11. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 11
Bölümler 18Şu an: Bölüm 11
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Unuttuklarım:
ARAS ÖZGENİŞ
Tüm sezonlarını bir çırpıda bitirdiğimiz diziden sonra hayata nasıl devam ediyorduk?
Peki ya yeni bölümlerini yaşayarak öğrendiğimiz hayatımızda, meraktan çatlamadan nasıl yaşıyorduk?
Unuttum.
Saatlerce sadece kurgu olan bir şeye odaklanmışçasına her şeyi unuttum.
Kurgulara neden bağlanır insan?
Neden gerçek olmayan ve olamayacak şeylere inanmayı seçer ki?
Sorular, sorular ve yine sorular.Her yaşadığımın anın ardından beliren cevapsız sorular aklımın en ücra köşelerinde dolanırken tek istediğim o bağlandığım hayata geri dönmek.
...
Beynimi uyutmak için koftiden açtığım diziye çoktan bağlanmıştım bile. Yemeyip, içmeyip sadece onu düşünür hale gelmiş böyle dizi mi olur diye gülerken kendimi ölen karakterler için yas tutarken buldum.
Şu durumda bunu yapmak ne kadar sağlıklı bilmezken ben sadece olmayan şeylere inanmayı seçtim. Yine.
Yeni dünyalara yelken açmak, belkide asla olmayacak şeyleri düşleyip hayal etmek rüyalarımı bile süslemesine izin vermek inanılmaz bir mutluluktu benim için.
İzlediğim hatta okuduğum her karakter bendim.
En çok hangisi komikse, yakışıklıysa, nazikse, tatlıysa, karizmatikse... Bendim.
İlk defa veya defalarca 'en' ben olmuştum gerçek hayatın aksine..
Her şeyi unutmak ne kadar iyi gelse de bi o kadar da kötüydü benim için. Unutup devam edebileceğim, yaşamaya korktuğum şeyleri halının altına süpürüp görmezden gelebileceğim bir anda değildim.
Ama fikrimle kalbim uyuşmuyordu işte. Fikirlerim her şeyi ölçüp biçtiğinde şimdiye harekete geçmem gerektiğini söylüyor ; kalbim ise o zorlu günlere, olacak olanlara, yaşayacaklarıma hazır olmadığımı bas bas bağırıyordu.
İkisi kapıştığındaysa sürekli kalbim kazanıyor.
Her seferinde hazır olmadığım bahanesinin arkasına küçük bir çocuk gibi saklanıyorum.
Hem de benim için doğru bir şey yapmadığımı bile bile.
Hazır olmak.
Hazır olmak nasıl bir şey? Somut hazır olmayı çok iyi biliyorken soyut olan hazır olma durumunu biliyor muyuz ?
Her ne kadar bir diziye bağlanıp saatlerce ona bakmış olsam bile kendime hakim olamadan bunları düşünüp duruyorum.
Hazır olmayı beklerken her şeyi kaçırdığımı, hazır olmadan hiç bir şeyi atlatamayacağımı, hazır olma duygusunun nasıl bir şey olduğunu ve hatta aslında hazır olma duygusunun hiç olmadığını kendimle münakaşa ettim.
Bu münakaşanın sonu sürekli çıkmaz sokağa çıksa da en sonunda büyük resmi gördüm.
Hazır olma duygusu yoktu ki!? Ne zaman hazır olduk.
Yeni bir şehre taşınan biri, büyük bir kredinin altına giren biri, aşık olan biri, ailesini kaybeden biri ya da okulun ilk günü için içi kıpır kıpır olan bir öğrenci... Hangisi hazırdı? Hangimiz hazır olduk yaşayacağımız şeylere?
Kesinlikle hazır olma duygusu yoktu.
Ve belkide hazır olma duygusunu beklerken kim bilir neleri neleri kaçırıyorduk.
....
Çoktan açtığım diziyi unutmuş, derin düşüncelere dalmıştım.
Bir çırpıda yatağı sıvazlayarak yastığımı bulup ona sarıldım. Yine bir depresyon belki de tükenmişlik sendromun kıyısından geçiyordum.
Göz yaşlarım da ufaktan bu anıma eşlik etmeye başlamıştı.
