11.bölüm- sorular

Vaveyla Yazarı: Esmanur Taşlıbeyaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 11.bölüm- sorular

Toplantıdan çıktığımızda saat 14:30’u geçiyordu. Artık Sloéne Hanım’la anlaşmamız vardı. Restoranın ikinci şubesi Fransa’da açılacaktı. Hepimiz çok yorulmuştuk. Odalarımıza çıkıp biraz dinlenmeye karar verdik. Yarın da toplantı vardı ama bu sefer Mert ve benim içindi; ne yapacağımız hakkında hiç fikrim yoktu.
Odama girdiğim gibi sıcak bir duş aldım. Pijamalarımı giydikten sonra kendime çay koydum. Cam önündeki koltuğa oturup dışarıyı seyrettim.
…
MERT HALKAN OĞLU –
Canım çok sıkılıyordu. Fransa’ya gelmiştik ama hiç adamakıllı gezme şansım olmamıştı. Çok yorgun değildim. Aslı yorgun olduğu için dışarı çıkma teklifi edemezdim. Sonra aklıma Sera geldi. Acaba o benimle hava almak için dışarı çıkar mıydı?
Sormaktan zarar gelmezdi. Telefonumu şarjdan çıkartıp mesajlar kısmına girdim.
Ben: “Müsait misin?”
Birkaç saniye sonra Sera mesajıma hemen geri döndü.
Sera: “Müsaittim, ne oldu Mert?”
Ben: “Dışarı çıkmayı düşünüyorum da acaba bana eşlik eder misin? Eğer yorgun değilsen tabii.”
Kalbimin ritmi bir anda değişmişti. Derin bir nefes aldım; sakin olmam lazımdı, en fazla hayır derdi.
Sera: “Aslında benim de canım sıkılmıştı, olabilir.”
Ben: “İyi o zaman, ben üstümü değiştiriyorum. Sen de hazır olunca yazarsın.”
Sera: “Tamam, görüşürüz.”
…
Kalbim deli gibi hızlı atıyordu. Yüzümde kocaman bir gülümseme vardı. Ne oluyordu bilmiyordum ama uzun zaman sonra ilk kez böyle hissediyordum. Üstüme gri boğazlı bir kazak, altıma ise bej rengi klasik kesim kumaş pantolon giydim. Saçlarımı düzelttikten sonra aynada kendime son kez baktım. O sırada telefonuma mesaj geldi.
Sera: “Ben hazırım, sen?”
Ben: “Hazırım, aşağı iniyorum.”
…
Hemen aşağı inip Sera’yı bekledim. İçimde garip bir heyecan vardı; içimden sürekli “Sakin ol Mert, sadece biraz yürüyüş yapacaksınız, o kadar” diyordum.
Derin bir nefes alıp verdim. O sırada Sera’nın seslendiğini duydum.
“Geldim, çıkabiliriz,” derken sesi neşeliydi.
Kıyafetlerimiz şansımıza birbiriyle oldukça uyumlu olmuştu. Sera, üstüne gri yakalı bir bluz, altına siyah bol bir kot pantolon giymişti. Turuncu dalgalı saçlarını özgür bırakmıştı.
Koluma girmesi için nazikçe kolumu ona doğru uzatarak, “Çıkalım,” dedim.
Şaşırmış gözlerle baktı, bir saniye sonra koluma girdi.
…
15:40 –
Garip bir şekilde çok sessizdik. Sanki aramızda sözleşmiş gibi ikimiz de hiç sohbet etmiyorduk. Konuşmak istiyordum ama bir türlü konu bulamıyordum. İş hakkında konuşasım yoktu; sadece Sera’yı tanımak, bilmek istiyordum.
Sessizliği bozmak için, “Yoruldun mu?” diye sordum.
Sera başını iki yana salladı.
“Hayır, sen?”
“Ben de yorulmadım. İleride küçük bir kafe gördüm de acaba bir baksak mı?”
Sera belli belirsiz tebessüm ederek, “Olabilir,” dedi.
Karşı caddeye geçip kafeye girdik. Kahverengi desenli duvarlarıyla buram buram kahve kokan, sıcak ve tatlı bir ortamdı. Daire şeklindeki masaya oturduk.
“Sıcak çikolata sever misin?” diye sordum.
Sera başını hızlıca onaylarcasına salladı. Yeşilleri ışıl ışıl parlıyordu.
Sera ile kendime chocolat chaud (sıcak çikolata), yanına da sade kruvasan söyledim. Sol elimi çeneme yerleştirip gözlerimi Sera’nın yeşillerine kenetledim.
Sera, sesinde meraklı bir tonla, “Niye öyle bakıyorsun bana?” dedi.
Mırıltılı bir sesle, “Hiç…” dedim.
Sera bakışlarını kaçırarak kıkırdadı.
“Bakma artık öyle ya!” diye yalandan kızdı.
Onu daha fazla rahatsız etmemek için bakışlarımı üzerinden çektim. O sırada zaten siparişlerimiz de gelmişti.
