5. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 5
Bölümler 18Şu an: Bölüm 5
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 Bölüm 62.239 kelime
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Bilmem ki?:
ARAS ÖZGENİŞ
1 Temmuz Cuma
08.40
İnsan nasıl her gününü aynı yaşarken sıkılmaz ki? Nasıl her gün evi toplamaktan o saçma sapan tv programlarına bakmaktan ya da işe gidip aynı şeyleri yine yine yine hiç bitmeyen bi rutinde yapmaktan sıkılmaz?
Nasıl olurda etrafındaki o tanıdık yüzleri görmekten hiç sıkılmaz?
Yeniliklere açık olmadığımız için mi yoksa korkularımız olduğu için mi dönüp durduğumuz çemberin dışına çıkamıyoruz. Yoksa çıkmıyoruz?
Sıkılıyorum diye isyan etmiştim günlerce.
Günlerce oturduğum yerden sadece ne yaparsam hayatıma bir heyecan bir farklılık katarım diye sorguladım. Karşıma çok seçenek çıktı ama nasıl olduğunu anlamadan hepsi seçenekler kısmından tek tek silindi.
Sonra biraz kıskandım insanları. Bazısını parası için bazısını güzel arkadaşlıkları olduğu için bazısını mutlu aileleri için bazısını giyimi kuşamı için çocuk gibi kıskandım.
Elimden sadece oturduğum yerden kıskanmak ve geçmişte yapmadığım imkanımın olmadığı şeyler için sadece keşke demek geldi. Çünkü kolay olan oydu.
İsteklerimi gerçekleştirmek hep çok zor geliyor. Her şeye geç kalmış gibiyim. Ve hâlâ fark etmeden geç kalmaya devam ediyorum.
Ve yine utanmadan istiyorum. Yeni şeyler istiyorum, hayatımda kocaman bir yenilik. Benden sıkılmayacak, hep konuşmak isteyecek birini, birilerini istiyorum mesela. İstediklerimi bildiğim gibi istemedikleri de biliyorum aslında :Sürekli acaba bu insanlar benim hakkımda ne düşünüyor diye düşünmek ,bütün günümü boş geçirmek , mutlu olmak için birilerinin peşinde koşmak , önemsenmemek istemiyorum..
Ben bu kadar şeyi biliyorken neden yine kendimi, hayatımı sorgularken buluyorum?
Neden yine her şeyin sıradanlığından yakınıyorum?
Ve böyle düşünürken her zamanki gibi beynim acı bir şekilde yine gün yüzüne çıkartıyor ; bal gibi bildiğim gerçekleri.
Çünkü sadece biliyorum ve bilmekle yetinmeye çalışıyorum. Ama tek başına bilmek isteklerime erişmemi sağlamıyor.
Ama ne yapmalıyım? Nerden başlamalıyım? Keşkelerimi nasıl düzeltmeliyim? Üstümdeki bu yorgunluğu nasıl atmalıyım? Nasıl hayata karışmalıyım?
Korkuyorum bilmediklerimden, sosyalleşmekten, başarısız olmaktan, herkesten ve her şeyden korkuyorum...
Korkuyorum hayatın beni yutmasından, korkuyorum kocaman şehirde kaybolmaktan..
Halbuki sorarak bulamaz mıyım yolumu?
Bulamaz mıyım ömrüm sona ermeden özenerek baktığım hayatların içinde kendimi?
Tüm isteklerim önüme çıksa ya? Birden ben hiç beklemezken biri bana süpriz yaparmışçasına..
Ama hayatın hakkını yememeliyim.Her ne kadar hayal ettiğim gibi olmasa da yenilikler getirdiği doğru. Ayrıca şu sıralar sürprizler konusunda da çok bonkör davranıyor. Mesela son süprizim çok sevdiğim ablamın en beklemediğim ve tanıdık birine en çok ihtiyaç duyduğum anda karşıma çıkması gibi.
