9. bölüm / 20
Şah ve mat : kalbin oyunu9.bölüm- yolculuk
Bölümler 20Şu an: 9.bölüm- yolculuk
- 1 1.bölüm- stajın ilk günü465 kelime
- 2 2.bölüm- not defteri319 kelime
- 3 3.bölüm - satranç taşları1.035 kelime
- 4 4.bölüm- mesaj654 kelime
- 5 5.bölüm- toplantı sonrası712 kelime
- 6 6.bölüm- yarım kalan dans1.271 kelime
- 7 7.bölüm- ilk tanışma859 kelime
- 8 8.bölüm- ilk adım535 kelime
- 9 9.bölüm- yolculuk976 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10.bölüm- anı kalsın607 kelime
- 11 11.bölüm- sorular1.441 kelime
- 12 12.bölüm- ziyaret1.086 kelime
- 13 13.bölüm- deli gibi atan kalp1.740 kelime
- 14 14.bölüm- iş kazası955 kelime
- 15 15.bölüm-kıskançlık1.064 kelime
- 16 16.bölüm- jest613 kelime
- 17 17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular1.202 kelime
- 18 18.bölüm- yıl başı gecesi2.235 kelime
- 19 19.bölüm- ertesi gün782 kelime
- 20 20.bölüm- yeni şef1.841 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Telefonu çantamdan çıkartıp ablama haber verdim. Bir arkadaşımla biraz kafede oturacağımı söyledim.
"Eee, nasıl gidiyor eğitim?" diye sessizliği bozdum.
Aslan elalarını bana çevirdi. Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
"İyi gidiyor, şeflerim de gayet iyi. Nasıl, seni sormalı, staj nasıl gidiyor?"
"Yani ilk günler alışamam sanıyordum ama alıştım, gayet iyi gidiyor, çok şey öğrendim."
"Hmm güzel, peki hep bu meslekten mi ilerleyeceksin? Başka hedeflerin var mı?"
Bir saniyelik duraksadım. Bakışlarımı kaçırdım.
"Yani var, yazar olmak istiyorum," dediğimde Aslan merakla bir soru ekledi.
"Güzelmiş, peki şu an yazdığın kitabın var mı?"
"Var ama ara verdim, bayadır yazmıyorum."
"Hmm, çok sormuş oldum ama konusu nedir?"
Bu soru beni utandırmıştı. Genelde yazarlığa pek sıcak bakmıyorlardı. Meslek olarak görmüyorlardı. Ama öyle düşünmüyordum.
"Konusu biraz karışık ama özetleyecek olursak iş yerinde imkansız bir aşkı anlatıyorum."
"Hm, konusu detaylı dinlemek isterim tabii, anlatmak istersen," dediğinde şaşırmıştım. Genelde kitabımı fazla önemsemezlerdi, sürekli başka konu bul, daha iyisini yazabilirsin gibi eleştiri alırdım.
"Olur, anlatırım. Sen peki, eğitimden sonra ne yapacaksın?"
Aslan başını yukarı doğru kaldırdı.
"Eğitim aldıktan sonra Almanya'ya gitmeyi planlıyorum, orada şef olmak istiyorum doğrusu."
"Ne güzel."
Kafeye vardığımızda içeride oturmayı karar verdik. Cam kenarına geçtik. İkimiz de latte sipariş etmiştik. Aslan bir de elmalı tart söylemişti.
"Peki neden şef olmak istiyorsun?"
"Benim babam Fransa'da ünlü bir şefti. Çocukluğumdan beri onun gibi başarılı bir şef olmak istedim."
Aslan bunu dediğimde şaşırmıştı, Fransalı olmama şaşırmıştı. Babamın ünlü olmasına rağmen nasıl adını duyulmadı şaşırıyordu. Ona çocukluğun bir kısmını anlatmıştım. Babam sadece Fransa'da ünlüydü. Babam adını unutulmuştu. Belki ablam ile tanışmasaydık birlikte restoranı yönetebilirdik. Ama bunu yapmadık, Fransa'yı geçmişte bırakıp gitmiştik resmen.
Aslan ile saatlerce konuştuk, hiç susmadık. Bir ben anlattım, bir o. Uzun zamandır kimseye geçmişimden anlatmıyordum. İçimi hiç dökmemiştim. İlk defa Mert'ten sonra Aslan'a anlatmıştım.
Saate baktığım saat 20:00'ye geliyordu. "O, saat ne ara 20:00 oldu, kalksak iyi olacak."
Aslan hiç itiraz etmeden başını onaylarcasına salladı.
"Tabii nasıl istersen, ben hesabı öderim, kalırız."
"Ben öde..."
Aslan sözümü hemen arada kesmişti.
"Bu seferlik benden olsun."
Yine itiraz edecekken yanımdan hemen gitmişti.
...
Kafeden çıktığımızda Aslan ile yol boyunca sessizdik. Sanki aramızda anlaşma yapmıştık.
Aslan yalnız başıma eve gitmem için bana eşlik etmişti. Gerçi dediğine göre evlerimiz yakınlaşmıştı. Onun oturduğu site biraz ilerdeymiş.
Sitenin ileride durmuştuk.
"Bu ara senle konuşmak çok iyi geldi, uzun zaman hiç içimi böyle uzun uzun biriyle konuşmadım. Sağ ol."
Aslan gülümsedi.
"Rica ederim, bana da çok iyi geldi. Ne zaman konuşmak istersen konuşuruz."
Anlık kaçırdığımız gözlerimiz göz göze gelmişti. Birkaç saniye böyle birbirimize baktık, ela gözleri karanlıkta parlıyordu sanki.
"O zaman iyi akşamlar," diyerek bakışlarımı tekrar kaçırdım.
