24. bölüm · SON KUĞU
Geri Döndüğümde (24. Bölüm)
Ertesi sabah gözlerimi açtığımda odanın içi her zamankinden daha sessizdi.
Bir süre kıpırdamadan yatakta kaldım.
Gözlerimi tavana diktim.
Sonra alışkanlıkla telefonumu aradım.
Ekranı açtığımda saate baktım.
Normalde bu saatte çoktan hazırlanıyor olurdum.
Prova çantam yatağın yanında duruyor olurdu.
Saçımı toplar, kıyafetlerimi hazırlar, aceleyle odadan çıkardım.
Ama bugün...
Hiçbir yere yetişmem gerekmiyordu.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra içimden geçen cümle kendiliğinden döküldü.
"Bugün prova yok."
Bunu söylemek garip bir şekilde içimi burktu.
Eskiden prova olmadığı günlerde bundan mutlu olurdum.
Biraz daha uyumak, dinlenmek, istediğim gibi vakit geçirmek güzel gelirdi.
Şimdi ise prova yapamayacağımı bilmek hiç hoşuma gitmiyordu.
Yorganı biraz daha üzerime çektim.
Gözlerimi kapattım.
Aklıma doktorun söyledikleri geldi.
Acele etmeyeceksin.
Önce iyileşme sürecine odaklanacağız.
Derin bir nefes aldım.
"Tamam."
Kendi kendime söyledim.
"Bugünlük bunu kabul ediyorum."
Yavaşça doğruldum.
Bacağımı dikkatlice yatağın kenarına getirdim. Hareket ederken acele etmemeye çalışıyordum. Koltuk değneklerim yatağın hemen yanında duruyordu.
Onlara baktım.
Hâlâ alışamamıştım.
Bir süre önce onları yalnızca başkalarının elinde görürdüm.
Şimdi ise benim yanımdaydılar.
Başımı iki yana salladım.
"Alışacağız artık."
Koltuk değneklerimi alıp dikkatlice ayağa kalktım.
Odanın içinde birkaç adım ilerledim.
Her zamanki gibi hızlı hareket edemiyordum.
Ama artık bunu zorlamamam gerektiğini biliyordum.
Banyoya gidip yüzümü yıkadım.
Aynadaki yansımama baktığımda yüzümde uykulu bir ifade vardı.
Saçlarım dağılmıştı.
Gülümsedim.
"Bugün en azından saçımı yapmak zorunda değilim."
Kendi kendime söyleyip hafifçe güldüm.
Hazırlandıktan sonra odadan çıktım.
Annem çoktan uyanmıştı.
Beni görünce hemen ayağa kalkacak gibi oldu.
"Yavaş."
"Yavaşım zaten."
"Ben yine de söyleyeyim."
"Anne..."
Gülümsedi.
"Tamam, tamam."
Kahvaltımızı birlikte yaptık.
Bu kez acelemiz yoktu.
Annem ara sıra bana bakıyor, bir şeye ihtiyacım olup olmadığını soruyordu.
Ben de her seferinde:
"İyiyim."
diyordum.
Bir süre sonra kahvaltı bitti.
Annem masadan kalkarken bana baktı.
"Bugün ne yapmak istiyorsun?"
Omuzlarımı silktim.
"Hiçbir şey."
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Sonra biraz düşündüm.
"Biraz dinlenmek istiyorum."
Annem başını salladı.
"En doğru karar."
Odaya geri döndüğümüzde yatağın üzerine oturdum.
Bacağımda hâlâ hafif bir şişlik ve rahatsızlık hissediyordum.
Annem bunu fark edince:
"Biraz buz koyalım mı?"
Başımı salladım.
"Olur."
Annem hazırladığı soğuk kompresi getirip dikkatlice yerleştirdi.
Doğrudan tenime temas etmemesi için araya ince bir bez koydu.
Bacağımı rahat bir şekilde uzattım.
İlk temasla birlikte serinliği hissettim.
Derin bir nefes verdim.
"İyi geldi."
Annem yatağın kenarına oturdu.