Ne kadar geçtiğini bilmediğim dakikalar, saatler belki de günler boyunca gözlerim kapalıydı.
O kadar zamandan sonra bilincim yavaş yavaş yerine gelirken beynim uyanmam için beni hatırlamaktan hoşlanmayacağım konulara sürüklemişti. Ve istediğine de ulaştı,uyandım.
Ama gözlerimi açmak yeni olayların hatta yeni sorunların içine bodoslama dalmakla aynıydı belki daha da kötüsü.
Bilinç olarak her ne kadar kendime gelmiş olsamda bedenim daha kendine gelememişti. En azından yaramın iyileşmediğini biliyordum. Ve gözlerimi açmamak için kendimi kandırabileceğim çok iyi bir bahane bu. Ama içimdeki bu merak, bu kadar güzel bir bahaneyi bile kabul etmiyordu.
Bilincimin yerine gelmesinin üzerinden belki bi beş dakika belki de daha kısa bir süre geçmişti ve merakıma yenik düşüp gözlerimi açmıştım bile.
Etrafa bi bakış atmamla daha nerde olduğunu göremediğim ablamın sesini duymam bir oldu.
-Ben kazandım. Paramı ne zaman verirsin?
-Nne? Nasıl yani? Neyin parası? Ayrıca orda napıyordun ?
Daha nefes almama izin vermeden ablamın korkunç bakışlarına maruz kalmaya başlamıştım çünkü ses tonumu ayarlayamamış ve ablamın sinirlendirmiştim.
-Pardon beyfendi ne mi yapıyorum? Kalkıp yediğin tüm haltları bana anlatmanı bekliyorum. Aşağı teşrif ederseniz sevinirim, dedi.
Ve yalandan bir gülümseyip yüzüme bir kaç kıyafet fırlatıp evin merdivenlerinden aşağı doğru indi.
Az önce ne olmuştu öyle? Bundan daha önemli soru
benden sonra o gece neler olmuştu ve ablam, arkadaşlarım ben yokken ne haltlar yemişlerdi?
Evet, bitmek bilmeyen sorgu beni bekliyordu.
~Harikaa~
Yüzüme attığı kıyafetlere kısa bir bakış attığımda benim olmadıklarını anlamıştım. Büyük ihtimalle yeni alınmışlardı ve bu demek oluyor ki ablamın evinde değildik.
Kıyafetleri giymeye ilk pantolondan başlamıştım çünkü tişörtü giyerkenki hissedeceğim acıya daha hazır değilim.
Her ne kadar ablamı daha fazla bekletmemek için hızlı giyinmeye çalışsamda tişörtle bakışmamı engelleyemedim. O sırada tarif edemediğim bir his kapladı içimi, kafamı çevirdiğimdeyse ablamın üzgün bakışlar atarak odanın bi köşedesinde beni izlerken gördüm.Sevmek böyle bir şeydi işte. Hep düşünmek, düşündükçe sevmek. Ve sevdikçe daha da sevmek.Kırılması zor ama kırılınca asla yeniden gerçekleşemeyecek bir döngü.Anlatılamaz anlatılmaya başlandığındaysa hissedileni tam anlamıyla karşılayacak sözcükler bulunamayan bir duygu, tıpkı ölüm gibi.
Bana attığı bakışları görünce inatlık yapmaktan vazgeçip şımarmaya karar verdim çünkü o benim gibi mükemmel bir kardeşi sonuna kadar hak ediyor.
~Egoist~
-Ay canımm ablam bana kıyamayıp yardım etmeye mi gelmiş yoksa?
-Geri mi gitmemi istersin?
-Canım ablam yok yok sen gitme. Nolurrr gelir misin yanıma ? Kardeşin tişörtünü giyerken çok zorlanıyor da.
-Sonuna kadar yıkama yağlama yapıyorum diyorsun ha? Eh iyimiş. Azcık keyfini çıkartayım nitekim birazdan konuşucaklarımızdan sonra bunları yapacağını sanmıyorum.
