Bölüm 36: Bekleyen Ev

Yazar: Buz Ankası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: Bölüm 36: Bekleyen Ev
  1. 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
  2. 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
  3. 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
  4. 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
  5. 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
  6. 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
  7. 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime
  8. 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime
  9. 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
  10. 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
  11. 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime
  12. 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
  13. 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
  14. 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
  15. 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
  16. 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
  17. 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
  18. 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
  20. 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
  21. 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
  22. 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
  23. 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
  24. 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
  25. 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
  26. 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
  27. 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
  28. 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
  29. 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
  30. 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
  31. 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik626 kelime
  32. 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
  33. 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
  34. 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge304 kelime
  35. 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
  36. 36 Bölüm 36: Bekleyen Ev1.035 kelime · Okuduğun bölüm
  37. 37 37. Bölüm: Kan Bağı1.164 kelime
  38. 38 38. Bölüm: Kan ve Yalan1.382 kelime
  39. 39 39. Bölüm: Babanın Sustukları1.299 kelime
  40. 40 40. Bölüm: Derin Toprak1.471 kelime

Selçuk Demirci'nin avucuna bıraktığı metal anahtar, Saye'nin parmaklarının arasında soğuk bir ağırlık gibi duruyordu.

“Baban seni orada bekliyor Saye. Ama bu sefer hikâyeyi o yazmayacak.”

Selçuk'un son sözleri hâlâ kulağındaydı.

Saye anahtarı cebine koydu. Karşısındaki adamın yüzünde en ufak bir telaş yoktu. Sanki yedi yıldır peşinden koştuğu bütün soruların cevabını biliyor, yalnızca doğru zamanı bekliyordu.

“Beni neden kendin götürmüyorsun?” diye sordu Saye.

Selçuk'un gülümsemesi silindi.

“Çünkü o kapıdan benimle girersen babanın göreceği ilk şey ben olurum. Seni değil.”

“Belki de görmek istemediği kişi sensindir.”

“Bunu ona kendin sorarsın.”

Saye birkaç saniye daha adamın yüzüne baktı. Sonra arkasını dönerek araca yürüdü. Nare hâlâ arka koltuktaydı. Camın ardından Selçuk'u izliyordu. Adamla göz göze geldiklerinde başını hafifçe eğdi. Selçuk ise ona karşılık vermedi.

Saye sürücü koltuğuna oturduğunda Nare hemen konuştu.

“Bizi nereye götürüyor?”

“Bağ evine.”

Nare'nin yüzündeki renk çekildi.

“Hayır...”

Saye kontağı çevirmeden ona döndü.

“Orayı biliyor musun?”

Nare cevap vermedi. Parmaklarını birbirine kenetledi. Bir süre sonra gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

“Yedi yıl önce o evden bir telefon aldım.”

Saye'nin eli kontak anahtarında durdu.

“Kimden?”

“Bilmiyorum. Sesini tanımıyordum. Bana yalnızca hastaneden ayrılmamamı ve senin gözlerini açtığında yanında olmamı söylediler. Bir de...” Nare yutkundu. “Bir gün o eve geri döneceğini söylediler.”

Saye'nin bakışları sertleşti.

“Beni beklediklerini biliyorlardı.”

“Evet.”

“Peki sen neden sustun?”

Nare'nin gözleri doldu.

“Çünkü o gün sana ilk kez baktığımda, başında kimsenin olmadığını gördüm. Babanın adamları gitmişti. Vural ortadan kaybolmuştu. Sen ise uyanıp sürekli aynı şeyi söylüyordun.”

“Ne söylüyordum?”

Nare dudaklarını araladı ama kelimeler hemen çıkmadı.

“‘Onu orada bırakmayın.’”

Saye'nin yüzündeki ifade değişmedi. Ancak direksiyonu kavrayan parmakları sıkılaştı.

“Kimden bahsediyordum?”

“Bilmiyorum. Sana her sorduğumda ağlamaya başlıyordun.”

Saye kontağı çevirdi.

“Bu gece öğreneceğiz.”

