
Bu kez aynı noktaya geldiğimde hareketi düşünmedim.
Sadece yaptım.
Dönüş tamamlandı.
Geçiş...
Duruş...
Ve seri bitti.
Eğitmen başını hafifçe salladı.
"Daha iyi."
İçimden küçük bir gülümseme geçti.
Bazen tek bir cümle bile insanın bütün gününü değiştirebiliyordu.
Benim için de o an öyle oldu.
Bir sonraki çalışmaya geçerken aynadaki yansımama baktım.
Dün burada neden olduğumu sorgulayan insanları düşünmek yerine, bugün ne kadar ilerleyebileceğimi düşünüyordum.
Belki hocaların beni neden özellikle takip ettiğini hâlâ bilmiyordum.
Belki diğer yarışmacıların çoğu hâlâ yaşımı konuşuyordu.
Ama artık bunların hiçbiri eskisi kadar önemli değildi.
Çünkü ben de yavaş yavaş kendimi anlamaya başlamıştım.
Burada olmamın bir nedeni vardı.
Ve o nedeni başkalarının benim için açıklamasını beklemeyecektim.
Zaman gösterecekti.
Benim yapmam gereken tek şey ise...
Dans etmekti.
İlk çalışmanın ardından ikinci çalışmaya geçtik.
Müzik yeniden başladığında bu kez hareketleri daha kontrollü yapmaya çalıştım.
Dünkü provadan farklı olarak artık hangi noktalarda zorlandığımı biliyordum.
Dönüşler...
Geçişler...
Duruşlar...
Hocaların dün ve bugün yaptığı bütün düzeltmeleri aklımda tutmaya çalışıyordum.
Ama bir yandan da sürekli kendimi düşünmekten kaçınmam gerektiğini biliyordum.
Çünkü hoca az önce ne söylemişti?
Hareketi düşünme. Hareketi yap.
Ben de öyle yaptım.
Müzik devam ederken bedenimi düşünmeden hareket ettirmeye çalıştım.
Bir dönüş...
Ardından geçiş...
Sonra yeniden pozisyon...
Müzik kesildiğinde olduğum yerde kaldım.
Birkaç saniye boyunca yalnızca nefesimi duydum.
Göğsüm hızlı bir şekilde inip kalkıyordu.
Eğitmen ellerini birbirine vurdu.
"Tamam. Bir kez daha."
İçimden derin bir nefes aldım.
Yine başladık.
Bu kez daha iyiydi.
Hatalar tamamen kaybolmamıştı ama dünkü kadar sık değildi.
Özellikle dönüşlerde kendimi daha rahat hissediyordum.
Bir süre sonra müzik yeniden durdu.
Hoca salona baktı.
"Bugünlük bu kadar."
İçimden uzun bir nefes bıraktım.
Sonunda.
Bütün gün ayakta kalmış gibi hissediyordum.
Bacaklarım yorulmuştu.
Omuzlarım da aynı şekilde.
Ama garip bir şekilde yüzümde küçük bir gülümseme vardı.
Çünkü dünkü halimle bugünkü halim arasında gerçekten fark olduğunu hissediyordum.
Herkes yavaş yavaş yere oturmaya başladı.
Bazıları su şişelerine uzandı.
Bazıları havlularını aldı.
Salon bir anda sessizleşmişti.
Az önce müzikle dolu olan ortamda şimdi yalnızca insanların nefes sesleri duyuluyordu.
Ben de çantamın yanına geçip su şişemi aldım.
Bir yudum içtim.
Sonra havluyla yüzümü sildim.
Meltem yanıma geldi.
"Yaşıyor musun?"
Gülerek ona baktım.
"Zor."
O da güldü.
"Ben de aynı durumdayım."
Bir süre ikimiz de sessizce oturduk.
Sonra hocalardan biri ortaya geçti.
"Herkes dinlenmesini tamamladıysa kısa bir değerlendirme yapacağız."
Salondaki konuşmalar yeniden kesildi.
Herkes yavaş yavaş toparlanıp hocaya döndü.
Ben de su şişemi yere bırakıp dikkatimi ona verdim.
Hoca birkaç saniye boyunca hepimize baktı.
"Öncelikle şunu söyleyeyim. Bugünkü performanslarınız dünden daha iyiydi."
Salonda hafif bir hareketlilik oldu.
Herkes birbirine bakıyordu.
"Ama hâlâ sahne için hazır değilsiniz."
Bu cümleyle birlikte salondaki hava yeniden ciddileşti.
Hoca devam etti.