Bana yardım ederken her ne kadar güzel olan ortamı bozmamaya çalışsamda dayanamadım. Son dakika söylediği cümleyi söylemese olmazdı sanki.
-Abla o ne demek?
-Ne, ne demek Aras? Şifreli mi konuşuyoruz artık ablacım?
-Abla en son söylediğin şey işte. Ne demek istedin?
-Lütfen ilk kahvaltı yapalım. Sanki her şey yolundaymış sıkıcı hayatlarımıza ve dertlerimize devam ediyormuşuz gibi tamam mı?
Ben ona tepki vermeyince bastıra bastıra lütfen diyip hızla aramızı açarak aşağı indi.
Nasıl görmezden gelebilirdim ki? Onca soru varken aklımda nasıl durup rahat bir kahvaltı yapabilirdim ya da o nasıl yapabiliyordu?
Aşağı doğru merdivenlerden inerken ilk ikinci katta olduğumu sandım ama merdivenler bitip mutfağın oraya gittiğimda aslında yeni ikinci kata indiğimi fark ettim. Burası üç katlı küçük bir villaydı.
Etrafın sadeliği ve ben pahalıyım diye bağıran her mobilyası evin havasını o kadar değiştirmişti ki ağzım açık izlerken kahvaltıyı unutmuştum.
-Abla ev ne kadar da fiyakalıymış, hayırlı olsun hiç de bahsetmedin ayıp ettin yanii
-Hoş geldin Emir nerlerde kaldın ya?
Ben şaşkınlıkla arkama bakarken oda katıla katıla gülmeye başladı.
- Ayy gerçekten şuan normale döndük. Karnıma ağrılar girdi ilahi Aras ya!
-Uzun süredir uyuduğum için heralde her şeye geç kalıyorum sanırım . Espiri mi yaptım ben az önce çünkü anlamadım da!? .
-Alık tavşanım Emir gibi konuştuğun için öyle demiştim, sende ciddi anladın arkana baktın ve o anki bakışların aşırı komikti kendini görmen gerekirdi
-İlk öncelikle bana tavşanım deme, alıklık hakkında haklı olabilirsin o yüzden ona sözüm yok ikinci olarakta
Ahahahahaha
Sahte ama komik bir gülüş atıp yemeğe gömüldüm. Çünkü biraz daha durursam kan kaybından ölmemiş olmama rağmen açlıktan ölebilirdim.
....
Masadaki tüm yemekleri silip süpürmüştük şimdiyse onca yemekten geriye kalan sadece pis tabaklardı. Uzun süre ablamla birlikte tabaklarla bakıştık.
Madem kısa da olsa normalleşicektik o zaman kesinlikle şarkı eşliğinde bulaşıkları toplamamız gerekiyordu.
Ben doğru şarkıyı ararken ablam ne yapmaya çalıştığımı anlamıştı ve işte oda artık bulaşıkları toplamak için beni bekliyordu.
Aramaya başlamamın üzerinden çok uzun bi süre geçmişti ablam beklemekten sıkılmaya başlamış homurdanıyordu bu yüzden azıcık daha beklemesini belirtmek zorunda kalmıştım.
Ve işte eşlik etmek için ezbere bildiğim o şarkıda karar kılmıştım.
Ablam ilk hangi şarkıyı açtığımı anlayamadı. Sözleri girdiğindeyse tüm bulaşıkları unutup sadece eşlik edip dans ettik. Bozuk plak gibi sadece aynı şarkıyı tekrar tekrar oynattık. Beynimizin içinde sürekli koşturup duran o tilkiler kısa bir süreliğine de olsa durmuşlardı.
Ve ne kadar dinlediğimizi sayamayacak hale geldiğimizde sadece birbirimize bakmakla yetindik.
"Neden insan hep kendine köle?
Değişmez mi, söyle
Ve o an bende bile yok
Neden insan ayıpladığını
Yaşamadan ölmüyor?
