38. bölüm / 40
ÖLMESİ GEREKEN KADIN37. Bölüm: Kan Bağı
Bölümler 40Şu an: 37. Bölüm: Kan Bağı
- 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
- 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
- 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
- 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
- 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
- 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
- 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime
- 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime
- 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
- 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
- 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime
- 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
- 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
- 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
- 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
- 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
- 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
- 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
- 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
- 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
- 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
- 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
- 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
- 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
- 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
- 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
- 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
- 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
- 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
- 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
- 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik626 kelime
- 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
- 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
- 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge304 kelime
- 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
- 36 Bölüm 36: Bekleyen Ev1.035 kelime
- 37 37. Bölüm: Kan Bağı1.164 kelime · Okuduğun bölüm
- 38 38. Bölüm: Kan ve Yalan1.382 kelime
- 39 39. Bölüm: Babanın Sustukları1.299 kelime
- 40 40. Bölüm: Derin Toprak1.471 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Saye, kapının eşiğinde duran adama baktı.
Yüzündeki çizgiler derinleşmişti. Saçlarına düşen beyazlar, yılların ona dokunduğunu gösteriyordu. Fakat gözleri...
O gözleri tanıyordu.
Yedi yıl boyunca rüyalarında gördüğü, bazen nefretle bazen özlemle hatırladığı gözlerdi bunlar.
Muzaffer Karahan.
Ölü bir adamın gözleri, şimdi karşısında canlı canlı duruyordu.
Saye'nin elindeki silah bir milim bile aşağı inmedi.
"Bir adım daha atarsan ateş ederim."
Muzaffer kapının eşiğinde kaldı. Yüzünde şaşkınlık yoktu. Sanki kızının kendisine silah doğrultmasını bekliyordu.
"Silahı bana doğrultacağını tahmin etmiştim."
Saye'nin dudaklarından kısa, öfkeli bir gülüş çıktı.
"Öyle mi? Demek beni hâlâ tanıyorsun."
"Sandığından daha iyi."
"Ben de seni tanıyordum. En azından öldüğünü düşündüğüm zamana kadar."
Muzaffer'in bakışları bir anlığına silaha kaydı.
"Öldüğümü düşünmen gerekiyordu."
"Ne kadar rahat söylüyorsun."
"Rahat değilim, Saye."
"Yedi yıl boyunca mezarına çiçek bırakmadım diye mi? Yoksa kızının seni öldürdüğüne inanarak yaşadığını bildiğin için mi?"
Bu kez Muzaffer sustu.
Saye'nin parmakları tetiğin üzerinde biraz daha sıkılaştı.
"Konuş."
Muzaffer yavaşça ellerini iki yana açtı.
"Önce silahı indir."
"Emir verme."
"Emir vermiyorum."
"Öyleyse cevap ver. Kendi ölümünü nasıl düzenledin?"
"Kolay olmadı."
"Benim için de kolay olmadı!"
Saye'nin sesi evin duvarlarında yankılandı.
"Ben yedi yıl boyunca babamı öldürdüğümü düşündüm. Her gece o odadaydım. Her gece aynı sesi duydum. Her gece tetiği çeken elimle uyandım. Sen ise başka bir yerde hayatına devam ettin."
Muzaffer'in yüzündeki ifade değişti.
"Hayatıma devam etmedim."
"Öyle mi? Peki ne yaptın? Beni uzaktan mı izledin? Kaç kere hastaneye geldin? Kaç kere kapımın önünden geçtin?"
"Yeterince."
Saye'nin gözleri daraldı.
"Ne?"
"Yedi yıl boyunca seni izledim."
O an Saye'nin yüzündeki öfke yerini daha soğuk bir ifadeye bıraktı.
"Demek bütün bu zaman boyunca yakınımdaydın."
"Evet."
"Annemin mezarına gittiğimde de mi?"
Muzaffer cevap vermedi.
"İşe alınmadığımda, evimden kovulduğumda, o şirketin kapısından içeri giremediğimde de mi?"
"Saye..."
"Hayır. Adımı söyleme."
Bir adım attı. Silah hâlâ Muzaffer'e doğrultuluydu.
"Ben senin kızınım. Bir dosya değilim. Bir hesap değilim. Korunması gereken bir teminat hiç değilim."
Muzaffer başını hafifçe eğdi.
"Bu konuda haklısın."
Saye bir an duraksadı. Ondan savunma bekliyordu. Bahane, açıklama, belki de yine bir emir...
Ama karşısındaki adam yalnızca haklı olduğunu söylüyordu.
Bu, öfkesini azaltmadı.
"Selim'i kim öldürdü?"
