18.bölüm- yıl başı gecesi

Vaveyla Yazarı: Esmanur Taşlıbeyaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 18.bölüm- yıl başı gecesi

​31 Aralık Pazar
​Saat 18.00'dı, akşama doğru Mert ile Hakan Bey'in evine gidecektik. Hakan Bey bugün izinli olan çalışanlarının çoğunu evine davet etmişti. Mert sırf Sera da orada olacak diye gidecekti ve benim de gelmem için bayağı çabalamıştı.
​Ablam benim planım olduğunu öğrenince kendisi de lise arkadaşlarıyla yılbaşını kutlamaya karar vermişti.
​Bordo renkte, uzun kollu, boyu dizimin biraz altına gelen boğazlı bir elbise giymeye karar vermiştim. Dalgalı kumral saçlarımı düzleştirmeyi düşünüyordum.
​Hazırlanmak için henüz erken olduğundan yüzüme cilt maskesi yapmaya karar verdim.
​Maske yüzümde beklerken tırnaklarıma özenle acı kahverengi oje sürüyordum. "Yılbaşına nasıl girersen günlerin öyle geçer," derler ya, ben de saçlarımı ucundan kestirip kat attırmıştım.
​...
​Ön hazırlıklarımı tamamladıktan sonra ilk olarak elbisemi giydim, ardından saçlarımı düzleştirmeye başladım. Makyajımın tek farkı, göz altıma kahverengi göz kalemi kullanmamdı. Makyajım biter bitmez bitter çantamı hazırladım. Siyah renkte mini bir çantaydı. Çekilişte bana çıkan kişi Sera'ydı. Küpe takmayı çok sevdiği için ona birkaç kolye ve küpe almıştım; ek olarak siyah kedi resimli beyaz bir kupa da eklemiştim.
​Evin içinde kalın topuklu, siyah bir ayakkabı giyecektim. Evden çıkarken ise beyaz spor ayakkabılarımı giyecektim.
​...
​21:00
​Tamamen hazır olunca bej rengi trençkotumu giydim, çantamı aldım. Evden çıktığım sırada telefonum çaldı. Ekrana baktığımda arayanın Hakan Bey olduğunu gördüm. Derin bir nefes verdikten sonra telefonu açtım.
​"Efendim Hakan Bey?" dedim, sesimi sakin tutmaya çalışarak.
​"Aslı, hazırsan çık; ben biraz ileride seni bekliyorum," dediğinde donup kaldım.
​"Ha... Hazırım, çıktım da siz niye geldiniz ki?"
​"Sence Aslı? Seni almaya geldim, tek başına evime geleceğin yok ya. Hadi bekliyorum, gel," dedi ve cevabımı beklemeden telefonu yüzüme kapattı.
​Evden uzaklaştığımda dışarıda beni bekleyen Hakan Bey'i gördüm. Üstünde bordo renkte hırka vardı. Altına klasik, keskin kumaş pantolon giymişti. Üstünde de siyah bir trençkot vardı.
​Başını kaldırıp göz göze gelince birkaç saniye beni baştan aşağı süzdü. Beni ilk defa böyle görüyordu.
​"Çok şık olmuşsun," dedi. Yüzünde küçük bir tebessüm vardı.
​"Teşekkür ederim, siz de çok şık gözüküyorsunuz."
​Ön koltuğun kapısını nazikçe açtı, girmem için eliyle işaret etti.
​Ön koltuğa oturduğumda kapıyı kapatıp yanıma geçti.
​...
​Yol boyunca hiç konuşmadan devam ettik. Ne konuşacağımızı bilmiyordum. Dışarıyı seyrediyordum; o sırada Hakan Bey iç çekti.
​"Bakıyorum da bu aralar Aslan ile bayağı samimisiniz," dedi. Ağzımdan laf almaya çalıştığını hemen anlamıştım.
​"Öyle olduk," dedim, gözlerimi dışarıdan ayırmamıştım.