Ve o an bende bile yok
Ben öldüm
Ben öldüm
Ben öldüm
Ve ben öldüm!"
Evet, ikimizde biliyorduk ortada bir ölü vardı ama şarkıda olduğu gibi ne aşktandı ne de sevgiden.
Zordu konuşmak bu konu üzerine şarkıda ölümü güzelledikleri gibi güzelleyemedik ikimizde.
Sıradan sohbetlerimiz ya da parasızlıktan yaptığımız tartışmalara da benzeyemicekti birazdan gerçekleşicek olan konuşmamız.
O yüzden çekiniyorduk sadece bakışmakla yetinmek istiyorduk ama konuşmadığımız da hiç bir şey kimsenin hafızasından silinmiyordu.
İkimizde bir şeyler biliyorduk ve ayrıca ikimizinde birbirine soracağı çok soru vardı, cevaplaması zor sorular.
Sessizlik uzadıkça gerginliğimiz artıyordu ama yine de sessiz kalmayı tercih ettik. İlk önce ablam sonrada ben mutfaktan çıkarak bu konuşmayı biraz daha erteledik. En azından kapımızı bir polis, daha çalmamıştı ve bu iyi bir şeydi ayrıca biraz daha susma oyununu oynayabileceğimizi gösteriyordu.
Asıl düşünmem gereken konu dışında her şeyi düşünmeye meyilliydim ki
ablamın beni rahat bırakışı ya da pes edişi bunun için çok iyi bir ortam hazırlamıştı.
Durumun ehemmiyetini bilmesem kulaklıklarımı takıp bilmediğim bu yerde bilmediğim sokaklarda kaybolmayı çok isterdim. Ama şuan ki durumda sadece kulaklıklarımı takıp boş beyaz duvarı izlemekle yetinebilirdim.
O kadar kaçmak istiyordum ki beynim en eski yosun tutmuş aşklarımın acısnı bile masaya yatırmıştı.
Artık polisten kaçtığımı unutmuş aşk acısı çekiyordum. Hayır onu öyle demeseydim hayır ona biraz daha ilgi göstermeliydim ya da o böyle davranmalıydı bana karşı diye düşünürken gözümden yaşlar süzülmeye başladı.
Ama bu göz yaşları yaptığım hatalardan yitip giden aşkım için değildi, bundan çok eminim.
Bu göz yaşları boşa geçen yılların çürüyen ve zorluklarla uğraşan ruhum içindi.
İçimdeki sıkıntı içindi.
Kalabalığın içindeki yalnızlığımın, mutluluğum ardında saklanan kırık kalbimin feryatlarının dışa vurumuydu.
Ama bunu ben ve benden başkası bilemez çünkü erkekler ağlayamaz...
Nedir ki hayat? Nedir bu insanların paylaşamadıkları şey?
Ve bunun gibi düşündükçe sorular yeni soruları doğuruyordu. Daha fazla beynimin benimle cevabını veremdiğim sorularla dalga geçmesine katlanamadım.
Eğer biraz daha bana ayrılmış odada oturup arkada çalan tamda ruhumun çırpınışlarına uyumlu şarkıları dinlersem bileklerime atılan büyükçe yarıklarla bu hayata veda edebilirdim.
Belki de bunu yapmam herkes için daha iyi olurdu çünkü iş kolaylaşırdı.
Ben ölürdüm, cinayeti rahatlıkla benim üzerime atarlardı zaten katili ölmüş bir davayı daha fazla eşelemelerine gerek kalmazdı. Polisiydi, savcısıydı kafası rahat bir şekilde bir dosyayı daha kapatırdı.
Ama ben ölmeyeceğim inadına yaşayacağım. Dikleneceğim hayata dikleneceğim bu zorlukları karşıma koyan herkese.. Pişman edeceğim tüm herkesi yaşadığına ama ben pişman olmayacağım.
