1. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 1
Bölümler 18Şu an: Bölüm 1
- 1 Bölüm 13.583 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Kayboldum:
ARAS ÖZGENİŞ
28 Haziran Salı
06.10
Cinayetin işlendiği gecenin sabahı
Yerde uzanmış yatıyordum.Başım sanki geceden kalma gibi ağrıyordu ve üstümdeki yorgunluğum, uyumam için benimle savaş veriyordu. Ama etraftaki koku beni engelliyor.
Hava da garip bir demirimsi koku var. Etrafa bakmak için hafif bir şekilde kafamı kaldırırken başımı tuttum.Elimi kafamdan yavaşça çektiğimde kan olduğunu gördüm. Herhalde kafamı yere düşünce vurmuştum. Ama küçük bir kan bu kadar ağır bir kokuya sebebiyet veremezdi.
Neden düştüm ,neden yerdeyim? diye sorgulamaya başlayacakken anında vazgeçtim çünkü o kadar yorgundum ki bunları sorgulamaya takatim yoktu.Ama beynim çoktan gardını almış, olmuş ya da olabilecek her şeyi benimle tartışmak istiyordu.
Onu umursamadım ve tekrar olduğum yerde kafamı yavaşça yere koydum. O kadar yavaştı ki kafamı yere koyarken bir asır geçmiş gibi geldi.
Canım anlamsızca çok acıyordu. Uykumu kaçırmaya çalışıyor, beni her şeyi sorgulamam için çağırıyordu. Olduğum yerde uykuya dalmak hiç bu kadar zor olmamıştı. Uyumamı sağlaması için Tanrıya dua ediyordum ama o sanki beni daha çok uyutmamak için çabalıyordu. Uyu, uyu yeter artık uyu düşünceleri beynimle savaş verirken yorgunluğuma daha fazla yorgunluk katılmıştı bile. Ansızın bu savaşı beynim kazanmış ve kendi kendine konuşmaya başlamıştı.
Susmuyordu onu durduramıyordum. Eskiler, yeniler farketmeksizin bilinçaltım da bulduğu her konuyu gün yüzüne çıkartıp kendisiyle tartışıyordu.Beni uykusuzlukla cezalandırıyordu. Oysa ben daha bu cezayı hak edip etmediğimi bile bilmiyordum.
İçimden sadece yeter diye bağırmak geçiyordu ama onu bile diyecek, karşı çıkacak gücüm yoktu. Bağırmayı denedim olmadı. Sadece yattığım yerden hayatsızca tavanı izliyordum belki susar ve ödülüme kavuşurum diye.
Uyumayı beklerken ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama kafamın içindeki seslerin hepsi sustuğunda gözlerimi kapatıp neler olduğunu düşünmeden sadece uyudum.
~iyi uykular~
...
Tam en büyük nimetim uykuya kavuştum derken yine uyandım. Aslında bu sefer uyandırıldım. Ama bu ne başımın ağrısı ne etrafı ele geçirmiş o kötü kokuydu. Bu bir polisti.
POLİS
Beni kaldıran polisi algılamam uzun sürdü. Hiç bu kadar yakından polis görmemiştim. Aslında görebileceğim bi kaç minik suç işlediğim doğrudur ama ben işlerden bir şekilde sıyrılmayı başardığım için bu durumu daha önceden tecrübe etmedim. Beni yerden kaldırırken baya zorlandı. Çok çelimsiz, polis demeye bin şahit isteyen türden biriydi. Yerden kalkarken tüm yükümü ona vermiştim, bedenimi taşımakta zorlanıyordum.
Beni ayağa kaldırırken bir şeyler diyordu ama kulaklarım duymayı reddediyordu.Polis beni hızla yerden kaldırmak için çok uğraştı.Ve işte ne kadar yattığım belli olmayan o yerden kalkmıştım. Ayağa kalktığımda beni ele geçiren bu his; sanki buraya ait değilmişim sanki süper güçlerim varmışta yere basmıyormuşum gibi üzerimde bir etki yaratıyordu.
Ne olduğunu bilmiyorum, başım ağrıyor ve bunlara ek olarak nasıl bir durumun içinde olduğumu anlamak için çok kısa sürem var.
