17. bölüm / 20
Şah ve mat : kalbin oyunu17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular
Bölümler 20Şu an: 17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular
- 1 1.bölüm- stajın ilk günü465 kelime
- 2 2.bölüm- not defteri319 kelime
- 3 3.bölüm - satranç taşları1.035 kelime
- 4 4.bölüm- mesaj654 kelime
- 5 5.bölüm- toplantı sonrası712 kelime
- 6 6.bölüm- yarım kalan dans1.271 kelime
- 7 7.bölüm- ilk tanışma859 kelime
- 8 8.bölüm- ilk adım535 kelime
- 9 9.bölüm- yolculuk976 kelime
- 10 10.bölüm- anı kalsın607 kelime
- 11 11.bölüm- sorular1.441 kelime
- 12 12.bölüm- ziyaret1.086 kelime
- 13 13.bölüm- deli gibi atan kalp1.740 kelime
- 14 14.bölüm- iş kazası955 kelime
- 15 15.bölüm-kıskançlık1.064 kelime
- 16 16.bölüm- jest613 kelime
- 17 17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular1.202 kelime · Okuduğun bölüm
- 18 18.bölüm- yıl başı gecesi2.235 kelime
- 19 19.bölüm- ertesi gün782 kelime
- 20 20.bölüm- yeni şef1.841 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
ERTESİ GÜN –
Soner Bey bugün izinli olduğu için Sera ile sipariş hazırlıyorduk. Mert’te Nilay ile sipariş hazırlıyordu. Sera’nın gözleri sürekli karşı tezgaha kayıyordu, Nilay’ı seyrediyordu.
Gülmemek için yanağımın içini ısırdım. Hafif bir sırıtışla Sera’nın biraz yanına yaklaştım. Fısıltılı bir sesle…
“Bakıyorum karşı tezgaha gözlerini ayırmıyorsun.”
Sera hiç bana bakmadan derin bir iç çekti.
“Nilay daha yeni başladı, bakıyorum arada yanlışı var mı diye, ondan.”
İnanmayan gözlerle imalı bir şekilde sırıtтым.
“Canım Mert biliyor işi, nasılsa bir yanlış olursa düzeltir.”
Sera gözlerini bir saniyelik bana baktı sonra tekrar tezgaha.
“Ben de zaten Mert yardım etsin istemiyorum ya!” dediği gibi dilini ısırmış gibi gözlerini yumdu. Duygularını ele vermişti.
“Hım, niye peki?”
“Çünkü ben şefim, ben detaylı biliyorum, Mert çok unutkan.” Dediğinde ister istemez kıkırdadım.
“Mert kolay kolay unutmaz ama neyse.” Dediğimde Sera gözlerini devirdi.
Göz ucuyla karşı tezgaha baktığımda Nilay resmen Mert’i sürekli süzüyordu. Yakınlaşmaya çalışan bir tavrı vardı.
“Ben de olsam sürekli bakardım, sonuçta insan merak ediyor?” dedim imalı bir sesle…
Sera bakışlarını bana aniden çevirdi.
“Ne ima ediyorsun? Açık konuşsan!”
Kendimi öne doğru yasladım. Ellerimi birbirine birleştirdim.
“Mert’i Nilay’dan resmen kıskanıyorsun, ondan sürekli bakıyorsun.”
Dediğimde Sera kaşları çattı.
“Ne kıskanacağım onu ben…”
Dudaklarımı öne doğru bükerek…
“Bilmiyorum artık niye kıskanırsın ama için rahat olsun, Mert Nilay’a yüz vermiyor.”
Sera anlık Mert’in olduğu karşı tezgaha baktı. Bakışları yumuşamış gibi olmuştu anlık ama ne hatırladıysa kaşları çattı.
“Neyse ne, beni ilgilendirmez!”
Bıkkınlıkla iç çektim; ona biraz kızmıştım ama aklıma benim de duygularımdan kaçtığım gelmişti. Ama onlar en azından imkansız değillerdi.
…
16:30 –
Mert ile aynı anda mola vermiştik; şansımıza bahçeye çıkıp her zamanki kupada çorba içiyorduk. O, Aslan ile bugün bowlinge gideceğimizi biliyordu.
Bir yanım hiç gitmek istemiyordu. Çünkü ikimiz de yorgun argın gidecektik ama hafta sonu izni olmadığı için bugüne ayarlamıştık.
“Biliyor musun, hiç gidesim yok,” dedim, sesim yorgun çıkmıştı.
Mert kendisini öne doğru yasladı.
