13.bölüm- deli gibi atan kalp

Vaveyla Yazarı: Esmanur Taşlıbeyaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 13.bölüm- deli gibi atan kalp

Taksiden indiğimde otelin kapısının önünde Mert’i görünce duraksadım; saat daha 09.20’yi geçiyordu. Bu saatte niye uyanmıştı bilmiyordum ama bakışları çok donuk ve sertti.
“Günaydın,” diyebildim sadece. Beni baştan aşağı süzdü.
“Nereden geliyorsun sen bakalım?”
Burnumdan derin bir nefes alıp bakışlarımı ona çevirdiğimde, ağlamaktan şişmiş gözlerimi görünce bakışları hüzünle kaplandı.
“Mezarlığa mı gittin?”
Başımı sallamakla yetindim.
“Sen niye sabah sabah kapının önündesin?”
Mert kollarını birbirine kavuşturup iç çekti.
“Odaya gelmiştim ama kapıyı açmadın, aradım hiç açmadın. Ben de otelde bir çalışana sordum; ona dışarı çıktığını söylediğinde şaşırdım.”
“Keşke haber verseydin,” dedi, bunu derken bakışları endişeliydi.
“Tek başıma gitmek istedim. Yalnız olmaya ihtiyacım vardı Mert.”
Mert hiçbir şey demeden bana doğru yaklaştı. İlk boyuma, sonra belime kollarını doladı. Yavaşça eğilip sıkıca sarıldı. Gözlerim tekrar dolmuştu ama ağlamamıştım. Kollarımı Mert’in beline doladım. Bir süre sarılarak bana destek oldu. Ayrıldığımızda gözlerini bana dikti; boyu benden uzun olduğu için başımı kaldırmak zorunda kalmıştım.
“İyi misin?”
“İyiyim, merak etme,” dedim fısıltılı bir sesle.
“İçeri girelim, Hakan Bey fark etmeden odama çıkmam lazım.”
Mert başını onaylarcasına salladı.
…
Odama çıkıp pijamalarımı giydim. Kendime kruvasan ve kahve sipariş verdim. Biraz cam kenarına oturup kitap okumak belki düşüncelerimi bir kenara toplamamı sağlayabilirdi.
…
MERT HALKANOĞLU –
Kahvaltı hiç yapmamıştım. Aslı’yla birlikte yapmayı teklif ettiğimde onun yaptığını söylemişti. Sera ve Hakan Bey zaten saat 18.00 gibi toplantıya gireceklerdi. Sera’ya kahvaltı teklifi sunmaya karar verdim ama bir yanım çok çekiniyordu.
Derin bir iç çekip telefonun ekranını açtım; yazıp yazmamak arasında kalmıştım ki Sera’nın “yazıyor…” kısmını görünce kalbim deli gibi atmaya başladığında hemen mesaj kısmından çıktım. Ne yazacaktı acaba ya fark ettiyse; yani hiç yazmadım daha ama… Başımı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım. Derin bir nefes verip telefonu tekrar açtım, mesajı üstünden okudum.
Sera: “Günaydın Mert, hiç kahvaltı yapmadıysan acaba birlikte mi yapsak?”
Gözlerimi kapatıp tekrar açtım; cidden benim edeceğim teklifi o etmişti.
Ben: “Çok iyi fikir, doğru; ben de sana yazacaktım. Hazır olunca yaz, hemen inerim.”
Sera: “Ya öyle mi, kalp kalbe karşıymış işte! Ben hazırım zaten, sen de hazırsan çıkalım.”
Ben: “İniyorum o zaman.”
…
Sera yine koluma girmişti. Hangi pastaneye gideceğimizi hiç bilmiyorduk, o yüzden içime sinen bir pastane bulduğumuzda oturmaya karar verdik.
“Biliyor musun Sera, Fransa sanki bize iyi geldi?” dedim. Bakışlarım yoldaydı. Başını kaldırıp yeşil gözlerini bana dikti.
“Yani iyi geldi ama ben artık Türk kahvaltısı yapmayı özledim,” dedi özlem dolu bir sesle.
“Ben de özledim… Belki bir ara birlikte yaparız Aslı. Sen belki Hakan Bey ile yaparsın kahvaltıyı.”
Sera gülümseyerek başını salladı. “İzin günlerimiz denk gelirse belki yaparız; maalesef söz veremiyorum.”
Sera’ya hep göz ucuyla bakıp hemen yola bakıyordum, heyecanımı gizliyordum. Yani öyle umuyordum.
…
İçimize sinen bir pastane bulduğumuzda hemen içeri geçtik. Oturacak yer bulunca hemen oturduk.