Aslan tebessüm ederek:
"İyi akşamlar."
...
16 Kasım Cumartesi –
O gün gelmişti, Fransa'ya gidiyorduk, sınavlarımız bitmişti. Meslek hocamızdan izin almıştık. Mert, Hakan Bey'le vizesini alabilmişti. Benim zaten vardı, rahattım. Bu akşam da yolla çıkacaktık.
Sabah erken kalkmıştım. Ablam hafta sonu olduğu için evdeydi. Birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Elimizden geldiğince birlikte vakit geçirdik.
...
Çantamda ve valizimde eksik var mı diye kontrol ederken telefonum çaldı. Ayağa kalkıp çalışma masamdan telefonu aldım, arayan Aslan'dı.
Aslan'la resmen bir aydır konuşuyor, buluşuyordum. Garip bir şekilde bana iyi geliyordu, ben de ona. Fazla bekletmeden telefonu açtım.
"Alo."
"Müsait misin?"
"Müsaitim. Bir şey mi oldu?"
Aslan'ın sesi biraz mahcup çıkmıştı.
"Bir şey olmadı... Sadece sen akşam gitmeden buluşsak mı?"
Dediğinde yüzümde tebessüm oluştu.
"Aslında evde pek işim yok, buluşabiliriz."
Aslan buluşacağımız yerin konumunu atmıştı. Ben de hızlıca üstümü değiştirmiştim. İçimden makyaj yapmak gelmediği için sadece güneş kremi sürüp çıktım.
...
15:00 –
Aslan'ın attığı konuma gelmişti. Çok tatlı bir kafeydi, dışı çiçeklerle süslüydü. İçeri sıcak bir ortamdı. Aslan'ı cam kenarında bir yerde oturduğunu görünce yanına gittim.
"Selam."
"Selam."
Karşısına oturduğum gibi konuya girdi.
"Biliyor musun, burada tablo boyaya biliyorsun, ister misin?"
"Ne güzel, olabilir aslında."
Aslan neşe dolu bir sesle:
"Bekle, geliyorum hemen."
Birkaç dakika sonra geldi. Elinde tepsi ile gelmişti.
"Hangisini boyamak istersin?"
Biri yengeç resimli tabloydu, biri ise kedi resmiydi.
"Yengeç resmini alayım."
Aslan nazikçe uzattı. Boyaları düzenli olarak yanıma koydu.
"Bu arada sana sormadan çay veya kafe söylemek istemedim. Ne içersin?"
"Elmalı çay içerim."
"Peki, ben de sana eşlik ederim, yanına tatlı söylüyorum haberin olsun."
"Gerek yoktu."
"Var, itiraz istemiyorum."
Mahcup bir şekilde kabul etmek zorunda kaldım...
Hem resimlerimizi boyuyorduk hem de bir yandan çaylarımızı yudumluyorduk. Arada sohbet ediyorduk. Aslan ile her buluştuğumda saatin nasıl geçtiğini hiç fark etmiyordum. Günler geçtikçe ona alışıyordum. Tam olarak ne hissettiğimi bilmiyordum. Tek hissettiğim yanında güvende olduğumdu.
Saat 17:00 gibi kalkmıştık. Yine hesabı bana ödetmemişti. Onun boyadığı resmi ben almıştım, oda benimkini almıştı.
"Çok güzel bir gündü, teşekkür ederim."
Aslan gülümseyerek:
"Rica ederim. Resmim boyamayı sevdiğini söylemiştin, ben de burayı keşfettiğince aklıma sen gelmiştin hemen."
Bir an yolun ortasında durmuştum. Elalarına uzun uzun baktım. Soğuk elimi onun üşümüş yanağına götürdüm. Nazikçe okşadım. Boyum ondan kısa olduğu için parmak uçlarına çıktım. Aslan derin nefesler aldığını hissettim. Anlık yanağına yetişemedim için çenesini öpmüştüm.
Kıkırdadım.
"İnsan biraz eğilir, yanağına yetişemedim."
Aslan sırıttı.
"Yetişebilecek misin diye merak ettim. Ama tahmin ettiğim gibi oldu."
Dediğinde yalandan ters ters baktım.
"Bir kere benim boyum ideal, sen fazla uzunsun," dediğimde güldü.
"Tamam, sen öyle diyorsan öyledir."
...
Her zamanki gibi evin biraz ilerisinde durduk.
"O zaman görüşmek üzere."
"Görüşürüz."
Gideceğim sırada Aslan kolumdan yakaladı.
"Aslı?" [24, 25]
"Efendim?" Aslan kahverengilerime bakarken ama derin bakıyordu. Yavaşça eğildi.
Yanağıma sıcak ama küçük bir öpücük bıraktığında şaşırmıştım.
"İyi ki hayatımdasın Aslı." Bunu söylerken sesi o kadar içtendi ki kalbim hızlanmıştı. Normalde sadece Hakan Bey'i görünce hızlanan kalbim uzun zaman sonra başkası için hızlanmıştı.
"Sen de iyi ki hayatımdasın," demekle yetindim.
Aslan doğrulduğu gibi arkamı dönüp gitmiştim.
...
22:30 –
Valizimi ve çantamı aşağı indirmiş, Hakan Bey'in beni alması bekliyordum.
"Hiçbir şeyi unutmadın dimi?"
"Unutmadım abla."
"İyi, beri çantanı yine de kontrol et."
"Abla sakin ol, ben kontrol ettim merak etme."
Telefonum çaldığında ablamla hemen vedalaştım.
Hakan Bey arabadan hemen inmişti. Valizimi alıp bagaja koydu. Ön koltukta Sera oturduğu için ben Mert'le arkada oturmuştum.
Uzun bir yol bizi bekliyordu.
...
Bölüm etkileşimi
