40. Bölüm: Derin Toprak

Yazar: Buz Ankası

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 40Şu an: 40. Bölüm: Derin Toprak
  1. 1 Bölüm 1 — On Dört Gün609 kelime
  2. 2 Bölüm 2 — Kırmızı Turnike308 kelime
  3. 3 Bölüm 3 — İlk Hamle389 kelime
  4. 4 Bölüm 4 — Başlangıç356 kelime
  5. 5 Bölüm 5 — Saha564 kelime
  6. 6 Bölüm 6 — Sessiz Av281 kelime
  7. 7 Bölüm 7 — Av ve Avcı1.351 kelime
  8. 8 Bölüm 8 — Kırmızı Nokta1.150 kelime
  9. 9 Bölüm 9 - BENİM ADIMLA763 kelime
  10. 10 Bölüm 10 - Hayalet Ortak514 kelime
  11. 11 Bölüm 11 - Şifreli Hafıza958 kelime
  12. 12 Bölüm 12 - Eksik Kareler482 kelime
  13. 13 Bölüm 13 - Siyah Klasörün İzinde378 kelime
  14. 14 Bölüm 14 - Kilitli Depo581 kelime
  15. 15 Bölüm 15 - Son Müttefik732 kelime
  16. 16 Bölüm 16 - TANIK789 kelime
  17. 17 Bölüm 17 - SON TANIK1.204 kelime
  18. 18 Bölüm 18 - ÇİZİKLİ SAAT996 kelime
  19. 19 BÖLÜM 19 - TETİĞİN ARDINDA992 kelime
  20. 20 Bölüm 20 - Kırılan Tetik483 kelime
  21. 21 Bölüm 21 — Çift Taraflı Ayna694 kelime
  22. 22 Bölüm 22 - Sol Sağ Çapraz598 kelime
  23. 23 Bölüm 23 - Tek Cümlelik Hafıza390 kelime
  24. 24 Bölüm 24 - Mirasçı450 kelime
  25. 25 Bölüm 25 - Dokunulmayan Hesap406 kelime
  26. 26 Bölüm 26 — Geriye Kalan Ses979 kelime
  27. 27 Bölüm 27 - Kaçış Rotası Siyah669 kelime
  28. 28 Bölüm 28 - Karartılmış Rapor682 kelime
  29. 29 Bölüm 29 - Plakanın Gölgesi555 kelime
  30. 30 Bölüm 30 - Vardar Ailesi638 kelime
  31. 31 Bölüm 31 - Kasanın İçindeki Sessizlik626 kelime
  32. 32 Bölüm 32: Küllerin Sahibi548 kelime
  33. 33 Bölüm 33: Kör Nokta481 kelime
  34. 34 Bölüm 34: Kapıdaki Gölge304 kelime
  35. 35 Bölüm 35: Gölgelerin Efendisi391 kelime
  36. 36 Bölüm 36: Bekleyen Ev1.035 kelime
  37. 37 37. Bölüm: Kan Bağı1.164 kelime
  38. 38 38. Bölüm: Kan ve Yalan1.382 kelime
  39. 39 39. Bölüm: Babanın Sustukları1.299 kelime
  40. 40 40. Bölüm: Derin Toprak1.471 kelime · Okuduğun bölüm

Ankara'nın geceyi bıçak gibi kesen ayazı, mezarlığın üzerine ağır bir sis gibi çökmüştü. Saye'nin aracı demir kapının önünde durduğunda motorun sesi, gecenin sessizliğinde birkaç saniye daha yankılandı.

Saye kontağı kapattı. Yan koltuğunda oturan Muzaffer'e dönmedi bile.

"İnecek misin?"

Muzaffer kapıyı açmadan önce kızına baktı.

"Buraya gelmemizin doğru olduğundan emin misin?"

Saye'nin dudaklarında soğuk bir gülümseme belirdi.

"Yedi yıldır doğru olanı sen seçtin. Bu gece sıra bende."

Bagajdan küçük demir küreği aldı. Ardından cebindeki anahtarı kontrol etti. Vural, otoparkta yaptıkları telefon görüşmesinden kısa süre sonra anahtarı bir kurye aracılığıyla göndermişti. Paketin üzerine yalnızca iki kelime yazmıştı:

Annenin emaneti.

Mezarlığın içine doğru yürümeye başladılar.

Muzaffer birkaç adım gerideydi. Yedi yıldır bu topraklara gelmemişti. Belki de gelmeye cesaret edememişti. Saye bunu sormadı. Çünkü artık onun pişmanlıklarıyla ilgilenmiyordu.

Eski mermer taşların bulunduğu bölüme ulaştıklarında durdu.

Annesinin mezarı.