Tam çıkılmaz olan kör kuyulara giriyorken bunu bozacak bir ses duydum.
Normalde bir şeye daldığımda, uyuduğumda bomba patlasa duymadığım halde son yaşadıklarımdan sonra en ufak çıt sesini bile duymaya başlamıştım.
Yaşadıklarım beni her an tetikte olma haline büründürmüştü. Böyle bir özelliğim yokken bunun iyi bir şey olduğunu sanıyordum ama şuan fark ediyorum ki pekte iyi bir şey değilmiş.
Uzun süre sonra yataktan çıkıyordum ve bunu aniden yaptığım için birden başım döndü. Normalde durup baş dönmemin geçmesini beklerdim ama yaşadıklarımıza bakılırsa yapmam gereken en son şey buydu.
Merdivenlerden koşar adım indiğimde duyduğum sese sebep olacak hiç bir şey gözükmüyordu. Sesi çok net duysam da nerden geldiğini tam anlayamamıştım ama duyduğuma emindim.
Acaba evin hangi tarafından geldi diye düşünürken mutfakta ablamı gördüm. İlk bakışta görememiş olsamda ikinci bir bakışta elinin kanadığını fark ettim.
Her ne kadar koşarak yanına gitmek istesem de o son konuşmamızda kalbimi çok kırmıştı. Benim sınırlarımı ve kendi sınırlarını fazlasıyla çok aştı.
O günden beri pek bir konuşmamız olmadı. Aynı evin içinde iki yabancıdan farksızdık.
O yüzden ilk adımı atan ben olmak istemiyordum. Her şeyi o başlatmışken kuyruğunu sıkıştırıp özür dileyen ben olmayacaktım..
Yanına aheste aheste gittim. Ve işte yanına gidene kadar her yer kan gölü olmuştu bile. İçimden bu evin umarım eczane dolabı vardır diye dua ettiğimi belli etmeden hemen yanına çömeldim.
-Abla noldu? Elini mi kestin?
-Yoo niye elimi keseyim zeybek oynuyorum ben burda!?
Yine yapıcağını yapmıştı işte...
- Ta'tamamm o zaman. Bana ihtiyacın yokmuş madem yatmaya gidiyorum..
Arkamı dönüp gitmek her ne kadar içime sinmese de ipleri elime almak için bazı durumlara katlanmak gerekiyordu.
Yolu yarılamışken o beklediğim tepkiyi verdi.
-Tamam, tamam Aras. Hata ettim gelir misin lütfen?
Bana bir şey rica etmek o kadar zor geliyordu ki lütfen demek için bu hale gelmesi gerekmişti.
İlkinde her ne kadar yavaş yavaş hareket etmiş olsam da bu sefer daha hızlı hakeret ettim.
Yere saçılan kanlar daha fazla artarsa işte o zaman çok daha zor durumda kalıcaktık, özellikle de ablam.
Ağzının içinde geveleyerek söylediği sözlerin onun için ne derece zor ve önemli olduğunu bilsemde kulaklarım daha sahici bir özür bekliyordu.
Duyamayacağımı bildiğim için şimdilik küçük bir lütfenle yetinmeye karar verdim.
Yanına gitmeden önce bana pansuman yaptığı ekipmanı hızlıca bulmam gerekiyordu.
Uzun süredir konuşmadığımız için ve o da bana pansuman yapmadığı için kim bilir nereye atmıştı. Ablam kutuyu aradığımı anlamış olacak ki mutfaktan avazının çıktığı kadar bağırdı.
-Aras kutu küçük odada olan komidinin üstünde, biraz çabuk olursan sevinirim. En azından ben kan kaybından ölmeden önce gelirsen çok iyi olur.
Küçük oda mı? Küçük oda hangisi nerden bileyim. Hem onun için küçük olan oda ya benim için büyükse? Bu nasıl bir tanımla!?
-Nasıl küçük oda ya? Küçük oda dediğin yer neresi mesala?
-Ablacım eve katedralmiş gibi davranmayı bırakır mısın iki üç odalı bir ev işte. Birinde sen yatıyorsan birinde ben yatıyorsam diğeri hangi odadır sence?
