4. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 4
Bölümler 18Şu an: Bölüm 4
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:İçimizdeki İzler:
AÇELYA ŞEN
27 Haziran Pazartesi
Cinayetin işlendiği gün
Her insan avutur kendini olan bitenlerin hepsi geçecek diye. Ve çoğu zaman da bir mucize olur, geçer o sıkıntılı dönem. Normalde bunu bizzat yaşamamış olsaydım eğer, hayatta inanmazdım bu palavra cümleye.
Ama eskiden, dershaneye gitmem gerektiği kadar eski bir zamanda, paraya çok ihtiyacıyacımız vardı ve birden annemin yıllarca beklediği hatta verilmeği için artık bir değeri kalmayan ama bizim işimize ok yaran o tazminatı ödendi. Ve biz dershane paramı onun sayesinde tamamlayarak ödedik. Bunun gibi daha çok vardır belki de hayatımda küçük mucizeler ama ben kaçırmışımdır, bilmiyorum.İşte yine öyle bir mucizeye ihtiyaç duyduğum zamanlardan biri.Lakin insanın beklediği şey hiç bir zaman tez gelmez ya da beklediğimiz için zaman geçmez, uzun zaman sonra olduğunu düşünürüz.
Eskiden böyle zamanlarda bana arka çıkan bir ailem vardı şimdi hepsini toprak benden aldı.
Kızmıyorum; sadece artık eskisi gibi gülemiyorum, ağlayamıyorum, mutlu olamıyorum. Evet, biliyorum bu doğanın kanunu herkes bir gün ölecek ama gerçekten bu kadar erken olmak zorunda mıydı?
Onları sadece maddi olarak destek olsun diye istemiyorum, ben onları ağlarken başımı dizine koyabilmek için istiyorum. Sadece bana sarılsınlar istiyorum.
Sadece..
Şimdi onların mezarlarının başındayım, gözümden bir yaş damlası akarken ;görmekten korktuğum o mezar taşlarını süzdüm. Belki içimdeki bu acı, korku, o burukluk az da olsa geçer diye. Ama geçmedi. Geçen tek şey bir yarım saat. Birden bu yarım saat bile gözüme az geldi.
Eskiden sorsaydınız; "süper gücün ne olmasını istersin?" diye. İşte o zaman uçmak derdim. Ama şimdi sadece mutlu olduğum senede sonsuza dek yaşamak istiyorum.
Oturduğum yerde bir süre daha kaldım. Ve bu süre zarfında resmen toprağa meydan okurcasına gözlerimi ona diktim. İçimden "artık beni de al çok yoruldum, yaşayamıyorum lütfen" diye yalvardım. Beklediğim cevap gelmedi son dört yıl olduğu gibi.
Çoğu zaman ihtiyacım olan şeyler para, zaman, arkadaş ve buna benzer şeylerdi. Ama bu seferki insanın kadim dostu olan ölüm. Ya da ben aciz aklımla kurtarıcı olarak bunu görebiliyorum sadece.
Bilmiyorum, bilmiyorum. Derdimi anlatamıyorum.
İçimde bir şey var beni hep ağlatmak isteyen. Sadece gece gündüz ağla diyor. Ve ben onun sözüne çok uzun süredir uyuyorum. Ama benden götürdüğü tek şey, hiç bir şey oldu.
Ölüm insanın kadim dostudur dedim ya evet bence kesinlikle öyle.
Ama bizler, yaşama o kadar çok dalıyoruz ki etrafımızdaki birini sonsuza dek kaybetmeden ölümün varlığını hatırlamıyoruz bile.
Sahi ölümü aklında tutan mı daha mutludur yoksa yaşama dalan mı?
Bence cevap çok basit ikisinide yaşayabilen.
Ama son dört senedir aklımda sadece ölümle yaşıyorum . Ondan öncesinde de yaşama kaptırmıştım kendimi.
Yani düşündüğümde 26 yaşında olan ben , hiç doğru düzgün hayatı yaşamamışım.
Hep bir sahteliğin, geçici bir perdenin arkasında kalmış.Hangimiz kalmadık ki?
