8. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 8
Bölümler 18Şu an: Bölüm 8
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Şüphe:
MEHMET İZCİ
30 Haziran Perşembe 00.15
Zar zor kendimi karakola atabilmiştim.
Yaşadığım an daha doğrusu yaşadığımız an ikimiz içinde çok garipti.
Tarif edilemez gariplikte hem de.
Karşımdaki kişinin canını değil kendi canımı acıtmak istemiştim.
Bunun için niye onu üzdüğümü bilmiyorum bile. Şuan farkında olduğum tek şey kırdığım kişiden af dilemek. Ama bulundumuz durum içinde imkansız.
Bağıra çağıra söylediklerim yalan değildi. Doğruydu.
Onu yanımda tuttum çünkü bir şeyler öğrenmek istiyordum.
Söylediklerim içinde eğer bir yalan varsa oda ona bakışlarımın altındaki gerçekti. Söylediğimle ufaktan yakından alakası yoktu ama asıl gerçeğin ne olduğunu sadece onunla çözebilirim gibi..
Onun karşısında hâla daha nasıl bu duruma düştüğüm düşünceleriyle ve kendimi sürekli olarak onu izlediğim o anda buluyorum.O anı aşamıyorum.
Aşamadığım anlar sınırlıdır. Ya da beynim bazılarını sildiği için sadece bilmiyorum...
Düşüncelere dalıp salına salına yürürken karşıma çıkmış olan savcıyı fark etmedim bile.
- Mehmet, dalmışsın? Davayı mı düşünüyorsun? Ekibin başında da sen olunca bu cinayete daha fazla takılmış olmalısın.
- Ne ben mi başındayım? Yanlış söylediniz sanırım.
-Evet bu davanın başına seni vermişler nası bilmiyor musun?
- Yeni geliyorum cinayet mahalinden, o yüzden daha söyleme fırsatı bulamadılar sanırım.
Bak işte yine aynı şey olmuştu. Yine sinirin tepeme çıkıcak bir şeyler olmuştu.
-Müdürün odasına uğrasan iyi olacak, daha sonra görüşelim yoğun hayatımız var biraz kafa dağıtmaya ihtiyaç oluyor.
Omzuma hafif bir dokunuşla birlikte daha iyi olacak der gibi gözlerime baktı.O koridorun diğer tarafındaki kapıya giden yolu yarılamışken aklımda bitmek bilmeyen şimşekler tekrardan çakmaya başladı.
Daha demin savcıdan duyduğum şey doğru muydu? Bana neden daha önce söylenmemişti?
Hiç sıkıntım yokmuş gibi artık çözmek istemediğim dava üzerime kalmıştı. Harika.
Hızlı adımlarla cinayet büroya yürürken müdürün odasına uğradım.
Duyduklarımın doğru olduğunu ekibin başına beni geçirdiğini, olayları dışardan izleyeceğini anlattı. Ben neden beni tercih ettiğini sorgularcasına sorular sorunca da işte o duymayı istemediğim cümleleri duydum.
-Bulduğun kadın ismi neydi Aysu mu , Aylin?
-Açelya, Açelya Şen efendim.
- Ahh, evet Açelya. Onu bulmuş olman davaya çok farklı bir bakış açısı kazandıracağını düşünüyorum. Ve bu başarının sahibi senken başka birinin ekibin başına geçmesi, davayı yakından incelemesinin doğru olmayacağını düşündüm. Özellikle de gurununu çok fazla zedeleceğinin farkındayım.
Sözlerini bitirdiğinde istemediğimi söyleceğimi anlamış gibi düşüncelerimi anlatmaya başlayamadan beni bastırarak konuştu.
-Birde tabii ben böyle istiyorum,oğlum.
Bu ekibin başındasın ve sen yürüteceksin. Davanın başlangıcında yaptığın yanlışı yapacağın diğer doğrularla düzelteceksin...
Verdiği emirlerini etrafa savurduktan sonra sakince cümlelerine devam etti.
-Şimdilik bu kadar Mehmet komiser, gidebilirsin.
Ben kapıya yönelip kapı kolunu tutmak için elimi uzatırken unuttuğu bir şeyi, verdiği onca emire ekledi.