​"Ama bu aralar mesafeli duruyorsun, bir şey mi oldu?" dediğinde göz ucuyla baktım.
​Yapmacık bir şekilde sırıtarak...
​"Bakıyorum da gözünüzden de bir şey kaçmıyor."
​Hakan Bey gözlerini yoldan sadece bir saniye ayırıp bana baktı, sonra hemen yola döndü. Sırıtarak...
​"Sadece fark ettim diyelim."
​"Bir şey olmadı, aramız gayet iyi; sadece ikimiz de yoğunuz, fazla vakit geçiremiyoruz," diyerek geçiştirdim.
​...
​Sitenin içeriye girdiğimizde gözlerimi küçük müstakil evlerden ayırmıyordum. Bahçenin otoparkında durunca hemen indim. Hakan Bey evin kapısını açtığında da ilk benim girmem için geri çekildi.
​Ayakkabımı çıkartıp içeri girdim, ardından bej renkteki torbadan topuklu ayakkabımı çıkartıp giydim.
​Hakan Bey ile göz göze gelince hemen yerimden doğrulup, "Merak etmeyin, ayakkabılarım temiz," dediğimde kıkırdadı.
​"Yanlış anlamadım, merak etme Aslı; biraz sakin ol," dediğinde yanaklarımın ısındığını hissetmiştim.
​Hakan Bey'in evi iki katlıydı. Duvar renkleri bej ve beyaz tonlarındaydı. Adeta müze gibi derli toplu bir evdi. İçeri geçtiğimizde beyaz tekli koltuğa oturdum.
​"Bizimkiler gelene kadar bir şeyler içmek ister misin?" diye sordu Hakan Bey.
​Başımı iki yana sallayarak reddettim.
​"Teşekkür ederim, şu an bir şey içmek istemiyorum."
​"Peki, ben mutfağa geçiyorum, hemen gelirim."
​Başımı onaylarcasına sallamakla yetindim.
​...
​Telefonumu elime alıp ekrana yalandan baktım. Kimse yazmamıştı. Mert'e yazacağım sırada Hakan Bey elinde meyve suyu ile geldi. Kenarda duran sehpanın üzerine meyve suyunu bıraktı.
​"Keşke zahmet etmeseydiniz," dedim mahcup bir sesle.
​"Ne zahmeti, afiyet olsun," dedi.
​Kapı zili çalınca Hakan Bey hızlı adımlarla dış kapıya doğru yürüdü. Bakışlarım kapıdaydı. Hakan Bey kapıyı araladığında Sera ve Mert'in yüzünde sıcak bir tebessüm vardı.
​"Hoş geldiniz," dedi Hakan Bey eliyle içeri işaret ederek.
​İlk Sera içeri girdi. Göz göze gelince gülümsedik. Ayağa kalkıp sıkıca birbirimize sarıldık.
​Yarım saat sonra da çalışanlar gelmişti...
​22:00
​Hakan Bey'e sofrayı hazırlaması için Sera ile yardım ediyorduk. Tabaklar zaten masada olduğu için sadece yemekleri masaya götürüyorduk.
​Sera ile aynı anda mutfaktan çıktık. Herkes masaya toplanmıştı. Nilay'ın Mert'in yanına oturduğunu gördüğümde göz ucuyla Sera'ya baktım. Bakışları oldukça düzdü ama kaşları hafiften çatılmıştı. Hızlı adımlarla masaya yürüdü.
​Hakan Bey masayı oldukça donatmıştı. Fırında hindi, belki hindi yemek istemeyen olur diye fırında patates ve kanat yapmıştı; farklı çeşit çeşit bezelyeler vesaire hazırlamıştı...
​Hakan Bey başköşede oturuyordu, ben de tam yanında oturuyordum. Sera aynı şekilde yanımdaydı; Mert ve Nilay da tam karşımızdaydı.
​Çorbalarımızı içerken Nilay, Mert'ten flörtöz bir şekilde...
