3. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 3
Bölümler 18Şu an: Bölüm 3
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Gelir Geçer:
ARAS ÖZGENİŞ
29 Haziran Çarşamba
Karanlığın ağırlığı üstüme çöktü. Ve yavaş yavaş karnımdaki yaranın acısı da arttı. Bunlara ek olarak klasrofobim beni darlamaya başladı.Her zaman geldi mi her şey üst üste geliyordu ve şimdi de aynı öyle oldu.Beni çok zorlu, kendimle savaş verdiğim bir yol bekliyor ve ben korkuyorum. Burdan kurtulmam için tek bir seçeneğim oldu ve onu mükemmel bir şekilde kullanmak istiyorum. Eğer vazgeçersem hiç işlemediğim bir cinayeti üstüme almış olucaktım. Belki 15 belki 20 sene sadecd dört duvar arasında yaşacaktım tabi yaşayabilirsem..
O yüzden yapmam gereken tek şey bu zorluklara biraz daha katlanmaktı.
Sadece oyunun oldukça zor olan bir bölümünü geçmem gerekiyordu. Ama adı üstünde geçmesi oldukça zor bir bölüm..
Burası çok dar ya da karanlıktan dolayı böyle gözüküyor. Ama anlayabilmem için en ufak bir ışık yok.
Gözlerim karanlıkta dura dura alıştığı için bir şeyler görür gibi oluyordum ama sadece hayal kırıklığından ibaretti.
Hiç bitmeyen bir tünelde gibi sadece yürüdüm. Yürüdükçe canım sıkılıyor, aklım benimle dalga geçiyor.
Ben kendimi yolun sonuna az kaldı diye telkin ederken beynim aksini idda ediyor panik olmama neden oluyordu.Tüm duygularım karışmış, ne hissetmem gerektiğini bilmiyorum.
Geri dönmek ya da yola devam etmek arasında gidip geliyorken bir an nefesim kesildi. İçim sıkılıyordu bu kapalı alanda olduğum için ama bu başka bir şey.Ne yaramın acısı ne içimin sıkılması beni olduğum yerde kalmama neden olmamıştı. Ama bu beni çok zorladığı için olduğum yere, nasıl olduğuna bakmadan oturdum. Yavaş yavaş nefes alıp vermeye çalıştım ama olmuyordu, kendimi rahatlatamıyordum. Son bir kez derin bir nefes alıp, aklımdan bir şeyler düşünmeye başladım. Hayallere dalmak her zaman beni rahatlatmıştır. Yine bunu yapmaya çalıştım. Tabi öyle zamanlarda kulaklıklarımla, müzik bana destek oluyordu. Malesef şuan müzikle kendimi rahatlatmak bile lüksken bir kez daha derin bir nefes alıp güzel anlardan kendime kısa bir vidyo seyrettirdim.
~
Ani bir buluşma kararı alıp toplaşmıştık. Kocaman masanın etrafında sağ baştan :Ablam, Alya, Taylan, Emir ve ben. Mükemmel beşli.
Hepimizin farklı farklı yanları var, hepimiz birbirimizden bağımsız kişiliklere sahibiz. Ama bu farklılıklarımızı sevdiğimiz için çok iyi bir beşliyiz.
Normalde asla sohbeti bitmeyen, konuşmaktan çenesi ağrıyan bu grup bugün biraz durgundu. Herkes telefona dalmıştı ve bu normale göre çok anormal.
Ben etrafıma bakarken Alya sarı saçlarıyla oynayarak telefonuyla ilgileniyordu. O kadar dikkatli bakıyordu ki neye baktığını çok merak ettim. Tam whatsapptan soracakken hissetmiş gibi yeşil gözlerini gözlerime dikti. Düzgün şekilli burnu, dikkatli bakılınca fark edilen çilleri ve sarı saçları onu grubumuzun en aşko kuşko kızı yapıyordu. Tabi buna birde karakteri de eklenince bu kategoride kimse onu geçemez.
Gözlerimiz uzun süre keletlenince ben özelden yazmaya yeltenmiştim ki o yazdı.
~Heyyy noldu?