-Mehmet komiser bi an önce Açelya hanımın ifadesini alırsanız iyi olur.Davaya savcı atamışlar, basının da ilgisini çekmesi an meselesi bi an önce ilerleme katetmeliyiz. Söz konusu bu olay basına düşerse tüm gözler üzerinizde olur. Bunun olmasını istemeyiz değil mi?
Verdiği emirler mi yoksa onun babam oluşu mu en çok canımı sıkan şeydi hâla daha çözemiyorum.
Her seferinde yaptığı baskılar, beni bastırışları hatta kararlarımı dinlemeyişi her yerde devam ediyordu.
Hafif baş sallayışıyla odadan çıkışım bir oldu.
İstemediğim onca şey yapmışken şimdi yine istemediğim bir şeyi yapmak için sorgu odasının yolunu tutmuştum.
İlk defa bir sorgu için kendimi hazırlamam gerekti. Tam da kapıya vardığımda bi kaç dakika kendimi biraz yaşıyacağım olaya hazırlamaya çalıştım.
Kendimden emin olduğumda ise her şeyi unutmuşçasına içeri girdim.
~
AÇELYA ŞEN'in 29 Haziran da Yapılan Sorgusu:
Mehmet komiser: Evett, bakalım karşımızdaki kişi kimmiş?
Açelya Şen.
Önümde bulunan onunla ilgili kağıtlara dikkatle baktım
Mehmet komiser: Sabıkamızda yok güzel. Açelya hanım bize dün geceden bahseder misiniz?
Açelya Şen:Anlatmak zorunda olduğumu sanmıyorum. Avukatımı bekleyeceğim.
Söylediğim sözlere çok kırılmış olmalıydı. Kırılmasa böyle duvar örer miydi? Ya da o duvar hep vardı ben fark edemedim.
Mehmet komiser: Tabi ki bekleyebilirsiniz ama sizin açınızdan iyi olucağını hiç sanmıyorum.
Açelya Şen: Neden?
Mehmet komiser: Önümde bulunan kağıtlarda sadece sabıka kaydınızın olduğunu düşünmüyorsunuzdur herhalde. Burda maddi durumunuzdan, attığınız her adıma dair bir bilginiz var. Bunca sayfalar boşuna önümde durmuyor.
Açelya Şen:Bu kadar derinlemesine araştırılacak kadar önemli olduğumu düşünmemiştim. Onure oldum doğrusu.
Hafif, alaycı bir gülümseyle tamda gözlerimin içine bakıyordu. Benimle dikleşiyor, iddialaşıyordu. Onun, bana dair nefret bile olsa bir duygu hissetmesi hoşuma gitti. Ve sorgu olayını bir nebze de olsa kolaylaştırıcak gibi duruyor.
Mehmet komiser: Burda gördüğüm kadarıyla evinize hırsız girdi diye polise ihbarda bulunmuşsunuz doğru mu?
Açelya Şen: Doğrudur.
Mehmet komiser: Açelya hanım evinize giren hırsızı kendi imkanlarınızla bulup neden öldürdünüz?
Cümlelerimi tamamlayıp ağzımdan döküldüğü an yüz ifadesi değişti. Gerçekten korkuyor muydu?
Yan tarafımda bulunan cammın arkadasında bizi izleyen yüzlerin olduğunu bilmesem ona sarılırdım. Hem de hiç bırakmayasıya..
Açelya Şen:Ne saçmalıyorsunuz? Öyle bir şey yok kimseyi öldürmedim ben.
Beni ilk bulduğunuz da anlattım ya olan biteni daha ne istiyorsunuz benden?
Mehmet komiser:Sakin olun lütfen.
İşim gereği fikir yürütmem gerek. Bende şuan işimi yapıyorum.
Derin bir nefes aldım.
Bana anlattığı zamana ve ondan sonrasına dönmek bana iyi gelmeyeceği için bu nefese ihtiyacım vardı.
Mehmet komiser:Evet, biliyorum sizi ilk bulduğumda olan biteni bana anlattınız. Anlattıklarınızın resmiyete geçmesi de gerek. Ve siz bunu kabul etmiyorsunuz.
Bu durumda da bize fikir yürütme olanağı sağlıyorsunuz.
Evet bakalım başka nasıl bir senaryo olmuş olabilir? Siz de bize bu konuda yardımcı olmak ister misiniz?
Çıt çıkmadı. Onu söylediğim şeylerle daha da kışkırtmıştım. Gözleri kalbimi delip geçiyordu.
