10. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 10
Bölümler 18Şu an: Bölüm 10
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Kalp hırsızı:
AÇELYA ŞEN
1 Temmuz Cuma 9.00
Ve işte yine her şeyin başladığı o yerdeydim:Doğduğum ev
Her şeyin olmasa en azından benim dünyaya gelişimi başlatan yer burasıydı.
Eskiden bu kapının eşiğinden girmek için çırpınırken şimdi girmemek için çırpınıyorum.
Bakmak bile kalbimi paramparça etmeye yeterken içeri girip hatırlayacağım tüm yaşanmışlıklarımın beni nasıl yerle bir edeceğini bilmiyorum bile.
Tabi son bir kaç günü atlatmış biri olarak gerçek anlamda yıkılmayacağımı öğrenmiş oldum.
Sessiz düşüncelerimin dile gelmek için yarışırlarken ben sadece evin anahtarını bulmaya uğraş veriyordum.
Sonunda bulduğumdaysa anahtarı kilitle buluşturmadan önce derin bir nefes almam gerekti.
Kapı açıldığında ise yer yarılıyordu sanki ama kimse panikleyip kaçmıyordu. Dünya yıkılıyordu ama kimse tek bir tepki bile vermiyordu.
Hayat olduğu yerden devam ediyor, insanlar olduğu gibi yaşamlarını yaşamaya çalışıyorlardı.
Ve işte bir kez daha duvar kadar sert o gerçekle yüzleşiyordum.
"Bu senin dünyan ve bu senin zelzelen"
...
Her yer çok tozlu, kir, pas içinde kalmıştı ve evin içinde nefes almakta bile zorlayacak kadar bir boğucu hava mevcuttu. Aslında içerde hava bile bulunmuyor olabilirdi.
Kimileri boşandığı için kimileri okulunu bitirdiği için kimileri sadece farklı şehirde barınamadığı için baba evine dönerken ben ise çok farklı sebeplerden buradaydım. Bir çok sebepten dolayı buraya dönmüş olsam bile en önemli sebebim bayıldığımda burayı, ailemi görmüş olmamdı.
Belki de, belki de ailem beni görmek istiyorlardı. Belki de bana "Açelya daha umut var" demek istiyorlardı ya da sadece acı çektiğin için niye mutlu anılarımızı terk ettin diyorlardı. Kim bilir?
Söylemek istedikleri ne olursa olsun yolun sonu hep buraya çıkıyordu.
Ayaklarımı sürükleyerek geldim ama şuan keşke daha önce gelseydim düşüncelerimi beynimin kıvrımlarında dolanıyor.
Daha fazla üzülücem diye mutlu anılarımızı terk etmem büyük aptallıkmış.
Hâla içimde büyümemiş bir çocuğun varlığını reddetip onu ailesinden koparmak büyük hataymış.
Görmeye başladığımda uyanmak için yalvardığım rüyamı, gerçeğimi iyi ki görmüşüm iyi ki gelmişim.
Ben, bizi çok özlemişim.
Özlemimi gizlemek için kendimi ordan oraya savurmuşum ama işte zamanla çok acı bir şekilde kendini daha şiddetli gün yüzüne çıkardı.
Ben gözlerimden akan göz yaşlarıma eşlik eden düşüncelerimle birlikte çerçeveleri dolaplardan bir bir çıkartırken; uzun süredir uzak kaldığım telefonum daha doğrusu polislerin sorun olursa ararsın diye verdiği telefon çalmaya başladı.
Eve geleli çok olmamasına rağmen çoktan üstü toz kaplamış yeni telefonumu attığım yerden aldım.
Ekranda gördüğüm numarayla şok geçirdim. Bu telefonda tek bir telefon kayıtlıydı oda Mehmetin telefonuydu. Ama şuan Aylin abla arıyordu?
Bi an numarayı yanlış hatırlayabileceğimden bile şüphe ettim ama evet işte bu Aylin ablanın numarasıydı.
Telefonum elimde daha fazla çırpınmadan açtım yoksa Aylin abla sıkılıp kapatacaktı, tecrübeyle sabit.
