7. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 7
Bölümler 18Şu an: Bölüm 7
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Benden Kaç:
MEHMET İZCİ
29 Haziran Çarşamba
Her şeye yine sinirliyim.
Öfke problemleri mi yaşıyorum yoksa sadece kronik sinirli bir insan mıyım? Bilmiyorum.
Olan, biten hatta olmayan şeylere bile sinirliyim.
O nasıl benim gibi olamaz, nasıl kendimi feda etmeme rağmen daha fazlasını isterler, nasıl bunu yaparlar, nasıl bunu yapamazlar, nasıl beni sevmezler, nasıl nasıl nasıl...
Aklımdaki tüm soruların yolu uzun süredir tek bir çıkmaza çıkıyor. Öfke.
Hayatın kendisine mi öfkeliyim, insanlara mı yoksa kendime mi?
Bilmiyorum.
Herkes gibi ben de kendi bilinmezliğimin içinde debelenip duruyorum.
Yine sinirleneceğim çok şey oldu. Mesela hayatını kurtardığım halde bana trip atan bir kadın.
Daha yeni tartışmıştık. Evet, evet çok yeni tanıştığım kadınla tartışmıştık hem de evli çiftler gibi. Şaka gibi ama gerçek bi andı.
Tartışmanın bitmesi ikimizin de yol bitene kadar susması demekti ve bu da çok şükür kafamı dinleyebileceğim anlamına geliyordu.
Sonunda dinlenebileceğim bir an.
Dinlenmeyi ben tercih etmiyor olsam bile bazen insanın nefes almaya ihtiyacı oluyor. Ve şuan nefes almaya en ihtiyaç duyduğum zamandayım.
Yola devam ederken ve o mükemmel kusursuz sessizlikle bayram ediyorken tabi ki de durup bu anı bozucaktı çünkü ben dinlenmemeliyim. Çünkü bana dinlenmek haram.
Ben içimden ya sabır çekerken başını dinlemediğim destansı konuşmasına sürdürdü.
- Mehmet değil mi isminiz?
Onaylamamı beklemeden her cümlesini adımla hitap ederek bana yöneltti.
-Mehmet bey bakın, rica ediyorum sorduğum sorulara cevap verin. Bu uzun yolda ve bu sessizlikte kafamın içindeki sesleri susturamıyorum. Konuşup konuşup duruyorlar...
Daha devam edecek olan o konuşmasıni tam da işime yarıyacak yerde kestim.
- Hmm, yani sizin gibi hiç susmadan konuşuyorlar öyle mi? Şaşırmadım desem.
- Yani o kadar söylediğim şeyde bunu mu çıkardınız?
-Evet hanfendi bunu çıkarabildim çünkü o kadar çok şey söylediniz ki beynim sadece son sözlerinizi kayıt altına alabildi.
Samimiyetsiz bir gülüş atıp tüm dikkatimi yine yola verdim.
Bana kızıp susacağını zannederken oda yeni uzun cümlelerini tamamlamaya çalışıyordu.
Kendimi ağzından çıkacak her türlü kelimeye, destansı bitmeyen cümlelerine hazırlamıştım. Ama yirmi- yirmi beş dakikadır çıt çıkmıyordu.
İçimde garip bir his oluştu. Üzüntü mü hissediyordum sesini duyamadığım için? Yok, yok hayır sanırım şaşkınlık içersindeyim. Evet şuan ki içinde bulunduğum his kesinlikle şaşkınlık.
Zor bela anlamlandırdığım hissime kapılıp aniden arabayı durdum. Arabanın hakimiyeti bende olmasına rağmen ben bile yaptığım frenden etkilenmiştim.
Oysaki yanımda ki çenesi susmayan hanfendi etkilenmemiş ve hatta bu olay için ağzını bile açmamıştı.