Mutfakta oturduğu yerden bana ahkam kesmeye hatta üstünlük sağlamaya devam ediyordu.
Can çıkmadan huyun çıkmadığını anlatan sözün doğru olduğu besbelliydi.
Onun küçük oda diye adlandırıp bence küçük olmayan o odada en sonunda aradığım ilk yardım kutusunu bulabildim.
Kutuyu ararken o kadar oyalanmıştım ki daha fazla geç kalmamak için bir hışımla ablamın yanına koştum.
- Evettt abla şimdi.. Biraz canını yakıcam. Her ne kadar canını yakmaktan zevk alsam da zevk aldığımı belli etmeyeceğim söz..
Şuan canı yanmasa kim bilir neler neler saydırırdı bana ama acısı susmasını sağlıyordu.
Bi iki bildiğim ilk yardım bilgimle olabildiğince iyi bir pansuman yapmaya çalışsam da ablamın yarası her an mikrop kapabilirm diye bas bas bağırıyordu.
Aramızda kesilmiş olan diyoloğu tekrardan ben başlatmıştım. Sahiden sohbet etmeden duramıyordum..
-Vayy bee! Sence de inanılmaz pansuman değil miydi?
-Hmm, aynen inanılmaz. Bi an hata yapıp daha çok kanamasına sebep olucaksın sandım ama çok şükür kanı durdurdun.
Durdu durdu ve..
-Bir perdenin kopmuş kısmıyla..
O sonunu hiç beklemiyordum. O kadar boşluğuma gelmişti ki kahkahalara boğulup ölebilirdim.
İkimizde hiç bitmeyeceğini sandığımız kahkahalarımıza başlamıştık bi kere ve gerçekten sonu gelmiyordu.
Gülmemizi durdurabildiğimizde bunun bize çok iyi geldiğini ikimiz de biliyorduk.
Ve bir süre yüzümü, mutfağı hatta kan dolu yeri inceleme seansımız çoktan başlamıştı.
- Evett, sanırım artık buraları temizleme vakti geldi he abla?
-Galiba, öyle.
-Tamam, tamam sen bana yıkmadan ben görevimi üstleniyorum. Her yeri ben temizleceğim tabi kusmadan başarabilirsem.
Ablam daha sözümün bitmesini beklemeden yanımdan kalkıp dinlenmeye gitmişti.
Ben de kendi kendime ablamı sinir etmek için uydurduğum şarkımı söylüyordum.
< Harikaa, harikaaa kan dolu mutfağı temizliyorum ve çok eğleniyorummm..
Sanki sakarlığı ben yapmışım gibiiiii
Gibii ben temizliyorum, çok eğlenceliiiiiiii
Az daha burda bu işi yaparsam temizlemem gereken birde kusmuğum olacak harikaaa harikaaa >
Daha fazla bu mükemmel şarkıma sevgili dinleyicim dayanamadığı için yardıma gelmiş ve şarkıya yeni sözler bile eklemişti.
< Bir iş verdiikkk birde bin laf işittikkk
Sakar olabilirimmm evettt ama bir katil değilimmmm.. >
~Evet, evet mükemmel anınızın içine sıçtı... ~
Uzun süredir ortalarda gözükmeyen daha doğrusu aklımın meşguliyetin de ortaya çıkmaya zaman kollayan mükemmel iç sesim de bulduğu ilk fırsatta karşımdaydı.
Hem de ablamla yeni bir krizin eşiğindeyken hayatıma karışmaya karar vermişti.
Evet, evet her şey mükemmel.
- Tamam abla madem konuyu açtın devamını getirmek bana düşer bence. Hem nasıl olsa işte bitti değil mi?
İkimizinde kaçıcabileceği bir şey kalmadı.
Başını evet anlamında salladı.
Bu sessizliği yaptığından pişman olduğu belki de bu anı bozduğu için üzüldüğü anlamına geliyor olabilirdi.
~Emin misin? Ben daha çok isteyerek yaptığını belli etmek için sustuğunu düşünüyorum ~
...
İkimizde koltuklara geçmiş o konuşma anının gelmesini bekliyorduk.
Bi kaç kere aynı anda konuşmaya başlama atağında bulunduk ama bu teşebbüslerimin sonuçsuzdu.