Bunu farketmek her seferinde kalbime saplanan acıları arttırıyor. Her seferinde bu farkındalığımı görüp bir şeyler yapmak için uğraşsamda çaresizce yerimde sayıyorum. Ve buna ek olarak yapabildiğim tek şey; olduğum durumun içinden daha da gerilemdiğime sevinmek.
Ama bugün ona da sevinemiyorum. Çünkü işten kovuldum ve daha ne olabilir derken iş dönüşü evime hırsız girdiğini gördüm.
Herkesin dilinde hep bi cümle vardır : Gün doğmadan neler doğar?
İşkeceden farksız geçen günlerde buna körü körüne inandım. Ve beni mutlu etmek için gelicek güzel şeyleri bekliyorum.Peki geldi mi derseniz ;hayır, daha bekliyorum.
Bugün ya ayağa kalkıp bir yeni güne başlamak için uğraşacağım ya da tamamen yerle bir olacağım.
Yavaş yavaş yorgunluğum beni ele geçiyor. Öyle ki gözlerimden akan yaşları bile ben istemeden durduran bir yorgunluk bu. Yerimde bir kaç kere kıpırdanmam bile hiç bir şey yapmamış olmama rağmen beni çok zorluyor.
Son bir kez artık ezbere bildiğim o mezar taşlarına baktım. Tam gitmeye hazırlanırken beni durduran bir şey oldu. Cebimde ki telefonum son bir kaç gündür hiç çalmazken bugün var gücüyle çalıyordu.
Telefonu bakmadan açtım. Artık hayatın son dakika gelen süprizlerine o kadar alışıktım ki süpriz yapmadığı zamanlar ben kendime yapıyorum.
Açtığımda o tanıdık sesle karşılaştım. Annemin kadim dostu Aylin abla. Şu dört senedir yanımda olan nadir insanlardan biri. Çoğu çevremdeki insanlar iyi gün dostu olduğu için çok uzun süredir yalnızım.Ama o beni hiç yalnız bırakmadı, hakkını ödeyemem.
Sabırsızca sözlere daldı ben ise yorgunluktan ne söylediğini duyamıuordum bile. Söylediklerine cevap vermemi bekliyordu ama doğru duyduğuma emin olamıyordum.
-Alo? Abla orda mısın? Lütfen bir daha söyler misin? Kafam çok dağınık kusura bakma.
-Tamam, tamam sıkıntı yok. Biliyorum böyle şeyler telefonda söylenmez ama çok uzun süredir sana anlatmaya çalışıyorum. Ama bir türlü nasıl söyleyeceğimi bilemedim.Artık söyleyeceklerim içimi sıkmaya başladı . Nasıl söze de giricem onu da bilmiyorum ya!?
-Boşver, birden söze giriver işte ben alıştım nasıl olsa.
-Ama en azından bir yere oturuver olur mu? Hatrım için lütfen..
-Tamam.
Daha fazla lafı uzatmaması adına çok çabuk ona teslim oldum. Eğer dediğini yapmamış olsaydım bu sonsuza dek süren bir döngü haline bürünecekti.
-Tamamdır, anlatıyorum. Bak ailen hiç bir zaman senin kötülüğünü istemedi en küçüklüğünden beridir bu böyle.
-Evet, biliyorum. Anne ve baba olduğunun farkında olan insanların hepsi çocuklarının kötülüğünü istemez ki zaten.
Çok uzun bir süre sessizlik oldu. Hatta öyle ki bi an suratıma kapattığını bile düşündüm. Bu Aylin ablaydı sağ solu olmayan o deli dolu kadın. Yani en azından eskiden öyleydi.
Uzun süren sessizliği neyse canım sonra konuşuruz diyerek bozdu. Gerçekten önemli bir meseleyi daha sonra konuşuruz diyerek ertelemesi beni bir hayli sinir etti.
-Hayır, şimdi konuşucaz. Sonrası yok. Madem açtın konuyu abla, konuşucaz ve biticek bu kadar basit.
