Psikopolis kitap kapağı

2. bölüm / 18

Psikopolis

Bölüm 2

Vaveyla Yazarı: Yavaş Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Bölüm 2

:Mucize Olsun:

ARAS ÖZGENİŞ

28 Haziran Salı
00.00
Cinayetin işlendiği gece

Her şey önceden, yaşanmış bitmişti ama ben aslını anca araştırmaya koyuldum.
Hiç bir zaman görünenin arkasındaki gerçekleri araştırmasam da bu sefer olması gerekeni yaptım.
İşte bu sebepten belki de hiç uğramayacağım, önünden sadece bakıp güzelmiş diyeceğim evdeyim. Bunca zorluğa katlanmak çok yorucuydu ama sona yaklaştım. Birazdan her şeyi öğrenip yeni hayatım için sevdiklerim için yeni bir güne başlayacağım. Ama önce bu karmaşadan kurtulmam gerek. Kapı açılıp içeri buyur edildiğimde olacakları tahmin bile edemiyorum. Belki biraz bağırış çağırış ya da sadece sakince bir kabulleniş.
Ya da milyonlarca olasılıktan bir tanesi.
Zile bastım ve zili dinledim. Gerçekten daha önce duyduğum zillere benzemiyordu. Buraya neden geldiğimi bilmesem içeri girdiğim gibi bu zili nerden bulduğunu sorardım.
Açan olmadı o yüzden bir kere daha bastım. Bu zili bir daha duymak üzerimdeki gerginliği bir nebzede olsa aldı. İkinciye dinlediğimde istemsizce zil aklıma takıldı:

"Kim o? Herkes saklansın misafir geldi"

Artık ben kandırıldığımı düşünüp gidecektim ki kapı açıldı.
Çok fazla dil dökmeme rağmen asla peşimi bırakmayan arkadaşlarım da kapı açıldığı gibi birden beliri verdi.
Benim kararlarıma her zaman saygı duyup benim isteklerimi yerine getirirlerdi. Ama bu sefer beni dinlemedikleri için onlara çok minnettardım.
Arkama dönüp onlara hafifçe gülümsedim ve en hızlısından içeri girdim. Onlar yanımda oldukları için kendimi daha iyi hissediyorum. Bu durum yürüşümden konuşmama kadar beni o kadar güzel etkiledi ki içeri girdiğimde kadının bana bakışları farklılaştı. Ve bu iyi anlamda bir farklılaşmaydı. Etrafa bakarken oturmayı unuttuğum için sesli bir şekilde bana hatırlatma yaptı.

-Ayakta kaldın otur istersen.

İçeri girdiğimde bana karşı tutumu değişmişti ama ikimizde birbirimize üstünlük sağlamak istediğimiz için bunu sert bir bakış atarak söyledi. Her ne kadar minyon tipli olsa da söyleyiş biçimi insanı geren cinstendi.
Küçüklüğümden beri koltuğa atlama huyumdan dolayı kendimi yavaşça koltuğa bırakmaya özen gösterdim. Az da olsa cesur görünmüştüm ve bu görünümü burdaki işimi bitirene kadar yıkmak istemiyorum.

-Ahh! Oturalım tabi.

Bunu onun gibi sert ama aynı zamanda hafif alaycı bir şekilde söylemeye çalışsam da ben de çok komik durdu.
Ve yanına oturduğum arkadaşım, kadına belli etmeden kulağıma eğilip beni taklit edip o pis sırıtışını yüzüne yerleştirdi. Bana gelip istediğin bir huyumu sonsuza dek yapmayacağım dese kesinlikle bu sırıtışını seçerdim. Zira her seferinde suratını parçalamamak için kendimi zor tutuyorum.

Kadınla uzun süre bakıştık. Ben onun söze atılmasını bekliyorken o ise benim söze atılmamı bekledi.Bu bekleyiş daha da uzamasın diye konuşmaya bir yerden başladım.

-Evet, bekliyorum anlat.

~Bingo

Bu sefer ağızıma o kadar yakışmıştı ki sözler, ben bile inanamadım. Tam gazımı almışken devam edecektim ki ben sözlerime devam edemeden o konuştu.

-Konulara eşlikçi lazım, kendime şarap koyacağım. Beyaz? Kırmızı?

