12. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 12
Bölümler 18Şu an: Bölüm 12
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime · Okuduğun bölüm
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Şaşırtırcı Başlangıçlar:
MEHMET İZCİ
1 Temmuz Cuma
Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik lafının şuan tam olarak yüzme kısmındaydık. Yani daha her şeyin başlangıcındaydık.
Her ne kadar ekip arkadaşlarım başlangıçta olduğumuzu kabul etmese bile.
Evet, hâla başlangıçta olduğumuzu düşünüyordum çünkü robot resimden de pek bir şey çıkmamıştı.
Çıkma ihtimali büyüktü ama zaman alacağı belliydi.
Ve bu durum beni bi hayli moralimi bozmuştu.
Tabi ki cinayeti çözme hususunda sadece güvendiğim bu değildi ama en güvendiğim buydu.
En azından yüzüme gözüme bulaştırdığım şeyleri çözebileceğimi hissettiren buydu.
Moralim bi anda tavan olmuşken yine yerle bir olmayı başarmıştı işte.
Son zamanlarda hep böyle gel gitliydim.
Hayatım boyunca dingin duygulara sahipken son zamanlardaki bu hareketlilik beni bi hayli yordu.
Aslında zihniminde haklılık payı vardı.
Çok büyük bir iş olmasa da bir cinayetin sonuçlanmasını ben yönetiyordum ve işlerin daha da bocalanmasına ben sebep olmuştum. Tüm gözlerin benim üzerimde olmasına ramak kalmıştı ve biz hâla başlangıçtaydık.
Yani stres, kaygı gibi duyguların vücudumda bulunması çokta normaldi ama bana tersti işte.
Aynı bir kadının ilk hamile kaldığında vücudunun fetüsü bir tehdit gibi görüp vücuttan atmaya çalışması gibi bir şey .
Hamile kalmak her ne kadar kadının doğasınca çok normalken yine tehtid olarak görebiliyordu.
Şuan nispeten benim vücudumda da bu oluyordu.
Ve büyük ihtimalle yakında geçer diyip sakinleşmeye, doğru dürüst düşünmeye çalışmak dışında yapıcak pekte bir şeyim yoktu.
Ben kendimi odama kapatmış tüm detayları uzun uzun düşünmeye çalışırken aniden kapımın tıklatılmasıyla irkildim. Gelen kişi tüm neşesiyle odamı aydınlatabilecek sayılı kişilerden birisiydi:Zeynep.
Soluksuz bir şekilde lafa atlayıp bir çırpıda söyleyeceklerinin hepsini bitirdi.
-Amirim, Nevriye Durmaz'ın kaldığı ve vefat ettiği hastaneye gidiyoruz.
Haber verin demiştiniz.
Ben onun kadar enerjik olmasam da onunla yarışacak hızda tüm söyleceklerimi birmiştim çünkü sadece tek bir şey söylemekle yetinmiştim.
-Harika.
...
Ben bir devlet hastanesine gideriz diye umarken meşhur özel hastanelerden birine gelmiştik.
Bu harika bir gezi olacağa benziyordu.
Buraya gelene kadar arabada öyle olacağını düşünmesemde.
Zeynep, Arif ve Ayhan.
Tam tamına dört kişi hastanede araştırma yapmak için gidiyorduk.
Sayımız fazla olsa bile ben yanıma Ümiti de almak istiyordum.
Doğruyu söylemek gerekirse ne kadar çok insan o kadar çok detay fark etme düşüncesiyle hareket ediyordum.
Ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum ama başka seçenekte göremiyorum.
Çırpındıkça sanki daha da battığımı hissettiğim kısır bir döngünün içindeydim ve o kısır döndügen beni kurtaracak tek bir kişi bile yoktu.
Ya da vardı da ben bu savaş içindeyken onu bile fark edemiyorum.
O ihtiyacım olan bir kişi varsa bile o Okan değildi. Bunun o kadar farkındaydım ki...
Ve bu konu hakkında sadece uzun uzun konuşabileceğim kişi olarak onu görüyor olmam dışında hiç problem yoktu.
Otoparktan adım adım hastanenin danışman kısmına doğru yaklaşırken kimlere güvenebilirim listemi tekrar tekrar kontrol ediyordum.
Bunu yapmasam da düşüncelerim her türlü beynimi ele geçireceği için en azından düşündüğüm şeylerin bi işe yaramasını sağlamaya çalışıyordum.