-Aylin abla? Alo? Kapandı mı? Alo?
-Yok, yok kapanmadı. Nasılsın kızım?
-İyiyim de abla sen nasıl buldun yani arıyorsun?
-Ben bulurum sen çok kafa yorma. FBI gibi ablan var senin sakın kümseme.
Bi iki şakalaşmadan sonra uzun süre yine büyük bir sessizlik olmuştu. Son zamanlarda konuşmalarımız sürekli böyleydi.
Bana bir şeyler söylemek istediği kesindi ama bir türlü o baklayı ağzından çıkarmıyordu. Anlatacağı şeyi öğrenmek için merağım artarken aynı zaman sinir katsayımda ufaktan artmaya başlıyordu.
Her konuşmamız da bunu yaşamak oldukça can sıkıcı bir durum olmaya başladı.
-Abla sadece bunun için değil dimi yani şuan çok şaşkınım ne diyeceğimi bilmiyorum. Sen gerçekten ne için aradın nasıl aradın yani anlamıyorum şuan hiç bir şey.
-Kusura bakma kızım korkuttum seni.
-Estağfurullah abla. Korkutmak değil ama çok şaşırdım.
-O zaman bu şaşkınlığını yüz yüze geçrimemiz gerek.
-Nasıl yani? Bugün mü? Abla bugün ben pe...
Ben söyleyeceklerimi bitiremeden duymayalı baya zaman geçen zilimiz çaldı.
-Abla bi saniye zil çaldı dönücem sana..
Ben ona bir şeyler anlatmaya çalışırken o çoktan telefonu kapatmıştı bile.
Sakince sinir krizimi atlatmaya çalışırken kapıyı açtığım gibi şoka girmiştim.
Karşımdaydı. Burda olduğumu anlamıştı ve işte karşımdaydı.
Onu o kadar çok özlemiştim ki... Kelimelerin yetersiz kalacağı bir özlemdi.
Belki de Japonlarda bu duygu için bir kelime uydurmuşlardır kim bilir...
Çocukluktan beri onunla sohbet etmek; annem, ben ve onla oluşan üçlü grubumuz benim için en eğelenceli aktivitelerden biriydi. Arkadaşım gibi hissettiren çok eğlendiğim bir ablaydı ama zamanla aekadaşş hatta teyzem gibi oldu hiç bir kan bağı olmamasına rağmen.
Şimdi ise kendi zelzelemin içinde kaybolurken beni kurtaran, düşüşlerimi yok edemese de hafifleten en değerlim. Beni her ne kadar son zamanlarda boşlasa da anlattıklarına göre artık daha fazla yanımdaydı...
- Kızım ah işte iş güç seni çok boşladım farkındaydım. Küçük fıstığım birazcık araya mesafe koymuşuz sanki he öyle mi oldu?
- Yani darılmadım değil!?
-Tamam, tamam bak bugün hepsini telafi edicez ama..
Ben kapyı kaparken o konuşarak salona doğru gitti. Tam o sırada yerimden zıplatacak derece de bağırışını duydum.
-Açelyaa kızım bu evin hali ne!? Toz, toprak evin içi.
Hemen bu evi kırklamalıyız. Annen görse seni terlikle kovarladı. Bu ev böyle olana kadar nerdeydin?
-Aylin abla yani olmuş işte temizleriz kızma ya! Hem baka çokta bişi yok aslında..
Ben inanmayarak palavralarımı sıkarken o çoktan temizlik malzemelerini aramaya koyulmuştu.
Bugün evi temizleyip yorgunluk kahvelerimizi içene kadar bana nefed almak yasaktı. Tozlarla birlikte düşüncelerimi de temizlersem aslında çok büyük bir yük altından kalkıcaktım. Temizleyip, temizleyemeyeceğim çok muallakta olan bir durumda olsa işe başlamadan bilemezdim.
Ve işte başlama sirenimiz olan şarkıyı duymuştum.
Aylin ablanın eski telefonun hoparlörünü patlatacak gibi çıksa da yine de tüm iş bitene kadar o şarkılar dinlenecekti.