Tüm olaylar eğer filmlerde seyrettiğim gibi olursa ne olduğundan bi haber olduğum bu durumla alakalı delice sorular sorulacak ve ben cevap veremeyeceğim. Ve işte o zaman dakikalar, saatler hatta günler geçmeyecek. İşte tamda bu yüzden olabildiğince yavaş adım attım zaten çok hızlı yürüyebilecek halde değildim.
Hızlı yürümem için polis kolumu çekiştiriyordu. Ben ise etrafa bir çırpıda göz atmakla meşguldüm.
Etrafta beyaz giysiler giymiş insanlar arı gibi çalışıyolardı. Bir polise bir etrafa bakmaktan kendimi alıkoyamıyordum.Ben böyle bir ortama ne kadar şaşkınlıkla bakıyorsam aynı şekilde poliste bi o kadar bu durumu sakin karşılıyordu. Birden bana baktı ve sonra istemsizce yüzümü ona çevirdiğimde onunla göz göze geldik. Hemen yüzümü yere indirdim. Tam bir adım atıcaktım ki polisin durduğunu fark ettim. Poliste etrafa şaşkın baktığımı fark etmiş olucak ki tam olduğumuz yerde kalıp , kendime gelmemi bekledi. Hareket etmeden önce bana bir kere baktı ve sanki bu onun lütfuymuş gibi göğsünü kabarttı.
Polisin bu şekilden şekile girmesi dışında yanımıza gelen diğer polisin söylediklerine dikkatle dinlemeye çalıştım.
-Mehmet niye hala burada tutuyorsun onu arabaya götür hemen!
Benden bir objeymişim gibi bahsediyordu.
~evet evet senden bahsediyor~
Adı Mehmetmiş aklımda tutmam gereken önemli bir detay mı bilmiyorum ama aklımda tutmalıyım.
Burda öğrenebileceğim her bir şey ne kadar önemsiz detaylarda olsa aslında ilerde işime yaratabilecek şeyler olabilir. Şu an bilmem sadece beynime yük gibi gözüksede bir gün ihtiyacım olabilir. İşte bu yüzden unutmamak için hepsini aklımın en derinliklerine kazımalıyım.
~Unutmamalıyım~
-Çok afallamış duruyordu amirim. Ne olduğunu bilmezmiş gibi baktı etrafa bende..
Sözünü bitiremeden adam gürledi.
-Ne olduğunu o çok iyi biliyor. Sence bilmese suç mahalinde yerde iki metre yere serilmiş bir şekilde bulur muyduk ? Baş şüphelimiz ve sen ona bir yalan uydursun diye vakit kazandırıyorsun. Çab..
Azarlanırken, bana gösterdiği o özgüveni anında söndü ve özellikle benim yanımda azarlanmak onun daha yerin dibine sokmuş olucak ki ne yapması gerektiğini bilmez halde durdu ve kolumu çok daha sıktı.
Onu azarlayan polis memuru cümlesini tamamlamadan elini arka cebine götürdü ve telefonunu çıkardı. Birisiyle konuşuyordu ve ne söylediyse onu çok telaşlandırdı.
- Ben şimdi gidiyorum bir kaç saatlik işim var. Tek başına halledebilir misin?
-Hallederim tabi amirim.
Adam tek bir kelime bile etmeye gerek duymadan hızlıca kapıdan çıktı ve gözden kayboldu.
~cidden hala kaçmayı düşünmüyor musun? ~
İç sesime her zaman uyardım söyledikleri doğruda olsa yanlışta olsa. Çünkü asıl kimliğimiz iç sesimizdir.
Kaçıcak mıydım ?Kaçmasam ne olabilir ki? Ama ya beni sorumlu tutarlarsa? Eğer kaçarsam benim için her şey çok kötü olmaz mı ?
Aklımı kurcalayan tüm soruların arasında en önemli soru şuydu ve buna acilen cevap vermem gerekiyor:
Kaçıcak mıyım? İç sesime yine güvenicek miyim?
Evet, evet kaçmalıyım. Kaçmalıyım yapmadığım hiç bir şeyi üstlenemem.
Şimdi ise asıl soru nasıl kaçıcağımdı.Ve bunun cevabı bende bile yok. Ne kadar düşünsem de cevabını bulabileceğimi sanmıyorum.