“Valla kabul etmeden önce düşünmen gerekti. Git işte keyfin yerine gelir.”
“Eğlenirim de, çok yorulmuş olacağız.”
Mert gözlerini devirdi.
“Kızım kabul etmeseydin o zaman şimdi gelmiş ofluyorsun yanımda!”
“Of bugün hiç çekilmiyorsun!… Hem ben ona söyledim ama yorgun olmuş olacağız diye kendisi ‘ben senin yanında yorulmam’ dedi.”
Mert kaşlarını çatarak…
“Kızım daha ne yapsın bu çocuk, sen de mızıkçılık yapma!”
Bıkkınlık iç çektim.
“Ne olursa olsun tabii ki gideceğim ama yorgunum diye böyle hissediyorum.”
“Oraya gidince yorgunluğunuz kalmaz,” dedi Mert, bakışlarında gariplik vardı, bir şey onun canını sıkmış gibiydi.
“Senin neyin var böyle?”
Mert bakışlarını benden kaçırmak istercesine başını yere eğdi.
“Bir şeyim yok.”
“Var.”
“Yok.”
“Var belli Mert.”
“Yok ya yok valla!”
“Mert,” dedim en son uzatarak.
Mert arkasına yaslandı, elini yüzünü kapatıp derin bir iç çekti.
“Şu yeni gelen… Nilay.”
“Ee?”
“Nilay yüzden Sera beni yanlış anlıyor sanırım,” dediğinde beli belirsiz tebessüm ettim. İkisi hakkında bir bilgi vermek istemiyordum, kendileri anlasın istiyordum. Birbirini sevdiklerini Mert kendi anlamalıydı; Sera’nın onu sevdiğini ve Sera da aynı şekilde ben araya girsem bütün büyüyü bozmuş olurdum.
“Kesin konuşmak istemiyorum ama pek yanlış anladığını sanmıyorum yani, sana güveniyordur.”
Mert başını yana yatırarak…
“Olabilir mi cidden?”
Omzunu hafifçe yukarı çıkartıp indirdim
“Olabilir, niye olmasın.”
Molamız bitince içeri girip kaldığımız yerden devam ettik.
…
18:00 –
Mert benden önce kendisi çıkmıştı, ben ise sadece üstümü ve saçımı düzeltmek için lavaboya gitmiştim.
Üstüme bordo renkte bir kazak giymiştim. Altımda zaten açık mavi bir kot pantolon vardı. Sıkı topladığım saçlarımı açıp güzelce taradım. Makyajımı tazeledikten sonra lavabodan çıktım.
Aslan benim montumu tutmuş vaziyette bekliyordu. Beni görünce montu açtı, giymeme yardım etmek için nazikçe uzattı.
Kolları sokup giydiğim esnada Hakan Bey’le göz göze geldik. Sanırım lavaboya giderken bizi görmüştü.
Bakışları çok düzdü, bakışlarını benden çekip hızlı adımlarla geçip gitti.
Aslan’a doğru dönüp montumun önünü kapattım.
“Çıkalım hadi,” dedim ister istemez elimi tutması için uzattım.
Ne yapıyordum ben, sanki flörtüm gibi davranmıştım. Uzattığım eli vazgeçip geri çektiğimde Aslan elimi nazikçe tutu.
Birbirimize sıcak bir şekilde gülümsedik.
…
Hava soğuk olduğu için avmye taksi ile gelmiştik. Aslan’a izin vermeden ben taksi parasını ödemiştim.
“Taksi parasını ödemiş ola bilirsin ama bugün çoğu şey benden, ona göre itiraz istemiyorum,” dediğinde Aslan kaşlarını çattım.
“Benim içim rahat etmez ama…” lafımı tamamlama izin vermeden söze girmişti.
“Ya için rahat olsun ya, lütfen bugün bendensin.”
Gözlerimi devirdim.
“Bari kahveler benden olsun.”
Aslan içimi rahatlatmak için kabul etmişti.
İlk yemek yiyip sonra bowling oynayıp ardından kafede dinlenmeyi planladık.
…
18:50 –
Birlikte burger yedikten sonra oyun alanına gittik. Aslan ön giderken bile elimi hiç bırakmıyordu. Garip şekilde bundan rahatsız olmasam bile kendimi kötü hissediyordum. Duygularımı birbirine karıştırıp Aslan gibi birini üzmek istemiyordum doğrusu.
Bowling alana girip yerimizi aldık. Bowling topları gelmeye başlamıştı.