Bi terslik olduğunu düşünerek ona baktım. Çünkü anlattıklarına göre uzun süredir yemek yememiş su bile içmemişti. Son yirmi dört saattir olduğu gibi açlıktan veya yorgunluktan bayılması çok muhtemeldi. Belki de adını bile duymadığım bir şok geçirebilirdi ve tüm emeklerimin boşa çıkmasına sebep olabilirdi.
Ona bakıp bakmamak arasında çok büyük bir ikilemde kalmıştım. Bir yanım bakmamam gerektiğini söylerken diğer yanım bakmam için sunduğu bahaneleriyle aklımı karıştırıyordu.
En son sunduğu bahane ise çok sıradandı.
Olduğum yerde, yanımda oturan kişi için kaç dakika harcadım bilmiyorum.
Ama en sonunda içimde bulunan merak duygusuna yenik düştüm.
Merakımın beni alt etmesi beni hiç bu kadar mutlu etmemişti. Uzun süredir böyle bir şey yaşanmadığı için daha sonrasında kutlu bir güncesine bugün anılmalı.
Fazla ses yapmadan kemerimi çıkarmaya çalıştım. Ama tabi ki çok uğraş verdiğim için daha fazla ses çıktı. Dünyanın bozulmaz kötü kurallarından biri.
Kemerimi çıkardıktan bir kaç saniye sonra ona dönüp baktım.
Ama öyle bir pozisyondaydı ki olduğum yerden yüzünü görme imkanım yoktu.
Başı sağ tarafa doğru düşmüş ve toz toprak içerisinde olan saçları yüzünü kapatıyordu.
Hisler şelalesi hiç durmaksızın beni farklı duygulara sürüklüyordu.
Merakımın yerini yeni hislere bıraktı.
Şikayetçi de değilim.
Radyo açık değildi. Ama sanki beynimin içinde şarkı çalıyordu. Bu anı daha içinden çıkılmaz ve hoş bir ana çeviriyordu. Ve garip bir şekilde ben şikayetçi değilim.
Daha da yaklaştım. Ellerim titrerken yüzüne düşen saç tellerini çok sakince çektim.
Kendimle açık bir şekilde konuşamacak kadar farklı bir andaydım.
Sanki üzerinden yıllar bile geçse yine bana yutkunmayı unutturacaktı.
Unutmuştum işte. İsmim neydi, mesleğimi hatta neden bu anda olduğumu unutmuştum. Bir an olsun unutmak çok iyi geldi. Unutmak, belki de yıllarca bir anda yaşamama sebep olucaktı.
Yaşamaya cesaret edemeyeceğim o anda kalmak ne kadar kötü olabilirdi ki?
Bi anda camımın tıklatılmasıyla birden ne yapacağımı şaşırdım.
Camı indirmem gerektiğini çok sonra idrak edebildim.
Arada cam kalmayın o tanımadığım yüz çokta dinlemediğim o soruları sıraladı.
- İyi misiniz? Bir sorun mı var araba da?
- Yok hayır bi problem yok.
-Dörtlükleri yakıp kenarda durunca bi sorun var sandım. Bide ıssız bir yol olunca yardım etmek iyi olur diye düşündüm.
Zorla gülümseyerek bi an önce göndermek için hayatımda hiç konuşmadığım kadar hızlı konuştum.
- Ah, iyi yapmışsınız ama bir sorun yok.
Gerçekten bir sorun olmadığına ikna olan genç çift arabasına binerek hızla uzaklaştı.
Ben onların yanımızdan ayrılışını seyrederken uyuduğunu sandığım çenesi düşük hanfendi pür dikkat bana bakıyordu.
- Ben uyurken, ne izledin beni ya?
- Ne? Seni mi izlemişim ben! Ne saçmalıyorsun.
- Tabi, tabii öyledir.
-Saçmalamayı kes. Bir daha söylemicem.
Yoksa..
-Yoksa ne? Naparsın yine durup beni mi izlersin?
-Burda bırakırım. Artık taş mı kemirirsin böcek mi yersin ona sen karar ver.
- Ooo ne bu böyle en ufak şeyde seni bıkarım demeler. Sende dünden razıymışsın beni bırakmaya.