Yapmam gerekeni içime sindirmek için sayamadığım kadar tekrar ettim ama hiç bir işe yaramıyordu. Düşündükçe içimi huzursuzluk kaplıyordu.
İstemiyorum, bu yapacağım şey doğru değil ama kaçmalıyım, kaçmalıyım , kaçmalıyım...
Durmadan aklım sadece tek bir kelimeyi tekrar etmekten uyuşmuştu ve bu iyiye işaret değildi o yüzden aklımı başka şeylerle meşgul etmeye uğraştım. Gözlerimi kısa süreliğine kapatıp açtım ve etrafa bi kere bakınca kolumu tutmuş olan polise odaklanmaya karar verdim. Anladığım kadarıyla daha çok yeni bir polisti. Her ne kadar polis olabilmek için bunların eğitimini alsada uygulamaya gelince zorlandığı belliydi. Onda yılların verdiği bilgi ve soğukkanlılık yoktu. Üstüne üstlük küçük bir çocuk gibi kendini, kim olduğu fark etmeksizin başkaların gözüne sokmaya çalışıyordu. Bu iyi işte dedim kendi kendime. Düşüncelerimi bozan polisin sesi oldu.
- Mırıldanma! Çok konuşmak istiyorsan sesli söyle biz de duyalım.
En kötü özelliğim aklımdan geçenleri sesli söylememdi ve buna ek olarak ne kadarını söylediğimi bilmeyişim.
Ben nasıl karşılık vereceğimi bilmediğim için ses çıkarmadım. Aynı zamanda da çıkış biletim olacağını düşünmeye başladığım birinin dikine gitmek bana hiç bir şey kazandırmayacağı gibi çok şey kaybettirebilirdi.
Mesela hayatım gibi.
Yavaş yavaş yürüdüğümüz için mi yoksa ev tahmin ettiğimden de büyük olduğu için mi bilmiyorum ama evin dışına bir türlü çıkamadık. İlk uyandığımda fark edemesemde bir oda da yığılıp kaldığımı şimdi anladım ve yığılıp kaldığım oda bir balkona açıldığına göre ikinci kattaydık. Nasıl bir şeyin içine düşmüştüm?Benim bu kadar zengin olan bir tane bile arkadaşım yokken nasıl olurda böyle bir evde uyanabilirdim? Kafam bunları düşünürken aynı zamanda etrafı olabildiğince inceliyordum ki polis birden merdivenlerin orada durdu. Ve bir titreşim sesi geldi. Bu sesin nerden geldiğini telefonunu çıkardığında anca anlayabildim.
-Oğlum gel bakayım buraya, burda başında bekle ben iki dakika bilemedin beş dakikaya burdayım.
-Tamam amirim.
Adam elindeki telefonu kulağına dayadı ve hararetli hararetli konuşarak yanımızdan ayrıldı.
Kolumu tutan polis olmasa her an merdivenlerden aşağı yuvarlanabilirdim. Gözlerimi açık tutmak için uğraşırken evin içine baktım.
Cidden güzel dekore edilmişti. Ev çok ferah ve şu anda etrafı ele geçirmiş o kokunun tam zıddı bir güzellikteydi.
Ahşap merdivene uyumlu o güzel beyaz duvarlar kendine has bir güzellikteydi. Sadelik ciddi anlamda her şeye yakışıyordu.
Ben etrafa hayran bir şekilde bakarken beni başka bir polisin yanına bırakan Mehmet polis dediği gibi çok kısa bir süre içersinde geldi. Dışarıdan içeri girdiği gibi yüzünü buruşturdu ve bana gel diye işaret yaptı. Daha demin indiği merdivenleri tekrar çıkmak istemediği her halinden belliydi ama yanımdaki polise beni bırakmasını ve onun yanına gitmemi istemesi ciddi anlamda beni şaşırttı.
Anladığım kadarıyla daha demin yediği azarı çoktan unutmuş, akıllanmamıştı.
Aslında yanına gidene kadar pekte bir şey yapamazdım. Aramızda sadece on adım vardı. Belki o kadar bile yoktu.Sanırım, kaçamayacağım için ya da karşıdan çokta bariz olan o yorgun görünüşüm ona bunu yapması için cesaret vermişti.