Kruvasan ve çay söylemiştik ikimiz de. Kendimi öne doğru yaslayıp elimi çeneme koydum. Gözlerimi Sera’ya dikmiş onu seyrediyordum. Dudaklarım ister istemez kıvrılmıştı.
“Niye öyle bakıyorsun bana?” dedi Sera, tek kaşı kalkmıştı.
Gözlerimi ondan kaçırıp yavaşça doğruldum.
“Hiç… Hiç.”
“Emin misin, gülümseyerek bana bakıyordun, ne oldu?”
“Hiç,” dedim tekrar.
Sera benden cevap alamayınca hemen vazgeçmişti. Kendime hâkim olmam lazımdı, duygularımı belli etmemem lazımdı; en azından bir süreliğine.
…
11.00 –
Kahvaltı yaptıktan sonra birlikte öylesine yürümeye karar verdik. Sera bu sefer koluma girmemişti, onun yerine ellerini cebine koymuştu.
Hiç konuşmadan sessizce yürüyorduk. İçimden acaba hep böyle mi olacaktık, doğru düzgün konuşmayacak mıydık diye geçirdim.
Burnumdan derin bir iç çekince Sera’nın bakışları bana kaydı.
“Bir şey mi var Mert? Çok düşünceli duruyorsun,” dediğinde sadece bir saniye düşündüm. Konuşmak için ağzımı araladığımda Sera hiç anlamadığım bir anda ayağı bir yere çarptı, dengesini kaybedip sırtüstü düşeceği sırada hızla yaklaşıp belinden yakaladım.
Sera o anki panikle ellerini kollarıma yapıştırdı. Göz göze geldiğimizde yüzlerimizin ne kadar yakın olduğunu fark ettik; öylece şaşkınlıkla birbirimize bakıyorduk.
Aynı anda gözlerimiz dudaklarımıza kaydı. Pembe dolgun dudakları ne var içim gitse de kendine gelip tekrar gözlerine baktım. Sera’nın yanakları kızardığını fark ettim. Tekrar göz göze gelince sanki elektrik çarpmış gibi hemen doğrulup kendisine geldi. Yeşillerini benden kaçırarak kızarmış yanaklarını gizlemeye çalıştı.
“Sağ ol…” dedi titrek bir sesle.
O sese içim gitmişti ama yüz ifademi düz tutmaya çalıştım.
“Rica ederim.”
Koluma girmesi için kolumu nazikçe uzattım. Hiçbir şey demeden koluma girdi ve yolumuza devam ettik.
…
ASLI YÜCER –
Birkaç sayfa kitap okuduktan sonra telefonu elime aldım. Aslan’dan mesaj geldiğini gördüm.
Aslan: “Hayadır yazamıyorum kusura bakma, Soner Bey ile restoranı idare etmek zor… Nasıl gidiyor?”
Saat 12.30 yazmıştı, şu an ise saat 13.00’di.
Ben: “Kitap okuyordum, şimdi elime aldım, hiç sorun değil; restoranda işler zor biliyorum. İyi gidiyor, bu akşam dönüyoruz.”
Birkaç dakika sonra Aslan mesajıma geri döndü.
Aslan: “Çok sevindim. Buluşunca neler yaptığınızı anlatırsın artık.”
Ben: “Anlatırım tabii, sen de biraz olsun rahatlamış olursun Hakan Bey gelince, yoğunluğun azalacak.”
Aslan: “Evet… Neyse gitmem gerek, gelince artık buluşuruz.”
Ben: “Görüşürüz, kolay gelsin.”
Telefonu kapattığımda odamın kapısı çalmıştı.
Ayağa kalkıp kapıyı yarım araladım. Hakan Bey karşıımdaydı, elinde küçük bir satranç tahtası vardı.
“Hakan Bey?”
“Umarım müsaitsindir?” dedi, bakışları ilk defa çekingendi.
“Ta… Tabii müsaittim, gelin içeri.”
Kapıyı sonunda kadar açıp Hakan Bey’i içeri aldım.
“Valizimde satranç taşı görünce aklıma sen geldin… Bir anda odanın kapısında buldum kendimi,” dedi. Sesi heyecanlı mı çıkmıştı yoksa ben mi öyle duymuştum?
“İyi yaptınız, cam kenarında oynamak daha iyi olur,” diyerek başımla koltuğu işaret verdim.
Satranç tahtasını, kapını açtığında minik kahverengi ve yeşil renkte taşlar çıktı. Koltuğun tam ortasına koyup taşları dizdik. Dizlerimizin üstünde satranç oynamak akıl işi değildi.