---

Bağ evine giden yol, şehrin ışıklarından uzaklaştıkça daralıyordu. İki tarafı ağaçlarla çevrili eski asfalt yolun üzerinde sis birikmişti. Saye, Selçuk'un verdiği anahtarı birkaç kez avucunda çevirdi.

Nare yol boyunca konuşmadı.

Yaklaşık kırk dakika sonra ağaçların arasından yüksek taş duvarlarla çevrili bir yapı göründü. Evin dış cephesi yıllardır terk edilmiş izlenimi veriyordu. Bahçe kapısının demirleri paslanmış, taş basamakların arasından yabani otlar çıkmıştı.

Fakat Saye bir şeyi hemen fark etti.

Kapının önündeki toprakta taze lastik izleri vardı.

Birileri buraya yakın zamanda gelmişti.

Aracı yolun kenarına çekti. Silahını kontrol edip cebindeki anahtarı çıkardı.

“Burada kal.”

Nare hemen başını kaldırdı.

“Tek başına giremezsin.”

“Selçuk özellikle yalnız gitmemi söyledi.”

“Selçuk'un söylediği her şeyi yapacak mısın?”

Saye cevap vermedi.

Nare kapı koluna uzandı ama Saye onu durdurdu.

“Benden ne sakladığını hâlâ bilmiyorum. Şimdi seni yanıma alıp alamayacağıma da karar vermedim.”

Nare'nin eli havada kaldı.

“Beni burada bırakırsan kaçmayacağım.”

“Bunu zaman gösterecek.”

Saye araçtan indi. Bahçe kapısının kilidine anahtarı yerleştirdi.

Kilit ilk denemede açıldı.

Kapı gıcırdayarak aralandığında içeriden soğuk ve ağır bir hava yayıldı. Bahçeye adım attı. Evin bütün pencereleri karanlıktı. Ancak giriş kapısının hemen yanında, taş zemine düşmüş küçük bir sigara izmariti vardı.

Henüz sönmemişti.

Saye silahını çıkardı.

“Baba?”

Sesine yalnızca bahçedeki ağaçların hışırtısı karşılık verdi.

Kapıya yaklaştı. Anahtarı kilide soktu ve çevirdi.

İçerisi beklediğinden daha düzenliydi.

Mobilyaların üzeri örtülü değildi. Salondaki şöminenin içinde eski kül kalıntıları vardı. Duvar saatinin akrebi ve yelkovanı 02.15'i gösteriyordu.

Saye'nin bakışları saate takıldı.

Yedi yıl önceki görüntü zihninde canlandı.

02.15.

Siyah klasör.

Kanlı oda.

Ve babasının kendisine ait olduğunu sandığı son gece.

Duvar saatinin altındaki küçük masada bir zarf duruyordu. Üzerinde yalnızca tek bir kelime yazılıydı:

SAYE.

Zarfı açtı.

İçinden eski bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta Muzaffer Karahan, Selim Vardar ve Vural yan yana duruyordu. Ancak bu kez fotoğrafın arkasına el yazısıyla bir tarih ve kısa bir not eklenmişti.

17.09.2019

“Bu fotoğraftaki üç adamdan biri o gece öldü. İkisi ise senin öldüğüne inanmanı sağladı.”

Saye fotoğrafı ters çevirdi.

Üç adam.

Selim'in cesedi yıllarca babasının mezarı diye gösterilmişti. Vural, yedi yıl boyunca aileyi ve fonları yönetmişti. Muzaffer ise hâlâ bir yerlerde saklanıyordu.

Peki üçüncü adam?

Saye fotoğrafı cebine koydu. Evin içini taramaya devam etti.

Koridorun sonunda kapalı bir oda vardı. Kapının üzerinde herhangi bir isim bulunmuyordu. Anahtarı kilide soktuğunda mekanizma çalışmadı. Kapı başka bir kilitle korunuyordu.

Tam geri çekileceği sırada içeriden hafif bir tıkırtı duydu.

Saye silahını kaldırdı.

“Kim var?”

Cevap yoktu.

Kapının altından ince bir ışık sızıyordu.