Muzaffer'in gözleri değişti.
İlk kez gerçekten hazırlıksız yakalanmış gibiydi.
"Bu sorunun cevabını nereden duydun?"
"Demek doğru."
"Ne duyduğunu bilmiyorum."
"Mezarında yatan adam Selim Vardar'dı. Sen kendi ölümünü sahneledin. Beni de katil olduğuma inandırdın."
Muzaffer birkaç saniye boyunca sustu.
"Selim o gece öldü."
"Ben mi öldürdüm?"
"Hayır."
Saye'nin nefesi kesildi.
"Yalan söyleme."
"Sen o gece bir silah kullandın. Ama Selim'i öldüren sen değildin."
"Kimdi?"
Muzaffer'in bakışları kapının arkasındaki karanlığa kaydı.
"Bu sorunun cevabını verirsem burada ikimiz de güvende olmayız."
Saye silahını biraz daha kaldırdı.
"Yedi yıldır güvende miydim sanki?"
Muzaffer bu kez doğrudan kızının gözlerine baktı.
"Hayır. Değildin."
"Öyleyse anlat."
"Önce Nare'yi buradan çıkarmalısın."
Saye'nin yüzü sertleşti.
"Onun adını ağzına alma."
"Nare'nin yaşamasını istiyorsan beni dinle."
"Onu da mı sen yerleştirdin hayatıma?"
"Hayır."
"Yalan."
"Onu ben seçmedim, Saye. Ama orada kalmasını sağlayan düzenin kurulmasında benim de payım vardı."
Saye'nin zihninde hastane odasındaki görüntü yeniden canlandı.
Nare'nin yatağının başında durduğu o kayıt...
Bunu hatırlarsan seni yine öldürürler.
"Demek beni koruyordu."
Muzaffer cevap vermedi.
"Yoksa koruduğunu mu sanıyordu?"
"İkisi de mümkün."
"Senin için her şey bu kadar basit mi? İnsanların hayatlarını birbirine bağlayıp sonra sonucu izlemek mi?"
"Ben de o masanın başında oturanlardan biriydim."
Saye'nin gözleri kısıldı.
"Biriydin?"
Muzaffer'in yüzünde yorgun bir ifade belirdi.
"Artık değilim."
Tam o sırada Saye'nin telefonu titredi.
Ekranda Nare'nin adı belirdi.
Saye, gözlerini Muzaffer'den ayırmadan aramayı açtı.
"Ne oldu?"
Karşı tarafta birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra Nare'nin telaşlı sesi duyuldu.
"Saye, arabaya biri yaklaştı."
"Kim?"
"Bilmiyorum. Siyah bir araç. Farlarını kapattı. Bir adam indi."
Saye'nin bakışları pencereye kaydı.
"Arabadan uzaklaş. Hemen!"
"Kapıyı açmaya çalışıyorlar!"
Arka planda metalik bir ses duyuldu.
Nare çığlık attı.
Telefon kapandı.
"Nare!"
Saye kapıya yönelmek üzereyken Muzaffer kolunu tuttu.
Saye refleksle silahı ona çevirdi.
"Dokunma bana!"
"Buradan çıkarsan... Seni bekliyorlar."
"Nare dışarıda!"
"Onu almak için önce onların kim olduğunu anlaman gerekiyor."
"Çekil!"
Muzaffer elini yavaşça kaldırdı.
"Arka tarafta bir çıkış var. Aracın anahtarı mutfakta. Ben seni oraya götüreceğim."
"Seninle hiçbir yere gitmiyorum."
"Öyleyse burada kal ve dışarıdaki adamların içeri girmesini bekle."
Saye'nin telefonu yeniden titredi.
Bu kez bilinmeyen bir numaraydı.
Mesaj tek satırdan oluşuyordu:
BABANA GÜVENME. O GECE SENİ HASTANEYE GETİREN ADAM O DEĞİLDİ.
Saye'nin gözleri ekrana kilitlendi.
Yavaşça başını kaldırdı.
Muzaffer'in yüzündeki ifade değişmemişti.
"Bu mesajı sen mi gönderdin?"
"Hayır."
"Kim gönderdi?"
"Dosyayı elinde tutan kişi."
Saye'nin midesi kasıldı.
"Selçuk mu?"
Muzaffer başını iki yana salladı.
"Selçuk yalnızca kapıyı açtı."
"Öyleyse kim?"
Muzaffer bu kez kızına yaklaşmadı. Yalnızca sesini alçalttı.
"Yedi yıl önce seni o hastaneye getiren adamı bulduğunda, benim neden öldüğümü değil, senin neden yaşatıldığını anlayacaksın."