"Biraz böyle dinlen."
"Tamam."
Birkaç dakika boyunca ikimiz de konuşmadık.
Odanın içi sakindi.
Ben tavana bakıyordum.
Bir yandan bacağımdaki serinliği hissediyor, bir yandan da son birkaç günün ne kadar hızlı geçtiğini düşünüyordum.
İstanbul'a geldiğimde aklımda yalnızca yarışma vardı.
Provalar...
Sahne...
Kostüm...
Final...
Şimdi ise bütün planlarım bir anda değişmişti.
Ama belki de şu an yapmam gereken şey plan yapmak değildi.
Sadece iyileşmekti.
Başımı yana çevirip anneme baktım.
"Anne?"
"Hı?"
"Bugün hiçbir şey yapmayalım."
Annem gülümsedi.
"Olur."
"Gerçekten."
"Gerçekten."
Buz kompresini biraz daha rahat olacak şekilde düzeltti.
"Bugün sen dinleniyorsun."
Başımı yastığa yasladım.
İlk kez bunu kabullenmeye çalışarak gözlerimi kapattım.
Bugün prova yoktu.
Bugün sahne yoktu.
Bugün yarışma yoktu.
Sadece dinlenmek vardı.
Ve belki de uzun zamandır ilk kez buna gerçekten ihtiyacım vardı.
Bir süre daha öylece yattım.
Bacağımın üzerindeki soğuk kompresin etkisiyle şişlik biraz olsun hafifliyordu. Annem de yatağın diğer tarafındaki koltuğa oturmuş, telefonuyla ilgileniyordu.
Odanın içinde yalnızca ara sıra telefon ekranına dokunmasının sesi duyuluyordu.
Ben ise tavana bakıyordum.
Aklımda hâlâ aynı şeyler vardı.
Birkaç gün önce hayatımın en önemli günlerinden biri olacağını düşündüğüm final, şimdi geride kalmıştı.
Tam bunları düşünürken telefonum titredi.
Başımı çevirip komodinin üzerindeki telefona baktım.
Ekranda bir bildirim vardı.
Telefonu elime aldım.
Mesaj yarışmadaki eğitmenlerimden birinden gelmişti.
Bir an açmadan ekrana baktım.
Kalbim hafifçe hızlandı.
Neden yazmış olabilirdi?
Yarışmayla ilgili bir şey mi vardı?
Yoksa sadece geçmiş olsun demek için mi yazmıştı?
Mesajı açtım. Yazan eğitmen Selma hocaydı.
"Nehir, nasılsın? Umarım bugün biraz daha iyisindir. Yarışmadaki sakatlığını duyduğumuzdan beri seni merak ediyoruz."
Mesajı birkaç kez okudum.
İçimde küçük bir sıcaklık oluştu.
Beni merak etmişlerdi.
Telefonu biraz daha yaklaştırıp okumaya devam ettim.
"Final performansını tamamlayamamış olman elbette üzücü. Ancak bunun senin çalışmanı, disiplinini veya yeteneğini değiştirmediğini bilmeni isterim."
Bir an parmağım ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.
Boğazım düğümlendi.
Gözlerimi tekrar mesajın başına götürdüm.
Çalışmanı, disiplinini veya yeteneğini değiştirmediğini...
Bu cümleye nedense çok ihtiyacım vardı.
Çünkü son birkaç gündür aklımın bir köşesinde aynı düşünce dolaşıyordu.
Ya herkes beni yalnızca finalde yarım kalan kız olarak hatırlarsa?
Ya sahnedeki o birkaç dakikadan sonra bütün emeklerim unutulursa?
Ama hoca tam tersini söylüyordu.
Yarışmayı tamamlayamamıştım.
Evet.
Ama bu, oraya gelene kadar yaptığım bütün çalışmaların yok olduğu anlamına gelmiyordu.
Mesajın devamını okudum.
"Şu anda önceliğin tedavin ve iyileşmen olmalı. Kendini zorlamanı kesinlikle istemiyoruz."
Ardından birkaç saniye sonra yeni bir mesaj geldi.
