6. bölüm / 18
PsikopolisBölüm 6
Bölümler 18Şu an: Bölüm 6
- 1 Bölüm 13.583 kelime
- 2 Bölüm 22.788 kelime
- 3 Bölüm 32.568 kelime
- 4 Bölüm 43.076 kelime
- 5 Bölüm 52.386 kelime
- 6 Bölüm 62.239 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Bölüm 71.236 kelime
- 8 Bölüm 82.147 kelime
- 9 Bölüm 91.822 kelime
- 10 Bölüm 101.281 kelime
- 11 Bölüm 112.244 kelime
- 12 Bölüm 121.844 kelime
- 13 Bölüm 13767 kelime
- 14 Bölüm 141.481 kelime
- 15 Bölüm 151.838 kelime
- 16 Bölüm 161.742 kelime
- 17 Bölüm 173.009 kelime
- 18 Bölüm 18360 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
:Benim olmayanlar:
AÇELYA ŞEN
29 Haziran Çarşamba
Olduğum yerde durup sadece etrafa bakmakla hiç bir şeyin çözülmeyeceğini anlamam çok uzun sürmüştü.Bir asır gibi geçen dakikalarda tüm gücümü ayakta durmakla harcamıştım bu yüzden şu an ayaklarımı sürüye sürüye bir yol ,bir insan arıyordum.Yavaş yavaş gözden kaybolan güneş tüm inadıyla beni yakıyordu.Hem yürümeye çalışmam hem de güneşin yakıcı sıcağı yüzünden sırtım ter içinde kalmıştı.Dayanılmaz olan bu yürüyüşü daha da dayanılmaz hale getiriyor canımı sıkıyordu.Düzenli spor yapan birinin vücudu nasıl bu kadar güçsüz kalabilir ,nasıl bu kadar basit bir yürüyüşte bile bu kadar zorlanabilirdi?Onca spor salonunda geçirdiğim saatler şu anki halimi görse götüyle gülerdi.
Her seferinde şimdi yolu buldum diye sevinsem de süpriz yumurtasından çıkarmışçasına karşıma yeni ağaçlar çıkıyordu.Zor olansa dikensi çalılıklardı,sürekli bir yerlerime batıyordu.
Bitmeyen dakikalar saatlere dönmüştü ve benim de karnım acıkmıştı.Artık yol aramayı bırakıp sadece yiyebileceğim tarzda meyve arıyordum.Ed Stafford'ın yayımlanan tüm programlarını seyretsem de açlık anında verdiği hiç bir bilgi aklıma gelmemişti.Oysa o benden daha kötü durumlarda daha zor şartlar altında hayatta kalmaya çalışıyor ve başarıyordu da .Unutmazsam eğer, eve gidince tüm bölümlerini tekrardan izleyip notlar tutacağım.Seyrederken ne işime yarayacak bu bilgiler diye düşünmüştüm ama lazım oluyormuş işte
Bi dahaki sefer olur mu bilmiyorum ama yine de temkinli olmakta fayda vardı.Özellikle de bana kötü espiriler yapan hayatı düşününce kesinlikle lazım.
Şu hayatta her şey çok değişken. Bir gün çok sevdiğin biri ertesi gün ölümüne düşmanın olabiliyor ya da bugün çok zenginsen yarın her şeyin hiç olabiliyor .
Bu hayatın dinamikliğini sevsemde bizim için özel olan şeylerin değişmesini görmek çok acı verici. Hele ki seni hayatta tutan şeyler onlar olunca.
Hissiyat olarak yere yatmış bir şekilde kan kaybetmekle olan kişiyle aynı ama görünüşte ne kan var ne de etrafında senin için seferber olan insanlar.
Her şeyimi kaybetmiştim niye hala yaşamaya çalışıyordum ki?Sahi hayatta olmam için gerekçe kalmış mıydı?
Bu sorunun tek cevabı vardı oda hayır. Buna sebep sadece ölüm korkusu olmalı başka açıklaması olamazdı.
Yine yaşamak için umudumun olmayaşını düşünmeye dalmıştım. Bu dalgınlık yere düşmeme hatta bacağımı sağlam bir şekilde dikenler tarafından çizilmesine neden olmuştu.
Ama onun acısını hissedemeyecek kadar sevenimin, sevdiğimin, paramın, evimin kısaca hiç bir şeyimin olmayaşına takmıştım.
Böceklerin bırak üzerime çıkmasını metreler önce görsem çığlık atan ben şimdi çalıların üzerine yatmış, böceklerin üzerime çıkmasını umursamadan yaşamın saçmalığını çözmeye çalışıyordum. Zaman su gibiydi. Geçip gidiyordu ama artık saatle zorum kalmamıştı.