Yanımdaki polis kolumu temkinli bir şekilde bırakırken bende yürümeyi yeni öğrenen küçük bir çocuk gibi dengemi sağlamaya çalışıyordum.
Bir adım atıp tekrar yerimde duruyor ve tekrar adım atmak için gücümü topluyordum ki bu duruma daha fazla katlanamayan Mehmet polis kolumdan tuttuğu gibi homurdana homurdana aşağı indirdi.
Holden kapıya gidene kadar sadece çekiştirdi ve kendi kendine bir şeyler tartıştı. Ama hiç biri anlaşılır değildi. Özellikle bir şeyler anlamak için pür dikkat dinlemeye çalışsam bile hiç bir şey anlamadan dış kapının oraya geldik.
Akşam olmak üzereydi ve güneş var olan son gücüyle bu eve ışıklarını saçıyordu.Kapının yanlarındaki dekoratif camlardan gelen bu ışık bile gözlerimi kamaştırmaya yetti. Mehmet polis kapıyı açar açmaz temiz kokuyu içime çektim ve sonunda o kötü kokudan kurtulduğum için mutluydum. Ama bu durum çok sürmedi.
Tahminimce yüzüme çarpan temiz hava beynime kan gitmesini sağladı. Bunun sayesinde kendime daha çok gelirken vücudumdaki asıl acıyı fark ettim. Elimi karnıma götürdüğüm gibi siyah gömleğimden şimdiye kadar fark edemediğim kanla elim bulandı. Kanı gördüğüm gibi gözlerim karardı. Ve yere yığıldığım gibi yanımdaki polis irkildi ve sonrası kocaman siyah bir boşluk.
İlk uyandığımda kavuşmak istediğim uykuya kavuşmuştum. Ama bu sefer onu ben istemiyordum çünkü ayağa kalkıp sadece kaçmam gerekiyordu. Orman boyunca sadece koşup her şeyi unutmam gerekiyordu. Bu fikri kabullenmişken olamazdı, bayılıp her şeyi daha da zor hale getiremezdim ama ben aklımda kalan son cümleyi tekrarlayarak gözlerimi kapatıp istemediğim uykuma daldım.
Ölme Aras, ölme...
29 Haziran Çarşamba
Kulağımda çınlayan seslerin her biri anlamsız vızıltıdan ibaretti . Ve hiç biri tanıdık değildi. Kendimi bunun kabus olduğuna inandırmak istiyordum ama kendi evimde değildim.Bunu her şeyden iyi biliyordum.
Nerde olduğumu anlamaya çalışmak için gözlerimi açmak zorundaydım.Ama göz kapaklarım birbirlerine yapışmış gibi açılmıyordu. Ne kadar uyuduğumu bilmiyordum ama uykuya kesinlikle doymuştum, bedenim ise hala dinlenememişti bu yüzden ağrılarım hala devam ediyordu.
Ama ne olursa olsun artık gözlerimi açıp yerimden kalkmam ve kaçmam gerekiyordu.
Bir kere daha olduğum yerde hiç kıpırdanmadan gözlerimi açmaya çalıştım. Bu sefer ki girişimim olumlu bir sonuç verdi. Gözlerimi yavaş yavaş açarken oda da telefonla konuşarak volta atan biri vardı. İlk baktığımda tam net kim olduğunu göremesemde ikinci kez baktığımda o kişinin Mehmet polis olduğunu anladım.
Stresli ve sinirli bi hali vardı. Bunun telefonda konuştuğu kişiden kaynaklandığı çok belliydi. Yine de bu telaşlı halini, odanın öbür ucunda duran hemşireyi korkutmamak için çok göstermemeye çalışıyordu. Ama başarısız bir oyuncuydu.
Mehmet polisin birden sesi yükseldi ve artık söylediklerini gizlemeye çalışmıyordu.
-Evet, evet anladım. Dediğim gibi onu şuan güvenlikli bir yerde tutuyorum. Çok fazla kan kaybetmiş o yüzden uzun bir süredir uyutuyoruz. Evet gerekli olan her şey yapıldı ama...
Evet, doğru söylüyorsunuz ama seyehat edebilecek durumda değil. En erken yarın akşam burdan çıkış yapabiliriz.
Bir de..