​"Tuzluğu uzatır mısın?"
​Sera yanımda olduğu için nasıl bir bakış attığını görememiştim ama az çok tahmin edebiliyordum. Mert, Nilay'ın yüzüne bile bakmadan tuzluğu uzattığında Nilay'ın yüzü biraz asılmıştı.
​...
​Sohbet eşliğinde yemeklerimizi yerken her şey yolundaydı. Hakan Bey ile göz teması kuruyorduk ama hiç sohbet etmemiştik.
​Ağzıma tavuk parçasını attığım esnada Nilay imalı bir ses tonuyla...
​"Keşke Soner Bey ile Aslan Bey de gelseydi." Bunu derken gözlerinin üstümde olduğunu hissedebiliyordum. Sessizliğimi hiç bozmadan yemeğime devam ettim ama Nilay bununla yetinmedi.
​"Aslı? Sen Aslan Bey ile oldukça yakınsın, bu aralar neden gelmedi, biliyor musun?"
​Dediğinde herkes bana bakmaya başladı. Gözlerimi devirmemeye çalışarak yapmacık bir şekilde gülümsedim.
​"Bilmiyorum, konuşmadık hiç," dedim.
​Nilay tek kaşını alaycı bir şekilde kaldırarak...
​"Hayret, her saniye birlikte olduğun adamdan haberin yok," dediğinde kaşlarımı çattım. Konuşmak için ağzımı araladığım an Sera lafa girdi.
​"Konudan alakasız ama Nilay, sen bu aralar işinde pek odaklanamıyor gibisin, bir sorun mu var?" dedi. Sera'nın o an ne yapmaya çalıştığını hemen anladım.
​"Bir sorun yok, niye öyle dediniz?"
​Sera arkasına yaslanıp oldukça rahat ama gerici bir şekilde...
​"Bu aralar pek serviste de yemeklerde de iyi olduğunu söylenemez. Doğrusu biliyorsun ki mutfakta odak çok önemli ama sen ne odaklanabiliyorsun ne de hızlısın," dediğinde Nilay sessizce yutkundu. Yüzünde sahte bir gülümseme ile...
​"Benim odağımın iyi olduğunu düşünüyorum ama siz böyle gördüyseniz ben bu durumu düzeltmeye çalışırım."
​Sera soğuk ve net bir ses tonuyla...
​"Çalışma düzenini biliyorsun, mutfakta pek acımayız," dedi imalı bir şekilde.
​Nilay sadece onaylarcasına başını sallamıştı.
​...
​Yemek yedikten sonra hep birlikte sofrayı toplamıştık. Hakan Bey ve ben mutfakta bulaşıkları yıkıyorduk. Mert de tabakları, bardakları makineye yerleştiriyordu.
​"Aslı?" dedi Hakan Bey fısıltılı bir sesle...
​Başımı ona doğru çevirip baktım. Bakışları uzun zaman sonra bu kadar yumuşaktı.
​"Efendim Hakan Bey?" Sesi onun gibi fısıltılı çıkmıştı.
​Hakan Bey biraz daha yaklaşıp Mert'in duyamayacağı ses tonuyla...
​"Niye Nilay, Aslan'ı sorduğunda gerildin?"
​Başımı iki yana salladım.
​"Gerildim."
​"Gerildin; sağ ayağını sürekli vurdun ve çeneni sıktın."
​"Yani gerilmem çok normal değil mi?" bilerek imalı imalı konuştu.
​Hakan Bey beni sakinleştirmek istercesine sakin ve yumuşak bir sesle...
​"Anlıyorum ama... Peki aranızda bir şey var mı?"
​Bunu söylerken hiç öylesine sormuş gibi bakmıyordu.
​Yıkadığım tabağı Hakan Bey'e uzattım.
​Hakan Bey gözlerini ayırmadan Mert'e uzattı.
​"Aramızda bir şey yok, istemiyorum da," dedim net bir şekilde.