Saye'nin gözleri büyüdü.
"Az önce Selim'i benim öldürmediğimi söyledin. Şimdi de beni hastaneye getiren kişinin başka biri olduğunu söylüyorsun. Sen ne biliyorsun?"
Muzaffer'in cevabı gecikmedi.
"Her şeyi değil."
"İlk kez doğru bir şey söyledin."
"Fakat bir şeyi kesin biliyorum."
"Neyi?"
Muzaffer'in bakışları kızının yüzünde sabitlendi.
"Senin o gece ölmen gerekiyordu."
Evdeki sessizlik ağırlaştı.
Saye'nin elindeki silah bir anlığına titredi.
"Ne demek bu?"
"Planın ilk hâli buydu."
"Kim planladı?"
Muzaffer cevap vermeden önce kapının dışından bir ses geldi.
Ardından tek bir silah sesi duyuldu.
Muzaffer hızla Saye'yi yere çekti.
Kurşun, birkaç saniye önce Saye'nin durduğu duvara saplandı.
İkisi de yere düşmüştü.
Saye dirseğini kurtarıp silahını yeniden kaldırdı.
"Elini üzerimden çek!"
Muzaffer geri çekildi.
"Şimdi bana inanmak zorunda değilsin. Ama buradan çıkmak zorundayız."
Saye ayağa kalktı. Bir anlığına kapıya baktı, sonra babasına.
"Bu gece benimle geleceksin."
Muzaffer kaşlarını çattı.
"Nereye?"
"Yedi yıldır saklandığın yerden çıkıp bana hesap vereceğin yere."
Muzaffer ilk kez belli belirsiz gülümsedi.
"Annenin inadı."
Saye'nin yüzü buz kesti.
"Annemin adını bir daha kullanma."
Gülümseme silindi.
Muzaffer mutfağa yöneldi. Saye silahını ondan ayırmadan peşinden gitti. Arka kapıdan çıktıklarında bahçenin karanlığında bekleyen eski bir araç vardı.
Muzaffer cebinden anahtarı çıkardı.
"Bu araç senin."
"Benim mi?"
"Yedi yıldır senin adına kayıtlı."
Saye anahtarı aldı ama araca binmedi.
"Benim adıma daha neler var?"
Muzaffer cevap vermedi.
Saye kapıyı açtı.
"Bir şey daha soracağım."
"Dinliyorum."
"Benim öldüğümü kimlere inandırdın?"
Muzaffer'in yüzündeki ifade ağırlaştı.
"Çok kişiye."
"Vural'a da mı?"
"Vural benim öldüğüme inanmadı."
"Selçuk?"
"Selçuk hiçbir zaman neye inanması gerektiğini kendisi seçmedi."
Saye başını çevirdi.
"Peki ya Nare?"
Muzaffer birkaç saniye sustu.
"Onun ne bildiğini ben de bilmiyorum."
Saye araca bindi. Muzaffer ön yolcu koltuğuna geçti.
Motor çalıştığında telefon ekranında yeni bir bildirim belirdi.
Gönderen: Bilinmeyen.
Bir fotoğraf.
Saye fotoğrafı açtı.
Görüntü, yedi yıl öncesine aitti. Hastanenin acil servis girişinde çekilmişti. Sedye üzerinde yatan genç bir kadın vardı.
Saye.
Sedyenin yanında duran adamın yüzü net görünüyordu.
Fotoğrafı büyüttü.
Muzaffer değildi.
Vural da değildi.
Selçuk da.
Fotoğrafın altında tek bir cümle vardı:
SAYE KARAHAN'I HASTANEYE GETİREN ADAMIN KİM OLDUĞUNU ÖĞRENMEK İSTİYORSAN, BABANA DEĞİL, KENDİNE SOR.
Saye'nin parmakları ekranın üzerinde hareketsiz kaldı.
Fotoğraftaki adamın yüzünü tanıyordu.
Çünkü o adamı daha önce görmüştü.
Hem de çok yakın zamanda.
Başını yavaşça Muzaffer'e çevirdi.
"Sen bu adamı tanıyorsun."
Muzaffer fotoğrafa baktı.
Yüzündeki bütün renk çekildi.
"Hayır..."
Saye silahını yeniden kaldırdı.
"Ne oldu?"
Muzaffer gözlerini fotoğraftan ayırmadan fısıldadı:
"Bu adamın yedi yıl önce öldüğünü sanıyordum."
Saye'nin boğazı kurudu.
"Kim bu?"
Muzaffer başını kaldırdı.
"Senin gerçek baban olduğunu iddia eden adam."
Bölüm etkileşimi