Mehmet polis sözünü tamamlayamadan bir telefon suratına kapandı. Bu durumu sürekli yaşamış biri olarak bu hissin ne kadar berbat olduğunu o kadar iyi biliyordum ki.
Normalde onu çok kaba biri olarak görsemde şuan biraz daha kendime yakın hissettim. Ama bu hala
polis- suçlu ilişkimizi değiştirmeyeceği için bir işime yaramazdı.
Sinirli bir iç çekip hemşireye kapıyı gösterdi. Hemşire odadan kaçar gibi çıkmadan önce bana bir bakış attı. Bu bakışın anlamı neydi anlamamıştım. Ama altında illa bir şey vardı buna emindim.
Mehmet polis hemşirenin çıkışını izleyip aniden bana döndü
O an ne yapmam gerektiğini bilemedim ve refleks olarak sanki hiç uyanmamışım gibi gözlerimi kapattım.
Gözlerimi kapatmamın ardından sanki bir alkış sesi geldi yani ilk seferde tam emin olamasam da biraz vakit geçince emin oldum.
Bu alkış,tebrikten çok alaycı bir gülüşün yerine yapılmış hareketti. O alaycı alkışın hemen ardından Mehmet polisin ağzından sözcükler döküldü.
-Cidden bu uyuma numarasına inanıcağımı mı sandın? Hiç güleceğim yoktu. Hadi aç gözlerini çok belli oluyor.
Evet, bir oyuncu değildim. Ama bu işlerde iyiydim en azından her bu numaraya sığındığımda ciddi anlamda işe yarıyordu ama bu sefer elimde patlamıştı.Aslında çokta numara yapmak istememiştim gayriihtiyari olan bir şeydi ama yakalanmıştım işte.
Ve ablama ya da arkadaşıma değil , iplerimin onun elinde olan bir polise yakalanmıştım. Bir umut gözlerimi bir kaç saniye daha kapalı tuttum. Gözlerimi açmasam bile karşımda duran polisin pis pis sırıtışını görebiliyordum.
En sonunda gözlerimi açıp ona bakma cesaretini bulduğumda dik dik bakışlarına maruz kaldım .
Nerden anladığını sorarcasına baktığım için ben sesli bir şekilde sormadan o direkt sözüne devam etti.
-Normal uyuyan bir kişi numara yapan birine göre gözlerini daha rahat bırakır ve bu göz kapaklarının orta hizzada buluşmasına neden olur. Buna dikkat ettiğinde numara yapanları anlamamanın imkanı yok.
Başımı anladım dercesine yavaşça salladım. Konuşmasına hız kesmeden devam etti. Ama ondan öncesinde güçlü bir kahkaha patlattı.
-Ne kadar da safsın ya! Hemen de inandın. Senin gibi biri nasıl bir insanı öldürdü acaba , yardım mı aldın?
Konuyu buraya nasıl çektiğini daha anlayamamışken arka arkaya soruları dizdi.Polislerden bu yüzden hep çok korkmuşumdur, konudan konuya atlayarak asıl istediklerini öğreniyorlar. Ama sorun şu ki bende alabileceği hiç bir şey yok.
Bunun için hem mutluyum hem de hiç bir şeyi bilmemek canımı çok sıkıyor.
Ben onun gözlerini takip ederken sessizliği bozan yine o oldu.
-Anladığım kadarıyla konuşmaya niyetin yok.
Aslında vardı ama ne söylemem gerektiğini bilmiyordum ve bir kelime bile söylemek çok efor sarf etmeme neden oluyordu.
Biraz bekledi ve ellerini havaya kaldırıp tırnak işareti yaparak
-Avukatım olmadan konuşmam tripleri dimi ah nasıl unutmuşum. İstediğin gibi olsun konuşma. Sonuçta ben bir polisim ve seni sorgulamam için elimde daha çok fırsat olucak yani daha çok eğlenicez, dedi
Eğlenicez derken 'z' harfini o kadar çok bastırmıştı ki onu ciddi anlamda itici birine dönüştürmüştü.
Kötü polis halleri onu korkunç yapmak yerine daha çok gülünç duruma düşürüyordu.
Bir anda sustu ve yerinde biraz kıpırdandıktan sonra kalktı, dışarı çıktı.
