12. bölüm / 20
Şah ve mat : kalbin oyunu12.bölüm- ziyaret
Bölümler 20Şu an: 12.bölüm- ziyaret
- 1 1.bölüm- stajın ilk günü465 kelime
- 2 2.bölüm- not defteri319 kelime
- 3 3.bölüm - satranç taşları1.035 kelime
- 4 4.bölüm- mesaj654 kelime
- 5 5.bölüm- toplantı sonrası712 kelime
- 6 6.bölüm- yarım kalan dans1.271 kelime
- 7 7.bölüm- ilk tanışma859 kelime
- 8 8.bölüm- ilk adım535 kelime
- 9 9.bölüm- yolculuk976 kelime
- 10 10.bölüm- anı kalsın607 kelime
- 11 11.bölüm- sorular1.441 kelime
- 12 12.bölüm- ziyaret1.086 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 13.bölüm- deli gibi atan kalp1.740 kelime
- 14 14.bölüm- iş kazası955 kelime
- 15 15.bölüm-kıskançlık1.064 kelime
- 16 16.bölüm- jest613 kelime
- 17 17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular1.202 kelime
- 18 18.bölüm- yıl başı gecesi2.235 kelime
- 19 19.bölüm- ertesi gün782 kelime
- 20 20.bölüm- yeni şef1.841 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah saat 09.00’da kalkmıştım, saat 10.30’da toplantı başlamış olacaktı. Aslında pek toplantı gibi bir şey sayılmazdı; Mert ile bana eğitim verilecekti. Mutfakta Fransız yemeği yapmaya çalışacaktık. Ben iyi kötü deneyim sahibiydim; babam bana çocukken yemek yapmayı öğretmişti.
Üstüme düğmeli, fitilli beyaz bir henley t-shirt; altına mavi kot pantolon giydim. Saçlarımı sıkı bir topuz yaptım. Önlüğümü yanıma almayı da unutmadım.
…
Otelin mutfağındaydık. Burası bizim için boşaltılmıştı; içeride sadece Mert ve ben vardık. Hakan Bey ve Sera bizi uzaktan seyrediyordu. Mert ile tezgahlarımız biraz uzaktı, karşılıklı duruyorduk. Benim Fransızcam iyi olduğu için Sloéne Hanım benimle rahatça Fransızca konuşacaktı, Mert ile ise İngilizce.
Menümüz boeuf bourguignon idi. Bütün püf noktalarını konuşarak yemeği yapacaktık.
Sloéne Hanım ilk sınavı benimle yapmak istedi, sonradan Mert’e de soracaktı. Babam zamanında bana bu yemeği özenle anlatmıştı.
Fransızca—
“Eti doğru seç: Dana döş, kol veya incik gibi pişirmeye uygun, biraz dokusu ve yağ içeren parçalar daha iyi sonuç verir,” diyerek başladım eti kurulamaya.
“Peki eti nasıl pişirmeli?” diye sordu Sloéne Hanım.
“Eti kalabalık tavada doldurmadan pişirmek lazım. Birkaç seferde mühürlemek daha iyi kızarmasını sağlar.”
“Bu son soru; peki hangi şarap kullanılır?” diye sorduğunda biraz düşündüm.
“Geleneksel tarifte burgundy / bourgogne tarzı kırmızı şarap kullanılır. Daha tatlı veya aşırı aromalı bir şarap yerine kuru kırmızı şarap uygundur,” diyerek cevapladım. Çocukken öğrendiğim şeylerin nasıl bu kadar detaylı aklıma geldiğine bazen ben de şaşırıyordum. Sloéne Hanım beni biraz seyrettikten sonra Mert’in yanına geçti, sıra ona gelmişti…
…
Yemek hazır olduğunda Sloéne Hanım sırayla tatlarına baktı. İlk olarak Mert’in yaptığı boeuf’ü tattı.
Hiçbir mimik vermeden notunu deftere yazdı. Sonuçları daha sonra söyleyecekti. Sıra bana geldiğinde yemeği iyice çiğnedi. Yine mimik yapmadı ama tek kaşı havaya kalkmıştı.
Not aldıktan sonra yanımızdan ayrılıp Hakan Bey’in yanına gittiğinde Mert ile göz göze geldik.