Kendi kendimi gaza getirdikten sonra yattığım yerden aniden kalktım. Koşar adımlarla ablamı bulmaya çalıştım. Ve bulduğumda artık kendimden emindim. Aldığım tüm risklerden yaptığım her şeyden emindim. Artık daha fazla kaçmak yoktu. Emirin dediği gibi demirden korksak trene binmezdik.
Ablamı bulduğumda ayrıldığımız büyükçe mutfakta yiyecek bir kaç yemek hazırlıyordu.
Her ne kadar çok yemek yemiş olsak da yine karnım kazınmaya başlamıştı. Bu yüzden vazgeçip arkamı dönücekken o beni çoktan fark etti.
-Sonunda konuşmak için geldin ha? Gelmezsin diye düşünmüştüm.
-Öyle mi, niye?
- Kaçmayı daha çok seviyorsun da o yüzden. Ama bu sefer peşinde kovalayan ailen ya da arkadaşların olmadığı için saklanmaktan sıkıldın galiba
-Benim adıma konuşmayı ne zaman bırakıcaksın?
-Sen konuşmaya başlayınca
Yüzüme dik dik bakmasına aldırış etmeden daha da ona yaklaştım. Artık içimdeki her şeye olan öfkeyi kusabilirdim o cesarete sahiptim.
Sonuçta bu durumdan daha kötü ne olabilir ki?
-Ya yeter ya yeter.. Ben nelerle boğuşuyorum şuan farkında mısın abla? Yine istediğin gibi beni yönlendiremediğin için mi bu gözünden ki öfke?
-Evet, evet ben çünkü kardeşini kontrol etmekten aşırı mutlu olan arkasını toplamaktan çok mesut olan biriyim o yüzden öfkelendim sana, evet.
Durdu, durdu ve yavaş yavaş öfkesi tükendi yerine ise hayal kırıklığı yerleşti. Gözlerini devirerek yaptığı şeye tekrardan odaklanarak sustu
-Abla yoruldum çok fazla. Yeter bağırmak veya ağlamanı izlemek istemiyorum. Sadece bana şu lanet olası gece de neler yaşandığını anlat artık yeter. Gerçekten nolursun yeter
-Biliyor musun insanlar neden bizim aramızdaki mesafe kadar yakınken bile bağırır?
-Abla, hayır. Lütfen yapma..
Yine ona yenik düşmüştüm. Onun istediği olmuştu. İstediğini dinlemiş ve istediğini anlatmıştı. Yine arka planda ben vardım ama olsun ben alışığım. Ben ağır ağır kendimi siyah mermere otururken o çoktan bi yerden okuduğu bilgiyi bana anlatmaya başlamıştı bile.
-Çünkü kalpleri birbirinden uzaklaştığı için. Bak şuan yan yanayız ama birbirimize bağırıyoruz kendimizi duyurmaya çalışıyoruz. Gerçekten bu kadar fazla mı uzaklaştık birbirimizden? Ne zaman?
-Hayat böyle.. Sen ve ben yok biz var dememize rağmen başardı işte bak artık biz yok.
-Uzun bi aradan sonra senle anlaşmak güzel. Hoşgeldin kardeşim..
Hoşbuldum demedim çünkü bulmamıştım. Bana laf yapsada asıl o kördü. Ve bunu bilmesine rağmen haberi yokmuş gibi davranan aptal bir kör.
Amaçsızca biraz daha zırvaladıktan sonra beni serbest bırakabilmek için ya da onu rahat bırakayım diye bildiğini anlattı ama bildiği bu kadar değildi, olamazdı,olmamalıydı.
-O gece sen yukarı çıktığında
-Düzeltmem gerek yukarı çıkmadım çıkarıldım, çarpıtma lütfen!
-Tamam, bay bilmiş
-Abla lütfen ciddi ol!
Teslim olmuşçasına ellerini yukarı kaldırmıştı ve yüzümden başka bir yere bakarak anlatmaya devam etti.