​"Niye? Aslan oldukça yakışıklı ve beyefendi biri," dedi Hakan Bey.
​"Yani öyle ama ben şu an sadece kariyerime odaklanmak istiyorum."
​Hakan anlar derecesine başını salladı.
​Bulaşıklar bittiğinde Hakan Bey içkileri çıkarmıştı. Şarap, rakı, bira ve viski vardı. Ben fazla bira içmeyi bilen biriydim. Atıştırmalık olarak da çerez, cips ve patlamış mısır koymuştu.
​Mert ve Sera birlikte masayı kuruyorlardı; Hakan Bey ile ben de shot'ları hazırlıyorduk.
​...
​22:40
​Masa hazır olunca herkes oturmaya başlamıştı. Hakan Bey oynayabileceğimiz oyunları getirmeye odasına çıkmıştı. Bir süre sonra aşağı inmişti. Elinde Uno kartları ve tavla ile gelmişti.
​Hakan Bey Uno kartlarını bize vermişti, kendisi Zeynep Hanım'la tavla oynamak istemişti. Sera, ben, Mert, Nilay, Mustafa ve Ali ile Uno oynuyorduk.
​Rengimiz sarıydı. Sayı dokuzdu. İlk Mustafa başlamıştı.
​Sarı renkte 5 sayısı atmıştı. Mavi gözleri bize bakmaya başlamıştı. Sıra Sera'ya gelince Sera hiç düşünmeden kırmızı renkte 10 sayısını attı. Cezalı bir oyundu; ilk kaybeden viski içecekti. Ardından Ali mavi renkte 10 sayısını koydu. Sıra bana geldiğinde maalesef ne mavi renkte kartım vardı ne de 10 sayısı; mecburen kart çektim, sarı renkte 10 gelince hemen ortaya attım. Bir shot attım.
​Nilay'a sıra geldiğinde yerinde durmayıp +4 kartını attı; bunu maalesef benim çekmem lazımdı. Yavaş yavaş sarhoş olmaya başlamıştım. İçki bana hızlı etki yapıyordu, bir de üst üste içmiştim. Kıkırdayarak ofladım. Kartları çektikten sonra devam ettik.
​...
​Kart attıkça attık, içtikçe içmiştik. Herkes otuz iki diş gülüyordu.
​"UNO!" diye bağırdı neşeyle, Sera ayağa kalktı. Az kalsın geri doğru düşecekti ama Mert onu kolundan yakaladı. Sera da geri oturdu. Mert'te hiç sırıtmadığı kadar sırıtıyordu. Hata temasda bulunuyordu. Nilay da oturduğu yerden kuduruyordu resmen. Oyunu kaybeden Ali ve Nilay olmuştu; Mustafa ve ben son dakika kurtulmuştuk.
​Viskileri shot bardağına doldurup uzattık. Kıkırdayarak onların buruşmuş yüzlerini izliyorduk.
​Nilay hızlıca ellerini ağzına kapadı. Koşarak lavaboya gitti. Sera ve ben arkasından bayağı gülmüştük.
​...
​HAKAN YALÇIN
​23:30
​Zeynep Hanım tavlada beni yenmişti. Oyuna öyle bir kaptırdık ki olan biteni görmemiştik. Nilay içtiği viski yüzünden lavaboya koştuğunda Zeynep Hanım yanına gitmişti.
​Ben ve Zeynep Hanım kontrolü içtiğimiz için sarhoş değildik. Ama Aslı ve Sera sarhoş olmuşlardı; Mert içmişti ama sarhoş gibi durmuyordu. Aslı ve Sera yayılmış vaziyette koltukta duruyordu. O esnada Mustafa ses bombasından şarkı açmıştı. Ardından Aslı'nın yanına geldi ve onu kaldırmaya çalıştı. Aslı kıkırdayarak ayağa zar zor kalkmıştı; dengesini kaybedip Mustafa'nın göğsüne çarptı. Elimi yumruk yaptığımı bile farkında değildim. Mustafa Aslı'ya sadece tebessümle bakıyordu. Aslı'nın kollarını bir yukarı bir aşağı sallayarak onu ortaya doğru götürmüştü. Derin bir iç çektim. Dansa eşlik eden bir kişi de Sera ve Mert olmuştu. Aslı'nın ayakta kalacak gücü olmadığını anlayınca Mustafa'nın elinden almam gerektiğini düşündüm. Sakin olmaya çalışarak yanlarına gittim.