Yıllardır önünde diz çöktüğü, üzerine su döktüğü, konuşamadığı her şeyi sessizce anlattığı o yer şimdi ona yabancı görünüyordu.

Saye parmaklarını mermerin üzerinde gezdirdi.

"Buraya kaç kez geldim, biliyor musun?"

Muzaffer cevap vermedi.

"Her geldiğimde sana ne yaptığımı düşündüm. Beni annemin mezarına getiren adamın, onun ölümünden sonra hayatımdaki bütün gerçekleri değiştirdiğini hiç düşünmedim."

"Saye..."

"Sus. Bu gece yalnızca dinleyeceksin."

Mermer kaidenin alt kısmına eğildi. Toprağın birleştiği yerde, dışarıdan bakıldığında fark edilmesi neredeyse imkânsız küçük bir demir kapak vardı.

Anahtarı kilide yerleştirdi.

Bir kez çevirdi.

Tık.

Kapak açıldı.

İçeriden küf ve eski metal kokusu yükseldi. Saye elini dar bölmeye uzatarak soğuk bir kutuyu dışarı çekti.

Muzaffer'in yüzü gerildi.

"Demek gerçekten buradaymış."

Saye başını kaldırmadan konuştu.

"Sen biliyordun."

"Annenin bir şey sakladığını biliyordum. Ama tam olarak ne olduğunu bilmiyordum."

"Yine aynı cevap."

Kutuyu yere koydu. Üzerindeki tozu eliyle temizledi. Kilidi açmak için küçük bir mandalı kaldırdı.

İçeride üç ayrı zarf, birkaç banka dekontu, eski bir fotoğraf ve siyah renkli küçük bir bellek vardı.

Saye ilk zarfı açtı.

Üzerinde Muzaffer'in el yazısı vardı.

SAYE'YE. GERÇEĞİ ÖĞRENMEYE HAZIR OLDUĞUNDA.

Mektubu açtı. Telefonunun ışığını üzerine tuttu.

"Bu mektubu okuyorsan, demek ki senden sakladığım şeylerin bir kısmını buldun.

Öncelikle şunu bilmelisin: Sana bugüne kadar anlatılanların tamamı doğru değildi. Fakat her şey benim kurduğum bir yalan da değildi.

Vedat'ın senin biyolojik baban olduğunu iddia ettiğini biliyorum. Bu iddianın doğru olup olmadığını bilmiyorum. Annen bana hiçbir zaman kesin bir cevap vermedi. Ben de bunu öğrenmek için yıllarca uğraştım.

Fakat bir şeyi öğrendim.

Senin doğumundan kısa süre sonra annen, biyolojik babalıkla ilgili ilk kayıtların değiştirilmesini istemişti. Bunu neden yaptığını hiçbir zaman açıklamadı. İkinci nüshayı hazırlatan kişi Selçuk Demirci'ydi.

O gün bunun seni korumak için yapıldığını düşündüm.

Şimdi emin değilim.

Eğer bu kutuya ulaştıysan, annenin sana bırakmak istediği mektubu da bulmuş olmalısın. Onu benden önce oku.

Çünkü bazı gerçekleri sana anlatmaya hakkım yok.

Muzaffer."

Saye mektubu indirdi.

"Demek sen de bilmiyorsun."

Muzaffer başını eğdi.

"Hayır."

"Annem sana güvenmedi mi?"

"Sanırım bir noktadan sonra güvenmedi."

Saye acı bir ifadeyle gülümsedi.

"En azından bu konuda yalnız değilim."

İkinci zarfı açtı. İçinden banka dekontları ve birkaç şirket kaydı çıktı. Belgelerin üzerinde 2019 yılına ait tarihler vardı. Bazı para hareketleri, Karahan Finans'ın resmi hesaplarıyla bağlantılı görünüyordu.

Saye belgeleri hızlıca inceledi.

Bir hesap numarası dikkatini çekti.

Aynı numara, yedi yıl önce açılan ve kırk milyon doların aktarıldığı fonun bağlantılı hesaplarından biriydi.

"Bu hesap..."

Muzaffer yanına yaklaştı.

"Tanıyorum."

"Ne için kullanılıyordu?"

"Annenin bazı ödemeleri için."

"Annemin mi?"

"Evet. Fakat hesabın gerçek sahibini hiçbir zaman öğrenemedim."

Saye'nin bakışları sertleşti.

"Senin şirketinde, senin kontrolünde, senin bilmediğin hesaplar. Ne kadar güzel bir imparatorluk kurmuşsun."

Muzaffer cevap vermedi.

Saye son zarfa uzandı.

Bu kez üzerinde annesinin el yazısı vardı.

KIZIM SAYE'YE.

Parmakları bir anlığına durdu.