Düşünürken her ne kadar arka tarafta bizim çocukların döndürdüğü muhabbete kulak asmak istemesem de eğlecenebileceğim şekilde tartışıyorlardı: Seviyeli ve komik
En sonunda düşünmeyi bırakıp kendimi hayatın akışına bıraktım. Nasılsa sadece kaderin istediği oluyordu.
- Kardeşim bizi otoparka indirme dedim dimi sana? İlla bizi yürütücen. (Arif)
- Ya şurda yürüdüğün ne ki? İki adım bişi yani.. (Ayhan)
-Ayhan herkes , sadece kendin yürümüş olmamak için bizi aşağıya sürüklediğini biliyor yani.. (Zeynep)
Zeynep sözünü bitiremeden Ayhan kendini savunmaya geçmişti. Anında aklımda son zamanlarda çok meşhur olan o komik video canlandı :"Raul Jimenez napıyor? İnanılmaz bir acemilik, inanılmaz bir acemilik"
-Ya iki dk yürüyeceğim yol için mi pehh! Hiç alakası yok arkadaşlar. Hem yağlarınız eriyecek diye bu kadar korkmayın!? (Ayhan)
-Valla ben; çocuğum, eşim ve işim arasında koşarken o yağların kat ve katını veriyorum o yüzden bu söylediğin beni hiç bağlamıyor.. Sanırım özellikle Zeynep sana geldi bu taş.. (Arif)
Arifin yaptığı taktik tam bir hinlikti. Arayı karıştırarak ortamın keyfini sürmek mi en sevdiğimdi her ne kadar son zamanlarda bunu yapan kişi ben olamasamda.
Bu atışmanın keyfini çıkarmak istesemde
sanırım ekip lideri olarak bunu sonlandırmam gerekiyordu.
Güzel bir kahkaha ile cümlelerime güzel bir başlangıç yaptım.
-Arif taktiğini sevdim. İşe yarar bi kışkırtma ama malesef ki bunu bölmek zorundayım arkadaşlar..
Çünkü şuan tüm odağımız sorgulayacağımız insanlarda, bulacağımız evraklarda olmalı.
Cümlem bittiği gibi hepsi anında ciddiyetlerini takındılar.
İşte benim ekibim böyle olmalıydı.
Son zamanlardaki şansımın hepsini bu ekibe sahip olmakla harcamıştım ama iyi ki..
Danışmanın oraya vardığımızda bizi, son zamanlarda çoğu kadın tarafından yapılan platin sarısı ile saçını boyatmış hafif sıska bir hanfendi karşıladı.
Sarı rengi onun yaşını büyütmüş olmasına rağmen şahsına münhasır biri gibi de görünmesine yardımcı oluyordu. Her ne kadar çoğu kişiyle aynı saç rengine sahip olsada.
Her seferinde yaşadığımız o mistik anı yaşadık. Ama bu sefer çok daha hızlı olmuştu. Araştırma yapmaya gittimiz her yerde illa bu yaşanırdı.
Karşımızdaki kişi talep ettiğimizi yapamayacağını söyler ve bizde polis rozetini göstererek veyahut cinayet bürodan geldiğimizi belirterek istediğimizi alırdık.
Ama genelde karşımızdaki direnme eğiliminde bulunurdu o yüzden bu süreç uzun olurdu.
Bu sefer kısa sürede halletmiştik.
Rozeti gösterdiğimiz anda üç yüz altmış derece dönmeleri, istediğimizi yapmaları o kadar zevkten dört köşe ediyordu ki beni; sırf bu yüzden bile polis olmayı istemiş olabilirim.
Ayhan, Zeynep yoğum bakım hemşireleriyle konuşurken Arif doktorla, ben ise Nevriye Durmaz'ın ziyaretine gelen listesiyle ilgileniyordum.
Herkesin odağı farklıydı ama amacı aynı.
Nerdeyse gün ortasına kadar hastanede vakit öldürmüştük. Büroya gidene kadar ise saat çoktan üç olmuştu. Hastane de harcadığımız vakitten çok trafikte vakit geçirmiştik.Bu bekleyiş, öğrendiğimiz şeyleri konuşmak için çok güzel bir fırsat doğursada hiç birimiz konuşmayı tercih etmedik.
Sadece radyoda çalan şarkıyı dinleyip, dışardan gelen korna seslerini duymazdan gelmeye odaklandık.
Farklı olarak kimimiz bu vakti uyuyarak geçirmeyi tercih etti.
...
Büroya vardığımız da Ümit meraklı gözlerle bize bakıyordu. Hepimizi tek tek süzdü. Neler olduğunu yüzümüzden çözmeye çalışıyordu.