Benim olmayanlardan ve asla olamayacaklardan vazgeçmişken bir adamın sesini duydum. Ama bedenim tepkisizdi çünkü artık beni bulmasına gerek yoktu. Hazırdım şuana kadar hiç hazır olmadığım kadar acı çekerek ölmeye hazırdım.
Yavaşça kendimi olduğum yere bıraktım. Nefes alış-verişimi azalttım. Ve gökyüzüne bakmaya başladım. Sıra sıra ağaçlardan pek fazla bir şey belli olmuyordu ama durup bakmak bile çok rahatlatıcı bir hissiyattı.
Durdum, durdum resmen kadere teslim oldum.
Sanırım ben inatlaşmayı kesince hayatta bırakmıştı yakamı.
Benden bir çıt bile çıkmıyor olmasına rağmen duyduğum erkek sesi yavaş yavaş bana yaklaşıyordu. İçimdeki merak bir anda kabarmıştı.
Yoksa beni bu zor durumdan hayallerimin beyaz atlı prensi mi kurtarıcaktı?
İçimdeki on iki yaşındaki kız uyanmış tatlı hayaller kurarken adamın biriyle konuştuğunu daha net duymaya başladım.
-Evet, evet doğru düzgün bakılmadığını düşündüğüm için ben bir daha buraya geldim.
Duraksadı, karşısındaki kimse nefes almadan konuşuyordu. Çok uzun bir sessizlik oldu. Bunu bozan şimdilik hayali prensimdi...
- Amirim şuan burdan oraya gelmem uzun sürer. Siz başka birilerini oraya yönlendirin. Gelince hemen bende intikâl edicem.Sağolun amirim anlayışınız için.
Ve bir kez daha sessizlik her tarafı kapladı. O konuşmayı kesince kurduğum tüm hayaller soldu. Üzüldüm.
Tekrardan konuşmasını, sesini duymayı çok istiyordum. En azından ölürken bana çok uzak olan o hayatı hayal etmek istiyordum.
Sahi bi insan bu durumdayken bunları nasıl düşünebilirdi?
İsteklerim, mutlu olma arzum birden kendime yönelttiğim bir öfkeye dönüştü.
Kendime saydırırken kısa süreliğine de olsa hayallerimi süsleyen adam tekrar konuşmaya başladı. Ama bu sefer sanki telefonda değil de kendi kendine konuşuyordu.
-Aynen, Mehmet aynen.. Bi tek sen zekisin zaten çook farklı bir şeyler bulup amirin gözüne giricen. Zaten bi işi bok etmesen olmaz. Sıçtın sıvadın olum aferim sana. Aferim!?
Kendine kendinse söylenmesi çok tatlıydı yüzümde büyük bir gülümsemenin oluşmasını bile sağladı.
Ses o kadar yakındaydı ki çok küçük bir ses bile çıkarsam duyacaktı o yüzden kendimi zorladımm. Çok cılız bir ses çıkmıştı. Normalde gür bir sesim olduğu için bu bana çok yabancı bir durum.
Ama fark etmişti beni. Adımları hızlandı, kim var orda diye sürekli sorular yöneltti. Aradan beş on dk geçti belki de yirmi ama beni buldu.
Gözlerim, gözleri ile buluştuğunda mest oldum. Ve şimdi yerde yatıp sadece gözlerine bakma isteği ile yanıp tutuşuyordum.
Bi süre utanmadan, sıkılmadan ona baktım. Açlıktan, yorgunluktan olduğum yerde gözlerim kapanırken son gördüğüm şey onun gözleriydi. Ve ben halimden oldukça memnun bir şekilde teslim oldum hiç tanımadığım adamın kollarına...
~
Tamamen rüya da olduğumun farkında olduğum ama asla uyanmak istemediğim bir rüya görüyordum. Gözlerimi açıp olan biteni delicesine öğrenmek istesemde bu tanıdık rüya beni engelliyor...
~
-Kızım hadi ama yaa!?
-Tamam anne ya iki dk daha
-Hiç bana şirinlik yapma, kaçıncıya kontrol ediyorsun şunları. Ben senin kadar takmıyorum. Aman ütü de prizde takılı kalsın nolcak?
Merdivenlerden hızlıca inip annemin yanına vardığıöda tekrar konuşmaya devam ettim.
-Anne saçmalama istersen ev yanar nolacağı mı var bu işin?
