8. bölüm / 35
ÖLMESİ GEREKEN KADINBölüm 8 — Kırmızı Nokta
Bölümler 35Şu an: Bölüm 8 — Kırmızı Nokta
- 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
- 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
- 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
- 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
- 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
- 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
- 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime
- 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
- 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
- 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime
- 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
- 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
- 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
- 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
- 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
- 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
- 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
- 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
- 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
- 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
- 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
- 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
- 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
- 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
- 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
- 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
- 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
- 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
- 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
- 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik625 kelime
- 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
- 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
- 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge305 kelime
- 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çünkü artık o da bir iz bırakmıştı. Eski sanayi bölgesine yaklaşırken Saye telefon ekranını bir kez daha açtı. AirPods'un konumu hâlâ aynı yerdeydi. Kırmızı nokta, haritanın üzerinde hareketsiz duruyordu. Eski bir depo binası. Sokağın sonunda, diğer yapılardan biraz geride kalmış, yıllardır kullanılmıyormuş gibi görünen gri bir yapı. Saye haritayı büyüttü. Adres tanıdık değildi ama bina numarasını aklına kazıdı. Boş bulduğu bir yere park etti ve görülmeyeceğini umdu. Gece sanayi bölgesini olduğundan daha büyük gösteriyordu. Gündüzleri kamyonların, işçilerin ve gürültünün doldurduğu sokaklar şimdi neredeyse tamamen sessizdi. Uzaktan birkaç sokak lambası titriyordu. Saye telefonunu cebine koydu. Depoya doğru yürümeye başladı. Her adımında etrafını kontrol ediyordu. Sağında kapalı bir oto tamirhanesi, solunda paslı bir demir kapı vardı. Birkaç metre ileride siyah bir araç park etmişti. Saye durdu. Aracın plakasını gördüğünde kalbi hızlandı. Aynı araç. Kafeden çıkarken gördüğü araç. Demek doğru yere gelmişti. Saye kaldırımın kenarındaki gölgede durdu. Araca baktı. İçerisi karanlıktı. Motor çalışmıyordu. Camlar kapalıydı. Birkaç saniye bekledi. Sonra telefonunu çıkardı. AirPods'un sinyalini kontrol etti. Kırmızı nokta tam karşısındaki binanın içindeydi. Saye dudaklarını birbirine bastırdı. “Tamam.” diye fısıldadı. “Buradasınız.” Depoya doğru ilerledi. Binanın ana kapısı kilitliydi. Saye kapı kolunu hafifçe çekti. Açılmadı. Etrafına