~Baksana çok sessiziz. Sence de bu çok tuhaf değil mi?
~Evet. Hmmm.. Bu grubu birinin canlandırması gerek o zaman.
~Oooo.. Alya hanımdan atak mı geliyor yoksa? Sana ihtiyacımız var. Göster kendini 👻
Ben bunu yazdığım gibi "Ne konuştuk behhh!" grubundan bildirim geldi.
~Ne konuştuk behhh! ~
-Heyy arkşlar cidden ne konuştunuz behhhh! Alya~
-Cidden bu kadar basit bir atak yapacağını düşünmemiştim. Paslandın mı yoksa?! Aras~
-Bu hakarete nasıl karşılık vereceğini merakla bekliyorum...Umarım geçen sefer ki gibi pasta atmalı, ıslatmalı bir ceza olur 🙏Emir ~
-Hahaha... Geçen sever kaçtın diye kendine çok güvenme bence cnm 😁Açelya~
-Eee Taylan nerde? Güneşin altında eriyerek öldü mü yoksa? Öldüyse söyleyin bu güneşte cenaze namazı kılamam, akşam üstü halledelim o işi 🥸Emir~
-Ay ay ay.. İki dakika kaybolduk hemen demişler öldü, şimdi desinler kral geri döndü hah! Taylan~
-Artık bunu diyeceğini hepimiz tahmin ediyoruz. Hatta sırf bunu diyebilmek için bile geç yazmış olabilirsin. Alya~
- Tamam favori cümlen olabilir ama azıcık değiştir be kardeşim kendini! Biraz inavasyon, birazz lütfen!? Aras~
-Arkadaşlar farkında mısınız bilmiyorum ama şu an aynı masa da yan yana oturuyoruz. Ve bu dışardan kim bilir ne kadar garip duruyor. Artık telefondan konuşmayı bıraksak mı ne dersiniz?Açelya ~
Bu yazıyı herkes gördükten sonra hepimiz birbirimize baktık. Ve bir süre birbirimizi inceledik.
Emir her zaman ki gibi kemirecek bir şey bulmuş ve bir eliyle tutup onu kemiriyordu. Üstünde kombini tamamlansın diye giydiği ince ceketi bu sıcağa rağmen çıkarmamıştı.Saatlerce şekil vermeye çalıştığı saçları hafiften dağılmıştı ama bu durum onu kötü göstermek yerine daha da karizmatik bir hale sokmuştu tabi o aksini düşünüyordu. Bunu ona anlatmak her şeyden daha da zor bir iş. O yüzden herkes vazgeçmişti.
Telefonun ışığı kapandığında, siyah ekranda dağılmış saçlarını gördü ve saçlarıyla oynamaya başladı. Bir şey söyleyip, günde 100 defa tartıştığımız bu konuyu açmamak adına kafamı hemen Taylana çevirdim .
Oda benim gibi boş boş etrafı süzüyordu. Üşengeçliği dünyada ki tüm insanlarınkine bedel. Hatta bunu saçını hiç taramadan gelmesinden bile anlaşılıyor ya da ben onun üşengeç olduğunu bildiğim için bana öyle geliyor.
En son gözlerim ablamı bulduğun da kolyesini düzeltmekle meşguldü. O kolyeleri hiç bir zaman düzgün durmuyordu. Saçı çene hizasında olsada illa saçına takılıyorlar .
Kolyesini düzelttikten sonra oda herkes gibi ela gözlerini birilerine dikti. Tatlı bir yüz tipi olduğundan insanlara dik dik bakmış hali bile
insanı mutlu eden cinsten bir surat ifadesi oluyordu.
Bakışma seansımızı bitiren benim sözcüklerim oldu. Zira biraz daha bakışsaydık sabır taşım çatlayacaktı.
-Yeter mi arkadaşlar birbirimizi incelememiz.
Alya hemen lafa atladı.
-Yetti, doydum vallahi suratlarınıza uzun bi süre sessiz kalmayın lütfen!
Emir almayı değil, emretmeyi seven Taylanda hemen lafa girdi.