Sonuçları merak ediyorduk doğrusu.
İkimiz de aynı tezgaha geçip sonuçları birlikte öğrenecektik. Sloéne Hanım yanımıza geldiğinde Hakan Bey ve Sera da gelmişti.
Sloéne Hanım ilk olarak benim yemeğimi yorumladı.
Fransızca—
“Et iyi pişmiş, sebzeleri yerinde, zamanında koyulmuş; belli ki fazla yumuşama yok. Şarabı tam uygununu seçmişsin. Sadece biraz kaçırmışsın, o kadar. Ve en önemlisi dinlendirmen; bu sana bir artı puan oluyor,” dediğinde yüzümde bir tebessüm oluştu.
“Peki şimdi ne olacak?” diye sordum ben de Sloéne Hanım’a. İçtenlikle gülümsedi.
“Burada eğitim görme şansını kazanmış olabilirsin mesela.” Kalbim yerinden çıkacak gibi çarpmaya başlamıştı. Elimle yüzümü kapattım.
“Gerçekten mi?”
Sloéne Hanım başını salladı.
“Senden iyi bir şef olacağı belli; burada senin gibi biriyle çalışmak isterim.”
İçten içe çok mutlu olmuştum.
Sloéne Hanım pek İngilizceyi detaylı anlatamadığı için Sera, Mert’e her şeyi açıkladı.
…
12:30 – Mutfaktan Mert ile ikimiz çıkmıştık. Hakan Bey ve Sera Hanım hâlâ Sloéne Hanım’la konuşuyordu. Odalarımıza çıkıp düşündük ama kahvaltı yapmadığımız aklımıza geldi.
Üstümü değiştirip belki dışarıda bir şeyler yemeyi planladık. Odama girdiğimde masanın ortasında bir tepsi görünce şaşırdım. Kruvasan, çay, tereyağı, reçel ve bir de tartine vardı. Masaya doğru yaklaştığımda notu gördüm:
“Fazla aç kalınca elin titriyor, o yüzden odana kahvaltı söyledim. Afiyet olsun. – Şefin Hakan”
Dudağımın kenarı hafiften kıvrılmıştı. Elimin titremesini unutmayıp benim için kahvaltı söylemesi beni mutlu etmişti. Garip bir şekilde bana ayrı bir ilgi gösteriyordu. Sanırım bazı davranışlarına anlam veremiyordum doğrusu.
Mert’e haber vermiştim, bana eşlik etmesini istemiştim.
…
Mert dudaklarını büzerek masaya baktı.
“Vay be, güzel jest!”
“Neyse gel oturalım, acıktım,” diyerek konuyu değiştirmek istedim.
Cam kenarındaki küçük koltuğu masaya yaklaştırdım. Mert oraya oturdu. Benim zaten sandalyem olduğu için oraya oturdum. Karşılıklı kahvaltımızı yapmaya başladık.
“Aslı?”
“Efendim?”
Ekmeğime reçel sürüp ağzıma hemen attım. Mert derin bir iç çekti, bakışlarını kaçırıyordu.
“Dün Sera ile dışarı çıktık.”
İmalı bir şekilde gülümsedim.
“Seni gidi kurnaz…” diyerek onu biraz utandırdım.
“Kafede oturduk, akşama kadar birlikteydik Aslı,” derken sesinde ilk defa bu kadar heyecan görmüştüm.
“Nasıl geçti peki?”
“Güzeldi, fotoğraf çekildik,” dediğinde dudaklarımı büzdüm.
“Nasıl olaya gel bakalım sen…”
“Aslı, ben bu kıza aşık oluyorum galiba,” dediğinde neredeyse çayı püskürtecektim. Zaten hissediyordum ama pat diye söyleyince şok olmuştum. Çünkü ilk defa Mert’i böyle görüyordum.
“Oğlum biraz yavaş, şoka girdim!”
Mert kıkırdayarak, “Helal, helal!” dedi.
“Ne zamandan beri aşıksın kıza?”
Mert elini çenesine yasladı.
“Biraz klişe ama ilk gördüğümden beri diyebilirim. Yani ilk hoşlantı sanıyordum ama… dün sonra anladım. Ben kıza aşığım Aslı,” dedi.