Kaldığım odaya odaklanmaya karar verdim çünkü biraz daha nasıl kaçacağımı bulmazsam zaten gerek kalmayacak.
Etrafa baktığımda bariz belli olan bir şey vardı oda bu sabah uyandığım yere göre daha eski olmasıydı.İçine konmuş eşyalar yeni olmasına rağmen odaya uyum sağlamıştı. Etrafı hipnotize olmuşçasına incelerken nereye açıldığı bilmediğim o kapı gözüme ilişti.
Oda çok büyük değildi ama o kapı resmen odanın içinde kaybolmuştu. Ben bile vaktimin bolluğundan uzun uzun incelediğimde fark edebilmiştim.
Her şeyden önce varmış ama kimse fark etmemiş, biri onu bulsun diye beklemiş gibi bir hali vardı.
Kapıya o kadar çok anlam yüklemiştim ki her şeyin beynimin bir ilizyonu olduğunu düşünmeye başlamıştım. Tam bunun gerçek olup olmadığını kanıtlamak için ayağa kalkıcaktım ki koluma takılmış olan kelepçeyi gördüm. Sanki işe yarıcakmış gibi kolumu bir kaç defa hızlı bir şekilde çekiştirdim.
Tahmin ettiğim gibi bir işe yaramadı ama bir şeyin yere düştüğünü duydum. Bu ses o kadar cılızdı ki bir an sesi duyduğuma emin olamadım. Yere düşerken uzağa savrulmuş olan o şeyi gözlerimlerimle araştırdım ve en sonunda onu buldum.
Bu bir tel tokaydı.
Uyandığımda tel tokanın varlığını bile fark etmemiştim.Nerden geldiğini hiç sorgulamadan tel tokayı almak için hamleler yaptım ama ilk hamlem başarısızdı. Tek çarem o tel tokaydı bu yüzden tekrar tekrar onu almak için uğraştım. Ve sonunda çabalarım sonuç verdi.
Tel tokayı aldığımda yatağa yatıp biraz dinlendim.Hala iyileşmemiş bir yaram vardı ve tokayı almak için yaramı çok fazla zorlamıştım.
Normalde olsa naz yapar acıdan kıvranırdım ama şuan geçen her saniye bile önemliydi. Mehmet polis telefonda konuştuğu kişiye hala iyi olmadığım için ancak yarın akşam burdan çıkacabileceğimizi söylemişti. Bu durum bana az da olsa zaman kazandırmıştı ve tel tokaylada kelepçeyi açmayı başardım mı işleri yoluna koymaya yavaştann başlamış olucaktım.
Tel tokayı elime aldım ve düzleştirdim. Bunu daha önce hiç yapmamıştım ama filmlerde gördüğüm kadarıyla işe yarıyordu. Tabi orda senaryo gereği işe yaraması lazımdı. O yüzden bunun benim işime yarıyacağından pek ümitli değildim. Her seferinde kelepçe açılcak gibi oluyor beni umutlandırıyordu. Ama açılmasına ramak kala bir şeyler ters gidiyor ve her şeye yeniden başlıyordum. Tam artık başıma geleceklerin hepsine razı olucak ve bırakıcaktım ki benim artık vazgeçtiğimi anlamış gibi kelepçe açıldı.
Bingo~
Küçük bir çoçuğun almak için kendini yırttığı, ailesini çileden çıkardığı oyuncağa kavuştuğu andaki kadar sevinç doluydum. Ve işte başarmıştım.
Tam olarak özgürlüğüme kavuşamasamda, çok yaklaşmıştım. Ve bu kabus gibi geçen saatleri düşünürsek ciddi anlamda büyük bir ilerleme katetmiştim.
Ve sadece kelepçeyi açarak ilerleme katetmemiştim;aklımdaki sorulardan bir tanesini de çözmüştüm.
Hemşirenin o bakışı aklımı kurcalamış ve bana çok anlamlı gelmişti, neden bu kadar anlamlı olduğunu bir türlü çözememiştim.
Ama tel tokayı bulduğumda puzzlen bir parçası daha yerine oturmuştu. Bu tel tokayı bana o vermişti ve bana bir kaçış yolu buldurmaya çalışıyordu ama neden? Ya da hepsini sorularıma sadece cevap bulabilmek için beynim uyduruyordu.