baktı. Binanın sağ tarafında dar bir geçit vardı. Geçidin sonunda küçük bir servis kapısı görünüyordu. Kapıya yaklaştı. Kilit yoktu. Sadece aralık bırakılmıştı. Saye'nin eli kapının üzerinde durdu. İçeriden çok hafif bir ses geliyordu. Metal bir şeyin yere bırakılma sesi. Sonra konuşmalar. Saye hemen kapının yanındaki duvara yaslandı. Sesleri dinledi. “Araç nerede?” “Birazdan burada olur.” “Ya kadın?” Kısa bir sessizlik oldu. Sonra başka bir ses cevap verdi. “Takipte.” Saye'nin nefesi kesildi. Kadın. Ondan bahsediyorlardı. “Cihaz çalışıyor mu?” “Çalışıyor.” “Güzel. O zaman bekleyin.” Saye yavaşça geri çekildi. Telefonunu çıkardı. Ekrana baktı. AirPods'un konumu hâlâ içerideydi. Fakat bu kez başka bir şey fark etti. Haritadaki kırmızı noktanın yanında küçük bir hareket işareti vardı. Saye'nin gözleri kısıldı. AirPods hareket ediyordu. Çok yavaş. Binanın içinde bir yerden başka bir yere götürülüyordu. Demek onu bulmuşlardı. Saye'nin aklına hemen tek bir şey geldi. Araca geri dönüyorlar. Tam arkasını dönecekti ki içeriden metal kapının sesi duyuldu. Saye refleksle duvarın köşesine çekildi. Servis kapısı açıldı. İki adam dışarı çıktı. Biri elinde siyah bir çanta taşıyordu. Diğeri telefonuyla konuşuyordu. “Tamam. Kadın burada değil.” Saye nefesini tuttu. Adam telefonu kapattı. “Ama çok yakında.” Diğeri başını kaldırdı. “Nereden biliyorsun?” “Çünkü cihaz hâlâ onunla.” Saye'nin gözleri büyüdü. Hayır. Elindeki telefonuna baktı. AirPods'un konumu hâlâ binanın içindeydi. O an anladı. Onlar AirPods'u bulmuştu. Ama Saye'nin peşinde olduklarını sanıyorlardı. Bu ona birkaç saniye kazandırabilirdi. Adamlar yeniden içeri girdi. Saye beklemedi. Dar geçitten geri dönüp sokağın köşesine ulaştı. Siyah araca baktı. Sonra tekrar telefona. AirPods hareket ediyordu. Araç henüz yerinden çıkmamıştı. Saye birkaç saniye düşündü. Buraya kadar gelmişti. Geri dönmek kolaydı. Ama içeride ne olduğunu öğrenmeden gitmek, bütün bu takibin anlamını kaybetmekti. Saye yeniden depoya baktı. “Bir dakika.” dedi kendi kendine. “Sadece bir dakika.” Tekrar servis kapısına yöneldi. Bu kez daha dikkatli ilerledi. Kapı hâlâ açıktı. İçeri süzüldü. Koridor karanlıktı. Tavandaki tek floresan lamba aralıklarla yanıp sönüyordu. Saye duvara yakın ilerledi. Koridorun sonunda geniş bir depo alanı vardı. İçeride üç adam bulunuyordu. Ortada büyük bir masa vardı. Masanın üzerinde birkaç dizüstü bilgisayar, klasörler ve telefonlar duruyordu. Saye'nin bakışları masadaki ekrana takıldı. Ekranda banka hesapları vardı. Hesap numaraları, şirket isimleri, transfer tarihleri… Ve ekranın sağ üst köşesinde tek bir tarih aralığı görünüyordu. 14 gün. Saye'nin kalbi hızlandı. İşte buydu. Haftalardır peşinde olduğu sistem. Farklı şirketlerden çıkan paralar aynı merkezde toplanıyor, on dört gün sonra başka hesaplara dağılıyordu. Saye bir adım daha yaklaştı. Ekrandaki şirketlerden birinin ismini görünce durdu. Bu şirket daha önce incelediği dosyalarda yoktu. Çünkü şirket resmi kayıtlarda yalnızca üç ay önce kurulmuş görünüyordu. Saye telefonunu sessizce çıkardı. Kamerayı açtı. Ekranın fotoğrafını çekti. Bir tane. İki tane. Üçüncü fotoğrafı çekeceği sırada arkasından bir ses geldi. “Fotoğraf çekmek yasaktır.” Saye'nin eli havada kaldı. Yavaşça döndü. Koridorun başında bir adam duruyordu. Kafede karşısına çıkan adamdı. Saye'nin yüzü gerildi. Adam birkaç saniye boyunca ona baktı. Sonra başını hafifçe iki yana salladı. “Sana buraya gelme demiştim.” Saye telefonunu cebine koydu. “Ben de sizi dinleyecek