Konuşmaya ikna edene kadar beni hiç kale almamıştı. Aslında alıyormuş gibi yapıp içten içe benimle eğleniyordu.
O yüzden her seferinde bu işin peşini bırakmaya yeltenmiştim. Ama bu sefer öyle olmayacak, her ne kadar dışarıdan pısırık biri gibi görünsemde bu akşam masaya yumruğunu vuran ben olacağım.
Benim cevap vermemi beklemeden mutfağa gitti ve kırmızı bir şarap çıkardı. Ağzına hiç içki namına bir şey deydirmemiş biri olarak açıkçası içmeye çekindim. Ve hiç dokunmamam için kendime söz verdim.
Sanki hiç acelemiz yokmuş gibi her şeyi ağırdan alıyordu ve bu beni bir hayli sinir etti. Ama sinirimi dışarı nasıl dökmem gerektiğini bilmediğim için yapabildiğim tek şey yerimde oturup sadece onu beklemek oldu.
Kadehleri alıp yanımıza geldiğinde saat 00.30 olmuştu. Bana söyleyecekleri önemliydi evet ama söylemek için bu saati istemesi bana bir şüphe uyandırdı. Ve daha sonrasında bir türlü sadede gelmeyip işleri yokuşa sürmesi sanki belli bir saati ya da bir olayın olmasını beklediğini düşündürtmeye başlamıştı ki ablam bu bekleyişi bozdu.

-Evetttt, artık istediklerimizi duyma vakti geldi de geçiyor. Ne yapmaya çalışıyorsun bekleterek bilmiyorum. Ama artık canım sıkılmaya başladı. Ve inan ki canımın sıkıldığı halini görmek istemezsin.
-Aa, çok koyktum ama ben. Çen çimdi bana bişi mi yapçakçın?

Hayatta sinir krizleri geçirdiğim belli başlı şeyler vardır. Ve ağız bükerek ya da çocuk taklidi yaparak konuşulması bu gruba dahil.
Artık ablamın gibi benimde onu daha fazla beklicek sabrım kalmamıştı. Ve eğer bir şeyler yapmazsam ablam o kadının üstüne atlardı arkasından benim arkadaşlarım hiç düşünmeden olaya dahil olurdu. Ben de zorunlu olarak dahil olurdum. Ve geceyi belki de bir kaç günü karakolda geçirirdik.
Bunları düşünürken hepsi gözümün önünden bir film şeridi gibi geçti. Böyle bir senaryo işime hiç yaramayacağı için A planını bir kenara bırakıp B planına geçiş yaptım.
Anlasınlar diye hafif bir göz kırptıktan sonra kendimi gevşektip hızlı bir şekilde planı uygulamaya koydum.

-Hmmmm... Abla çen ona biçi mi yapçaksın? Sana gerek yok abla. Hatta hiç birimizin sana bir şey yapmasına gerek yok. Biz seni canınla tehdit etmiyoruz. Bizim tehdidimiz başka ama sen pek anlamamışa benziyorsun.

-Yaa öyle mi? Beni ölüm bile korkutamamışken neyle korkutmaya çalışıcaksınız çok merak ettim doğrusu.

Alaycı bakışlarını etrafa saçtı. Sonra da oturduğu yerine daha da yerleşti.

-Hmm mesala bu evinle

Eski gürlüğü olmayan bir kahkaha attı.

-Ya demek evimle, napıcam bu kıytırık ev için size yalvarıcam öyle mi? Ben istesem bunun daha ihtişamlısını alırım.

Bu eve bile kıytırık dedi ya gerçekten pes. Resmen bilmeden hayallerime hakaret etti.

-Ah ah, ben de seni zeki sanırdım. Meğer sen çok saftrikmişsin. Tatlım bak şimdi biz senin elinden sadece evini değil her şeyini alıcaz. Sen şimdi nasıl olucak o diye merak ediyosun dimi? Dur sen şimdi utancından sormassında ben söyleyeyim.

Şu zamana kadar ipleri elime hep almışım gibi olmuştum ama şimdi tamamiyle iplerin benim elimde olduğunu hissediyordum. Resmen kısa bir süreliğine Taylanla yer değiştirmiş gibiydim.
Her ne kadar bu planları bilmem kaç kez prova etmiştik ama Taylanda sanki ilk defa görmüş gibi şaşkınlıkla beni izliyordu. Belki de provalara göre daha iyi bir oyunculuk sergilediğim içindir.

-Şöyle ki sen hastanede çalışan bi hemşiresin ve fakir ailelere çocukları öldü deyip başka zengin ailelere satıyorsun. Doğru anlamış mıyım?