"İyileşme sürecinden sonra yeniden görüşmek isterim."
Ekrana bakakaldım.
Bir süre hiçbir şey söylemedim.
Annem bunu fark etmiş olacak ki başını kaldırdı.
"Ne oldu?"
Telefonu ona doğru çevirdim.
"Hocam yazmış."
Annem hemen yanıma geldi.
"Ne diyor?"
"Geçmiş olsun demiş."
Mesajı ona gösterdim.
Annem yavaşça okudu.
Sonra yüzüme baktı.
"Gördün mü?"
"Ne?"
"Seni unutmadıklarını."
Başımı eğdim.
"Ben de onu düşünüyorum."
Annem saçımı kulağımın arkasına doğru düzeltti.
"Sen kendini bir yarışmayla ölçme."
Bir süre sustum.
Sonra telefon ekranına tekrar baktım.
"İyileştikten sonra yeniden görüşmek istiyormuş."
Annem gülümsedi.
"İşte bu güzel."
"Ya iyileşemezsem?"
Bu soru ağzımdan düşünmeden çıkmıştı.
Annemin yüzündeki ifade değişti.
"Önce iyileşeceksin."
"Ya sonra?"
"Sonrasını zamanı geldiğinde düşünürüz."
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra mesaj yazma ekranını açtım.
Ne yazacağımı düşündüm.
Önce birkaç kelime yazdım.
Sildim.
Tekrar yazdım.
Sonunda kısa ve içten bir cevap gönderdim.
Nehir:
"Hocam çok teşekkür ederim. Şu an biraz daha iyiyim. Söyledikleriniz benim için gerçekten çok değerli. İyileşip yeniden görüşmeyi ben de çok isterim."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu göğsümün üzerine bıraktım.
Derin bir nefes aldım.
Annem bana baktı.
"İyi geldi mi?"
Başımı salladım.
"Biraz."
"Biraz mı?"
Gülümsedim.
"Tamam. Çok."
Annem de gülümsedi.
Bir süre sonra telefonum yeniden titredi.
Hoca cevap vermişti.
"O zaman kendine iyi bak. Dans seni bekliyor."
Bu kez gülümsememi engelleyemedim.
Telefonu kapatıp başımı yastığa yasladım.
"Dans beni bekliyor."
Annem kaşlarını kaldırdı.
"Bakıyorum da moralin düzeldi."
"Biraz."
"İyi."
Gözlerimi kapattım.
İlk kez yarışmanın bittiğini düşünmek yerine, yarışmadan sonra başlayacak şeyleri düşünüyordum.
Henüz ne kadar süreceğini bilmiyordum.
Ne zaman yeniden çalışabileceğimi de bilmiyordum.
Ama bir şey artık daha netti.
Bu hikâye final sahnesinde bitmemişti.
Sadece yön değiştirmişti.
Öğleden sonra otel odasının içi iyice sessizleşmişti.
Bacağımı hâlâ uzatmış bir şekilde yatağın üzerinde dinleniyordum. Soğuk kompresi bir süre önce kaldırmıştık. Annem odanın diğer tarafındaki koltukta oturuyordu. Arada bir bana bakıyor, sonra telefonuna dönüyordu.
Ben ise tavana bakıyordum.
Sabah hocamın gönderdiği mesaj hâlâ aklımdaydı.
Dans seni bekliyor.
Bu cümleyi düşündükçe içimde garip bir umut oluşuyordu.
Tam o sırada Görkem'in telefonu titredi.
Başını eğip ekrana baktı. Twitter'da gezinirken bir paylaşımın üzerinde durdu. Birkaç saniye boyunca ekrana baktı.
Sonra parmağıyla paylaşımı açtı.
Kaşlarının çatıldığını gördüm.
"Ne oldu?"
Görkem hemen başını kaldırdı.
"Bir şey yok."
Şüpheyle baktım.
"Kesin bir şey oldu."
"Yok."
Telefonunu elinde biraz daha sıkı tuttu. Ekrana yeniden baktı.