-İşte sen yukarı çıkarılınca ben, biz bir şey yapamadık zaten sonrası bizim içinde yok, sıfır. Hatta bu yüzden konuşmadığın için kızgındım sana
-Abla yalan söylüyorsun dimi? Nasıl yok ya nasıl? Ortada bir ölü var ölü
Cansız manken falanda değil gerçek bir beden
-Ah öyle mi bende oyuncak sanmıştım aydınlattığın için sağol.
Ya böyle bir konu da nasıl sana yalan söylebilirim söyler misin bana?
Senin için ne kadar zorsa benim içinde o kadar zor. Bencillikle suçluyırsun ya beni asıl sen bencilsin
-Konumuza dönelim?!
Ablamla kısır bir döngüye girmiş gibiydik. İkimiz de birbirimizi dinlemiyor ve birbirimizden şüpheleniyorduk.
Peki sonra noldu bizimkiler nerde, sen nasıl buldun beni yani nasıl ya? Anlam veremiyorum. Ve sen de diyorsun ki tek söyleyebileceklerim bunlar. Ciddi misin gerçekten?
-O gece hepimiz konuşmayı kestik. Görüşmemeye karar verdik. Sormadık, soruşturmadık. Daha kötü olmaz diye düşündük. Bir arada durmamız daha kötü olur dedik. Herkes ne yaşadığını anlamaya çalışıyordu. Ve sonunda hiç bir zaman anlam vermemek için bu yaşananları tamamen unutmaya karar verdik. Ayrıldık.
-nE?! Ne, yaptınız ne?
-İşte bende zaten seni bana attığın mesajla buldum yani nasıl hatırlamazsın kafanı mı çarptın sen ?
Bir çocuk gibi kafamı tutup ilk defa insan kafası görürmüşçesine elleriyle yoklamaya başladı.
Gerçekten sözcükleri idrak edemiyordum. Ben mi mesaj atmıştım ne ara?
Nasıl hatırlamazdım?
Kafamı çarpmıştım evet ama yani - bu ablama yazdıysam eğer - bu olaydan önceydi. Bi hafıza kaybının gelecekte olan şeyleri unutturma gibi bir durumu olamazdı. Gerçekten burda ne dönüyordu?
-Abla bana bu kadarı fazla geldi. Ben, ben düşünmem gerek tamam mı? Sende bi kere daha düşün istersen çünkü anlattığın kadar olamaz.
Bana yine saldırırcasına bir bir ağzından kelimeleri çıkarır diye düşünürken o susmuştu. Belki de benim tahminim doğruydu ve köşeye sıkışmıştı. Belki de kalplerimizin uzaklaşması benden sakladıklarıydı.
Merdivenlerde çok kısa durduğumdaysa bana cevap veresi tutmuştu.
-Heyy Aras, bana sen anlatmadın nereye gidiyorsun? İstediğini duyamadın diye dimi? O kadını benim öldürmemi isterdin dimi benden kurtulmak için? Ama bak olmadı, ben öldürmedim. Belkide sen katilsin burda maduru oynuyorsun her zaman ki gibi
O bana çok ağır bir şekilde cevap verebileceğim sorular sorarken sadece susup yukarı çıktım çünkü sakladıkları olan ben değildim oydu.
Bundan emindim yoksa değil miydim? Gerçekten kafamı vurduğum için bir şeyleri bir kaç yaşadığım anı unutabilir miydim?
Geçmişi belki ama geleceği nasıl unutur ki insan?
Düşündükçe kafayı yemekle yememek arasında kalmıştım.
Ve kesinlikle akılı selim bir şekilde bu işten sıyrılabilirsim asıl olan olayı kanıtlayabilirdim.
O yüzden düşünmek kadar uykuya da ihtiyacım vardı.
Uyumaktan sıkılmıştım ama başka seçeneğim yoktu. Başka bir seçenek sunulsa kesinlikle onu seçerdim ama yoktu işte aynı sıkıcı hayatım dışında başka hayat sunulmadığı gibi ...
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