İlk Arife baktı ama hemen o uyku mahmuru surat ifadesinden pek bir şey çıkmayacağını anlayarak dikkatini bize çevirdi.
Aslında en acilinden bir toplantı yapabilirdim ama Arifin kendine gelmesine ve ekibin topladığı onca bilgiyi derlemesi için vakit gerekiyordu.
Gereksiz bilgilerin ortadan kaldırılıp işe yarayanların analiz edilmesi gerekiyordu. Sonrasında anca bi toplantı yapmak doğru olurdu.
O yüzden "Bir saat sonra toplantı yapıcaz bulduğunuz bilgileri sadeleştirin arkadaşlar ve Arif bi yüzünü yıka olum" diyerek odama geçtim.
Benim meşguliyetim ise kopyasını aldığım ziyaret listesiydi.
Her ne kadar ben inceliyecek olsamda ekibe bakmasını isteyecektim çünkü son zamanlarda o kadar dalgınım ki odaklanmak bir yana gözümün önündekileri bile görmekte zorlanıyorum.
Uzun uzun listeye baktığımda çokta tekrarlayan veya sık olan ziyaretler yoktu. Aslında ziyaret eden pek fazla yoktu. Nevriye Durmaz ya kimsesizdi ya da hastalık onu yanlızlaştırmıştı. Sonuç olarak sağlıklıyken ve birilerinin işine yardığımızda değerliydik,ziyaret edilmeye layık oluyorduk. Ama hasta olduğumuzda bu iş tam tersine dönüyordu.
Listede belli başlı isimler vardı.
Ali Durmaz.
Kadriye Durmaz.
Aylin Haska.
Eda Kunduracı.
Bu isimler örüntüsüz şekilde listede tekrar ediyordu.
Bunların dışında ise tek bir farklı isim yoktu.
İki kişi hariç diğerleri farklı soy isimlere sahip kişilerdi.
Aynı soy isme sahip olanlar kuvvetle muhtemel çocuğu ve kocasıydı.
Farklı isimlere sahip olanlardan biri maktülümüze aitti.
Ama acaba hangisi?
Çocuklara toplantı için verdiğim saat çok yaklaşmıştı ama ben bu bilinmezi çözmeden toplantı yapmak istemiyordum.
Ben listeye odaklanmışken bir kapı tıklanmasına tüm odağımı içeri giricek kişiye yönlendirdim.
Gelen kişinin Zeynep olacağı üzerine kendi kendime bahse girsemde büyük yanılmışım.
Kapının ardındaki kişi Ümitti.
Aslında gelmesi çok iyi olmuştu o bu işlerin ehliydi. Ve ben çık sevgili Okan savcım için rapor hazırlarken ümit toplantı saatimize kadar bulabilirdi.
Elindeki dosyaları bana uzatırken ben de elimdeki listeyi uzattım.
-Amirim, al gülüm ver gülüm yapıyoruz sanırım..
Diyip pis bir sırıtış takıntı. Aslında yaptığı espiri komikti.
Ama şuan rapor yazma muhabbeti beni sinir ettiği için şakası pekte hoşuma gitmemişti.
- Aynen, aynen.
Keyifsizce söylediği şeyi oanaylayıp bir an önce söylemek istediklerime geçtim.
- Ümit şimdi bu listede dört kişi var. Ve büyük ihtimalle içlerinden biri bizim maktülümüzün asıl kimliği. Şuan ki görevin aslında bu kişiler kim ve maktülümüzün ismi ne onu bulmak.
Toplantı saatine kadar yapabilir misin?
Odadaki duvarda asılı olan saatime baktım. Tam yarım saat kalmıştı.
-Yarım saat kalmış. Yarım saatte bulabilir misin?
- Elimden gelenin en iyisini yaparım amirim.
-Harika
Getirdiği dosyalarla ilgili bi bilgi vermemişti ve söylediğim şeylerden sonra ne için getirdiğini söylemeyi hepten unutmuştu. Hatırlatmak için dosyaları gösterdiğimde imzalanması gereken evraklar olduğunu kısaca söyleyip odadan bir hışımla çıktı.
Verdiğim görevden sonra her dakikası önemli olduğu için kaçar gibi gitmesi çok normaldi.
...
Evrak imzala, rapor yaz derken toplantı saatimiz çoktan gelmişti. Hatta on beş dakika bile üstünden geçmişti.
Odamdan çıktığımda herkes hali hazırda beni bekliyordu. Hepsinin hazır olması önemliydi ama şuan en çok Ümitin bulduğu bilgiler çok daha beni cezbediyordu.