"Bu kötü bir şey değil. Zaten bunun için buradayız. Eksiklerinizi görmek, düzeltmek ve sahneye hazır hale gelmek için çalışıyoruz."
Başımı hafifçe salladım.
Mantıklıydı.
Kimse iki provayla yarışmaya hazır hale gelmezdi.
"Bugün bazı yarışmacılarda özellikle gelişme gördük."
Elindeki dosyaya baktı.
"Meltem."
Meltem başını kaldırdı.
"Geçişlerde dün yaptığın hataları bugün daha kontrollü yaptın. Bunu koru."
Meltem başını salladı.
"Teşekkür ederim."
Hoca birkaç isim daha söyledi.
Bazılarının dönüşlerini, bazılarının duruşlarını, bazılarının ise müzikle uyumunu değerlendirdi.
Ben sessizce dinliyordum.
Sıramın gelip gelmeyeceğini bilmiyordum.
Aslında gelmesini de istemiyor gibiydim.
Herkesin içinde ismimin söylenmesi bana biraz garip geliyordu.
Ama birkaç saniye sonra hoca dosyayı kapatıp yeniden bana baktı.
"Nehir."
Başımı kaldırdım.
"Efendim?"
"Bugün özellikle dönüşlerde yaptığın düzeltmeleri hızlı uyguladın."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Bütün salonun ortasında ismimin söylenmesini beklemiyordum.
"Teşekkür ederim."
Hoca başını salladı.
"Bu önemli."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra devam etti.
"Bir şeyi söylediğimizde onu hemen uygulayabilmen iyi bir özellik."
İçimde küçük bir gurur oluştu.
Ama hoca konuşmasını henüz bitirmemişti.
"Fakat hâlâ sahne deneyimi konusunda seni gözlemlememiz gerekiyor."
Kaşlarım hafifçe çatıldı.
"Sahne deneyimi..."
Bu kelime aklımda kaldı.
Hoca bana birkaç saniye daha baktı.
"Salonda iyi olmakla sahnede iyi olmak aynı şey değil."
Başımı salladım.
"Anladım."
"Yarın bunu daha net göreceğiz."
Yarın.
Demek yarın sahne çalışması başlayacaktı.
İçimde hem heyecan hem de merak oluştu.
Hoca diğer yarışmacılara döndü.
"Bugünkü çalışmanın ardından sahne provasında daha fazla süre verilecek yarışmacıların listesini açıklayacağım."
Salonda birkaç kişi doğruldu.
Ben de istemsizce daha dikkatli dinlemeye başladım.
Hoca dosyasını açtı.
İsimleri tek tek okumaya başladı.
Bazı isimler duyulduğunda salonda küçük tepkiler oluşuyordu.
"Meltem."
Meltem bana baktı.
Ben de gülümsedim.
Sonra birkaç isim daha söylendi.
Hoca bir an durdu.
Dosyaya baktı.
"Nehir."
Başımı kaldırdım.
Bir an gerçekten kendi ismimi duyduğuma emin olamadım.
"Ben mi?"
Hoca hafifçe gülümsedi.
"Evet, Nehir."
Kalbim biraz daha hızlı atmaya başladı.
"Yarın sahne provasında daha uzun bir çalışma süren olacak."
Başımı salladım.
"Tamam."
İçimde garip bir heyecan vardı.
Bir yandan mutlu olmuştum.
Diğer yandan bunun nedenini tam olarak anlayamıyordum.
Çünkü henüz herkesle aynı seviyede bile olduğumu düşünmüyordum.
Yanımdan hafif bir fısıltı geldi.
"Daha dün gelmiş gibi, şimdiden adı geçiyor."
Sesi çok yüksek değildi.
Ama duydum.
Başımı çevirmedim.
Bir başka yarışmacı hemen cevap verdi.
"Çünkü bugün iyi çalıştı."
Kısa bir sessizlik oldu.
İlk konuşan kişi omuzlarını silkti.
"Ben bir şey demedim."
İçimden derin bir nefes aldım.
Eskiden olsa bu sözlere takılırdım.
Şimdi ise yalnızca önümüzdeki provayı düşünmek istiyordum.
Meltem hafifçe bana yaklaştı.
"Bakma."
"Neye?"
"Onlara."
Gülümsedim.
"Bakmıyorum."
"İyi."
Sonra bana doğru eğilip fısıldadı.
"Bu arada hak ettin."
Ona baktım.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Gülümsedim.
"Teşekkür ederim."
Biraz ileride duran ve dün bana "Fena değildin." diyen yarışmacı da bize bakıyordu.