Annem de ona döndü.
"Görkem?"
Görkem derin bir nefes aldı.
Sonunda telefonu masanın üzerine bıraktı.
"Yarışmanın sonuçları açıklanmış."
Odanın içindeki hava bir anda değişti.
Bir saniye boyunca hiçbir şey söylemedim.
Sonuçların açıklanacağını biliyordum. Ama yine de o cümleyi duymaya hazır değildim.
Gözlerimi yatağın üzerindeki telefona çevirdim.
"Twitter'da mı?"
"Evet."
Görkem telefonu tekrar eline aldı.
"Resmî hesap paylaşmış. Herkes paylaşmaya başlamış."
Başımı yavaşça iki yana salladım.
"Bakmak istemiyorum."
Annem hemen araya girdi.
"Bakmak zorunda değilsin."
"Zaten bakmayacağım."
Telefonumu elime almadım.
Görkem de daha fazla bir şey söylemedi.
Odanın içinde birkaç dakika sessizlik oldu.
Ama sonuçların açıklandığını bilmek, onlara bakmaktan daha kötüydü.
Aklım sürekli telefona gidiyordu.
Kim kazandı?
Kim dereceye girdi?
Benim adım nerede olurdu?
Sonunda dayanamadım.
Telefonumu aldım.
"Bir dakika."
Görkem bana baktı.
"Emin misin?"
"Hayır."
İstemeden güldüm.
"Ama bakacağım."
Twitter'ı açtım.
Görkem'in gördüğü paylaşımı buldum.
Sonuç listesi paylaşılmıştı.
Liste uzundu.
İsimler sırayla yazılmıştı.
Parmağımı ekranda yavaşça aşağı kaydırmaya başladım.
Birinci...
İkinci...
Üçüncü...
Sonraki isimler...
Gözlerim satırların arasında kendi ismimi arıyordu.
Bir kez daha yukarı çıktım.
Sonra tekrar aşağı indim.
Yoktu.
Bir an durdum.
Belki gözümden kaçmıştı.
Listeyi baştan okumaya başladım.
Yine yoktu.
Telefon ekranına birkaç saniye boyunca boş boş baktım.
İçimde küçük, ağır bir sızı oluştu.
Canım yanmıştı.
Çünkü ben buraya yarışmak için gelmiştim.
Hazırlanmıştım.
Provalara girmiştim.
Kostümümü giymiştim.
O sahneye çıkmıştım.
Ve şimdi sonuç listesinde adım bile yoktu.
Bunu bilmek kolay değildi.
Telefonu yavaşça kapattım.
Görkem bana baktı.
"İyi misin?"
Bir süre cevap vermedim.
Sonra dürüstçe:
"Üzüldüm."
dedim.
Görkem başını salladı.
"Biliyorum."
Annem yanıma biraz daha yaklaştı.
Elimi tuttu.
Ben ise gözlerimi tavana çevirdim.
"Ben yarışmayı tamamlayamadım."
Sesim bu kez daha sakindi.
"Bu yüzden dereceye girememem normal."
Görkem hemen:
"Bu senin kötü olduğun anlamına gelmiyor."
dedi.
Başımı ona çevirdim.
"Biliyorum."
Bir an durdum.
"En azından artık biliyorum."
Görkem hafifçe gülümsedi.
"Bak, bu iyi."
"Ne?"
"Eskiden böyle bir şey olsa kendini günlerce suçlardın."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Ben o kadar kötü müyüm?"
"Biraz."
"Teşekkürler."
"Rica ederim."
İkimiz de kısa bir süre güldük.
Sonra yeniden sessizlik oldu.
Ben telefonuma baktım.
Sonuç paylaşımı hâlâ ekrandaydı.
Ama artık ilk baktığım zamanki kadar ağır gelmiyordu.
Çünkü birkaç saat önce hocamın gönderdiği mesajı hatırladım.
Dans seni bekliyor.
Gözlerimi kapattım.
Yarışma bitmişti.
Bu yarışmada istediğim sonucu alamamıştım.
Ama bunun nedeni artık benim için açıktı.