Beti benzi atmış bir şekilde söze atıldı. Artık bir korkağın tekiydi. Yani bi yarım saat önceki ben gibi.

-Sen ne akıllı bir bıdıksın öyle afferim sana.

Her ne kadar onun tüm olayını çözdüğümüz için bozulsa da çaktırmamaya çalışıyordu.
Amma biz çoktan olayların gidişatını anlamıştık.

-Evet öyleyim ve bu durum beni çok yoruyor biliyor musun?

Artık kendimi o kadar çok kaptırmışım ki bu role söyleceğim sözlerin ezberi aklımda olmasına rağmen doğaçlama yapıyordum ve çok eğlenceli bir oyun olmaktan çıkıp resmen benim tek kişilik bir tiyatroma döndü.
Doğaçlama yaptığımı fark eden Alya ne yaptığımı anlamaya çalışır bir ifadeyle bana bakıyordu. Ben her cümleyi değiştirdiğim de gözlerini daha da pörtletip yapmamam gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. Ok yaydan bir kere çıkmıştı ve ben bu hissi bu özgüveni hissetmiştim . Ve bu duyguyu kolay kolay bırakmaya hiç niyetim yok.

-Mesala zeki olduğum için her şeyin altında bir şey, hep bir açık arıyorum. Ve biliyor musun? Buluyorum.
Seninkini de buldum.

Onu daha fazla sinir etmek için uzun bir süre sustum. O sıra da ablam söze atıldı.

-Ahh devamını ben anlatayım bari. Tüm zevki kendine saklama lütfenn.

Ellerimi birleştirip tatlı ve sessiz bir özür dilerim yaptım. Oda tatlı bir kokulu öpücük attı.
Beklemekten sıkılmış olacak ki sinirli bir şekilde üstümüze yürüdü.

-Evet, evet neymiş benim her şeyimi kaybettirecek şey bu mu? Söyleseniz ne yazar ya? Geçmiş zamanlar. Kim takar?

-Hmm.. Daha açık konuşayım o zaman. Burdan çıktığımda neler olabilir sence? Biraz o beynini zorla bakalım he olur mu?

Sözcükler ağzından dökülürken artık ablamda tamamen doğaçlama hareket ediyordu. Oturduğu yerden kalkmış tam karşısına dikilmişti. Ve onunla alay geçmeye devam ediyordu. Ablamın karşısında sinirden patlayacak gibi duruyordu ve bu izlemesi en zevkli filmden bile daha fazla zevkliydi.

-Ya sen benimle boy ölçüşebileceğini felan mı sandın?

O sırada arkadaşım telefonundaki sesi kaydettiğini gösterdi.
Kadın daha da gerilmişti. Ve bizim her
yaptığımız hamle onu daha da kapana kıstırıyordu.
Ani bir şekilde arkadaşımın elindeki telefonu almaya çalıştı ama Emirin mükemmel refleksleri sayesinde bu hamleyi çok kolay atlattı.
Bunu gören ablam eskisinden daha sert bir şekilde sözleri ağzından bir bir döküldü.

-Ve elimizdeki ses kaydı kaybolsa da başına birileri tarafından bir şey gelse de sence bu yaşanacak olaydan çok sıkı dostlarımızın haberleri yok mudur? Burda olabilecekleri düşünmeden geliceğimizi sanman ne kadar da komik. Aaa sen formundan çok düşmüşsün ama.
Noldu seni korkutan bir şey mi var yoksa? Hayatın mı tehlikede he? Bizden mi korkuyorsun yoksa?

Artık ablam onun üzerine yürüyordu. Ve bunu kesmeye de pek niyeti yoktu.

-Neyse ya çok uzatmaya da gerek yok. Yani anlayacağın elin kolun bağlı artık.O yüzden ya bize yardım ediceksin ya da yardım ediceksin.

Yüzündeki korku dolu ifadeyi saklamaya çalışsa da elinden hiç bir şey gelmediğinden sadece sustu. Şu an kafasının içinde kaç tane tilki dönüyordu acaba?
O surat ifadesini gördükten sonra herkes rahatlamıştı. Hatta o kadar fazla rahatlayan Emir
bingo diyr cılız bir şekilde mırıldandı.
Kadının duymafığını düşünsem bile duymuştu ve buna anlam vermemişti ama bunun bir sevinç nidası olduğunu biliyordum.
Bu çocukluktan gelen bir eğlenme tarzıydı.