“Peki şimdi ne yapacaksın?” diye sorduğumda Mert omuzlarını yukarı kaldırıp indirdi.
“Bilmiyorum Aslı, şu an için erken biraz. Onunla vakit geçirip beni görmesini sağlamam lazım.”
Gülümseyerek başımı yana yatırdım.
“Bence zaten seni görüyor Mert, sadece Sera biraz hazır hissetmiyor.”
“Öyle mi dersin?”
“Öyle, zamana bırak ama fazla da bekleme.”
…
Kahvaltı yaptıktan sonra Mert kendi odasına çıktı. Ben de kuvvete girmeyi planlamıştım ki kapı çaldı.
Kapıyı araladığımda Hakan Bey’i görünce gülümsedim. Kapıyı sonuna kadar açtım, elimle içeri gösterdim.
“Kahvaltıyı beğendin mi?” diyerek içeri girdi.
“Beğendim, çok teşekkür ederim.”
“Rica ederim.”
Cam kenarındaki koltuğa oturdu. Gözlerini benden hiç ayırmıyordu.
“Sloéne Hanım’la konuştuk biliyorsun, seni burada görmek çok istiyor.”
Başımı onaylarcasına salladım.
“İstanbul’da eğitimin bittiğinde ne zaman istersen Sloéne Hanım’la çalışabilirsin,” dedi. O sırada elinde dosya olduğunu yeni gördüm. Bana doğru uzattı.
“Bunları imzalaman gerekiyor; evrakları iyice oku, düşün, kendi şartlarını yazıp Sera’ya gönder. O senin için dosya hazırlayıp Sloéne Hanım’a gönderir.”
“Sloéne Hanım şimdiden benimle anlaşmayı niye yapıyor? Sonuçta daha öğrenciyim.”
Hakan Bey iç çekti.
“Sanırım seni fazla beğendi. Önceden anlaşma yapıp işini garantiye alıyor.”
Başımı salladım.
“Anladım.”
“Neyse ben artık gideyim, yarın sadece bazı evrakların imzalanması gerekenler var. Akşam geri dönüyoruz.”
“Anladım, toplantı yok yani?”
“Yani var ama sizin gelmenize gerek yok.”
“Anladım, o zaman yarın görüşürüz,” dedim.
Hakan Bey odadan çıktığında aklıma annem ve babam gelmişti. Onları ziyaret etmeden İstanbul’a geri dönemezdim.
…
ERTESİ SABAH –
Erken bir saatte uyanmıştım. Siyah bir kazak ve siyah bir pantolon giydim. Saçlarımı açık bırakmıştım. Kimseye haber vermemiştim. Taksi tutup mezarlığın yolunu, konumunu taksiye tarif ettim.
…
Mezarlığa varmam en az yarım saat sürmüştü. Siyah kocaman bir demir kapıdan giriş yaptım. Uzun zaman sonra geldiğim için annemin ve babamın mezarlığı hangi tarafta kalıyordu hatırlamıyordum. Biraz ileri gidip bütün taşların ismini okudum. Nihayetinde babamın ismini görünce durdum.
ANIL YÜCER
d. 06.20.1973 – ö. 01.10.2021
Hüzünlü gözlerle babamın mezar taşına bakıyordum. Buradaki çalışanlar bütün mezarlara iyi bakıyorlardı, o yüzden mezarları oldukça temizdi.
Başımı sola çevirdiğimde annemin mezarına baktım.
IŞIL YÜCER
d. 09.10.1974 – ö. 01.10.2021
Burnumu ağlamaklı çektim.
“Gelmeyeli uzun zaman oldu…”
“Sizi çok özledim.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı. Yıllar geçmişti ama hâlâ içim sızlıyordu.
“Artık ablam ile İstanbul’da yaşıyorum, o yüzden gelemiyoruz, özür dileriz. Burada yaşamak acımızı daha taze tutacağını düşündüğümüz için taşındık.”
Mezarın ortasına geçip babamın mezar taşına yaslandım. İçimi onlara dökmüştüm saatlerce, ağlayarak.
Telefona baktığımda saat 10:40’ı geçiyordu. Bizimkiler beni fark etmeden otele varmam gerekti.
Mezarlarını suladıktan sonra taksi çağırıp hemen otelin yolunu tuttum.
…
Bölüm etkileşimi