İlk sıra Aslan’da olduğu için ilk atışı o yapacaktı. Üç parmağını topa sokup alıp yerini aldı. Biraz eğilip topu hizaladı. Ben de yanına gidip dikkatle onu izliyordum.
Sert ve hızlı ama kontrollü bir atış yapmıştı, lobutların hepsini devirmişti.
“Vay be!” dedim dudaklarımı bükerek.
Aslan gülümseyerek bana doğru döndü.
“Önden uyarıyorum, ben uzun zamandır oynamadım, biraz kötü atış yapabilirim.”
Aslan sırıtarak…
“Tamam öyle olsun.”
Bana fazla gelmeyen topu alıp yerimi aldım. Topu hafifçe sallayıp serbest bıraktığımda sadece bir lobut vura bilmiştim.
…
Sıra sıra atış yaptıktan yapıyorduk, çoğu en iyi atışları Aslan yapıyordu. Ben tabii yanında acemi kalmıştım ama oyuna ısındıkça atışlarım iyileşmişti. Anı kalsın diye birkaç fotoğraf çekmiştim. Oyun bitince ekrandaki görüntüyü de çekmiştim.
Aslan: 10
Ben: 7
Atış yapa bilmiştim.
“Evet, bu güzel oyunun yanına dinlenmeyi hak ettik,” dedi Aslan ellerini ensene koyarak.
“Bence de.”
…
Oyun alanının hemen yanında bir kafe olduğunu fark edince oraya girmeye karar verdik. Orta masalarda yer bulunca hemen geçmiştik, oturunca anlamıştık.
Çok yorulmuştuk. Menü gelince ne içeceğimize düşündük.
Canım tatlı istemişti ama bu aralar çok tatlı yediğim için kendimi durdurdum.
“Sanırım ben latte sipariş vereceğim.”
Aslan menüyü masaya koydu.
“Ben de latte içeceğim sanırım.”
Başımı onaylarcasına salladım. Garson geldiğinde siparişleri vermiştik.
“Ee, nasıl hissediyorsun?” diye sordu Aslan.
Arkama yaslanarak…
“Doğrusu iyi geldi, derslerden dolayı bir şeyler yapamıyordum.”
Aslan gülümseyerek başını anlam dercesine salladı.
“İyi geldiyse güzel, arada insanın böyle şeylere vakit ayırması lazım.”
“Evet…”
…
20:00 –
Kahvelerimizi içtikten sonra geç olmadan avmden çıkmıştık. Yine taksiye binip gitmiştik. Her zamanki gibi evin biraz ilerisine durmuştuk.
“Her şey için teşekkür ederim, güzel bir akşamdı,” dedim sıcak bir gülümseme ile.
Aslan da aynı şekilde yüzünde sıcak bir gülümseme vardı.
“Rica ederim, ne demek, seni biraz olsun keyfin yerine geldiyse ne mutlu bana.”
Başımı yana yatakarak…
“Aslan, yanlış anlama ama neden beni mutlu etmek için bir şeyler yapıyorsun?”
Aslan afallamıştı. Bir süre hiç konuşmadı.
“Bilmem… Hem staj hem okul seni ister istemez yıpratıyor, ben de biraz keyfin yerine gelsin istediğim için bunları yapıyorum,” dediğinde sadece başımı salladım.
“Anladım, bir arkadaşın olarak beni sevindirmek istedin,” dediğimde Aslan acıyla karışık sırıttı. Başını yavaşça bana doğru eğdi.
Fısıltılı bir ses tonuyla…
“Ama ben… Bunları seni arkadaş olarak gördüğüm için yapmıyorum Aslı.”
Dediğinde vücuduma titreşim gelmişti, anlık kas katı kesilmiştim. Yanlışla bana olan duygularını öne çıkartmıştım. Bunun için hiç hazır değildim.
Yavaşça uzaklaştım. Zar zor gülümseyerek el salladım.
“Neyse görüşürüz… İyi akşamlar,” dedim arkamı döndüm.
Tabii döndüğüm gibi Aslan elimi yakaladığı gibi geri çevirdi.
“Aslı… Lütfen kaçma benden artık,” sesi yalvarır gibiydi.
“Aslan be… Ben hazır değilim buna şuan… Lütfen zaman ver bana.”
Dedim ve elimi geri çekip hızlı adımlarla eve doğru yürüdüm.
Aslan arkamdan baktığını hissede biliyordum, onu öyle bırakmak istemezdim ama şuan bu duruma hiç hazır değilim.
…
Bölüm etkileşimi