-İşte ne güzel yeni evimiz olur kötü mü?
- Ya, anne off...
O kadar tatlı söylemişti ki ciddi kalamadım. İkimizde birbirimize bakıp sadece güldük. Benim gülüşüm onun tatlılığınayken o benim gülüşüme gülüyordu. Ve bu büyük bir gülüşme tufanı oldu. Artık ne güldüğümüzü bile bilmiyorken aniden araban korna sesi duyuldu.
Ben arabaya doğru harekete geçerken annem eve bakarak evimiz ne kadar güzel değil mi? Diye yine ne kadar şanslı olduğumuzu anlatmaya başladı.
Neyse ki yalnız kalınca kapının önünde durup evimize bakarak ayakta dikilme faslını kısa kesti.
Yine aklıma dahiyane bir fikir gelmişti. Oda tabi ki annemin bana söylediği sözleri ona satmaktı.
-Anne hadi ama ya!?
O araya girmeden tüm cümlelerini ona geri iade etmeye o kadar karalıydım ki nefese bile almadan hepsini arka arkaya dizdim.
-Hiç bana şirinlik yapma kaçıncıya böyle durup dikiliyorsun. Ben senin kadar şu evi durup izlemiyorum aaa ama ağaç olduk burda!?
Annem yavaş yavaş yanımıza gelirken vay vaylı bir giriş yaptı. Vay vaydan sonrasını dinleyemedim çünkü ciddi kalamayacak kadar çok eğleniyordum.
Sadece ben de değil babamında dinlediğini pek sanmıyorum. Onunda sırıtmaktan ağzı yırtılıcaktı.
-Bak sen şunlara ya bide dinlemiyorlar bile beni. Kime diyorum ben taklit etmeyin işte beni sevmiyorum aaaa..
- Anne bişi sorucam
-Tamam ama bi tane olcak, bi tane dedin ikincisi olmasın
-Hahaha çok komik. Neyse şey dicektim ne dicektim, harika unuttum.
- Demek ki yalanmış.
- Aslında değildi ama neyse unuttum işte.
Ben yine arka koltuğa kalmış üç kişilik yeri tek başıma sevdasını sürüyordum.
Arkada çoğu kişinin midesi bulanırken benim hiç bulanmıyordu.
Ve herkes önü severken ben arkayı daha çok seviyordum. Küçüklüğümde o izlemeyi çok sevdiğim zengin hayatlarını gösterdiğini sandığım dizilerde olduğu gibi koşarak arkaya kurulurdum.
Hayallerim de özel şöförü bile olabilecek kadar zengindim. Bazense uzun yolculuklarda arkada çalan müziklere klipler çekerdim. Özellikle romantik olan o şarkılarınkini hayal etmek o kadar eğlenceliydi ki.
Sahi, arabada şarkı çalmıyordu.
-Maestro, müzik lütfen..
Babam beklediği komutu aldığı gibi anında şarkıyı açtı.
Şarkılarla çok içli dışlı olduğum için çalan şarkıya hemen eşlik etmeye başladım ama yeni jenerasyona ayak uyduramayan ailem şarkıları rahat bırakmıyordu.
Ve sonunda bluetoothla bağlanarak istedikleri şarkıları açmaya başaldılar her zaman olduğu gibi.
Ama ben mutluydum. Sonuçta her türlü şarkı çalıyordu ve tüm şarkıları ezbere biliyordum, rahatlıkla eşlik ediyordum.
Bi onların istediği bi benim istediğim şarkı şeklinde ilerleyen çalma listemiz bir süre sonra tamamen benim tercih ettiğim şarkılara dönmüştü. Enin de sonunda bu olacağı belli olduğu için çabuk pes ettiler.
Sevdiğim şarkılar çalarken nakarat kısmı geldiğinde ise benim çoşma vakitleri geliyorda geçiyordu.
"Tekrar tekrar yine bana mavi ekran
Tekrar tekrar yine bana, kılıç kalkan
Tekrar tekrar yine bana, hain düşman
Derken çok yüklendim
Tekrar pardon, kendim"
Çocuk gibi eğlenirken ne zaman büyüyeceğimi merak ediyordum. Harbiden insan ne zaman büyürdü?
Akıl yaşı büyüdüğünde mi yoksa vücudu geliştiğinde mi?
Aman diye düşünceleri geçiştirip sadece ana odaklandım. Bazen sadece düşünceleri sessize almak gerekiyordu. Ve bende o anlardan birindeydim.