-Tatlım biliyorum sevmiyorsun böyle yapılmasını ama şu an doğru bi zaman değil sanırım.
O kadar zamanın içinde bugün söylemem doğru değil. Özür dilerim. Merak etme kendini toparladığında söyleyeceğim.
-Abla, Aylin abla kapa..
Ben daha kapama diyemeden o suratıma telefonu kapatmıştı bile.
Sakince telefonu toprağın üzerine bıraktım. Ve sinirimin geçmesini bekledim.
Tamamıyla sakinleştiğimde yerimden kalktım, ayaklarım beni nereye götürürse oraya doğru gitmeye karar verdim.
Yürümeye bile mecalim kalmamıştı ama yapabildiğim tek şey yürüyerek olan tüm kötülüklerden kaçmak.
Zihnimde koca bir boşlukla daha önce hiç girmediğim, görmediğim sokaklar arasında dolaştım .
Aklımı kurcalayacak o kadar şey olmasına rağmen ben hiç birini düşünemiyordum bile.
Sadece karşıya odaklanıp yürürken düşüncelerime, hislerime tercüman olan tek bir şarkıyı söylüyordum. Karşıdan bakıldığında korkunç gözüksede umursamadan sadece onu söyledim.
"Kalmadı artık direncim
Siyahlara bürünmüşüm görünmemek için
Bir iz bırakmak isterdim
Ölümün gelmesi için
Uyku acıyı dindiren bi' illüzyonmuş
Sanmıştım ki kalbime bir neşe konmuş
Çocukken asla düşünmezdim
Yaşamak ne kadar da zormuş"
...
Sabahtan beri bilmediğim sokakların birine girip diğerinden çıkıyordum. Etraftaki çoğu ev, parası olan insanlara ait olduğu çok belliydi. Evet çok fazla yürümüştüm ama buralara gelicek kadar olduğunu yeni fark ediyorum.
Hava karardığı için serin serin rüzgar esiyordu. Saat on iki olmasına çok az kalmıştı ve bunu çok geç fark ettim.
Beni hissizliğe sürükleyen düşüncelerden anca kurtulabilmiştim. Ama çok yorgunum . Tüm gün yürürken anlamamıştım ama ayaklarıma kara sular inmişti. Ve bir adım atmaya bile takatim yoktu. Taksi çağırmaya karar vermiştim ama şuan bulunduğum sokağın adına hiç dikkat etmemiştim.
Bu yüzden bu yorgunlukla sokağın başına tekrardan yürümek için arkamı döndüm. Ama tam o sırada sesi çok cılız gelen bir kapı zili dikkatimi çekti. Büyük ihtimalle çok fazla uzak olduğum için bu kadar azdı. Normalde bu kadar az olan bir sesi bu yorgunluğumla duymaya çalışmazdım. Ama bu çok ilginç bir zildi. Sırf onu duymak, hangi evden geldiğini anlamak için nefes bile almadan sadece sesi takip ettim.
Ve sonunda o evi bulmuştum.
Rezil olmamak için küçük bir yere saklandım. Doya doya zilin ikinciye üçüncüye çalışını dinledim.
Zilin giriş kısmı çok tatlı melodiyle başlayor sonrası da
"Kim o? Saklanın misafir geldi?" diyordu
Cidden o kadar hoşuma gitmiştiki belki biri daha çalar zili diye bir süre bekledim ama ne gelen vardı ne giden.
Bir çocuk gibi zile basıp kaçmayı bile düşündüm zili tekrardan duyabilmek için. Bilmiyorum ama uzun süreden beri beni böyle heycanlandıran böyle mutlu eden bir şey olmamıştı. Tam bu melodiyi bir daha duyamayacağımı düşünüp geri dönecektim ki aklıma bir fikir geldi. Aslında zilin sesini kaydedip bir şekilde kendi evimin zili yapabilirdim veböylelikle her zaman bu zili duyup neşelenebilirim.
Evet, biliyorum bu çok saçma bir şey. Biri evimin zilini çalıp zil sesiniz güzelmiş kaydedebilir miyim? dese herhalde çok şaşırır sonra saatlerce gülerdim sonuçta çok saçma bir teklif.