Performansımı tamamlayamamıştım.
Hepsi buydu.
Bu sonuç, aylarca yaptığım çalışmayı yok etmiyordu.
Sadece bu yarışmanın benim için planladığım gibi bitmediğini gösteriyordu.
Derin bir nefes aldım.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
"Bir dahaki sefere."
Annem bana baktı.
"Ne?"
Gülümsedim.
"Bir dahaki sefere daha iyi hazırlanırım."
Görkem kollarını bağladı.
"Önce iyileş."
"Tamam."
"Sonra çalışırsın."
"Tamam."
"Sonra yarışmaya girersin."
"Tamam dedim."
Görkem gülümsedi.
"Plan güzel."
Ben de başımı yastığa yasladım.
İçimde hâlâ küçük bir burukluk vardı.
Ama bu kez o burukluğun yanında başka bir şey daha vardı.
Umut.
Gözlerimi kapattım.
Hocamın cümlesi yeniden aklımdan geçti.
Dans seni bekliyor.
Dudaklarımın kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
O zaman...
Bir sonraki yarışma.
Odanın içindeki sessizlik biraz daha sürdü.
Sonra telefonum ardı ardına titremeye başladı.
Ekrana baktım ardından görkeme baktım.
"Luna görüntülü arıyor."
Başını bana çevirdi.
"Gerçekten mi?"
Kafamı salladım ardından aramayı açtım.
Birkaç saniye sonra ekranda Luna’nın kameraya girmiş kafası belirdi.
"NEHİR!"
Lunanın Sesini duyduğum anda istemsizce gülümsedim.
"Bağırma."
"Bağırırım tabii! Kızım kokunu yüzünü sesini özledim senin."
Luna kamerayı biraz kendinden uzaklaştırdı.
"Bir dakika... Abin orada mı?"
Görkem kameraya eğildi.
"Buradayım."
Luna gözlerini kıstı.
"Her yerden çıkıyorsun sende?"
"Çünkü ben abiyim Nehir’in yanında duruyorum."
Luna hafifçe gülümsemişti. Abime bakmış
"Nehir çok şanslısın abi gibi abin var"
Abim sırıtmıştı.Boğazımı temizlemiştim ardından yatakta hafifçe doğrulup gülümsemiştim.
"Teşekkürler."
Luna bir süre sonra bana döndü. Yanakları pembeleşmiş bir şekilde
"Nasıl hissediyorsun?"
"İyiyim."
Luna birkaç saniye beni süzdü.
"Bu 'iyiyim' gerçek iyiyim mi, yoksa annemin yanında söylenen yalan olan iyiyim mi?"
Annem uzaktan seslendi.
"Gerçekten iyi."
Luna hemen başını salladı.
"Tamam, Tülin ablam onayladıysa tamamdır."
Güldüm. Uzaktan annemin de gülüşü geliyordu.
"Sen ne yapıyorsun?"
"Ben mi? Seni güldürmeye çalışıyorum."
"Başarılı olamadın."
"Henüz daha yeni başladım."
Luna bir anda yüzünü kameraya iyice yaklaştırdı ve abartılı bir ifadeyle:
"Ben sana bir soğuk fıkra anlatayım."
"Hayır! soğuk fıkraların midemi bulandırıyor"
"Daha anlatmadım."
"Yine de hayır."
"Bu kadar önyargılı olma."
Görkem konuşmanın arasına maydanoz gibi girmişti.
"Ben dinlerim."
Luna ona döndü.
"Sen sus lütfen.Senin mizah anlayışın daha kötü."
Görkem kaşlarını kaldırdı.
"Benim ne yaptığımı anlamadım."
"İşte sorun da bu."
Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.
Luna bunu fark edince zafer kazanmış gibi parmağını bana doğrulttu.
"Güldün!"
"Hayır."
"Güldün güldün."
"Kesinlikle hayır."
"Nehir!"
Gözlerimi devirmiştim. Ardından hafifçe gülümsemiştim.
"Peki belki biraz"
"İşte görev tamamlandı."