Anlık bir düşünceyle, “Kafe çok şirin. Acaba anı kalsın diye fotoğraf mı çekilsek?” diye sordum. Telefonu çıkartıp kamerayı Sera’ya çevirdim.
“İstersen seni çekeyim, belki beğenirsen post olarak paylaşırsın.”
Sera’nın bakışları aniden değişmişti sanki. Yutkunduğunu hissettim.
“Peki tamam, sonra ben de seni çekerim,” dedi.
Başımı onaylarcasına salladım.
Kameranın açısını farklı şekillerde tutup elimden geldiğince Sera’yı güzel çekmeye çalıştım. Birkaç fotoğraf çektikten sonra bakması için telefonu ona uzattım. Hiç umudu yokmuş gibi fotoğraflara bakıyordu.
Dudaklarını birbirine bastırdı. “Hım, güzel çekmişsin, teşekkürler.”
“Rica ederim.”
Beğenince derin bir nefes almıştım. Telefonu bana uzattı.
“Sıra sende, ben çekiyorum seni hadi.”
Birkaç poz verdikten sonra Sera’nın beni de tıpkı benim gibi özenle çektiğini görünce yüzümde bir tebessüm oluştu.
Telefonu bana uzattı.
“Al bakalım.”
Ben fotoğraflara bakarken o merakla bana bakıyordu.
“Güzel, beğendim, sağ ol.”
“Rica ederim.”
Çekingen bir ses tonuyla, “İkimiz de çekilelim, anı kalsın,” dediğimde Sera donup kaldı. İstemediğini düşünüp telefonu kapatacağım sırada elimden telefonu aldı.
“Yaklaş bakalım.”
Sandaleyi biraz Sera’ya doğru yaklaştırdım. Yüzlerimizi kameraya yakınlaştırıp gülümseyerek birkaç poz verdik.
…
Saatlerce oturup sohbet ettik. İkimiz de hiç işle alakalı konuşmadık; birbirimizi tanımaya zaman ayırmıştık. Sera’nın sevdiği dizi, film, yemek ve renkleri; yapmaktan hoşlandığı veya onu geren, hoşuna gitmeyen çoğu şeyi öğrenmiştim. Tanıdıkça aslına bakarsan zıt insanlar olduğumuzu anladım ama iyi anlamda.
Mesela Sera klasik roman veya şiir okumayı seviyor, ben ise çizgi roman ve manga okumayı seviyorum. O sebze yemeklerini daha çok severken ben daha çok et yemeklerini seviyorum. Bu durum hoşuma gitmişti. Sabaha kadar oturup Sera’yı dinleyebilirdim ama artık kalkma zamanı gelmişti.
…
ASLI YÜCER –
17:00 – Cam kenarında kitap okuyordum. Sayfaların arasında kaybolmuştum, ta ki midem derin bir boşluk hissedene kadar. Kitabın ayracını sayfanın arasına koydum, odadan çıktım.
…
Aşağı indiğimde Hakan Bey, Soléne Hanım’ın yardımcısıyla konuşuyordu. Tam geçeceğim sırada göz göze gelince durdum. Konuşması bitince yanıma geldi.
“Nereye gidiyorsunuz Aslı Hanım?”
Sormakta haklıydı, Mert’le benden sorumluydu sonuçta ama ben burada büyümüş biriydim. Çoğu yer ezberimdeydi.
“Acıktım da dışarıda yemek istedim. Siz de acıktıysanız bana eşlik edebilirsiniz.”
Hakan Bey hiç düşünmeden teklifimi kabul etti; ister istemez heyecanlanmıştım.
…
Hakan Bey’in istediği üzere bir restoranda yemek yemeye karar verdik. Yer olmadığı için orta masada bir yer bulduk.
Ben sebzeli bir şey yemek için ratatouille sipariş verdim. Hakan Bey ise coq au vin sipariş verdi.
Sanki bir anlaşma yapmışız gibi ikimiz de sessizdik. Göz teması kurmaktan kaçınıyordum.
“Aslı?” dedi, sadece benim duyabileceğim şekilde fısıltıyla.
Gözlerine baktığımda endişeli duruyordu. Neden öyle bakıyordu?
“Efendim Hakan Bey?”
“Aslı iyi misin? Sol elin titriyor.”
Elim titriyordu. Farkında bile değildim; vücuduma ne olup bittiğini anlayamıyordum. Sol elime baktığımda cidden titrediğini gördüm. Zoraki bir şekilde gülümsedim.
“Farkında bile değilim, sanırım acıktığım için oluyor,” dediğimde Hakan Bey kaşlarını endişeli bir şekilde çattı.
“Emin misin? Bayağı titriyor sanki.”
“Hakan Bey, merak etmeyin, iyiyim.”
“Bir çorba iç bence. Soğan çorbası söylüyorum, hızlıca gelir. Zaten önden ye, bizim yemeklerimiz geç gelir.”
“Gerek yok.”
“Gerek var Aslı, itiraz istemiyorum.”