Kahverengi taşlar bendim, yeşil renk ise Hakan Bey’indi.
İlk hamleyi yapmak için taşlarıma baktım. Uzun zamandır Hakan Bey ile satranç oynamıyorduk, biraz paslanmış olabilirdim.
“Önden buyur,” dedi Hakan Bey.
Kaşlarımı kaldırarak, “Neden ilk ben?”
“Çünkü misafir olan sensin.”
“Burası benim odam Hakan Bey yalnız.”
Hakan Bey hafifçe güldü.
“O zaman başlaman için bahanem kalmadı.”
Sıritarak gözlerimi devirip piyonlarımdan iki kare ilerlettim.
Hakan Bey hiç düşünmeden karşılık verdi.
“Nasıl bu kadar hızlı oynuyorsun?” dedim.
Hakan Bey gözlerini taşlardan ayırmadan, “Düşünmeme gerek kalmıyor bazı hamleler de?”
Gözlerimi devirerek, “Ne kadar mütevazısınız.”
“Gerçekleri söylüyorum.”
Birkaç hamle daha yaptık. Ben her hamlemden sonra tahtaya uzun uzun bakarken Hakan Bey’in eli neredeyse hiç durmuyordu. Sanki taşları nereye gideceğini ezberlemiş gibiydi.
Bir süre sonra elimdeki fili oynatmak için uzandım. Tam taşı bırakacakken Hakan Bey’in bakışları elime kaydı.
“Onu oynatma,” dedi; sesi uyarıcı çıkmıştı.
“Neden?”
“Çünkü kaybedersin.”
Elimi geri çektim.
“Bana akıl vermenize gerek yok Hakan Bey.”
Hakan Bey’in beli belirsiz kaşları çatılmıştı.
“Sana akıl vermiyorum… Sadece uyarıyorum!”
“Aynı şey!”
Hakan bıkkınlıkla iç çekti.
“Değil!”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Tahtaya yeniden baktım; birkaç saniye sonra bir hamle yaptım. Hakan başını hafifçe eğdi.
“İşte bu daha iyi.”
“Yani bazen sizi dinlemek işe yarıyormuş.”
Hakan Bey kaşları alaycı şekilde havaya kalktı.
“Bazen mi?”
“Abartmayın.”
Hakan Bey kıkırdamaya başlayınca ben de kıkırdadım.
Sonra tekrar bakışlarımızı tahtaya çevirdik. Kazanmayı kafaya koymuştum. Uzun zamandır oynamayınca insan cahilleşiyordu.
Fakat birkaç hamle sonra Hakan Bey’in yüzündeki o kendine emin ifade geri gelmişti.
“Şah!” dedi net bir sesle.
Başımı kaldırıp Hakan Bey’in gözlerine baktım.
“Ne?”
“Şah işte!” dedi sırıtarak.
Tahtaya tekrar baktım; gerçekten de şahımı sıkıştırmıştı. Birkaç saniye boyunca hangi taşı oynatacağımı düşündüm, alt dudağımı büzerek.
“Ama bu haksızlık… Bilerek yaptınız resmen!”
Hakan Bey gülmemek için yanaklarının içini ısırıyordu.
“Satrançta bazı şeyler bilerek yapılır zaten Aslı.”
“Çok sinir bozucusunuz şu an!” dedim kaşlarımı çatarak.
Hakan Bey hiç alaycı bir ses tonuyla, “Bunu iltifat olarak kabul ediyorum,” dedi.
Gözlerimi devirip çocuk gibi kollarımı göğsümde birleştirdim.
“Haksızlık bu!”
“Hemen pes etmek yerine biraz daha düşün bakalım,” dedi Hakan Bey.
Birkaç dakika sonra tahtaya bakarken ne yapacağımı tamamen unutmuştum. Sanırım bir süre satranç oynamayı tekrarlamam gerekti.
Hakan Bey gözlerini bana dikmiş eğlenen bir ifade ile seyrediyordu.
“Ne o, pes mi ediyorsun?”
“Asla!” dedim, sesim net ve kararlı çıkmıştı.
“O zaman devam.”
Elimi çeneme dayayıp tahtaya baktım; çok düşünmekten başıma ağrılar girmeye başlamıştı bile.
Odaya da garip bir sessizlik çökmüştü. Hakan Bey sessizlik içinde hamlemi bekliyordu.
A2’deki piyonumu iki kare ileri sürdüm. Hakan Bey birkaç saniye tahtaya baktı, ardından kendi taşlarından birine uzandı.
E7’deki piyonu iki kare ileri sürdü. E5’e sürdü.