-Tabi Alya hanım. Siz isteyin yeter ki sabahlara kadar konuşuruz.
Taylanın cümlesi bittiğinde Alya ona tatlı bir dil çıkardı. Benim bildiğim Alya bunu devam ettirirdi ama bu sefer öyle yapmadı.
-Arkadaşlar bu sıkıcılığınızdan çok sıkıldım. O yüzden siz birbirinize bakarken ben de plan yaptım.
Herkes merakla bekliyormuş gibi yaptı çünkü eğer yapmazsak söylemek için bizi süründürürdü .
-Şöylekii bir piknik sepeti yapıyoruz ve sahile gidiyoruz. Denize girmek isterseniz girersiniz istemezseniz kumsalda takılırız. Eğleniriz, zaten uzun süredir yapmamıştık böyle bir şey.Heh ne dersiniz?
Herkes sessizce onaylandıktan sonra bir saat içince tüm eşyaları hazırladık ve Alyanın arabasıyla rahat bir şekilde sahil tarafına gittik. Eğer araba olmasaydı şuan kimse bu sıcakta gitmek istemeyecekti ve bunu Alya bildiği için her zaman biz oylama yapmadan önce arabanın anahtarını havada sallar böylelikle oylamayı hep o kazanır ve böylece rahatla her istediği yere bizi sürükleyebiliyordu.
Bizim arkadaşlığımız çok uzun bir arkadaşlık ve bu bizi farklı her bir puzzele parçasına dönüştürdü. Tekken anlamsız, birlikteyken dünyanın en güzel resmi.
İşte bu yüzden arkadaşlığımızı seviyorum :Saçma bir durumda birbirmizi kollamayı, sevmeyi, saygı duymayı bırakmayacak bir grubuz.
Belki de hayatımda tek şükrettiğim şey arkadaşlığımız olabilir.
...
Sahile geldiğimizde kirleneceğini söylememize rağmen Alyanın inatla aldığı beyaz örtüyü kumların üzerine serdik. Yiyeceklerin üstünü açmadan örtünün üstüne koyduk ve sonra herkes kendine bir yer seçti.
Sahile vuran dalgalar eşliğinde sohbetlerimizi ettik kahkahalarımızı attık. Belki de hepimiz içimizden bu grubun ayrılmaması için dua ettik.
Herkes farklı bir köşeye çekildiğinde telefondan beni düş alemine sürükleyen Fransızca şarkılarımdan bir tanesini açtım ve dinlemeye başladım. Kimse bir şey demedi çünkü herkesin içinde gerçekleşmesini istediği bir hayali vardı. Hepimiz uzaklara daldıp hayallere dalmaya ihtiyacı vardı. Ve o hayal alemlerimizde dolaşırken kulaklarımızda en sevdiğim şarkılardan biri çalıyordu.
"Si plus rien n'a de sens (Artık hiç bir şey ifade etmiyorsa)
Si tu n'as plus la foi(Artık inancın kalmadıysa)
Plus rien à donner(Verecek hiç bir şeyin yoksa)
Dis-le moi, dis-le moi(Bana söyle, bana söyle)
Si t'as tout essayé(Eğer her şeyi denediysen )
Tout tenté, espéré(Risk almayı dene)
Que ton monde change(Umarım dünyan değişir)
~
Bu güzel anıyı hatırladığımda o zaman dinlediğimiz şarkı aklımda çalmaya başladı. Ve beni daha da rahatlattı. Onlar şuan yanımda değil evet ama ben risk aldım, ve dünyamı değiştiricem. Üstüme yükledikleri sorumlulukları kabul etmicem çünkü onlar benim değil.
Ben hiç bir zaman, bir canavar olmadım olamamda...
Cana kıymak kolay değildir. Hele ki benim gibiler için hiç kolay değildir.
Ben sadece...
İnsan kendine karşı hep acımasızdır. Ağzına geleni söyler, bakmaz bile kendi içinde yarattığı enkaza.
Ve bende herkes gibiyim, herkes gibi kendine karşı en acımasız eleştirici.