Ama ben en merak ettiğimi en sona saklayıp kendimi meraktan çatlatmaya niyetliydim.
- Evet, arkadaşlar bugün neler bulduk bakalım?
- Amirim öncelikle ben başlayayım çünkü bende pek bi bilgi yok. Doktorun pek bi bilgisi yoktu. Varlıklı bir aile olduğunu bir çocuklarının olduğunu, annesinin şikayetlerinden sonra hastaneye yatışını sağlayan o olduğunu, kızına nispeten eşinin pek ilgilenmediğini söyledi. (Arif)
-Tamamdır, zaten doktordan pek bir şey çıkmayacağı tahminlerimizin içinde olan bir şeydi. Ama yine bi ara doktoru tekrardan yokla. İşimizi sağlama alalım.
Tamam anlamında başımı hareket ettirdikten sonra gözüm diğerlerine kaydı. Ve bu sefer söze atılan Zeynep oldu.
-Amirim bizde hemşirelerle konuştuk. Aslında çokta farklı bilgi edindiğimiz söylenemez. Ama içlerinden biri çok sık gelen ziyaretçilerinden biriyle sıkı bir tartışmaya girdiğini söyledi. (Zeynep)
-Bu kişinin dış görünümünün tarifini istedik ve bizim maktülümüzle aynı. Yani listedeki kişilerden birinin bizim maktülümüz olduğu kesinleşti amirim(Ayhan)
-Harika çocuklar. İşte buna iyi bir ilerleme derim.. Evet tüm gözler sende Ümit. Hadi bize güzel haberler ver.
-Var, var. Güzel haberleriim var.
Şöyleki maktülümüzün ismi Eda Kunduracı.
Ali Durmaz kocası, Kadriye Durmaz kızı. Aylin Haska da..
Biraz duraksadı. Ya tahmin yapacaktı ya da vereceği bilgiden emin değildi
-Büyük ihtimalle arkadaşı. Davamıza yardımcı olur mu bilmiyorum ama telefon numarasını buldum amirim. Ve çağırdım gelmesi an meselesidir. (Ümit)
Durdu soluklandı ve cümlelerine yenileri eklendi.
-Tabi iyi olanları dışında kötü olanlarda var
Nevriye Durmaz'ın eşi hemen ondan sonra vefat etmiş.
Kızı ise sırra kadem basmış. Pek bir şey bulamadım..
Üzerinde daha fazla araştırma yaparsam belki ama çok ümidim yok amirim. (Ümit)
-Nasıl Ümidin, ümidi olmaz?
Bana bakan tüm yüzler yaptığım bu soğuk espriyle ekşimişti. Ama bence komikti.
-Arkadaşlar bu tepkiyi alıcak kadar kötü değildi bir kere!?
Neyse moral bozmak yok. Sen bulursun ben inanıyorum. Ondan bir şey çıkmasa bile elimizde bilgi alabileceğimiz Aylin Haska'mız var.
Hadi bakalım toparlanıyoruz herkes işine dönüyor.
Ama aferim çocuklar...
Ümit bir şey diyecek gibi olmuştu. Ben onlara iltifat ettiğim için bir şey dicek sanarken aslında o Aylin Haskanın geldiğini söylecekmiş. Bunu arkamı dönüp o tanıdık yüzü gördüğümde anladım.
AÇELYA!?
Gelen kişinin yanında destekçi olarak Açelya vardı. nE!?
Bi an önce yapılması gereken bi sorgu vardı. Yoksa Açelyanın bu kişiyle ne ilgisi olduğunu anlayamadan ortadan ikiye çatlayacaktım.
Ben Açelya'ya ne olduğunu anlamaz bakışlarla bakarak kocaman büroda soğuk rüzgarlar esitirirken ; bu atmosfer Zeynebin size telefon var amirim sesiyle bozuldu.
Telefonu elime alıp odaya doğru yürürken başka bir şok edici olayı kulaklarım işitmişti.
Bugünün alemeti fahrikasi neydi bilmiyorum ama telefondaki polis memurunun biri elimden kaçan şahsın teslim olduğunu ve beni aradığını söylüyordu.
Tam olarak öyle söylemese de onca anlattığı şeyin özeti buydu.
GERÇEKTEN BUGÜN NASIL BİR GÜNDÜ!?
Ben her şeyin başımda olduğumuz için yakınırken Tanrı sonunda yanımda olup bana yardım etmeyi kabul etmişti. Ve işte bana hem çıkış biletimi hem de bilinmeyen bir sürü yeni denklemi vermişti. HARİKA.
HARİKA.
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