Hepimizin yüzüne hafiften bir gülümseme yerleşmişti. Kadın ise mahkeme duvarını andıran bir surat ifadesiyle bize dik dik bakıyordu.
Herkes sessizlik içinde kendi hesabını yapıyor, elindeki kartları tekrar tekrar dağıtıyordu. Aramızdaki soğuk savaşın kazanan tarafı belli olmasına rağmen kadın pes etmemek için direniyordu. Uzun bakışmaların ardından, tam o baskın sesini unutmuşken kadın konuştu.

-Size kimse inanmaz!

Uzun bir bekleyişten ve hesaplanalardan sonra bunu söyleceğini beklemiyordum.
Özelliklede her seferinde yaptığı şeylerle bizi çıkmazlara soktuğu için bunu diyeceğini aklımın ucundan bile geçirmemiştim.
Beklenmedik bir şey söylediği için bir an afalladım
Kendimi toparlamam kısa sürdü ama Alya'ya uzun gelmiş olacak ki hadi konuşsana dercesine bakışlar attıp durdu. Ve ben konuşmaya girene kadar da buna devam etti.

-Hmmm.. Anladığım kadarıyla benim müthiş ikna edici tarafımla tanışmamışsın. Olsun ben tanıştırırım ama sen parmaklıklar ardındayken.
Orda tanıştırmamın sakıncası yok değil mi?

Artık diyeceği şeyleri on kere ölçüp biçtikten sonra söylüyordu. Buda internet çekmediğinde seyredilen dizinin sürekli takılamsına benzer bir durum yaratıyordu.
Bu, onu etkimiz altına aldığımızın göstergesi olduğu için iyiydi ama aynı zamanda da çok sıkıcı bir atmosfer oluşturuyordu.

-Tamam anlatıcam, yakaladınız beni

Daha bu sessizlik oyunu sürer diye beklememe rağmen öyle olmadı. Ve resmen biz kazanmıştık.

~Bingo

Hepimiz birbirimize baktık. Önceden küçük olan gülüsemelerimiz şimdi kocaman olmuştu ve artık saklama ihtiyacımız da yoktu çünkü başarmıştık.
Tam karşımda oturan kadın iki üç kıpırdamayla oturuşunu değiştirip anlatçaklarına başlamak için sesini temizlemeye çalıştı. Tüm hazırlıklarını bitirmişken bu seferde konu başlayacağı yeri kendi kendine tarşıyordu. En azından karşıdan anlayabildiğim şey buydu.

Her zaman beden dilini anlayabilmek için bir kursa gitmek istemiştim. Ama hiç bir zaman keyiften para harcayacak kadar toplu param olmadı.
Lakin gitmiş olsaydım şimdiye kadını daha erken çözmüş ve konuşturmuş olurdum ya da birazdan anlatıcaklarında yalan söyleyip söylemdiğini anlayabilirdim.

Keşkeler sadece can sıkarlar. O yüzden daha fazla derinlemesine düşünmemek gerek.

Kararsızlığından dolayı süren bu sessizliği dağıtmak için gereken cesareti söze atılarak vermeye çalıştım. Çünkü şuan cidden çok ihtiyacı olduğu belliydi.

-İstediğin yerden başlayabilirsin. Bak biz sadece duymak istediklerimiz kadarını merak ediyoruz. Yani işimize yarayacak kısmı anlattığın zaman hiç bir şey olmayacak. Yani rahatlayabilirsin.

-Tamam

Herkes üstüne düşeni yapmaya hazırlanmıştı. Emir elindeki ses kaydını sıfırdan başlattı. Ablam cebindeki küçük not defterini çıkarttı. Kaç defa buna gerek olmadığını söylesemde içindeki dedektifi tutamamış bana göstermeden yanına defteri almıştı.
Biz hazırlanırken kadında sonunda nerden başlacağını bulmuştu.

-Evet, öncelikle senin doğduğun yıldan yani 1997 baş..

Tam giriş yapmıştı ki içeriden gelen bir ses duyduk.
Ve bu ses cılız bir ses değildi. Bu yüzden biraz telaşlandım. Zaten içimde kötü bir his vardı. Ve bu bitmeyen geceden kurtulmak, koşa koşa evden çıkmak istiyordum. Kadın olayları anlatmaya ikna olsada içimdeki şüphe hissi de bir türlü çıkmamıştı.
Bunların üstüne de içeriden çıkan ses içimdeki sıkıntıyı daha da arttırdı.