Zihnimde bir soru cevabını bulurken peşi sıra yeni soruları getiriyordu.
Cevaplarını bulamadığım sorular aklımı kurcalamaya devam ederken yerimden kalkmaya çalıştığım sırada ayak sesleri duydum ve olduğum yere sindim.
Heyecan benim göbek adım gibidir ama bu benim için bile fazlaydı . Biraz olduğum yerde bekledim, hiç kimsenin gelmediğinden emin olduğumda yerimden kalktım.
Zemindeki tahtalar o kadar eskiydi her an bir ses çıkartıp beni ele verceklerinden korkuyordum. Bu yüzden her attığım adımı çok temkinli bir şekilde atıyordum. Her adım attığımda biraz durup dışarıdan gelen sesleri dinledim, eğer sorun yoksa aynı şekilde devam ettim. Ve sonunda o kapıya ulaştım.
Çok büyük ümitlerle açtığım o kapı beni büyük bir hayal kırıklığına sürükledi. O kadar anlam yüklemiştim, o kadar kaçabileceğime inanmıştım ki karşımda gördüğüm manzara beni büyük bir enkaza çevirdi. Burası sıradan bir tuvaletti.
Yine de belki bir şey bulurum diye tuvalet kapısından içeri girdim. En az oda kadar büyük bir tuvaletti hatta içinde küvette vardı. Bulunduğum durumu bilmesem görmemiş gibi içine girer çıkmazdım.
Etrafa hızlı bir şekilde göz attım, gerçekten işime yarayacak hiç bir şey yoktu. Sinirle dışarı çıkarken ayağım bir şeye takıldı ve yere kapaklandım.
İçimden sessizce küfür ederken bir kulağımla dışarıyı dinledim. Şuan gelen birisi yoktu. Rahatlamak için derin bi nefes aldım ve yerden yavaşça kalkarken neye takıldığımı merak ettiğim için bir çırpıda yeri elimle yokladım, bir çıkıntı buldum. Üzerinde halı olduğu için görmemiştim. Düşmesem belki de hiç fark etmeyecektim.
İlk defa sinirim bana zarardan çok yarar sağlamıştı. Burdan kurtulduğumda ilk yapacağım iş Simgeye bunu anlatmak olacak. Çünkü beni her gördüğünde aşırı çabuk sinirlendiğimi ve bunun bana daha çok zarar verdiğini sayıklayıp duruyordu.
Bu olay sayesinde ona karşı ilk defa bir zafer kazanmış olacaktım.
~tabi burdan çıkabilirsen! ~
Ben zafer kazanma planları kurarken her şeyi unutmuştum. Ve çok zaman kaybetmiştim. Düştüğüm anda çıkan sesi onca polisten illa bir kaçı duymuş olabileceği için hızlı bir şekilde halıyı kaldırdım, küçük kare bir bölme vardı.
O çıkıntıdan tutup tam kaldıracaktım ki çok yakından gelen ayak seslerini duydum.
Hızlı bir şekilde halıyı kare bölmeyi gizleyecek şekilde kapattım ve tuvaletten çıkıp, aceleyle kapıdan çok fazla ses çıkmamasına özen göstererek kapattım.
Az öncekine göre çok hızlı ve büyük adımlarla yatağıma kendimi attım. O kadar açmak için uğraştığım kelepçeği bileğime geçirip tekrardan kendimi yatağa kilitledim. Belkide kilitlememe hiç gerek yoktu ama işimi sağlama almak adına malesef ki bu riske girmiştim.
Bir kere açtığım için bir daha yapabileceğimden, kendimi hiç düşünmeden tekrardan yatağa hapsetmiştim.
Umarım bu riske girdiğim için keşke yapsaydım demem.
Ben tam kendimi yerleştirdiğimde kapı yavaşça açıldı.
Geçen sefer çok büyük rezil olduğum için bu sefer gözlerim açık bir şekilde gelen kişiyi karşıladım.
Her ne kadar ben bir polis geleceğini düşünsemde gelen kişi sabah gördüğüm hemşireydi.
Onu pür dikkat izlerken tokayı onun bırakıp bırakmadığını anlamak için bir kaç ipucu aradım. Keşke zamanında vucüt dilini anlamak için bir kursa felan gitseydim. Belki de şimdi kafamı kurcalayan bu sorudan kesin bir şekilde kurtulmuş olurdum.
