4. bölüm / 20
Şah ve mat : kalbin oyunu4.bölüm- mesaj
Bölümler 20Şu an: 4.bölüm- mesaj
- 1 1.bölüm- stajın ilk günü465 kelime
- 2 2.bölüm- not defteri319 kelime
- 3 3.bölüm - satranç taşları1.035 kelime
- 4 4.bölüm- mesaj654 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5.bölüm- toplantı sonrası712 kelime
- 6 6.bölüm- yarım kalan dans1.271 kelime
- 7 7.bölüm- ilk tanışma859 kelime
- 8 8.bölüm- ilk adım535 kelime
- 9 9.bölüm- yolculuk976 kelime
- 10 10.bölüm- anı kalsın607 kelime
- 11 11.bölüm- sorular1.441 kelime
- 12 12.bölüm- ziyaret1.086 kelime
- 13 13.bölüm- deli gibi atan kalp1.740 kelime
- 14 14.bölüm- iş kazası955 kelime
- 15 15.bölüm-kıskançlık1.064 kelime
- 16 16.bölüm- jest613 kelime
- 17 17.bölüm- Hazır Hissedilmemiş Duygular1.202 kelime
- 18 18.bölüm- yıl başı gecesi2.235 kelime
- 19 19.bölüm- ertesi gün782 kelime
- 20 20.bölüm- yeni şef1.841 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
3 Ekim Çarşamba
Restorana iyi kötü alışmıştık. Bazen yardım gerektiğinde kapanışa kadar kalıyorduk. Ablam çoğu zaman bu duruma söylense de alışmak zorunda kalmıştı…
Kitap yazabilmek için erken bir saatte kalkmıştım. Saat 09.00’a kadar yazıp sonra hazırlanacaktım. Elma çayımdan bir yudum alıp hikâyeye odaklanmıştım.
Saat 09.00’da alarmım çalınca bilgisayarı kapatıp hızla hazırlanmaya başladım. Aklımda hâlâ hikâyenin devamı vardı. Belki de devamını not alıp akşam üzerine çalışmayı planladım. Aynada son kez omzuma gelen kumral saçlarımı düzelttikten sonra evden çıktım.
Mutfağa girdiğimde gözüm ilk Mert’e çarptı; uzun boyu zaten hemen göze batıyordu. Sera Hanım ile birlikte tezgahı temizliyordu. Soner Bey telaşlı bir şekilde elime kağıt verdi. “Bugün için kullanacağımız malzemeleri kontrol et… Birazdan gelirim,” deyip arkasını döndü. Hızlı adımlarla tezgaha geçip malzemeleri kontrol etmeye başladım.
MERT HALKANOĞLU
Aslı’dan önce mutfağa giriş yapan ben olmuştum. Sera ile ilk tezgahı temizlemiştik, şimdi ise sabah siparişleri için malzemeleri kontrol ediyorduk.
“Krema kontrol edildi, yeşillikler taze,” dedikten sonra Sera bir yandan dinleyip deftere not alıyordu. “Sabah siparişleri çoğu hazır, bence artık başlayabiliriz,” dedi. Sesi her zamanki gibi enerjik çıkmıştı. Bazen anlam veremiyordum; mutfakta nasıl bu kadar enerjik ve gülümseyebiliyordu? Ben bile birkaç saat sonra kendimde enerjiyi zor buluyordum. Yalan söyleyemezdim, bu enerji ona çok yakışan bir şeydi…
“ÜÇ KİŞİLİK KAHVALTI SOFRASI!” diye seslendi garson. Herkes hızlı ve kusursuz şekilde aynı ritimle çalışmaya devam ediyordu. Aslı ile çoğu zaman bu ritme uyum sağlamakta zorluk çekiyorduk ama yine de ilerleme kaydediyorduk.
“Mert, kuymak için peynir çıkartır mısın?” dedi Sera kibar bir ses tonuyla. İster istemez Sera’nın sesini duyunca yüzümde tebessüm oluşuyordu. Turuncu saçlarını hafif gevşetilmiş bir topuz şeklinde toplamıştı; çilleri ona ayrı bir sempatiklik veriyordu…
Peynirleri çıkartıp Sera’ya uzattım. Salata gibi küçük şeyleri tepsiye yerleştirdim. Kahvaltı için ana yiyecekler de hazır olunca servise hazır olmuştu.