Mehmet komiser: Size şunu söyliyeyim şuan kelepçe takma ve hatta katil diye size damga vurup direkt bu dosyayı sonsuza dek kapatma imkanım var. Gördüğüm kadarıyla bir katil motivasyonuna da sahip bir profiliniz var .
Yani anlayacağınız çok kolay bir şekilde her şeyi oldu bittiye getirttebiliriz.
Gerçekten bunu mu istiyorsunuz?
İstediğiniz buysa yerine getirmemiz de hiç bir sakınca görmüyorum.
Sustum. Ona baktım. Hâla daha tek bir tepki vermemişti. Ne düşündüğünü bile anlayamıyordum. Belki de çok duygusal yaklaşıyordum olaya. Belki de gerçekten katil oydu?
Bunu düşündüğüm için kendime çok kızdım ama düşünmek zorundayım.
Ben bir polisim. Ben bir polisim. Ben bir polisim....
Kendime düşüncemin yanlış olmadığına ikna edene kadar bu cümleyi tekrar ettim.
Israrla cevap vermemeye devam ediyordu. Kalktım yerimden odanın içerisinde bulunan o gri kapıdan çıkmaya hazırdım. Tam çıkacakken sonunda cevap verdi.
Teşekkürler.
Teşekkür ederim. Seni katil yerine koymak zorunda bırakmadığın için.
Açelya Şen:Tamam, tekrardan anlatacağım. Oturun lütfen.
Yerime oturup, başlaması için başımla onay verdim.
Açelya Şen: Her şey üst üste gelmişti. Her insanın bir dönem hayatında olduğu gibi. İçim sıkıldı ailemin mezarlığına gittim. Sonrasında ordan bir yol tutturup yürümeye başladım.
Mehmet komiser: Hangi yoldan, hangi caddeden gittiğinizi hatırlıyor musunuz?
Açelya Şen:Hayır. O gün kendimde değildim. Geçtiğim yerlere dikkat edicek kadar halim yoktu. Sadece içimdeki sıkıntılar geçene kadar yürüdüm.
En son etrafıma bakıp dikkat ettiğim de size daha önce de bahsettiğim o zili duydum.
Mehmet komiser: Zil dediniz, bu nasıl bir zil? Nerede duydunuz? Neden dikkatinizi çekti? Daha önce duyduğunuz bir şey miydi?
Açelya Şen:Sadece dinler misiniz lütfen. Benim için anlatması bile zor olan bir olayı soru sorarak daha da zorlaştırıyorsunuz. Çok zor bi gündü ve üstüne üstlük mağdur olduğum halde az önce katil damgası yemek üzereydim . Sizin şevkatinizi, acımanızı beklemiyorum ama en azından...
Mehmet komiser:Açelya hanım şunun farkına varmalısınız. Ne ben bir psikoloğum ne de siz bir danışan.
Burda sorgu odasında bir polisin karşısında oturuyorsunuz.
Evet sizin açınızdan siz mağdur olabilirsiniz ama bizim açımızdan nasıl görüneceğinize sizin duygularınız değil bizim düşüncelerimiz yönlendirir.
Bir süre sustum. Sorgu boyunca yaptığım gibi.
Mehmet komiser:Beklediğiniz anlayışı gösterelim bakalım.
Hızla ayağa kalkıp odanın içerisinde bulunan telefonu elime aldım. Direkt açılan telefonun öbür ucundaki polise yemek, su gibi şeyleri getirmesini emrettim. Bunları yaparken hep ona dönüktü yüzüm.Her ağzımdan kelimeler döküldüğünde nasıl tepki verdiğini görmek istiyordum.
Mehmet komiser:Biraz düşünün Açelya hanım. Tüm detayları. Bize anlatabileceğiniz her şeyi düşünün.
Dinlenin.
Tekrar geldiğimde tüm iş birliğinize açık olacağım.
~
Zorlu sorgudan çıktığımda artık gece olmuştu hatta ertesi güne başladık bile sayılırdı.
Ekibin başında benim olduğumu öğrenmem çok geç ve saçma bir şekilde olduğu için ekibimle tanışamamıştım.
Her seferinde olan o resmi ama sonradan samimiyet seviyesi artacak konuşmayı yapmam gerekiyordu.
Ama ben yapılan baskılar yüzünden direkt sorgu odasına girmeyi tercih etmiştim.