Seyehat etmek güzeldi ve şarkı dinlemekte. İkisi bir arada olunca fevkaladenin de fevkinde bir ortam oluşuyordu. Küçüklüğümde olan o güzel anlara geri dönüyordum.
Gözlerimi kapatıp sadece camdan esen rüzgarı hissederek şarkılara dalmak. Her şeyi belki kendi varlığımı bile unuturak yapılan o güzel çocukluk seyahatlerine dönüyordum.
Rüzgarı hissetmek, mutluluğu hissetmek belki de hayatı hissetmek gibi bi andı benim için. Belki de bir daha mutlu olamayacağım kadar gerçek ve sahte bir an.
Uyumuşum ama uyandırmaya kıyamayacakları kadar güzel bir uykuydu. Sanki bir daha bu kadar güzel bir uykum olamayacak kadar güzel.
İnsan nasıl içindeki huzuru tarif edemez ki? Nasıl bunu anlatabilecek kadar güzel bir kelime bulamaz?
Etrafıma bakındığımda ne annem arabadaydı ne de babam. 22 yaşımda olduğum için korkmayacağımı sanmışlarddı heralde ama hafiften bir telaş sarmıştı bedenimi.
Arabadan oldukça hızlı bir şekilde indim. Benzinlikteydik. Annem büyük ihtimalle tuvalete babamda enerji içeceği almaya gitmişti.
Tesise doğru yürürken arabaya doğru geldiklerini fark ettim.
El sallayıp arabayı kitlemesini göstermeye çalışıyordum ama tabi ki anlamıyorlardı.
Yaklaştıkça seslerini duyuyordum. Ve bir anda unuttuğum şeyi hatırlamışçasına bir şeyler söylemek istedim. İçimde bir sevgi pıtırcığı yeşermişti
Olabildiğince sesimi duyarabilecek kadar bağırarak kelimeler ağzımdan döküldü.
- Aa hatırladımmm... Diyeceğim şeyi hatırladım. Sizi sev...
Olduğum yerde kaldım. Kelimeler yoktu artık. Yok olmalıydı tüm dünya. Bitmeliydi bu fani hayat. Nası ya nası, nası olabilirdi ki bu? Yalan dimi, yalan?
Ben, ben olmalıydım onların yerinde ben olmalıydım hayırr diye ağlamaya başladım ama artık ağlamanın bile bi anlamı yoktu. Ama haberlerde bir tır bir araba kazasında ölen çift diyeceklerdi. Adlarını bile bilmeden onları beş dakikalık belki daha kısa yer vererek anacaklardı.
Yanlarına vardığımda ise sadece tek bi cümle çıktı ağzımdan.
-Sizi seviyorum.
~
Bu rüyanın hangi ânıma ait olduğunu anladığımda çok geçti.Rüya beni içine hapsetmişti bile.
Gözlerimi açamadan sadece acı çekerek ağladım. Göz yaşlarımı hissettim ama uyanamadım. Görmek istemediğim sahneyi son raddesine kadar görmeden uyanmama izin vermedi. Uyanamadım.
Gözlerimi açmayı başardığımda hayır diyerek ağlamaya başladım.
Canım çok yanıyordu. İçimde sönmeyecek asla unutamayacağım bir yangın vardı. Ve her şey bu yangını harlamaktan başka bir işe yaramıyordu.
İnsanların bana eskisi gibi davranması ya da daha hassas davranmaları hiç bir şey fayda etmiyor.
Ben ayakta durmaya çalıştıkça yangın beni içine daha sarıp sarmalıyordu.
Uzun süre hayatıma olduğu yerden devam etmeye çalıştım. Olmamış gibi yaşadım. Sonra konuşmamaya dayanamadım. Bu sefer anlattım, yeter artık diyene kadar herkese anlattım.
Ne susmak ne de konuşmak fayda etmedi. Bu yardım çağrılarıma sadece göz yaşlarım yetişti.
Ve günlerce aylarca yıllarca ağladım.
İşte şimdi tam tamına dört sene sonra yine ilk günkü gibi yine nerede olduğumu bilmediğim bu yerde yine yeniden ağlıyordum ....
İyi misin diyerek birisi geldi yanıma. Ağladığım için öyle utanmıştım ki gözlerimi açıp karşımdaki kişiye bakamadım bile.
-Gözlerinizi açabilirsiniz, açın lütfen.
İyi misiniz?
Ses çok tanıdıktı. Duymak için yanıp tutuştuğum sesti. Sırf gözlerini tekrar görebilmek için yavaş yavaş gözlerimi açtım. Tam karşımdaydı o vurulduğum gözler.
Sakince yüzümü inceliyordu bende onunkini.