Hele ergenlik zamanlarımda zilimizi çalan biri böyle dese o zamanki özgüvenle benimle konuşmak için yaptıklarına bakın diye içimden geçirir hatta hiç utanmadan benimle konuşmak için böyle taktiklere gerek yok diyip elimi uzatır ben Açelya, Açelya Şen derdim.
Ahh ah o deli özgüvenine sahip olduğum zamanlar.Keşke şimdide o özgüvene sahip olsamda çocuk gibi saklandığım bu yerden çıkıp o zili kaydedebilsem. Ben bunları aklımdan geçirirken istemli-istemsiz kendimi gazladım. Ve artık eski Açelyaya dönmüştüm. O 18 yaşında olan Açelya olmuştum.
Yavaşça saklandığım yerden çıktım. Üstüm toz toprak olduğu için hafifçe kendime vurarak temizledim. Duruşumu dikleştirdim ve sanki hiç yorgun değilmişim gibi gülümseyerek kapıya doğru yöneldim.
Saklandığım yerle kapının mesafesi pek fazla yoktu. Kapının önüne vardığımda kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpmaya başladı. Aslında çokta abartılacak bir şey yoktu ama klasik ben işte her şeyi abartmada bir numara.
Zile tam basacaktım ki kapının aralık olduğunu fark ettim. O kadar çok küçük bir aralıktı ki fark etmem uzun sürdü.
Zili çalmaktansa içeriye girmek bi anda çok cazip geldi. Bilmiyorum içeri sanki bir şey çekiyordu. Bu kapının açık olması bir şeylerin ters gittiğini gösteriyordu, geri dönüp gitmeye çalışsamda aklımda buraya neden girmedim diye düşünüp durucağım ya da içerde neler olduğuyla ilgili bir sürü teori kurucaktım ve bunu asla durduramayacaktım. O yüzden keşke demektense girmeye karar verdim. Bence o an doğru bir karardı ya da ben öyle sanıyordum.
Yüzümü kapıya döndüm ve o kapı koluyla tekrardan karşı karşıya geldim. Bu sefer zilini çalmaya korktuğum eve hırsız gibi sessiz sedasız girdim.Bir an cesaretimi daha sonra kutlamam gerektiğine karar verdim tabi unutmazsam kutlarım.
Kapıyı hafifçe ayağımın ucuyla ittirerek açtım. İçeri girdiğimde etrafta biri var mı diye bakındım ama kimsecikler yoktu seslenmekse aklımın ucundan dahi geçmedi ki zaten bunun doğru bir seçenek olduğunu hiç sanmıyorum. Sonuçta bu her kimin eviyse evine sessizce hırsız gibi girmemi olumlu karşılamayacağı kesin.
İçerde gezerken mobilyaların güzelliğinden içeriye neden girdiğimi unuttum. Ve büyülülenmişçesine evin sadeliğine baka kaldım.
Koridoru geçince yukarı doğru merdivenler vardı ya da daha ilerleyip bir salon tarzı yere gidiliyordu.
Normalde asla böyle yapmazdım yapmamda lazımdı ama içimdeki aksiyon sever kişiliğim çoktan uyanmıştı.
İlerleyince karşıma küçük bir salon çıktı. Misafir ağırlamak için oldukça küçük bir alandı fakat ben gelmeden önce misafirin olduğu belliydi.
Biraz daha etrafa bakındım ev sahibini bulmak için ama göremedim.Görsem ne dicektim acaba? Zilinizin müziğini sevdim onu sorucaktım ama kapıyı açık gördüm içeri daldım, ses çıkarmaya da korktum ani tepki verirsiniz diye o yüzden bir şey de yapamadım.
Bunu söylersem eğer ev sahibini görmemle evden kovulmam bir olur.
Yaptığım şey çok yanlıştı çıkmam gerekiyordu kapıya doğru yöneldiğimde yukarıdan çok fazla ses geldi. Tahmin ettiğim gibi yukarıdaydı herkes.
Gelen seslere istemsizce kulak misafiri oldum.