En sonunda ablam özür dileyerek söze başladı.
- Özür dilerim. Bu zaman kadar yaşattıklarım için. Ve en çokta daha demin için özür dilerim. Kötü bi fikir değil gibi gelmişti...
Acaba gerçekten söylediklerinde samimi miydi?
-Sorun değil. Bu durum bi sorun teşkil etmiyor ama anmak istemediğimiz görmezden geldiğimiz durum bir sorun teşkil ediyor.
Devam edebilmek için bir kaç kez yutkunmam gerekti.
-Abla bak ben hiç bir şey hatırlamıyorum. Yok ben de o akşama dair hiç bir şey yok.
Sen de bir şey anlatmıyorsun, söyler misin ben nasıl emin olayım o gece neler olduğuna?
Bir şey diyecekmiş gibi yaptı ama söze başlamadı.
Bana da söze devam etmek için gün doğdu.
- Yukarı da saatlerce yattım abla. Yattım ve salak bir dizi seyrettim yaşadıklarımı unutayım diye söyle peki sonu ne oldu? Hiç bir şey. Bak gerçemiğiz aynı. Değişmedi.
Sen burda durdun. Yaptığın şeyleri yapmaya devam ettin peki ne oldu? Hiç bir şey.
Abla susarak ne bana ne kendine yardım ediyorsun.
Ben susmuyorum ama sen susuyorsun.
En son söylediklerim yalvarırcasına çıkmıştı ağzımdan.
Yine acınası bir durumdaydım.
~Evet, öylesin ~
- Tamam ilk zamanlar sustuğunu bir şeyler anlatmadığını sandım Aras. Ama şimdi anlıyorum hiç bir şey saklamıyorsun.
Ama inan ki ben de bilmiyorum.
Sen yukarı çıkarıldın tamam mı bizde seni kimin ne için çıkarıldığını bilmeden öylece orda kala kaldık.
Sonra o hemşire bir şeyleri halledebileceğini söyledi. Ve yukarı çıktı. Sonra bizde kaçtık. Tüm olan biten bundan ibaret.
-nE, ne yaptınız!?
Benim orda olduğumu ölebileceğimi bildiğiniz halde kaçtınız mı ne? Şuan ciddi değilim de? Ciddi olmadığını söyle?
Ya, beni ya? Nasıl bu kadar hiçe sayabildiniz.
- Bizde korktuk. Bizim de duygularımız var Aras. Sen öyle düşünmüyor olabilirsin ama bizim de var. Tabi ki seni orda öylece bırakmak istemedik ama napabilirdik söyler misin bana?
- Mesala beni kurtarmaya çalışabilirdiniz?
- Bizde ölelim diye mi?
- Sana, size hiç birinize inanamıyorum harikasınız. Eee tamam beni bırakıp kaçmanızı kabulleneyim. Ee sonra noldu? Öylece kaçtınız ve noldu?
Ben orda kanlar içinde yatarken sadece kaçmışlardı. Ve belli ki sonrasında benim için de pek bir şey yaptıkları da yoktu.
- Kaçtık bi süre ve bu evde kaldık. Sonra her şeyin üzerine bi sünger çekmeye karar verdik.
- Abla bu yalanı daha önce dinledim.
Durdum, durdum. Yüzündeki o ifade değişsin diye sadece durdum ama değişmedi.
- Yalan dimi? Yalan de? Abla nolur yalan de?
Her şeyi idrak etmek hiç bu kadar zor ve can acıtıcı olmamıştı.
- Hmm anladım ben sizi. Her şeyi unuttunuz öyle mi anladım. Ee hayatınıza nasıl devam ettiniz mesala?
Günlük Türk kahvlerinizi içip kahkaha atarak mı nasıl yaptınız? Yoksa sadece boş boş oturdunuz mu?
Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım. Sakin olmalıyım.
~Sakin olma~
İçimden derin derin nefesler aldım ve sadece susstum. Susmaya ve bu konuşmaya çok ihtiyacım vardı.
Bir şeyleri öğrenmek istiyordum üstüme yıkılan cinayeti çözmek için ama..
Ama nasıl bu hale gelmişti olay?
Nasıl sevilmeddiğim ve önemsenmediğim bu kadar açıkça yüzüme vurulacak hale gelmişti? Nasıl?