Annesinden kalan hiçbir şey bu kadar doğrudan ona hitap etmemişti.

Zarfı dikkatlice açtı.

"Canım kızım,

Bu satırları okuyorsan, demek ki bir gün sana anlatamadığım şeylerin peşine düşmüşsün.

Senden bir şey sakladığım için beni affetmeni istemeyeceğim. Çünkü bazen bir çocuğu korumak için yapılan şeyler, onun hayatında en büyük yarayı açar.

Sen doğduğunda seni kucağıma aldığım ilk an, hayatımın geri kalanını senin için yaşayacağıma söz verdim. Ama sana ait olan bir gerçeği de senden saklamak zorunda kaldım.

Biyolojik babanın kim olduğunu sana anlatamadım. Çünkü o ismin ortaya çıkması, yalnızca benim değil, senin de hayatını tehlikeye sokacaktı.

Muzaffer seni büyüttü. Sana babalık yaptı. Bunun için ona minnettarım. Ama onun bildiği her şeyin doğru olduğunu düşünme.

Bir gün Vedat adını duyarsan, hemen inanma.

Bir gün Muzaffer sana her şeyi anlattığını söylerse, yine inanma.

İkisi de kendi gerçeklerini korumaya çalışacak.

Sana söyleyebileceğim tek şey şu:

Sen bir adamın soyadından ibaret değilsin. Seni kim dünyaya getirirse getirsin, kimliğini onların kararları belirlemeyecek.

Seni seviyorum kızım.

Annen."

Saye mektubu bitirdiğinde uzun süre başını kaldıramadı.

Gözlerinden bir damla yaş düştü. Kâğıdın kenarına ulaştığında hemen sildi.

Muzaffer sessizce bekliyordu.

"Annem biliyormuş."

"Ne?"

"Kim olduğunu biliyormuş. Ama sana söylememiş."

Muzaffer gözlerini mektuptan ayırmadı.

"Öyle görünüyor."

Saye başını kaldırdı.

"Seninle evliydi. Birlikte bir hayat kurdunuz. Ama en büyük sırrını senden sakladı."

"Annenin kendi sebepleri vardı."

"Sen de kendince sebepler buldun. Hepinizin bir sebebi var. Bir tek benim gerçeği bilmeye hakkım yok."

Kutunun içindeki küçük belleği aldı.

"Bu ne?"

Muzaffer dikkatle baktı.

"Bilmiyorum."

Saye belleği telefonuna bağlamak üzereyken küçük bir ışık yandı. Ardından belleğin üzerindeki ince metal çizginin kırmızıya döndüğünü fark etti.

Muzaffer'in yüzü değişti.

"Onu bırak."

Saye hemen elini çekti.

"Ne oldu?"

"Bu sıradan bir bellek değil."

Kutunun içini yeniden kontrol etti. Metal bölmenin altında küçük, siyah bir parça vardı. Saye onu parmaklarının ucuyla kaldırdı.

"Bu ne?"

Muzaffer eğilip baktı.

"Takip cihazı olabilir."

Saye'nin gözleri daraldı.

"Yani bizi takip ettiler."

"Kutunun açıldığını anlamış olabilirler."

Tam o sırada mezarlığın girişinden bir araç sesi duyuldu.

İkisi de aynı anda başlarını çevirdi.

Farlar kapatıldı.

Araç yavaşça mezarlığın içine girdi ve birkaç metre ötede durdu.

Saye kutunun içindeki belgeleri çantasına yerleştirdi. Muzaffer silahına davrandı.

"Arkamda kal."

Saye ona sertçe baktı.

"Bu cümleyi bir daha kurma."

Araçtan önce bir çift ayakkabı göründü. Ardından karanlığın içinden uzun boylu bir adam çıktı.

Yüzü, kasadan çıkan eski fotoğraftaki adamın yüzüyle aynıydı.

Vedat.

Muzaffer silahını kaldırdı.

"Olduğun yerde kal."

Vedat durdu. Yüzünde şaşkınlık yoktu.

"Yedi yıl sonra ilk kez aynı mezarlıkta buluşuyoruz. İnsan biraz daha sıcak karşılanmayı bekliyor."

Saye silahını ona doğrulttu.

"Senin için mezarlıkta yer ayırmadık."

Vedat'ın bakışları Saye'nin elindeki çantaya kaydı.

"Kutuyu bulmuşsun."

"Demek aradığın şey bu."

"Benim aradığım şey kutu değil, Saye."

"Neymiş?"

Vedat bir adım attı.

"Annenin sana bıraktığı gerçek."

Muzaffer silahını biraz daha kaldırdı.

"Bir adım daha atma."

Vedat ona baktı.

"Muzaffer, hâlâ emir verdiğini mi sanıyorsun?"