​"Mustafa, Aslı'yı alabilir miyim acaba?" dedim nazik, kendimden emin bir sesle.
​Mustafa cevap vermeden Aslı kıkırdamaya başladı.
​"Ne oldu Hakan Bey, Mustafa'yla dansımızı kıskandınız mı?" dedi; yüzünde eğlenir gibi bir ifade vardı. Ne ima ettiğini anlamıştım ama duymazlıktan geldim.
​Mustafa'ya tekrar baktığımda bana nazikçe Aslı'yı uzattı ama Aslı yerinde durmayıp...
​Geri çekildi.
​"Ben... ben kendim yürürüm," derken bile dengesini kaybediyordu. Düşmesin diye belinden yakaladım. Nazik olmaya çalışarak onu mutfağa doğru götürdüm.
​...
​Sandalyeye oturmuş, elini çenesine koymuş, sırıtarak beni izliyordu. Yanakları kıpkırmızı olmuştu; sanırım rakıyı fazla içmişti. Bakışları hem komik hem de tatlıydı; gülmemek için kendimi zor tutuyordum ama ciddi olup ona kahvesini içirmem gerekti.
​Sade kahvesini önüne koyduğumda ilk yudumda yüzünü buruşturdu.
​"Ço... çok acı!" dedi, sesi ağlamaklıydı.
​Gülmemek için dişlerimi sıktım.
​"Kendine anca böyle gelirsin, hadi iç," dedim. Sesimi yalandan soğuk yapıyordum. Aslı içmek yerine başını bir anda yere eğdi.
​"Ha... Hakan, ben seni sevi... seviyorum ama sen beni hiç sevmiyorsun!" dediğinde donup kalmıştım. İlk defa Aslı bana "bey" dememişti, hem de sevdiğini açık açık söylemişti. Aslı sanırım duygularını salmıştı.
​Yavaşça dizlerimin üstüne eğildim. Aslı'nın elinden tuttum. Diğer elimi de çenesine kaldırdım. Gözlerine baktığımda gözleri dolu doluydu.
​"Seviyorum tabii ki," dedim; nasıl olsa sarhoştu, yarın çoğu şeyi hatırlamakta zorlanacaktı.
​Aslı burnunu içli bir şekilde çekti, karşımda çocuk gibi masum gözlerle bana bakıyordu.
​"Ne olarak seviyorsun?" diye sorunca afallamıştım.
​"Nasıl olacak, tabii ki öğrencim olarak," dedim hafifçe gülerek. Ama Aslı gülmek yerine gözlerinden yaşlar akmaya başlamıştı.
​"N... ne oldu?"
​"Ama... ben seni o anlamda sevmiyorum ki," dedi ve tuttuğum eli çekti. İki eli omzuma koyup beni kendisine doğru çekti. Sıcak, yumuşak dudakları dudaklarıma değdiğinde kas katı kesilmiştim. Dudaklarını aralayacağı sırada hemen geri çekildim. Fısıltılı bir sesle...
​"Aslı, sarhoşken aldığın karar seni pişman etsin istemiyorum, lütfen rahat dur."
​Ayağa kalktığımda benimle birlikte ayağa kalktı.
​"Ben ne yaptığımın farkındayım... Beni öpmeni istiyorum," dedi kararlı bir sesle.
​"Aslı, kahveni iç," sesim biraz yüksek çıkmıştı.
​Arkamı döneceğim sırada kolumu tutup kendisine çevirdi. Parmak uçlarına çıkıp omuzlarımdan tuttu.