Bize ayrılan bölüme gittiğimde hepsinin harıl harıl çalıştığını görmek beni rahatlattı.
Aklım karıştığında polis olduğumu hatırlatacak insanların çevremde oluşu güzel bir şey.
Güzel olsa da bunu onlara söylemicektim. Bazı şeylerin zamanla olması gerekiyordu. En azından bana öğretilen buydu.
-Evet arkadaşlar iki dk bana ayırın lütfen.
Tüm dikkatler üzerime toplanmıştı. Ve o an ilk defa kendimi gerçekten önemli biri gibi hissettim.
- Öncelikle hepinize kolay gelsin. Mâlum bana geç söylediği için tanışma faslını yapmadan işe koyulmamız gerekiyor.
Yavaş yavaş isimleri oturturum.
Ama sizin beni tanımanız gerektiğini düşünüyorum. Ben Mehmet.
- Sizi tanıyoruz amirim. Heleki daha demin ki içerde yaptığınız şovdan sonra tanımayanlarda öğrenmiştir.
-Öncelikle ismin neydi?
-Arif.
-Arifçim samimi olma durumlarını zamanla halledicez birden bokunu çıkarmayalım. Ayrıca biz şovmen de değiliz.
-Haklısınız, amirim
Mahçup olmuştu. Zamanla azarlamalarıma alışıp bu mahçupluğu kaybolacaktı. O yüzden biraz seyredip keyfini sürdüm.
-Aramızda bir Arif var başka peki kim var? En azından isim öğrenecek vaktimiz var sanırım.
-Zeynep
-Ayhan
-Ümit
-Harika, tanıştığımıza göre artık iş paylaşımına geçelim.
Üstü hali hazırda dolu olması gereken tahtanın önüne geçtim.
Arifin masasında gördüğüm fotoğrafları alarak ilerledim.
Fotoğraflara bir çırpıda baktığımda Açelyanın o mükemmel resmini gördüm.
Pürüzsüz bir güzelliğe sahipti. Ben, fotoğraftan bana bakan gözlerine dalmışken Arif sesiyle odağımı ona çevirmek zorunda bıraktı.
-Amirim, kalem veya mıknatıs arıyorsanız burda getireyim hemen.
-Evet, Arif onu arıyorum.
Ona cevap verdiğim gibi yanıma damlaması bir oldu.
Elimdeki cinayet mahalinin, maktülün ve tek görgü tanığımızın resmini astım. Hemen onlara dönerek konuşmaya başladım çünkü saat geçti ve onlarında benimde enerjim tükenmişti.
-Biliyorsunuz ki daha görgü tanığımız ifadesini tam olarak vermedi. Yarın devam edeceğim ama onu konuşturana dek bi bildiklerimize bakalım.
Otopsi raporu geldi mi?
- Hayır, amirim. (Zeynep)
- Tamamdır sen otopsi raporu işini hızlandır. Doktora söyle maktülü incelerken fotoğraflar dışında birde vidyosunu çeksin.
Arkadaşlar peki maktülümüz kim? Bunu biliyor muyuz?
-Muhtemelen ellilerine yakın bir kadın.
Evinde bulduğumuz kimliğe göre bu kişi bir öğretmenmiş ama.. (Ümit)
-Biraz hızlı arkadaşlar. Ama!?
-Ama kimlik yıllar önce ölmüş birine ait. (Ayhan)
-Yani kimlik sahte. O zaman otopsiden gelicek rapor daha da önem kazandı.
Zeynep otopsi raporuyla çok yakından ilgilen. Ayrıca bu kimliğini kullandığı kişinin bir akrabası tanıdığı olabilir mi maktülümüz onu araştırın. Mesela kardeşi, arkadaşı ne bilim kuzeni gibi..
-Tamam amirim ona ben bakarım.
(Ayhan)
- Etraftaki kameralar ne alemde? Bizim ülkemizde yaygın değil ama belki araba kamerası tarzı bir şey vardır. Bulabildiniz mi?
- O tarafta kamera bulunuyor evet ama hepsi özel hayat gizliliği zırvalamarından kendi arsaları içini görecek şekilde ayarlıymış. (Ümit)
- Sadece kendi mülklerini görücek açıya koyduktan sonra ne anladım ben kameradan!?Bu ülkeye çok bilmiş insan da iyi değil kardeş ya, çattık resmen!?