16.00
Aslı’nın bahçeye çıktığını görünce benim de mola vermek istediğimi anladım. “Sera Hanım, bahçeye çıkabilir miyim?” dedikten sonra Sera yeşillerini bana doğru çevirdi. Başıyla onaylarcasına salladı. “Sadece beş dakika, sonra akşam siparişleri için kontrol yapacağız,” dedi. Gülümseyerek başımı salladım.
Bahçeye giriş yaptığımda Aslı’nın elinde yeşil renkte bir kupa vardı; genelde pratik olduğu çorbayı kupadan içiyorduk. Başını eğmiş vaziyette düşüncelere dalmış gibi duruyordu. Staja başladığımızdan beri durgun ve garip davranıyordu. Özellikle Hakan Bey’e karşı!
“Yarısın kızıma!” diyerek Aslı irkilmiş şekilde başını kaldırdı. Gülümseyerek “Sağ ol,” dedi ve kupayı bana doğru uzatarak ekledi: “İster misin?”
“Ne çorbası?”
“Yayla.”
“O zaman bir yudum alırım.”
Karşısına oturup kupayı elinden alarak çorbadan bir yudum aldım. “Güzelmiş,” diyerek kupayı tekrar Aslı’ya uzattım.
ASLI YÜCER
Saat altıya geldiğinde Hakan Bey’e haber verip çıkmıştık. İki hafta sonra sınavlar başlıyordu ve sınavlar başlamadan önce birlikte bir şeyler yapmak istiyorduk.
“Aylardır sinemaya gitmiyoruz, acaba gitsek mi?” dedi Mert, bakışlarını benden ayırmayarak. Birkaç saniye düşündüm. “Olabilir ama ek olarak da bir şeyler yapalım,” dedim. Bir süre sessiz kalıp düşündük. Mert bir anda neşeyle “Buldum!” dedi. Hafiften irkildim, merakla ne diyeceğini bekliyordum.
“Hafta sonu bütün günü birlikte geçirelim; yani sabah erkenden kalksak, çoğu aktiviteyi birlikte yapabiliriz, ne dersin?”
Hiç düşünmeden söze girdim: “Olabilir! Kahvaltıya bize gelirsin, sonra saat 10.00’da dışarı çıkarız.”
Yol boyunca hafta sonu yapacaklarımızı planlamıştık. İlk bizde kahvaltı yapmakla güne başlayacaktık. Sonra kafeye gidip resim boyayacaktık, ardından sinemaya gidecek, sonra birbirimize okuma kitabı seçecektik. Son olarak da akşam yemeğini Mert’ler yapacaktı. Çok yoğun ve güzel bir aktivite bizi bekliyordu.
Eve geldiğimde ablam hâlâ işten gelmemişti. Odama çıkıp en rahat pijama takımlarımı giydim; canım acayip şekilde yoğurtlu noodle çekmişti. Kettle’da su doldurup kaynamasını bekledim, o sırada küçük bir tencere çıkartıp köri aromalı noodle'ı tencereye koydum ve beklemeye başladım.
O sırada telefonuma mesaj bildirimi düştü. Merak edip baktığımda Hakan Bey’in yazdığını gördüm. Kalbimde gereksiz bir ritim oluşmuştu. Bu adamın üzerimde neden böyle bir etkisi vardı, açıkçası bilmiyorum.
Hakan: “Yarın sabah 07.30’da restoranda olun, önemli bir eğitim toplantısı olacak. Ve bir saat erken çıkma şansınız olacak.”
Ben: “Anlaşıldı şefim, Mert’e mesajı iletirim.”
Mesajı yazdıktan sonra telefonu kenara bıraktım. Sıcak suyu tencereye koyup ocağı açtım. Tekrar telefona baktığımda Hakan Bey’den mesaj gelmişti.
Hakan: “Tamam o zaman, yarın görüşmek üzere.”
Ben: “Görüşürüz şefim.”
Bölüm etkileşimi