Tam o sırada ekranda başka bir bildirim belirdi.
Luna aşağı bakıp:
"Bir dakika, Mert de arıyor."
Görkem durgun bir sesle konuşmuştu.
"Ekle aramaya."
Birkaç saniye sonra Mert de görüntülü konuşmaya katıldı.
"Selam millet."
"Selam," demiştim.
Mert bana dikkatlice baktı.
"Nasılmış bakalım bizim minik balerin?"
"İyiyim."
"Gerçekten?"
"Gerçekten."
Mert başını salladı.
"Tamam. Ama kendini zorlamıyorsun, değil mi?"
Gözlerimi devirdim.
"Başlama."
"Başlamadım bile."
"Ses tonundan belli."
Mert hafifçe gülümsedi.
"Doktor ne dediyse onu yap. Dinlen. Bacağın tamamen toparlanmadan dans etmeye çalışma."
"Tamam."
"Ve 'tamam' deyip sonra gizlice prova yapmaya kalkma."
"Ben öyle bir şey yapmam."
Görkem kameranın dibine girmişti.
"Yapar."
"Mert, gördün mü?"
Mert gülerek
"Ben de aynı şeyi söyleyecektim."
Luna da ona eşlik etmişti.
"Ben de."
Onlara tek tek baktım.
"İkiniz de annem gibi konuşuyorsunuz."
Luna hiç düşünmeden;
"Çünkü annen haklı."
Mert başını salladı.
"Kesinlikle."
Annem uzaktan gülümseyerek:
"Bak, yalnız değilim demekki dediğim herşeyde haklıyım."
Başımı yastığa bıraktım.
" özgür iradem hiç yok mu?."
Luna kahkaha attı.
"Yok."
Mert:
"Bir süreliğine yok gibi."
Görkem tekrar kameranın dibine girmişti.
"Ben zaten başından beri söylüyorum."
Onun kısa saçından tutup geri çekmiştim.
"Sen hiç konuşma."
bana bakarak ellerini kaldırmıştı.
"Tamam...tamam sustum."
Luna birkaç saniye sonra bana dikkatlice baktı.
"Bu arada..."
"Ne?"
"Sonuçlara baktın mı?"
Yüzümdeki gülümseme biraz azaldı.
"Baktım."
Luna'nın ifadesi ciddileşti.
"Üzüldün mü?"
"Yani biraz üzüldüm."
Mert sessizce başını salladı.
"Normal."
Lunada ardından hemen
"Ama bir dahaki sefere."
dedi.
Ben de hafifçe gülümsedim.
"Bir dahaki sefere."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Mert:
"Bu arada..."
dedi.
"Ne?"
"Uzun zamandır doğru düzgün konuşmadık."
Ona baktım.
"Fark ettin mi?"
Mert şaşırdı.
"Tabii ki."
"Hiç aramadın ama."
Luna bir anda
"Ooo..."
demişti ona bakarak öksürmüştüm.
Görkem de sırıtıp arkasına yaslandı.
Mert ne diyeceğini düşünürken kaşlarımı kaldırdım.
"Mesaj bile atmadın."
"Attım."
"İki hafta önce."
"Yoğunluk vardı."
"Tabii."
Mert iç çekti.
"Nehir..."
"Yok, bir şey demiyorum."
Sesimi özellikle sakin tuttum.
"Ben sadece arkadaşımın beni merak etmesini beklerdim."
Luna gülmemek için ağzını kapattı.
"Merak ettim."
"Etmişsin."
"Evet."
"Çok belli ettin."
Mert birkaç saniye sustu.Sonra...
"Tamam, haklısın."
dedi.
İstemeden gülümsedim.
"Biraz."
Luna hemen kameraya doğru eğildi.
"Biraz değil, bayağı trip yedi."
"Sen karışma."
"Ben tarafsızım."
"Sen hiçbir zaman tarafsız değilsin."
"Doğru."
Hepimiz güldük.
Mert de sonunda gülümseyerek başını salladı.
"Tamam. Bundan sonra daha sık konuşuruz."