​"Duygularımızın karşılıklı olduğunu hissedebiliyorum."
​Yavaşça ellerini omzumdan çekmiştim. Sandalyeye oturttum.
​"Karşılıklı değil... Lütfen kahveni iç."
​Yalan söylemiştim; ben de onu seviyordum ama duygularımı söylemezdim. İkimiz de imkânsız kişilerdik.
​...
​Bir süre sonra Aslı yavaş adımlar ve dengede durmaya çalışarak salona geldi. Koltuğa oturdu. Sera, Aslı'yı görünce hemen yanına oturdu.
​"İyi misin?" dedi Aslı'nın saçlarını okşarken.
​Aslı sadece onaylarcasına başını sallamıştı. İçten içe acaba pişman olmuş muydu beni sevdiğini söylediğine ve öptüğüne? Düşünmeden edemedim.
​Mustafa, Ali, Ecem ve Zeynep Hanım da dans etmeye devam ediyordu. Mert'in enerjisi kalmadığı için Sera'nın omzuna yaslanmış halde oturuyordu.
​Saat 23:50'yi geçince ayağa kalktık; hediyeleştikten sonra geri sayım yapacaktık.
​Bana çekilişte Aslı çıkmıştı. Aslı'nın kitap okumayı sevdiğini ve şiir sevdiğini bildiğim için ona kitap ve kolye almıştım. Umarım bu hediye biraz olsun neşelendirirdi.
​Yılbaşı ağacının altından herkes hediyesini alıp çekilişte kim çıktıysa ona verdi. Aslı, Sera'yı almıştı. Sera'ya renkli küpe ve kolye almıştı; en tatlı olanı da kupa almasıydı. Kupa da siyah bir kedi vardı. Sera içtenlikle sarılmıştı. Yüzümde belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Sıra Mert'e geldiğinde Ali'ye doğru yürüdü. Gri renkte boğazlı bir hırka almıştı. Sıra sıra herkes hediyeleşti. Sıra bana gelmişti. Aslı'ya doğru yaklaştığımda Aslı meraklı gözlerle bana bakıyordu. Gülümseyerek...
​"Umarım beğenirsin?"
​Aslı kırmızı yıldızlı hediye paketini eline aldı.
​"Teşekkür ederim," dedi; yüzünde sadece durgun bir tebessüm vardı.
​Paketi açtığında ilk kitabı gördü. Eline alıp baktı.
​"Cemal Süreya, Sevda Sözleri," diye mırıldandı.
​Bakışları beni bulduğunda gülümsedi.
​"Cemal Süreya'nın şiirlerini okumayı severim," dedi.
​"Ne mutlu bana, iyi bir seçenek yapmışım."
​Ardından içindeki kolyeyi de çıkardı. Gold renkte ince bir zincire bağlı, pembe kalp şeklinde bir kolyeydi. Taşın etrafını saran ince metal detaylar, Aslı gibi ona zarif görünüm veriyordu.
​"Bu... Bu çok güzel bir kolye," dedi, gözlerini kolyeden ayırmıyordu.
​"İstersen takalım."
​Hiç düşünmeden kabul etti.
​Kolyeyi aldım; Aslı saçlarını havaya kaldırdı. Ben de kolyeyi boynundan geçirip taktığımda, güzel çiçeksi kokusu burnuma doluyordu.
​Geri çekildiğimde kolyesine uzun uzun baktı.
​"Teşekkür ederim, çok güzel hediyelerdi."
​"Rica ederim."
​...
​Geri sayım yaparken telefona bakıp duruyorduk.
​10... 9... 8... 7... 6... 5... 4... 3... 2... 1 ve 00:00
​"HOŞ GELDİN 2025!" diye bağırdık ve alkış tutmaya başladık.
​Bu sene bizi neler bekliyordu bilmiyordum ama tek istediğim yanlış karar verip birini üzmek istememekti.
​...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18