Tahtaya biraz daha dikkatli baktım. Hangi taşa yapmam gerektiğine karar vermek sandığımdan daha zorlanmıştım. Ne olmuştu bana, ben böyle oynamazdım da.
Bu kez G1’deki atımı F3’e çıkardım.
Hakan Bey hiç biraz düşünüp hemen hamlesi yapmıştı.
B8’deki atını C6’ya getirdi.
F1’deki filimi C4’e çıkardım.
Hakan Bey bakışları bir süre filimin üzerine kaldı. Sonra G8’deki atını F6’ya getirdi.
Birkaç saniye taşların nereye gidebileceğini anlamaya çalıştım. Sonunda D2’deki piyonumu D3’e sürdüm.
Hakan Bey bu kez filini C5’e çıkartı.
“Bence iyi gidiyorum,” dedim.
“Fena değil.”
Tek kaşım havaya kalktı.
“Fena değil mi?”
“Yani şu an için fena değil.”
Bu cevaba karşılık vermeden B1’deki atımı C3’e çıkardım.
Hakan Bey D7’deki piyonunu D6’ya sürdü.
Sadece bir saniye düşünüp hemen C1’deki filimi G5’e götürdüm.
Hakan Bey’in kaşları kalktı.
“Güzel hamle.”
Gülmemeye çalışarak, “Sandığın kadar kötüleşmemişim demek.”
“Bunu ne zaman söyledim?”
Gözlerimi taştan ayırmadan, “Söylemiş say.”
Hakan Bey sadece sırıttı, ardından H7’deki piyonunu H6’ya sürdü. Filime saldırmıştı.
Bir süre iki hamle arasında kaldım. Sonunda filimi geri çekmek yerine başka bir hamle yapmaya karar verdim.
G5’deki filimi H4’e çekmiştim.
Hakan Bey bu kez C5’teki filini E7’ye geri aldı.
Hakan Bey’in her hamlesi sanki bir sonraki hamlesinin de hazırlığıydı. Ben ise hangi taşı oynayacağımı düşünüyordum.
Birkaç hamle daha yaptık; Hakan Bey yavaş yavaş taşlarımı sıkıştırmaya başlamıştı. Ben bir taş kurtardıkça o başka bir taşımı hedef alıyordu.
Sonunda vazgeçilmez bir tahtanın ortasına kadar geldi.
Hakan vezirini G5’e getirdiğinde başımı kaldırdım.
“Bu hamle ne?”
“Bekle,” dedi fısıltı bir sesle.
Tekrar taşlara baktım. Birkaç saniye sonra ne yaptığını fark ettim.
“Siz benim şahımı sıkıştırıyorsunuz!” dedim şaşkın gözlerle taşlara bakıyordum.
Hakan Bey sadece sırıttı.
Şahımı kurtarmak için G1’den F1’e çektim.
Hakan Bey’in eli yeniden tahtaya uzandı.
“Şah.”
Kaşlarımı çattım.
“Yine mi ya?”
Hakan Bey başını salladı.
Tahtadaki bütün kaçış yollarımı tek tek kontrol ettim. Bir hamle yaptım, o karşılık verdi. Bir daha hamle yaptım… Yine karşılık verdi.
Sonunda Hakan Bey taşını oynadı ve eğilip koltuğa yaslandı.
Taşlara birkaç saniye baktım. Sinirden gülmeye başladım; elimi anlıma götürdüm.
“Bu sefer ben kaybettim.”
Hakan Bey yeşillerini bana doğru çevirdi.
“Evet.”
Ağır adımlarla Hakan Bey’in yanına yaklaştım; kahverengilerimi onun gözlerine diktim. Kendimden emin bir sesle, “Bu ilk ve son kaybedişim olacak, emin olun,” dedim.
Hakan Bey yüzünü bana doğru yaklaştırdı. Artık nefes alışlarımızı hissediyorduk neredeyse. Kalbim çarpmaya başlamıştı ama yüz ifademi düz tutmaya çalışıyordum.
“O günleri iple çekiyor olacağım.”
Bakışlarımı ondan kaçırıp ayağa kalktığımda Hakan Bey de ayağa kalktı. Saate baktığında hemen taşları toparlayıp aldı.
“Toplantı başlamasına az kalmış, gitsem iyi olacak; saat 23:00’te hazır olmuş ol, yola çıkmış olacağız,” dedi ve hızlı adımlarla odamdan çıktı.
Elimi kalbime götürdüğümde deli gibi attığını duydum. Derin nefes alıp sakinleşmeye çalıştım; duygularımı kontrol etmem gerekti.
…

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18