"Bak, bunu kayda alıyorum."
"Tamam."
"Sonra yine kaybolma."
"Kaybolmam."
Luna sesini biraz yükselterek konuşmuştu.
"Ben şahidim."
Görkem de bir kaç saniye sonra
"Ben de."
Annem de uzaktan
"Ben de."
Onlara baktım.
"Harika. Mahkeme kurdunuz resmen. Hakimde babaannem galiba"
Luna kahkahayı bastı.
Mert de gülümsedi.
Odanın içindeki hava artık birkaç dakika önceki gibi değildi.
Sonuçların burukluğu hâlâ içimde bir yerde duruyordu.
Ama artık yalnız hissetmiyordum.
Yanımdaki ile birlikte tam olarak şuan üç arkadaşım vardı.
Biri beni güldürmeye çalışıyor, biri başımda nöbet tutuyor, diğeri de benimle uğraşıyordu.
Belki yarışma istediğim gibi bitmemişti.
Ama her şey bitmemişti.
Hatta belki bazı şeyler tam da şimdi yeniden başlıyordu.
Gece olduğunda otel odası yeniden sessizleşmişti.
Annem çoktan uyumuştu.
Görkem de diğer yatakta uzanmış, telefonuyla bir şeylere bakıyordu. Ben ise tavana bakarak gün boyunca olanları düşünüyordum.
Yarışma.
Sonuçlar.
Hocamın mesajı.
Luna ve Mert'le yaptığımız konuşma.
Hepsi zihnimde birbirine karışıyordu.
Ama bu kez düşüncelerim eskisi kadar ağır değildi.
Çünkü artık önümde başka bir şey vardı.
Bir dönüş.
Yatağın kenarındaki telefonumu aldım.
Notlar uygulamasını açtım.
Bir süre ekrana boş boş baktım.
Sonra yeni bir not oluşturdum.
Başlık kısmına yavaşça yazdım:
Geri döndüğümde.
Alt satıra geçtim.
Bir süre düşündüm.
Sonra yazmaya başladım.
İlk ders.
Bir alt satır.
İlk dönüş.
Sonra:
İlk sahne.
Biraz durdum.
Ve:
İlk yarışma.
Ekrana baktım.
Dört küçük hedef.
Hepsi şimdilik uzakta gibi görünüyordu.
Ama artık kaybolmuş değillerdi.
Telefonu elimde tutarken bir süre daha düşündüm.
Sonra listenin en altına bir cümle ekledim.
Bu kez daha yavaş yazdım.
Bu kez yarım bırakmayacağım.
Cümleye birkaç saniye boyunca baktım.
Bunun aceleyle sahneye dönmek anlamına gelmediğini biliyordum.
Önce iyileşecektim.
Bacağım tamamen toparlanacaktı.
Sonra dersler başlayacaktı.
Sonra yeniden çalışacaktım.
Ve zamanı geldiğinde sahneye çıkacaktım.
Bu kez korkmadan.
Bu kez kendime kızmadan.
Sadece hazır olduğumda.
Notu kaydettim.
Telefonu kapatıp komodinin üzerine bıraktım.
Odanın karanlığında birkaç saniye sessizce yattım.
Sonra yeniden telefonu aldım.
Kulaklığımı taktım.
Uzun zamandır dinlediğim bir dans müziğini açtım.
Müzik yavaşça odayı doldurdu.
Ben hareket etmedim.
Bacağımı olduğu yerde tuttum.
Sadece dinledim.
Ritmi.
Melodiyi.
Sahneyi hatırlatan o tanıdık sesi.
Gözlerimi kapattım.
Bir süre hiçbir şey düşünmeden müziği dinledim.
Sonra içimden geçen iki cümleyi sessizce söyledim.
"Sahne bitti."
Kısa bir sessizlik oldu.
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
"Ama benim hikâyem bitmedi."
Müzik çalmaya devam etti.
Ben gözlerimi kapalı tuttum.
Ve gece, ilk kez bana bir son gibi değil...
Yeni bir başlangıç gibi geldi.