Birisi içerideydi.

Saye kapının kolunu yavaşça indirdi. Kilitliydi. Birkaç saniye düşündükten sonra cebindeki metal anahtarı çıkardı. Selçuk'un verdiği anahtarın dişleri kapının kilidine uyuyordu.

Anahtarı çevirdi.

Klik.

Kapı açıldı.

Oda küçük, penceresiz ve neredeyse tamamen boştu. Ortada eski bir masa, masanın üzerinde de açık bir dizüstü bilgisayar vardı. Ekranda tek bir dosya görünüyordu.

SAYE_KARAHAN_02.

Saye bilgisayara yaklaştı.

Dosyanın oluşturulma tarihi bugündü.

Tıklamadan önce odanın köşesindeki küçük kamerayı fark etti. Lens doğrudan masaya çevrilmişti. Bilgisayarın yanında bir mikrofon duruyordu.

Birileri onun buraya geleceğini biliyordu.

Dosyayı açtı.

Ekranda siyah bir görüntü belirdi. Ardından görüntü yavaşça aydınlandı.

Bir hastane odası.

Genç bir kadın yatakta yatıyordu. Yüzü solgundu. Sağ kolunda serum vardı. Başucunda duran kişi ise kameraya sırtını dönmüştü.

Saye görüntüyü durdurdu.

Kadının yüzüne baktı.

Kendisi.

Tarih damgası ekranın sağ alt köşesinde belirdi:

18.09.2019 — 04.52.

Saye'nin nefesi kesildi.

Bu görüntü, hastaneye getirildiği geceye aitti.

Kayıt devam etti.

Kameraya sırtı dönük kişi yavaşça yatağa yaklaştı. Eğilerek Saye'nin kulağına bir şey fısıldadı. Ses net değildi. Ancak kişi doğrulup kameraya döndüğünde Saye'nin eli farenin üzerinde dondu.

Nare.

Yedi yıl önceki hâliyle Nare.

Genç kadın, yataktaki Saye'nin elini tutmuştu. Ardından başını eğip bir cümle söyledi.

Bu kez mikrofon sesi yakalamıştı.

“Bunu hatırlarsan seni yine öldürürler.”

Görüntü kesildi.

Saye birkaç saniye boyunca ekrana bakakaldı.

Nare ona yalnızca eşlik etmemişti.

Nare, Saye'nin uyanmasını bekleyen bir hemşireden çok daha fazlasını biliyordu.

Bilgisayarın ekranı aniden karardı. Ardından yeni bir metin belirdi.

DOSYA 02 TAMAMLANDI.

SONRAKİ KAYIT İÇİN KİMLİK DOĞRULAMASI GEREKLİ.

Altında tek bir soru vardı:

“O gece seni hastaneye getiren adamın adı neydi?”

Saye'nin boğazı kurudu.

Adamların yüzünü hatırlamıyordu. Nare de onları tanımadığını söylemişti. Ancak bir anlığına, hastane koridorunda duyduğu bir ses zihninin derinliklerinden yükseldi.

“Muzaffer Bey'in kızı yaşıyor.”

Saye gözlerini kapattı.

Sonra o sesi yeniden duydu.

“Onu babasına götürmeyin.”

Gözlerini açtı.

Bilgisayardaki soruya baktı. Cevabı bilmiyordu.

Tam o sırada arkasından bir ses geldi.

“Çünkü seni hastaneye getiren adam benim.”

Saye hızla döndü.

Kapının eşiğinde bir adam duruyordu.

Yüzü karanlıkta kalmıştı. Sağ elinde küçük bir anahtar, sol elinde ise eski bir fotoğraf vardı.

Saye silahını doğrulttu.

“Sen kimsin?”

Adam bir adım öne çıktı.

Yüzüne düşen ışıkla birlikte Saye'nin parmakları tetiğin üzerinde kasıldı.

Karşısındaki adam, yedi yıldır öldüğüne inandığı kişiydi.

Muzaffer Karahan.

“Merhaba kızım,” dedi adam. “Beni hatırlıyor musun?”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

4okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…