- Ben yine komşuları sorgu için tekrardan gidicem o zaman ifadelerden bir şeyler çıkar diye düşünüyorum. (Ümit)
-Amiriim sormaya korkuyoruz ama..(Arif)
-Hızlı demiştim değil mi arkadaşlar!!
- Amirim elimizden kaçan cinayet mahalindeki o şahıs için ne yapmamızı istersiniz? (Arif)
-Birde o vardı değil mi? Doğru şu kadınla uğraşırken unuttum ben onu.
Nasıl unuturdum onu? Ben gerçekten bir polis miydim, nasıl çıkardı aklımdan? Hemde benim ellerimden kaçmışken.
-Sanırım bu duyulmuş bu yüzden detaylı inceleme için de savcı atamışlar olaya.
(Zeynep)
-Evet işte arkadaşalr tam olarakta bu yüzden çok sıkı çalışmalıyız.
Siz olay yeri incelemeyle birlikte haberi alıp geldiniz değil mi, benim gibi?
Hep bir ağızdan evet dediler.
- İyi o zaman size yarına kadar süre benim gözümden kaçmış olabileceğini düşündüğünüz bir şeyi buluyorsunuz.
Bulan olursa elindeki işi bir kenara bırakıp araştırmaya başlıyor tamam mı?
Hepsi anladıklarını küçük bir baş işaretiyle gösterdiler. Ama tabi ki Arif susmayacaktı. Arifle çok işim var.
- Amirim peki bunu bir yarış gibi mi algılayalım bulan mesala bir şey mi kazanacak?(Arif)
-Aynem, aynen sizi teşfik edecekse öyle düşünün. Bir yarış, bir iddia gibi. Hadi sizi hefeslendirmek içinde bir de ödül koyalım sonuna eğer bulursanız bir akşam yemeği benden.
-Ooo şimdi tüm gece çalışırım ben o zaman. ( Arif)
Her şey yavaş yavaş rayına oturuyordu. Hiç bir şey olmamıştı ama artık koşuşturmada tek başıma olmadığımı hissetmek iyi gelmişti.
Ne olursa olsun bulacaktım katili,başka hiç bir şansı yoktu. Heleki avuçlarımdan kaçan zanlı olabilecek biri kaçmışken.
Babmın dediği gibi eğer bu basına sızarsa meslek hayatım çok büyük bir darbe yerdi ve bu olmasını isteceğiö en son şey.
Ağır adımlarla saatin kaç olduğunu bilmez bir şekilde karakokdan çıktım.
Eve gidip bir duşa ihtiyacım vardı.
Ertesi güne başladığımda aklımı karıştıran kişiden tamamen sıyrılmış bir şekilde olmalıyım.
Ve yardımcı olarak sadece bunu görebiliyorum.
Bugünkü sorguyu düşündüm.
Bana bakışlarını, o ciddiyetini.
Olabilir miydi gerçekten? Ya da yardıma yataklık mu etmişti?
Söylediklemedikleri var mıydı?
Tüm samimiyetiyle anlattığını düşündüğüm şeyler gerçekten doğru muydu?
Hayatım boyunca aklımda sürekli sorular vardı. Beynimin içi hep bir kuşkuyla doluydu. Çünkü ben bir polisin oğluydum. Bizim evde şüphe etmek farz kabul edilirdi.
Yeri geldi kendimden bile şüphe ettim.
Ama şimdi şüphe etmek çok zor.
Her ne kadar dilim oraya varamasa da belki de başka bir yerde tanışsak geleceğimizin olabileceği kişiden, Açelyadan şüphelenmek en acı verici durum.
Ona kuşkucu gözlerle bakmak yaralarıma tuz basmak gibiymiş...
Yıllar sonra kendimi bulduğum bu çıkmazda kaybetmek çok zormuş.
Her yaptığım harekette ona zarar vermek onun ölümünü izlemekmiş. Onu öldürmek...
Peki, bende bir cinayetin olmasına sebebiyet ver miyor muyum? Ben de birini yaralamıyor muyum? Ben de bir katil sayılmaz mıyım?
Sevdiklerimize hiç acımadan sözlerimizle yaralarken bizde bir katil olmuyor muyuz?...
~Bölüm Sonu ~
Bölüm etkileşimi