Bir şeyler duymuştum evet ama çok az geldiği için duyduklarımdan emin olamıyordum. Eğer yanlış değilse uyudum hemen geçti uyudum hemen geçti gibi bir cümleydi.
Hiç bir anlam veremediğim bu cümleyi duyduktan sonra biraz daha dinlemek için olduğum yerde kaldım. Ve hiç beklemediğim bir arbede koptu. Ben hızlıdan kapıya yöneldiğimde ise merdivenlerden biri hızlıca aşağıya inmeye başladı.
Sonrası ise kapıdan kaçarak çıkıp kendimi güvende hissedene kadar koşmak oldu.
Koştuğum süre içersinde tüm o yorgunlumu unutmuştum. Normalde o yorgun halimle kimse beni bu kadar hızlı ve uzun süre koşturamazdı.
Zaman çok hızlı akıyordu ama ben hiç bir şekilde ne yaşadığımı düşenemiyordum. Evet her şey üst üste gelirdi ama bu sanki çok fazlaydı , benim için bile.
Gece;her zamankinden daha sessizdi bu şehir. Ve ben bu halini çok seviyorum.
Tabi şu zamana kadar bu sessiz sakin halinin tadını çıkarma gibi bi durumum olamamıştı( şuanda da çıkardığım söylenemezdi) . Çünkü çalışıyordum, üzerimde fazla stres ve sorumluluk vardı. Aslında hâla sorumluluklarım var ama ben önemsemiyorum . Bu düşünceler aklımdan geçerken doyasıya güldüm. İçimde bir kahkaha tufanı vardı. Genelde çok güldükten sonra ağlamaya başlardım. Bu sefer tam tersi oldu. Gün boyunca ağladım ve şimdi deli gibi sadece gülüyorum.
Gün için ne yaşadığımı, daha demin neler gördüğümü, gördüklerimi ne olarak adlandırmam gerektiğini düşündükçe gülmem daha da arttı.
Şuan etrafta insan olsaydı kesinlikle beni deli zanneder ve sanırım amatemden kaçan biri burda diye yetkilileri aramayı ihmal etmezdi.
Güldükçe gülesim geliyordu ve sonsuz bir döngüye girdim. Kötüsüyse bu döngüden nasıl çıkacağımı bilmiyorum.
Bir süre sadece güldüm. Kahkahalarım kesildiğinde ise aklımın içinde tilkiler koşturmaya başladı. Gerçekten ben bu gece ne yaşadım? O arbede neydi? Hırsız girmiş olabilir miydi? Ama hırsız girmiş olsaydı neden kapıyı zili çalsın ki? Bu onun alehine olan bir durum olurdu. Ve bunu beş yaşındaki çocuk bile bilir ki en basitinden bir filmde bile görmüş olması gerekirdi.
İçeri bu kadar rahat ev sahibini tanıyan biri girebilirdi ya da ona zarar vermeyeceğini düşündüğü bir husumetlisi.
Gerçekten oturmuş bunu düşünüyordum sanki hiç derdim yokmuş gibi gerçekten oturmuş bunu düşünüyorum. Bir yanım o eve tekrardan gitmem ve insanlık görevimi yapmam için çığlık çığlığa bağırıyor bir yanımsa sadece her şeyi unutmamı söylüyordu.
Dakikalarca içerde ne olup bittiğini düşünmüştüm şimdi düşündüğüm konu ise oraya gidip bu işe dahil olup olmamaktı.
Saat gece iki olmasına çok az kalmışken eve gitmeye karar verdim. Çünkü başımda bu kadar dert varken neden üstüme bir tane daha almayayım ki?
Şaka bir yana gerçekten gitmemi isteyen tarafım kendini çok güzel savunmuştu ve çok ikna ediciydi. Bu konuşmayı bir arkadaşıma yapmış olsaydım eğer oda her şeyi unutup kalkar ve giderdi. Kendimi gaza getirdikçe getirdim ve şimdi arkama bile bakmadan kaçtığım o eve bir an önce varabilmek için koşuyordum.