Bu yüzden içimdeki ben, cümlelerini en sertlerinden seçer ve onları tamamlamaktan hiç korkmaz. Ama bu sefer öyle olmadı.Bu kez tamamlayamadı.
Ben şuan burda yıkılırsam ;içimdeki en küçük kırıntı bile kalmayacak şekilde umutlarımı katledersem beni burdan kimse kaldıramaz. O yüzden bu sefer bunu kendime yapmayacağım.
Sakinleşip, nefes alışalarımı düzenlediğimde kendimi daha da iyi hissettim. Her yıkılışın bir ayağa kalkışı vardır, her gün batımın bir gün doğumu vardır mutlak sona kadar.
Biraz daha karanlığın içinde yürüdüm. Daha ne kadar yolum olduğunu bilmeden yürürken bir ışık süzmesi gördüm. Tahmini 15 dakikaadır buradayım.
~ Gerçekten 15 dakika mı? 20,25 veya 30 olmasın? ~
Sahi gerçekten ben 15 dakikadır mı buradayım? Hayır beynin seninle oyun oynuyor ona kanma, ona kanma.
Derin nefes aldım, düşüncelerime tekrardan odaklandım.
Burda 15 dakikadır buradayım ve bu 15 dakika içerisinde delirmiş olmam çok muhtemel.
Bu yüzden kendimi çok fazla heveslendirmeden yürüdüm.
Gördüğüm o şeye ulaştığımda gerçekten de yolun sonuna gelmiştim.
Gördüğüm o ışığa ulaşmıştım, başardım.
Son bir adım daha attım ve aralıklı bir tahta kapak vardı. Işıklarda zaten kapağın aralarından içeri giriyorlardı.
Yavaşça elimle kapağı kaldırdım. Ve işte bir adım daha attığımda dışardaydım.
Çıktığımda etrafı hızlıca kolaçan ettim. Ama işime yarayacak hiç bir şey yoktu. Sadece kocaman bir ormandaydım. Görünürde uzun ve seyrek ağaçlardan başka bir şey yoktu.
Kendi içimde hesaplaşmamla birlikte belki 20 dakika aşağıda durmuştum. Bu süre çok fazla değildi bu yüzden kaçtığım evi görebileceğimi düşünüyordum ama hayal ettiğim gibi olmadı.
Daha önce arkadaşlarımla kamp yapmıştık ama o zamanlar onlarla birlikte olduğum için hiç yön duygumu test etmemiştim. Bu yüzden yön duyguma güvenip güvenmemem konusunda bir fikre sahip değilim.
Buna rağmen bir yöne doğru gitmek zorundayım.
Ne taraftan gideceğime karar vermek için son bir kez bana yön bulmamda yardımcı olabilecek bir şey var mı diye etrafa baktım. Anlaabildiğim tek şey birazdan güneşin batacağı ve bu ormanda tek başıma kalacağım.
Bu yüzden hemen harekete geçtim. Hızlı adımlarla içimden gelen yöne doğru yürüdüm.
O kadar uzun süredir tek başımaydım ki unuttuğum iç sesim yine kendini ortaya çıkardı.
~ Buradan çıkamayacaksın. İddiaya var mısın? ~
Uzun süredir heyecandan, korkudan kulak asmadığım iç sesim, ilk hamlelerini en acımasız şekilde yaptı.
Öyle yorgun ve bitap düşmüştüm ki kendimi savunacak halim yoktu.
Sadece hayır diyerek kötü düşünceleri aklımdan silmeye çalıştım.
Ormanda yürürken etrafa da olabildiğince dikkat etmeye çalışıyordum. Eğer geri dönmemi gerektirecek bir durum olursa yolumu bulabilmek için. Ama bazı ağaçlardaki belli belirsiz pembe noktalardan başka bir şey yoktu. Biraz daha dikkatli baktığımda nokta konmuş ağaçların hepsi belli bir yol çiziyorlardı. Aklımda bu birinin kasten yapmış olabileceği şüphesi düştü. Özellikle konmuş olduklarına kanaat getirdiğimde aklımda yeni bir soru beliri verdi.
Acaba bunları kim yapmıştı ve neden?