Tam ağzımı açacakken hiç aldırış etmeden garsonu çağırmıştı bile. İçebileceğim tek çorbayı, soğan çorbasını söylemişti.
…
Çorba beş dakika içerisinde hemen geldi.
“Hepsini içeceksin Aslı. Ona göre, elin titremeye devam ederse hastaneye gideriz,” dediğinde şaşırmış şekilde ona bakıyordum.
“Hakan Bey, sakin olun, iyiyim.”
“Aslı, siz bana emanetsiniz; başınıza bir şey gelsin istemem sonuçta,” dedi.
Haklıydı ama biraz abartmıştı. Yine de yalan yok, beni umursaması hoşuma gitmişti.
…
Çorbamı bitirdiğimde yemeklerimiz gelmişti. Sessizce yemeklerimizi yemeye koyulmuştunk.
“Aslı?”
“Efendim Hakan Bey?”
“Şimdi o kadar şef olmak istiyorsun; yediğin yemeğin ne eksiği var, nasıl yapılmalı anlat bakalım,” dedi. Yüzünde eğlenircesine bir ifade vardı.
“Bence domates sosunu gereksiz şekerli yapmışlar ve patlıcanları biraz diri bırakmışlar, onun dışında bir eksiği yok,” dediğimde Hakan Bey başını yana yatırdı.
Gözlerini kısarak imalı bir şekilde bana baktı.
“Bunu umarım sırf cevap vermek için söylemedin Aslı Hanım,” dediğinde kıkırdadım.
“Hayır, gerçekten benim yorumum bu. İsterseniz tadına bakın.”
Hakan Bey çatalı eline alıp yemeğin tadına baktı. İyice tadını alabilmek için çiğnedi.
“Patlıcanlar evet, biraz diri; fırında pek uzun tutulmamış ama sosu yerinde.”
“Şimdi inandınız mı?”
Hakan Bey sırıtarak başını salladı.
“İnandım, inandım.”
“O zaman siz de bana kendi yemeğinizi yorumlayın, ne eksiği var?”
Hakan Bey öne doğru yaslandı, gözlerini benden hiç ayırmadı.
“Tavuk tam anlamıyla iyi pişmiş ama şarabı biraz fazla kaçırmışlar, ağır basıyor. Baharatları da az kullanılmış.”
Dediğinde gözlerimi kastım.
“Hım, siz de acaba cevap vermek için mi yorumladınız?” dediğimde gülmeye başladı.
“Ben senin şefinim, sence ben öylesine yorum yapar mıyım?”
“Şef olmanız sizi bazı sorulardan kaçırmanız anlamına gelmez ama…”
Hakan Bey’in dudakları yalandan alaycı bir ifadeyle kıvrıldı.
“Oradan bakılınca ben sorulardan kaçacak biri miyim?”
Başımı iki yana salladım.
“Yani, sizi tam olarak tanımıyorum.”
“Zamanla tanırsın.”
Ellerimi anlık bir şekilde birbirine çarptım, sadece Hakan Bey’in duyabileceği tonda.
“O zaman klasik bir soru?”
Hakan Bey merakla tek kaşını kaldırdı.
“Hiç aşık oldunuz mu?” dediğimde tebessümle bana bakıyordu.
Kalbim bu soruda biraz hızlanmıştı. 25 yaşında adam, illaki aşık olmuştur.
“Benim aşık olacak zamanım, vaktim olmadı.”
“Nasıl yani?” diye sordum.
“Ben gençliğimi hep kariyerime ayırdım, hiç göz ucuyla birine bakma fırsatım bile olmadı.”
Durgun bir şekilde ona baktım.
“Bu… bu çok yorucu bir şey. Hep iş mi oldu hayatınız?”
Hakan Bey başını onaylarcasına salladı.
“Ben aşk adamı değilim Aslı ve bu saatten sonra aşık olacağımı da sanmıyorum,” dedi. İnancı hiç olmadığı gözlerinden belliydi.
“Büyük konuşmayın bence. Aşkın ne zaman geleceği belli olmaz, belki bir gün kalbiniz birine çarpar.”
Hakan Bey derin bir iç çekti.
“Sanmıyorum, günlerim mutfakta geçiyor; nasıl aşık olayım birine?”
Dudaklarımı büzerek başımı yana yatırdım.
“Aşk bence konumu belirlemez, belki hiç beklemediğiniz bir anda gelir.”
Hakan Bey hiçbir şey demedi, sadece sessizce bana baktı.
“Peki ya sen Aslı?” diye sorduğunda dudaklarımı bastırdım.
“Yani, çocukluk aşkı oldu tabii ama şu an için hiç olmadım. Derslerime, geleceğime odaklıyım; belki sonra aşık olurum.”
“Sen de yani henüz aşık olamadın?”
“Kim bilir, belki aşığımdır?” dediğimde merakla baktı.
“Kime?”
“Bilmem… Neyse, artık hesabı ödeyelim de çıkalım, yarın erkenden toplantı var.”
Konuyu hızla geçiştirmiştim.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

32okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18