biri olduğumu hiç söylemedim.” Adam birkaç adım attı. “Burası senin sandığın yer değil.” “Burası para akışının merkezi.” Adam durdu. Saye devam etti. “On dört günlük transfer döngüsü burada yönetiliyor.” Adamın yüzündeki ifade değişti. Çok küçük bir değişiklikti ama Saye gördü. “Demek sonunda buldun.” “Neyi?” “Neden bütün yolların aynı yere çıktığını.” Saye cevap verecekti ki depodan yüksek bir metal sesi geldi. Adam bir anda arkasına döndü. “Git.” Saye şaşırdı. “Ne?” “Şimdi.” “Neden?” Adam bu kez ona sertçe baktı. “Çünkü birazdan seni koruyamam.” Saye'nin kalbi hızlandı. Depo tarafında ayak sesleri duyulmaya başlamıştı. Birileri hızla onlara doğru geliyordu. Adam Saye'nin kolunu tuttu ve onu koridorun diğer tarafındaki kapıya doğru çekti. “Bırak beni.” “Sesini kes.” “Beni neden koruyorsun?” Adam bir an durdu. “Çünkü seni onların öldürmesini istemiyorum.” Saye'nin yüzündeki ifade dondu. “Kim onlar?” Adam cevap vermedi. Tam o sırada depo tarafından bir ses yükseldi. “Buradalar!” Adam Saye'yi kapıdan itti. “Koş!” Saye hiç düşünmeden koşmaya başladı. Koridorun sonunda dışarı açılan başka bir kapı vardı. Arkasından ayak sesleri geliyordu. Bir adam bağırdı. “Kaçmasına izin vermeyin!” Saye kapıyı açtı ve kendini arka sokağa attı. Soğuk hava yüzüne çarptı. Koşmaya başladı. Arkasından bir kapı daha açıldı. Bir adam sokağa çıktı. “Dur!” Saye dönüp bakmadı. Dar sokaktan sola saptı. Ayak sesleri hâlâ arkasındaydı. Birkaç metre sonra ayağı kaldırımın kırık kısmına takıldı. Dengesi bozuldu ama yere düşmeden toparlandı. Telefonu elinden fırlayacak gibi oldu. Saye onu sıkıca kavradı. Ekrana baktı. AirPods'un konumu artık hareket ediyordu. Siyah araç yola çıkmıştı. Saye koşmaya devam etti. Bir köşeyi döndüğünde önünde boş bir taksi gördü. Elini kaldırdı. Taksi durdu. Saye kapıyı açıp kendini içeri attı. “Çabuk, sürün!” Şoför aynadan ona baktı. “Nereye?” Saye birkaç saniye nefesini toparlayamadı. Sonra telefonunu gösterdi. “Şu konuma.” Araç hareket etti. Saye arkasındaki sokağa baktı. Kimse görünmüyordu. Ama bunun iyi bir şey olmadığını biliyordu. Çünkü onları kaybettiğinden emin değildi. Telefonunu açtı. Fotoğraflara girdi. Az önce çektiği üç görüntü hâlâ oradaydı. İlk fotoğrafta şirket hesapları görünüyordu. İkinci fotoğrafta para transferleri. Üçüncü fotoğrafta ise ekranın sağ alt köşesinde küçük bir dosya adı vardı. Saye fotoğrafı büyüttü. Gözleri bir anda ekrana kilitlendi. Dosyanın adı bir şirketin adı değildi. Bir kişinin adıydı. Saye'nin nefesi kesildi. Çünkü o ismi daha önce görmüştü. Hem de dosyalarda değil. Kendi çalıştığı şirketin personel kayıtlarında. Saye telefonu yavaşça indirdi. “İçeriden biri…” diye fısıldadı. Taksi karanlık yolda ilerlerken telefonuna yeni bir mesaj geldi. Bilinmeyen numara. Saye mesajı açtı. “Artık neyin peşinde olduğunu biliyorsun.” Birkaç saniye sonra ikinci mesaj geldi. “Ama artık onların da senin peşinde olduğunu biliyorsun.” Saye'nin gözleri ekranda kaldı. Üçüncü mesaj geldi. “Yarın işe eşyalarını almak için bile olsa sakın gitme.” Saye'nin parmakları dondu. Mesajın altında yeni bir satır belirdi. “Çünkü içeride seni bekleyen kişi, bu gece seni depoda görenlerden biri.” Saye başını yavaşça kaldırdı. Taksi camından dışarı baktı. Şehir bütün sakinliğiyle akıyordu. İnsanlar evlerine gidiyor, ışıklar yanıyor, arabalar caddelerde ilerliyordu. Her şey normal görünüyordu. Ama Saye artık biliyordu. Bu şehrin içinde, onun görmediği başka bir dünya vardı. Ve o dünya artık onun adını biliyordu.
Bölüm etkileşimi