Koşarken sadece gözümün önümde bir slayt döndü. Bu gece yaptığım yanlışlar slaytı. Ama ilk defa kendime katılmıyorum. Evet yaptığım bir yanlışlar vardı ama bu ne o eve girmek ne de şuan oraya gitmekti. O sesleri duyduğumda polisleri aramamaktı. Bu bir insanlık görevimdi. Şuan ben oraya gitsem bir şey kaybetmezdim, kaybetsem bile en fazla canımı alabilirlerdi.
İşte tamda benim istediğim buydu. Aylarca bunu istedikten sonra aslında istediğime kavuşabilecektim ve kavuşurken birinin ya da birilerinin hayatını kurtarmış olacaktım. Bundan daha güzel bir şey olamazdı. Bu yüzden son ve tüm gücümle koştum.
İçeri girmeden önce her şeyi anlatan bir vidyo çekmeye karar verdim. O an en mantıklısı oydu.
Eğer başıma bir şey gelirse polislerin elinde bir delilin olması bir nebzede olsa bir şeye yarayabilirdi. Ölürsemde yaptığım bir anlam kazanırdı.
Saat tam iki de vidyoyu başlattım ve zili duyduğum andan itibaren içeri girişimi duyduğum sesleri ve korkup kaçışımı her şeyi anlattım.Sonrasında ise telefonumun içerisini çekecek bir şekilde ayarlayıp içeri girdim.
Sürekli telefonumun kayda alıp almadığını kontrol etmekten içeri odaklanamıyordum. Yarım yamalak attığım bakışlarda bile iyi bir şeylerin olmadığı çok belliydi.
İçeri girdiğimden beri hiç bir sesin çıkmaması beni rahatlatmıştı bu evin sahibi her kimse ona yardım edebilecektim.
Birinci katı çekmesini bitirince ikinci kata geçmiştim ki içerde birilerinin olduğunu anlamamı sağlayan sesler duydum.
O telaşla ve panikle ne yapmam gerektiğini şaşırdım.
O kadar çekip çekmediğine dikkat ettiğim telefonumu bile unutmuştum. Sadece saklanmaya odaklandım. Beni her ne kadar kapatmasa da bir şeyin arkasına geçtim ve sadece buraya gelmemesi için dua ettim.
İki dakika önce hayat kurtarıcam diye koşan o kızdan bir nebze bile eser kalmamıştı. Şuan eli ayağı titreyen ve o kadar istememe rağmen ölmemek için dua eden korkak biriydim.
Belkide hayat bu yüzden bana hiç gülmemişti. Beni büyütebilmek, çocukça tavırlarımdan vazgeçirebilmek için ama başıma ne gelirse gelsin ben yine aynıydım.
Hani derler ya yedisinde neyse yetmişinde de odur diye işte tam olarak bu benim özetim.
Ne yaşarsam yaşayayım bu çocukça hallerimden, ani kararlarımdan, bi kaç senedir olmasa da hayattan zevk almaktan vazgeçemem çünkü beni ben yapanlar bunlar ve ölüme kadar hep benimle kalacaklar.
Ben kendimi sorgu odasına sokmuş neden böyle olduğumu araştırırken birden telefonuma bildirim geldi. Aksilik işte bu ya, şu zamana kadar ne bildirim ne bi mesaj gelmeyen telefona tam kapana kısılmışken bildirim gelmişti.
Hiç bir şey görmüyordum, ama içimdeki bir ses bana birinin yaklaştığını söylüyordu ve bunun doğru olma olasılığı yüksek olsa da ben inanmamayı, kulak asmamayı seçtim çünkü umut fakirin ekmeğidir.
Alnımdan pulcuk pulcuk terler akarken artık nefesimi bile almıyordum. Her ne kadar zorlansamda bunu yapmak zorundayım çünkü o kişi bana atardamarım kadar yakın aynı zaman da çok fazla uzaktı.
Yakındı çünkü benim nerde olduğumu biliyor ve aynı zamanda uzak çünkü benimle oyun oynuyor ya da yeni planlar kuruyor kim bilir belki de sadece beni sobelemek için doğru zamanı bekliyordu.