Kadın sıkıntı yok dercesine elini salladı.Heralde bu hareketinin yeterli olduğunu düşünmediği için sesli söyleme gereği duydu. Söyleceklerini bir kenara bırakıp bizi ikna edercesine kedisinin olabileceğini söyledi.
Bunu söyledikten sonra yüz dehşet içinde bana baktı. Suratındaki bu ifadeye içimizden tek takılan bendim. Ve bir anlam veremiyordum. Söze başlamıştı ama birden sesi kesildi. Ve saniyesinde sesinin kesilmesinin sebebini anlamıştım.

İçimdeki şüphelere rağmen kalkıp gitmemiş ve herkesi peşimden sürüklemiştim . Şimdi ise boğazıma dayanan bir bıçak varken nasıl bu durumdan kendimi ve arkadaşlarımı, ablamı kurtaracağımı bilmiyorum.
Her şeyin bir kabus olmasını dilemek ve ölmemek için dua etmek tek çaremdi.
Ama ablamın ve Alyanın çığlıkları arasında onu bile yapamıyorum.

Nefes alırken bile çok yavaş davranıyordum. Ölümle yaşam arasındaki ince çizginin üzerinde yürümek genelde hayatımızın anlamsızlığını gösterir ama ben de o bile olmamıştı. İyi ki olamamıştı bu durumdan anca sakin kalan biri kurabiliridi.
Ve ortama baktığımda ablamı ve Alyayı çoktan duyguları ele geçirmişti.Emir ne yapacağını şaşırmıştı. Şankınlığını attığında bizi kurtarmak yerine ortaya güzel bir espiri atçağına adım gibi eminim.

Bakalım bunun olup olmayacağını görecek kadar yaşayacak mıyım?

Taylan ayrı bir alemdeydi. Kafasında kurduğu planları uygulaycak tek kişi oydu. Ama küçük bir sorun vardı oda hali hazırda planı olmayışı.

Kadının ise böyle bir şeyi beklemediği çok ortadaydı. Şu an en az bizim kadar onun hayatı da tehlikedeydi. Bu yüzden bize yardım ederdi ama kitlenip kalmıştı, bize konuşkanlığıyla bile yardım edemiyecek durumdaydı.
En sona ben kaldım yani her şeyden kaçan, korkan, yıllar öncesinden kaybolan kardeşini bulmak için bile geç kalan ben.
Kendimi bu kadar suçlu hissederken ağzıma hakim olamayıp söze girdim.

-Bak, burda daha neden bulunduğumuzu bile bilmiyorsun ne yaptığımızı bile bilmiyorsun. Elindeki bıçağı bırak konuşalım.

Emir ordan lafa atladı.

-Ne demişler hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar konuşa konuşa heh hadi bırak o elindekini

Yapabilsem aferim çok yararı oldu derdim. Ama şu an gergin olan bir ortamı daha da germeye gerek yok.

-Hmm.. Bu kadar kolay ikna olacağımı düşünmeniz asalak olduğunuzu gösterir napsam sizi serbest mi bıraksam?

Her şeyin başına dönmüştük. Kadınla ilk konuştuğumuz andaydım resmen. Aynı hiç bir şeye yaramayan konuşmalar ama tek bir fark vardı o zaman boğazıma dayanmış bir bıçak yoktu.

-Kolay olan bir şey yok.Ve bu da sizin için kolay olmayacak.
Bıçağı boğazımdan çekip kadına doğru tuttu.
Oturduğum yerde kalmıştı. Ve bizimkiler de aynı durumdaydı. Kafın ise atak yapacakkmıl gibi ayağa kalkmıştı ama boğazıma bıçak dayamış olan kişinin sözkeri tarfından durduruldu.

-Ne yaptığını sanıyordun sen? Hele senin, hele ki senin için hiç olmayacak. Çabuk otur yerine.

Aniden ortaya çıkan sorunumuz konuştukça onun cinsiyetine karar vermeye çalışıyordum. Ama kulaklarımdaki çok yüksek dercedeki uğultu anlamımı engelliyor.
Biraz daha konuşsa anlayacaktım ama oda aniden konuşmayı kesmişti. Yine bir şey anlayamamıştım.

Kadın hemen söze atıldı.

-Benden ne istiyorsun? Seni tanımıyorum bile

-Beni tanımıyor musun?