- Sen o aptal kardeşini aramasaydın her şey yolunda olucaktı biliyorsun değil mi?
- Ne dedin sen!!? Ona aptal deme hakkını kendinde nasııl buluyorsun sen, nasıl ya!?
- Doğru değil mi Aras? Her şey zaten senin yüzünden başlamadı mı he? Bu olayların içine sürükleyen sen değil misin bizi? Kendi başımıza sardığın gibi kendi çözer deyip kaçmamız normal değil mi?
Tüm acımasızlığını şimdi karşımda tam da yüzüme baka baka ortaya çıkarıyordu. Aslında iyi de yapıyordu.
Uzun bir süre yaşadığım yalan hayatı anlama fırsatı yakalıyordum.
- Ben mi sizzi sürükledim? Ben yaptığım şeyleri sizden saklıyordum. Yanlış hatırlamıyorsam Alya gelip her şeyiii allak bullak etti. Sonra hepsi "oo dedektiflçilik oyunu" diyerek benim için çok önemli olan o konuyla dalga geçe geçe benim yanımda olduklarını sandı. Öyle olmadı mı?
O acımasızsa ben de olucaktım..
- Aa tabi ilk zamanlar eğlenceliydi dimi abla? Hem de çokk. İyi dalga geçildi benim üzerimden. Peki sonra noldu? işler ciddiye binince kaçıp gidelim dediniz, sanki burnunuzu siz sokmamışçasına?!!
Söylenicek olan tüm laflar söylenmişti. Şimdiyse artık olanları değil, yapmamız gerekenlere konuşma vakti gelmişti.
-Şimdi napıcaz peki? Zaten diğerlerinin pek bir şey yapıcağını sanmıyorum.
Sen ve ben bu işe asıl batan kişileriz.
- Sen ve ben derken? Bu işe sen battın sevgili kardeşim.
Nasıl battıysan öyle çıkarsın.
-Vay be!? Kelimenin tek anlamıyla 'Waoww'..
Tabi tabi çıkarım ben tek başıma çıkarım ama seni de çıktığım o yere batırırım biliyorsun değil mi?
Buraya nasıl geldim sence? Kim getirdi taa buralara kadar? Aa tahmin edeyim, sen mi?
Aslında yalan söylemekte çok zor değil biliyor musun?
Ellerimi yalvarırcasına birleştirerek tüm oyunculuğumu konuşturdum.
-Vallahi polis bey çok korktum. Cinayeti ablam işledi sonra beni bıçaklayıp kaçtı. Ben bayıldıktan sonra da kim bilir neler yaptı? Nolur beni ondan koruyun nolurrr!?
Bi süre nolduğunu anlamaz bir şekilde bana baktı
Gerçekten bunu da mı açıklamam gerekiyordu?
-Doğruyu söyle oyunculuğum iyiydi değil mi?
....
Uzum süre birbirimizle iddaşlamalar devam etmişti. Ben bana söylediği hatta hissettiği duyguların acısını çıkarmak istiyorken o da sadece onun dışında birini kardeşim olarak kabul etmek istememin acısını çıkarıyordu.
Sonucunda ikimizinde içi soğumamıştı.
Özellikle de benim ilelebet soğumayacak gibi duruyordu.
Sessizce düşünüp taşınmam sonucunda tek çözüm yolu olarak geri dönüp ifade vermekte buldum.
İfade verecektim, neden kaçtığımı anlatacaktım ve onlarda hemen olmasa bir süre sonra anlayış göstereceklerdi işte.
Belki yargılanacaktım, hâla katil olarak görülecektim ama kaçak olmaycaktım.
Bir eve sıkışıp kalmıştım ve öylece duruyordum sadece.
Ama artık durmak yoktu.
Kaçak olmak yoktu.
Uzun süredir "ben" olmayı bile başaramıyordum. Bunu yapabilmem için kendi benliğimi bulabilmem için belki de sadece kaçmak yerine yakalanmaya ihtiyacım vardı...
Ve işte bir kez daha bu kapının eşiğinden geçiyordum ama bu sefer bir kaçak olarak değil, kendi benliğini arayan biri olarak...
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