Ben onu izlerken o sohbete girdi:
-Şuan kendinizi nasıl hissediyorsunuz?
-İyi
-Ah güzel o zaman. Serumunuzu hızlandırdım. Müsade ederseniz yaranıza da bir bakayım.
-Tabi, tabi bakabilirsiniz.
Tel tokayı onun bana verdiğini düşünerek çok yanlış yapmış olabilir miydim acaba çünkü odaya girdiğinden beri buna dair hiç bir şey çaktırmamış ve bir şey anlatmaya uğraşmamıştı. Ama o değilse geriye kimse kalmıyordu. Gerçekten bunu düşünürken kafayı yiyecektim. Ve birden adını sordum.
-Adın ne?
-Ee efedim? Şey bunu söylemem yasak.
-Nasıl yani?
-Polisin emri.
Şimdiye kadar yaptığı hiç bir vucüt dilinden anlamamıştım ama bu söylediği yalan olduğu çok bariz anlaşılıyordu.
Her ne kadar Mehmet polis çok kaba ve aksi biri olsa da bunu diyecek kadar akıl yürütebileceğini hiç sanmıyordum.
Sorularla kafayı yemek yerine kozlarımı açık oynamaya karar verdim.
-Yalan söylüyorsun.
Aradan bir kaç dakika geçtiği için afalladı
-Hayır, ne yalanı. Ben sadece bana söyleneni yapıyorum.
Deyip çok hızlı bir şekilde elinde getirdiği ilaçları toparlayıp odadan çıktı. Tam kapıdan çıkarken duyacağı bir ses tonunda
-Sende bana çok tanıdık gelen şeyi bulucam.
Birinin beni duyması ihtimaline karşı sesimi daha da alçaltıp
-Senin bana neden yardım ettiğini bulucam ama ilk önce burdan kurtulmam gerek dedim.
Son söylediğimi o kadar alçak sesle söylemiştim ki duydu mu bilmiyorum ama orda kendime bir söz daha vermiş oldum.
Hemşire odadan çıktıktan sonra biraz bekledim ve hızla bi yarım saat önce yaptığım tüm her şeyi yapıp tekrar tuvalete gittim.
Çıkıntıyı tekrar buldum ve açtım.
~Bingo
Burası bir geçitti. Yer altından yapılmış bir geçit.
Bu çıkıntıyı bulduğumda çok büyük bir hayal kırıklı içerisindeydim ama bu geçit bugün yaşadığım her şeyi tamir etmişti.
Ses gelirse duymak için açık bıraktığım kapıyı kapattım.
İçerde bulunan kimsenin sığamayacağı küçük camı açtım. Bu yaptığım az da olsa polislerin kafasını karıştımak için bir şeydi. Ve planıma göre kafalarını karıştırdığımda benim geçtiğim geçiti bulmaları biraz zaman alır, bana da zaman kazandırmış olucaktı.
Küçük çıkıntı üstünde halı olmadığında çok belli olduğu için üstünü tekrar halıyla örtmem gerekiyordu. Bu yüzden her ne kadar zaman kaybetsem de biraz bunla uğraştım ve ben kapağı kapattığım da onunda çıkıntıyı örtecek şekilde ayarladım.
Ve her şeyi kendimce hazırladığım da
kapağı açıp içeri girdim.
Her yer karanlıktı. Bu zifiri karanlıkta nasıl yönümü bulacağımı bilemesem de bulacaktım. Bunca badireyi atlatıp bir yol bulmuşken asla geri dönmeyecektim çünkü ok yaydan bir kere çıkmıştı. Ve artık hiç bir şeyin geri dönüşü yoktu.
Kapkaranlık bir yerde nereye gittiğimi bilmeden sadece koştum...
"Kayboldum şehrin ışıklarında ben
Aradım geçmişi içinde buldum kaybettiklerimi
Bambaşka bir şehirde tesadüfen bir sahilde
Maviye karışmak istiyorum
Kendimden kaçmaktan bi hayli usanmışım
Bir yol bulmam gerekir artık
Gidiyorum artık bu şehirden
Adam olmaya kararlıyım"
~Bölüm sonu~
Bölüm etkileşimi