...
Tüm evi kırkladığımıza emin olup artık Aylin ablayı iyi bir temizlik yaptığımıza ikna edebildikten sonra kırk yıl hatırı olan o Türk kahvemizi höpürdete höpürdete içme zamanı gelmişti.
Hızlıca kahveleri hazırlayıp koltukların en rahat kısmına kuruldum. Ve bu seferde ardı arkası kesiilmicek olan o soru yağmurunun başlama sireni çalınmıştı.
- Eee anlat bakalım kızım?
-Neyi?
-Kalbinin hırsızını tabi ki!? Neyi olucak?
Ağzımdaki kahveyi tükürücekkken son anda daha yeni temizlik yaptık düşünceleri belirdi. Her ne kadar zor olsa da yere dökülmeden hepsini tutabildim.
-Abla o nerden çıktı,saçmalama istersen. Başımda o kadar dert var bırak Allah aşkına ya heh bu kadar dert varken bide birisini bulucam ve oda benim kalbimi açılıcak öyle mi?
-Ee o komiser kimdi peki neydi ismi ahmet mi ne?
- Mehmet'i mi diyorsun? Abla bi saniye sen onu nerden biliyorsun?
-O kızım şimdiden Mehmet olmuş komiser.. Yarın artık damadımız olur..
Pişkin pişkin sırıtarak beni izliyordu yüzümde ipucular arıyordu. Oysa benim aklım Mehmeti yani komiseri nasıl bildiğinde kalmıştı.
-Abla öyle bişi yok boşuna yüzümü inceleme. Sen onu boşver sen nerden biliyorsun?
-Nerden bilicem kızım aradım seni kaç defa en sonunda karakolları aramaya başladım. Karakoldaki memurlar olduğunla ilgili gibi bişiler de anlattı ama hatırlamıyorum şuan. Birazdan sizi arar dediler ama aramadın. Sonra karakola geldim. Orda seni ararken bi komisere denk geldim seni sordum, seni tanıdı telefonubls ilgili bi durum olmuş gibi bişiler anlattı da tam hatırlamıyorum. Seni beklicektim beklemeyin isterseniz dedi. Sana verilecek olan telefonun numarasını verdi ararsınız diye işte.
- nE!? Sen karakola kadar geldin mi? Hangi karakolda olduğumu nerden bildin? Peki başka ne dedi?
- Seni bulmak için kaç karakol aradım biliyor musun kızım? Artık başına bişi gelmiştir diye hastaneleri aramaya başlayacaktım. Ama buldum sonunda.
Kısa süreliğine soluklandı.
-Senin ki başka bir şey demedi. Niye düştü suratın? Ne söylesin istiyordun!?
Şuan ki köşeye sıkışmışlığımdan çok keyif alıyordu ama ben hiç keyif almıyorum.
- Nerden benimkiymiş alla alla ya!? Hayır yani demek istediğim neden ordan olduğumla ilgili bir şeyler dedi mi diye sordum. Yoksa yani bişi demesini istediğimden felan değil.
-Evet şimdi onu açıkla bakalım?
-Neyi? Neden karakolda olduğumu mu? O şey ya, şey neyse sen boşver onu önemli değil. Birine yardım ettim gibi düşünebiliriz gibi aslında. Onun karşılığında telefonumdan oldum filan. Biraz uzun hikaye boşver.
-Emin misin önemli bir şey olmadığına?
-Eminim, başka bir şey yok.
Uzun süren sohbetimizi yine derin bir sessizlik bozmuştu. Sonrasında ise duygusal bir veda geldi.
Onu uğurlarken ağlamamak çok zordu. Onca şeyden sonra bu çok iyi gelmişti ama o çoktan kapının önündeki çağırdığı taksiye binip gitmişti.
Beni yanlızlığımla, düşüncelerimle en çokta Mehmetle bırakıp gitmişti.
Şimdi onca bilmecenin arasında tek birinin cevabını merak ediyordum...
"Gerçekten kalbimin hırsızı o muydu? "
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