Her ayrıntısını incelemek ezberlemek istiyordu içim.
Baktım, batıkça baktım. Biraz zaman geçip göz yaşlarım durulduğunda bir kez daha sordu, sormaktan hiç usanmadığı soruyu
-İyi misiniz?
- Ee eevet, iyiyim sanırım.
-Korktum birden hayır diye bağırınca koşarak geldim ama hala uyuyordunuz. Sonra aniden uyamdınız. Kâbus gördünüz heralde, su getirmemi ister misiniz?
O kadar tatlı naif konuşuyordu ki yeni tanıştığımızı bilmesem beni incitmemeye, kırmamaya özen gösteriyor sanırdım.
Ama o sadece terfi almak için ya da ismi sayılması için bi çıkış bileti arıyor ve onu bulduğunu sanıyordu.
Kendimi toparladım, şuanda hiç bir şeye hiç kimseye kapılmaya halim takatim yoktu. Ve olan her şeyi anlatıp sonra da gidicem. Bakışlarında, sözlerinde bir anlam aramam doğru değildi.
Boğazımdaki düğümü sökercesine öksürdüm sonrasında ise tok bir sesle belki de çok ihtiyacım olan birini kendimce reddettim.
- Yok, hayır. Su getirmenize gerek yok.
Bana sorucağınız sorular vardır. Tahmin edersiniz ki benim de var. Bi an önce bu konuşmaya başlayıp bitirmek isterim.
İşlerim var.
- Ben sizin biraz daha dinlenmeniz taraftarıydım ama madem siz istiyosunuz, istediğiniz gibi olsun.
Resmen anında ciddiyete bürünmüş sanki hiç endişelenmemiş gibi davranıyordu. Bu yaptığım şeyden çok sonra pişman olucağım başındam belliydi.
Oturup olan biteni anlattım. Ama tabi ki resmiyete dökülmesi gerekiyordu. Çünkü tam da üstünde çalıştıkları cinayet olayının ortasına düşmüştüm.
Hiç derdim yokmuş gibi yine üzerime dert çekmiştim.
Benim anlatmam bitince, sıra aklımdaki soruları sormaya gelmişti. Sormuştum da ama hiç birine cevap alamadım.
- Mehmet bey sorduğunuz sorulara eksiksiz cevap verdim hatta sormadılarınızı bile anlattım üstüne üstlük karakola gelmemi istediniz ona da tamam dedim.
Nefessiz kalmıştım. Derin nefes aldıktan sonra hiç susmayasıya devam ettim.
-Ama şuan benim size sorduklarımın bir tanesine bile cevap vermiyorsunuz.
Ben de sizin gibi anlatmaybilirdim. İstesem abukatımı istiyorum diyebilirdim. Hiç bir şey analatmazdım.
Tabi terfi içi çıkış biletinizi buldunuz, bi güzel konuşturdunuz istediğiniz davranırsınız.
Ben hızımı almışken daha devam etmeyi düşünüyordum. Çenemle onu yorabileceğimi düşünmüştüm ama karşımdaki polis. İşi bu zaten. Yine yanlış taktik uygulamıştım.
- Öncelikle zaten siz mağdursunuz her halukarda anlatacaktınız. Ben sadece erkenden öğrenmek istedim olan biteni ki hatırlatırım bunu siz istediniz.
-Ama...
Tam söze başlıyacakken benim yaptığım gibi beni sözleriyle durdu.
-Ayrıca sizi terfi için veya başka amellerim için kullanıyor olarak düşünmeniz doğru bir düşünce değil.
Birde beni konuşarak yıldıramayacağınızın farkına varmanız sizin için iyi olur. Biraz daha konuşursanız sizi başka bir devriyenin alması için burda beklemek zorunda kalırsınız.
- Bu bir tehdit mi anlayamadım?
Ayrıca bunu söylediğinize göre çokta doğru yoldayım.
Samimiyetsiz bir gülüş attım. O ise gerçek anlamda güldü.. Onu güldürmüştüm. Uzun süredir yaşayamadığım, yaşatamadığım bir olaydı bu. O kadar olayın içinde mutluluk perileri beni ziyaret etmişti.
Aramızda uzunca bir sessizlik oluşmuştu. Ama bu rahatsız edici bir sessizlik değildi aksine aşırı hoş bir sessizlikti. Uzun süredir tatmadığım tarzdandı.
Sahiden karanlığın içindeki ışık beni bulmuştu ya da ben öyle sanıyordum...
~Bölüm sonu ~
Bölüm etkileşimi