Her ne kadar ilk aşamada, bana yardım ettiğini sandığım hemşirenin yaptığı bir şey gibi düşünsemde; bu kadar büyük bir organizasyon yapması, beni tanıması ama benim onu tanımamam gibi bir sürü saçma ve açıklanamayan durum varken en salakça düşünce buydu.
O yüzden aklımı daha mantıklı şeyler düşünmek için yordum.
Aslında cevap çok basitti ama beynim birinin beni gelip kurtaması yönğnde olduğu için sürekli birisine ve birilerine bağlanıyordu.
Burası tam bir av merkeziydi. Ve şuan av sezonundaydık. Büyük ihmalle avcılar birbirlerine yön göstermek için yaptığı bir tür işaretti.
Bir süre aklımdaki soruları sesize alıp sadece noktaları takip ettim.
Noktalar bittiğin de orman bir asfalt yola çıkmıştı.
Büyük ihtimalle asfalt yol ormanı ikiye bölüyordu.
Birine cevap bulamadan yeni sorular ortaya çıkıyordu. Şimdi ise aklıma oluşan soru yolda bir araba bulmak için şansımı denemeli miydim yoksa yolun diğer ucundaki ormanda pembe noktaları aramalı mıydım?
Sabahtan beri olan olaylarda belki de ikinci defa seçeneklerim olan durum içerisinde kalmıştım.
Ve benim gibi kararsız insanlar için bu büyük bir dert. Aynı zaman da seçeneğinin olmaması da çokça can sıkan bir durum.
İçimde bir huzursuzluk var ve bu yavaş yavaş beynimin derinliklerinde o acımasız, zalim beni uyandırıyor.
Ben ne yapacağıma karar vermeye çalışırken aniden neden kaçtığımı sorgulamaya başladım.
Sahi ben neden kaçıyorum ki?
Kaçmak için gerçekten bir sebebim var mı?
Ben olmasam hayatlarında ne değişir?
Gerçekten seviliyor muyum?
~Gerçekten seviliyor musun? ~
Yalnızlığı hiç yaşamadığım kadar yoğun yaşıyordum. Ve bu durum tamda vücudum acılar içinde kıvranırkenki anıma denk gelmişti .
İkisi birleşince gerçeklik payı olmayan sanrıların alay konusu olmuştum.
Ve işte yine kafamın içindeki çölde tikliler cirit atıyor, hiç olmadığı kadar acımasız sorularla beni köşeye sıkıştırıyorlardı...
Düşünmemeye çalıştıkça sadece kaçınılmaz sonu erteliyordum. Her bir acının, her bir insanın, aklımda beliren her bir sorunun beni geliştirmek için olduğunu tekrardan kendime hatırlatarak sadece sorulara kulak verdim.
Sahi ben neden kaçıyorum ki?
Kaçmak için gerçekten bir sebebim var mı?
Ben olmasam hayatlarında ne değişir?
Gerçekten seviliyor muyum?
Bazen hepsinin içinde bir yapayalnız oluyorum. Eğer beni gerçekten sevselerdi beni bu hisse hapsederler miydi? Ya da bunları yaşattıklarını bilmeleri gerekmez miydi?
Gerçekten onlar için değerli miyim?
Neden değerli olayım ki? Neye yarıyorum ben, ne vasfım var ki?
Emir komik, yakışıklı ve tatlı. Bizi sürekli güldüren hayat enerjisiyle herkesi büyüleyen biri.
Taylan asi, karizmatik ve yapılı vücudu olan herkesin arkadaşı olmasıni istediği biri.
Ablam tatlı, sevecen, akıllı kişiliğiyle göze çarpan ve çok başarılı biri.
Alya desen grubun en göze çarpanı, girişimci, tutkulu ve asla enerjisi bitmeyeni.
Peki ben? Ben neyim cidden. Ben grubun nesiyim.
Tilkilerimin sorularına kulak vermişken susturduğum iç sesim tekrardan belirdi.
~Nesin biliyor musun? Korkak, sönük, yıkık. Sahi seni çıkarları dışında seven var mı? ~
Bu soru beynimin içinde yankılandı. Çok uzun süre düşündüm ama bir cevap bulamadım. Bunun cevabı hiç kimseydi. Ve ben bu cevaptan hiç hoşlanmadım.