Kendimi basılmış gibi hissediyordum, çok gergindim ve böyle anlarda dilimin kemiği olmuyordu. Hiç fark etmeden beynimin ücra köşelerine saklanmış ya da ulu orta gezinen düşüncelerimi filtresiz bir şekilde söyleyiveriyorum.
- Tekrar hatırlatmamda fayda var sanırım. Şu an seninle bi gece gezintisi yapmıyoruz ya da şimdi ki gençler ne diyordu?
Piyasa, aynen seninle piyasa yapmıyoruz.
Durdum. Ve ruhsuzca devam ettim. Araya girmedi bile. Merakla nereye bağalayacağımı bekliyordu. Yavaş yavaş ses tonuma hakim olamamaya başladım.
Ve işte korktuğum o yerdeydim.
Her şeyin acısını hiç hak etmeyen bir kişiden çıkardığım o yerde.
-Şu an sen bir cinayet olayın tam göbeğinde bulunuyorsun. Seni şuan nasıl gördüğümü bilmek ister misin?
Katil.
Yüzünü inceledim. Beynimin kıvrımlarında dolaşan o kötü fikirler daha üzemedin onu daha fazlasını söyle diyordu. Ve onlara uydum.
- Evet seni inceledim. Sana baktım. Ama aklından geçirdiğin gibi bir düşünceyle değil. Katil olma potansiyelini düşünerek senin bu cinayeti nasıl işlediğini hayal ederk sana baktım.
Yalandı. İnanma bana, hepsi yalan.
Söylediğim sözler onun canını değil daha çok benimkini acıtmasını istersecesine daha da acımasızlaştı.
Ve artık yüksek sesle konuşmuyor. Bağırıyordum.
- Saatlerce neden dolaşıyoruz sanıyordun. Seninle vakit geçirmek istediğim için mi?
Ağlıyordu. Göz yaşları gözlerine artık ağır gelmişti ve tutamıyordu. Sözlerime mi ağlıyordu yoksa yaşadığı şeylere mi?
Ben sert bir şekilde konuştukça yaşadığı tüm hayatının film şeridi gibi önünden geçtiğine emindim. Bunu en iyi ben biliyordum.
-Aynı yerde dönüp dolaştıryorum seni.
NEDEN Mİ?
Sırf ağzından işe yarar bir şey yakalarım diye. Yoksa ben niye suçlu - polis konumunda olduğum biriyle bu kadar zaman yan yana durayım?
Üstlerimin sözünü çiğneyip niye seni burda yanımda tutayım?
Bak telefonuma kaç tane arama var seni götürmem için. Ama sırf herkesten önce bir şeyler öğrenmek için yanımdasın şuan. Saçma düşünceler içine girme.
Burdasın çünkü ben öyle istedim. Birazdan karakola gidiyoruz çünkü ben öyle istiyorum.
Şimdi oraya gidene kadar susucaksın çünkü ben öyle istiyorum.
Onca sözden sonra sadece yüzüme bakmakla yetindi. Tek bir kelime bile etmedi. Oysaki en çok konuşmasını istediğim an şimdiydi.
Ortama çok gergin bir sessizlik hakimdi. Ve bu durumu ben yaratmıştım. O yüzden bozma görevide benimdi. Ama yapabildiğim tek şey radyodan şarkı açabilmekti.
Arkada çalan şarkı ise pek hoşuma giden bir şarkı olmadı.
"Ahh
Senden kaç
Sana rastla
Bağırına bas, yalan bakışları
Ahh
Benden kaç
Bana rastla
Düşsün ateş
Ve ağla"
~
Dakikalar sonra konuşmamı sağlayan hiç beklemediğim bir anda çalan telefonum oldu.
Bakmadan açmıştım ama emindim beni arayanın kim olduğuna.
Beni bekliyorlardı yüreğini üzdüğüm kızı sorguya almam için.
Ve sadece onca söylenene tamam geliyoruz diyebildim...
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