Bir şeyler yapmam gerekiyor ama ne?
Bu cümleyi bugün farklı zaman dilimlerinde birden fazla kez kendime sordum ama her sorduğum da net bir cevap alamadım, şu anda olduğu gibi.
Yapmam gereken aslında basitçe kaçmak, sadece kaçmaktı. Ama durduğum yere yapıştırılmış gibi bir adım bile kımıldayamadım cidden ben neden böyleyim?
Benim yerimde başkaları olsa onlar da böyle olur muydu yoksa cesurca çıkar ve gerekenleri sırasıyla yapar mıydı?
Tabi ki böyle bir durumda beynim de benimle aynı fikirdeyidi ve ilk defa beni savundu. Cidden bugün bu ilkti.
Alışık olmadığım için anlık vücudum bir mutlukukla doldu. Fakat bu anın bozulması çok sürmedi.
Birden istemsiz ayaklarım geri geri gitti ve o anda bir şeye çarptım.
Çarpmamla birlikte ensemde biten bir insanın nefesini hissetmem bir oldu. Ve işte o an inanmak istemediğim gerçeği idrak edebildim. Dört bucak kaçtığım ateş çemberinin tam orta yerine düşmüştüm.
Yine yeniden ben engel olamadan kader ağlarını örmüştü ve yine onun istediği olucaktı. Her seferinde karşı çıkmaya çalışsamda sanki bir bataklıktaymışçasına daha da derine batmamı engelliyemiyordum. Üstüne üstlük elimden hep en sevdiklerim kayıp gidiyordu . Şimdi ise gidecek sevdiğim biri kalmadığı için sıra bana gelmişti.
Aklımın içinden bin bir türlü seneryo ve sonunda olacaklar geçse de benim en beklemediğim şey oldu.
Enseme sert bir darbe aldım ve puff,
saf ve pürüzsüz siyahla baş başaydım.
~
Ensemin ağrısıyla uyandığımda şokta olduğum için öldüğüm düşüncesinden uzun bir süre kurtulamadım. Yattığım yerde sadece yatmaya devam ettim.
Uzun bir süre geçtikten sonra kapalı gözlerimi açarak kendimi sonsuz siyahlıktan kurtardım.
Gözlerimi açtığım gibi gördüğüm üstümde zıplayan küçük bir kuştu.
Küçüklüğümden beridir hiç bu kadar bir kuşa yaklaşmamıştım.
Bu yüzden birden doğruldum ve kuşta korkup kaçmıştı. Amacım bir nevi kuşu kaçırmaktı ama bu ban hiç olumlu dönmedi.
Zaten ense köküme vurulan sert cisimden kaynaklı hala kendime gelememişken üstüne birde ani kalktığım için baş dönmesi eklendi.
Ama yine de kendimi ayağa kalkabilmek için zorladım. İlki üç denemem başarısızdı, tam pes edicektim ki bekledğim o güç ani bir şekilde bedenimi sardı ve her ne kadar yavaşta olsa sonunda ayaklarımın üstünde durabildim.
Kendi etrafımda nerde olduğumu anlamak için dönsem de burası bana hiç bir yeri anımsatmıyordu.
Ben sadece etrafı ağaçlarla kaplı kocaman bir ormanın içindeydim.
Gezmek için oldukça uzak bir orman gibi duruyordu. En azından ilk izlenimlerimden bu çıkıyor.
Beni etkisi altına alan güç yitip gidiyor ve bunu iliklerime kadar hissediyorum. Yere düşmem an meselesiydi bu yüzden belki bir şeylerden nerde olduğumu anlarım diye daha dikkatli etrafa bakmaya çalıştım ama olmadı, hiç bir şey bulamamıştım.
Koca ormdanda yalnızdım,ölmemiştim buna sevinmem gerekirdi ayrıca o kadar konuşacak şeyim olmasına hatta telefonumda delil olarak gösterebileceğim vidyo olması...
Bunu düşünürken dank etmişti
Sahi benim telefonum nerdeydi??
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