Beynimin içinde bir savaş oluyordu ve buna engel dahi olamıyordum. Onu durdurmaya çalışırken birden ayağımın altındaki toprak kaydı. Ve yere düştüm.
Yaramın kanaması daha da arttı.
Acı gittikçe artıyor ve dayınılmaz hâl alıyordu.Ama bu tuhaf bir şekilde iyi gelmişti. Beni kendime getirdi.
Yerden kalkıp toz toprakla dolmuş üstümü yavaş yavaş silkeledim.
Ve ani bir kararla asfalttan ilerlemeye karar verdim.
Ucu bucağı gözükmeyen bir yoldaydım. Virajlarla dolu bu yolda sessizlik hakimdi. Bu bir yandan iyiydi çünkü Mehmet polisin uzakta olduğunu gösterirdi.Ama bir yandan da ne yol bitene kadar sessizlik hakim olucaktı. Ve bu kendimle hesaplaşmamın işin içinden çıkılmaz hale geleceği anlamına geliyor..
Hiç bir şey düşünmermeye çalışarak yürüdüm. Eğer düşünürsem içimde hiç bitmeyen savaşı tekrardan başlatmış olucaktım.
Ben kendime düşünme, düşünme diye emirler verirken yolun kenarında park edilmiş bir araba gördüm. Bu bir mucizeydi. Tüm şansımı son bir kaç günde harcıyorum ve çok doğru yerde harcadığım için mutluyum.
Arabaya uzak olduğumdan ne rengi ne de plakası belli olmuyordu.
Oraya daha çabuk ulaşmak için koşmaya çalılsamda buna yorgunluğum engel oluyor ve sadece basit bi kaç adım atabiliyordum.
Daha fazla enerjim kalmamıştı ki arabayla aramız da 4 ya da 5 adım kaldı. Gözlerim hafiften kararmaya başlamıştı bu yüzden arabayı tam seçemiyordum. Ama bir yerden tanıdık geliyordu. Daha yaklaştığımda
bu arabanın Alyanın olduğunu fark ettim.
NEE!?
Şu 2 - 3 adımlık yeri bile kendimle cebelleşerek zor katettim.
Sağ taraftaki camdan içeri baktığım da işte o tanıdık yüzü gördüm.
Ablam içerdeydi. ABLAM!?
Yerimi bile bilmezken nasıl olurda beni Allahın dağında bulabilmişti!?
Beynim içinde bulunduğum durumu idrak edemiyordu. Ve biraz daha bi kaç bir şey üst üste gelirse bir bomba gibi patlayacağı kesindi.
Siyah filmli olan camlardan içeri daha dikatli baktığımda
oturur vaziyette uyuya kaldığını gördüm.
İçerde uyuduğu için yavaşça camı tıklattım.
İlk başta irikildi ve uykulu haliyle bana uzun uzun baktı. Daha ayılamadığı için beni tanıması uzun sürdü. Ya da toz toprak olan kıyafetlerim ve yüzümden dolayı tanıyamamıştı.
Anladığında birden kapıyı açtı ve bana sarıldı. Bu sarılma, normal sarılması değildi. Çok daha farklıydı .
Duygusal anı atlattığımız da birbirimizden ayrıldık. Bende öbür kapıya doğru adımlarımı atmıştım ki gözlerim karardı ve artık olmasından bıktığım şey yine gerçekleşti. Yine bedenim yerle buluşmuştu.
Ablam anında çığlıklar atmaya başladı. Son gücümle bağırma duyucaklar diyebildim. Ve sonrası sadece korkutucu karanlık.
Kendimi, acımasız benle yalnız bırakmıştım hemde hiç istemediğim halde.
Farklı zamanlarda farklı olayların sonunun hep aynı olmasından nefret etmeye başlamıştım ayrıca uyku benim en iyi sığınağımken son bir kaç gündür sadece eziyetti.
Ablamın çığlıklarını dahi duyamadığım da her şey benim için bitmişti.
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