Göz göze geldiğimizde bu kez bakışlarını kaçırmadı.
Sonra hafifçe başını salladı.
Ben de karşılık verdim.
Artık bana eskisi kadar mesafeli görünmüyordu.
Belki tamamen fikri değişmemişti.
Ama en azından beni yalnızca yaşım üzerinden değerlendirmediğini hissedebiliyordum.
Hoca son birkaç duyuruyu da yaptı.
"Yarın sahne provası için belirtilen saatte burada olacaksınız. Herkes kostümünü ve gerekli malzemelerini yanında bulundursun."
Herkes başını salladı.
"Ve unutmayın. Yarın sizi yalnızca hareketleriniz açısından değerlendirmeyeceğiz. Sahneye çıktığınızda nasıl davrandığınız, heyecanınızı nasıl yönettiğiniz ve hata yaptığınızda nasıl toparlandığınız da önemli."
Bu cümleyi duyunca içimdeki heyecan biraz daha arttı.
Demek gerçekten sahneye çıkacaktık.
Üstelik hocalar bizi yalnızca dans ederken izlemeyecekti.
Bizi sahnede nasıl davranacağımız açısından da değerlendireceklerdi.
Toplantı sona erdiğinde herkes yavaş yavaş eşyalarını toplamaya başladı.
Ben de havlumu çantama koydum.
Su şişemi aldım.
Ayakkabılarımı düzenledim.
Bir süre sonra salon neredeyse boşalmıştı.
Meltem kapının yanında beni bekliyordu.
"Geliyor musun?"
"Bir dakika. Saç tokamı bulamıyorum."
"Tamam, ben dışarıda beklerim."
"Tamam."
Meltem çıktı.
Ben de çantamın içini karıştırmaya başladım.
Tokamı bulduğumda derin bir nefes verdim.
Tam çantamı kapatacakken içeriden konuşma sesleri geldi.
İstemeden durdum.
Hocalardan ikisi hâlâ salondaydı.
Sesleri çok yüksek değildi.
Ama salon boş olduğu için söyledikleri cümleler rahatça duyuluyordu.
"Bugünkü gelişimi beklediğimizden hızlı."
Bir süre sessizlik oldu.
Diğer hoca cevap verdi.
"Evet."
Çantamın askısını elimde tuttum.
Sonra ilk hocanın sesi yeniden duyuldu.
"Teknik açıdan değil sadece."
Kalbim bir anda hızlandı.
Diğer hoca:
"Ben de aynı şeyi düşünüyorum."
Bir an durdular.
Sonra:
"Sahneye çıktığında nasıl tepki vereceğini de görmemiz gerekiyor."
Olduğum yerde kaldım.
Elim çantanın üzerinde donup kalmıştı.
Sahneye çıktığında nasıl tepki vereceğini...
Bir süre hiçbir şey düşünemedim.
Demek mesele yalnızca teknik değildi.
Demek gerçekten başka bir şey vardı.
Ve bunu bana söylemiyorlardı.
Çantamı yavaşça omzuma taktım.
Daha fazla dinlemeden kapıya doğru yürüdüm.
Koridora çıktığımda Meltem hemen bana baktı.
"Neden geciktin?"
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Tokamı arıyordum."
Meltem başını salladı.
"Bulabildin mi?"
"Evet."
Birlikte koridorda yürümeye başladık.
Ama aklım hâlâ içeride duyduğum cümledeydi.
"Teknik açıdan değil sadece."
Demek ki beni özellikle takip etmelerinin nedeni yalnızca yaşım değildi.
Bir şey daha vardı.
Ama ne?
Asansörün önünde durduğumuzda Meltem bana baktı.
"İyi misin?"
Başımı kaldırdım.
"Evet."
Ama bunu söylerken bile emin değildim.
Asansörün kapıları açıldı.
İçeri girdik.
Kapılar kapanırken aynadaki yansımama baktım.
Dün gece sorduğum soru hâlâ cevapsızdı.
Neden özellikle ben?
Ama artık sorunun cevabının yalnızca yaşım olmadığını biliyordum.
İçimde garip bir merak oluştu.
Belki yarın...
Sahnede...
Her şey biraz daha anlaşılırdı.
Başımı hafifçe kaldırdım.
"Tamam."
Kendi kendime fısıldadım.
"Yarın göreceğiz."
Asansör aşağı doğru inerken içimdeki heyecan giderek büyüdü.
Çünkü ilk kez gerçekten şunu hissediyordum:
Benden sakladıkları bir şey vardı