Bu söylediğinden sonra boğuk bir kahkaha attı.
Ve tekrardan bıçağı boğazıma dayadı ve kendine daha çok çekti. Yavaş yavaş aramızdaki koltuktan kurtulup beni yukarı ikinci kata götürüyordu.
Son söylediği cümleyi beynimin bi kaç kere tekrarlaması üzerine anca bu sesin bi erkeğe ait olduğunu kavrayabilmiştim..
O kadın bu adamın neyiydi? Aralarındaki olay neydi? En önemlisi de bizimle ne ilgisi vardı?

Lanet olsun, ben nasıl bir kumpasın içindeydim.

Beni zorla yukarı götürürken herkesin elinden sadece izlemek geldi.
Merdivenleri çıkarken her adıma dikkat ediyordum. Çünkü ani yapılan bir hızlı atılan adım ya da yavaş olan bir adım bıçağın şah damarıma gelmesine sebep olucaktı.

Olaylar benim ölümüme sebep olucak kadar geliştiğinde mi yoksa daha erken mi hızlı akmaya başladı bilmiyorum ama yukarı çıkarken gözüme ilişen saat 1:30 gösteriyordu.
Yukarı çıktığımızda balkonu olan muhteşem bir odaya soktu. Ben yeni gördüğüm bu odanın güzelliğine kapılmışken arkadan gelen bir bıçak darbesiyle irkildim. Tarif edilmez bir acıyla yere yığıldım. Ben yere düştüğümde bana bunu yapan kişiyi görmek için baktım. Ama o çoktan sırtını dönmüştü.

Bunu neden yapmıştı, neden bunlar olmuştu?
Ben sadece kardeşimi bulmak istemiştim.
Acı içinde ayağa kalmaya çalıştım. Kanım çok hızlı siyah gömleğime yayılıyordu.

Ayağa kalma çablarımın hepsi boşaydı. Ben bir pısırıktım. Acısıyla bile başa çıkamayan biriydim ben. Ben...

Aşağıdan hiç ses gelmiyordu çıt bile çıkmıyordu.
Nasıl olurda o kadar kalabalık bir ortamdan çıt bile çıkmazdı.
Yüreğim ağzımda tekrardan ayağa kalmayı denedim bu sefer başardım. Yavaş yavaş kapıya doğru giderken bir ses duydum. Bu sesi dışardan birinin duymuş olmasını diledim ama bu imkansızdı. Bunu ben bile zor duymuştum. Ses susturucu takılmış bir silahtan gelmişti.

Elinde bıçak varken silahı nerden bulmuştu? Yoksa yeni biri mi gelmişti? Çok fazla olasılık vardı ve biri vurulmuştu, biri vurmuştu.
Ablam, Alya, Emir, Taylan, kadın ve o yüzünü bile görmediğim o kişi, bu iki boşluğa yerleştirebileceğim tam altı tane seçenek vardı belki de daha fazla.

Kafam bağımsız bir şekilde her türlü seçenekle kötü bir seneryo yazıyordu. Ben ise bu odadan çıkmaya çalışıyordum. Ani bir şekilde gelen baş dönmesiyle yere yığıldım.
Aldığım yaranın acısına birde yere vurduğum başımın acısı eklenmişti.

Artık beyaz tavanı seyrederken yavaş yavaş bilincimi kaybediyordum. İstemsizce gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Durmuyorlardı ve resmen yaramdan akan kanla yarışıyorlardı.
Bu kocaman dünya da yönümü kaybetmiştim.
Şimdiyse hayatımı, hiç bir zaman benim olamayan bu hayatı...

Saçma mutluluk geldi, yüzüme kocaman bir gülümseme yerleşti. Artık hislerimi kaybetmiştim sadece deli gibi gülüyordum.
Gülüşlerim kesildiğinde aklımda tek bir şarkı çalıyordu

"Bir mucize olsun piyongo bana vursun
Kaybettiğim her şey başka birinin olsun
Saydım saydım bitti matematikte de geçti
Asla geçmez dediler uyudum hemen geçti, uyudum hemen geçti"

Şarkının sözleri kafamın içinde bittiğinde tek bir kısmını tekrarlamaya başladı.
Sanki bu kısmı sesli söylersem gerçekleşicekmiş gibi sesimin çıkabildiği kadar bağırarak söyledim

-Asla geçmez dediler uyudum hemen geçti, uyudum hemen geçti...

Ben ne zaman uyanacağımı bilmediğim uykuya yine dalarken kulağımda çınlayan tek bir cümle vardı.

~Ölme Aras, ölme! ~

~Bölüm sonu~

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

122okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.