"Bu kez seni durduracağım."

Vedat hafifçe güldü.

"Yedi yıl önce de aynı şeyi söylemiştin."

Saye ikisinin arasına baktı.

"Yeter! İkiniz de susacaksınız."

Vedat'ın bakışları ona döndü.

"Annenin mektubunu okudun mu?"

Saye cevap vermedi.

"Öyleyse sana bir şey söyleyeyim. Annen benimle ilgili sana bir uyarı bırakmış olabilir. Ama Muzaffer hakkında yazdıklarını da unutma."

Saye'nin çenesi gerildi.

"Ben senin hiçbir sözüne inanmıyorum."

"İnanmanı istemiyorum. Sadece sormanı istiyorum."

"Neyi?"

Vedat'ın gözleri Muzaffer'e kaydı.

"Annen öldüğünde yanında kim vardı?"

Saye'nin bakışları babasına döndü.

Muzaffer'in yüzü taş kesilmişti.

"Ben vardım," dedi.

Vedat başını hafifçe yana eğdi.

"Hayır, Muzaffer. Sen o gece orada değildin."

Saye'nin kalbi hızlandı.

"Ne demek bu?"

Muzaffer silahını Vedat'tan ayırmadı.

"Onun oyununa gelme."

Vedat cebinden eski bir fotoğraf çıkardı. Saye'ye doğru uzattı.

Fotoğrafta annesi vardı.

Yanında genç bir adam duruyordu. Adamın yüzü kameraya dönüktü. Saye fotoğrafa yaklaştı.

Bu, mezarlıktaki fotoğrafta arka planda kalan adamdı.

Fotoğrafın arkasında bir tarih yazıyordu:

13.01.1999

Saye'nin doğum tarihi.

Altında ise tek bir cümle vardı:

KIZIMIZIN DOĞDUĞU GÜN.

Saye'nin parmakları fotoğrafın kenarında dondu.

Yavaşça başını kaldırdı.

"Bu adam kim?"

Vedat'ın yüzündeki gülümseme silindi.

"Onu tanımanı isterdim."

"Adını söyle."

Vedat gözlerini Muzaffer'e çevirdi.

"Çünkü bu adam, senin doğduğun gün yanında olan kişiydi."

Muzaffer'in silah tutan eli gerildi.

Saye bir kez daha sordu.

"Kim?"

Vedat'ın cevabı gecenin sessizliğine karıştı.

"Selçuk Demirci."

Saye'nin dünyası bir anlığına durdu.

Selçuk.

Muzaffer'in avukatı.

Şirketin karanlık hesaplarını bilen adam.

Onu bağ evine yönlendiren, anahtarın izini veren kişi.

Saye fotoğrafı elinde sıktı.

"Sen ne diyorsun?"

Vedat bir adım geri çekildi.

"Ben sana gerçeği söylüyorum. Ama istersen önce Muzaffer'e sor."

Saye başını babasına çevirdi.

"Selçuk benim doğduğum gün annemin yanında mıydı?"

Muzaffer'in dudakları aralandı.

Fakat cevap vermedi.

Bu sessizlik, Saye'nin duymak istemediği her şeyden daha ağırdı.

Tam o sırada Vedat'ın telefonu çaldı.

Ekrana baktı. Aramayı açmadı.

Saye'nin telefonu da aynı anda titredi.

Bilinmeyen numaradan gelen tek bir mesaj vardı.

NARE YAŞIYOR. AMA ONU BULMAK İSTİYORSAN VEDAT'I DEĞİL, SELÇUK'U BUL.

Saye mesajı okudu.

Sonra Vedat'a baktı.

"Sen neden buradasın?"

Vedat'ın yüzünde yeniden o soğuk gülümseme belirdi.

"Çünkü annenin bana bıraktığı son şeyi almaya geldim."

Saye çantasını daha sıkı kavradı.

"Bu kutu artık bende."

Vedat başını hafifçe salladı.

"Hayır kızım. O kutu hiçbir zaman senin değildi."

Bir an durdu.

"İçindeki son belgeyi henüz bulmadın."

Saye'nin bakışları hızla kutuya kaydı.

Metal bölmenin en altında, diğerlerinden farklı duran ince bir kâğıt parçası vardı.

Üzerinde yalnızca tek bir isim yazıyordu:

SELÇUK DEMİRCİ

Altında ise bir tarih.

13.01.1999

Saye kâğıdı eline aldı.

O gece ilk kez, karşısındaki iki adamdan hangisinin yalan söylediğini değil, üçüncü adamın neden yirmi yedi yıldır hayatının tam ortasında durduğunu düşünüyordu.

Ve artık biliyordu.

Gerçek, toprağın altından çıkmıştı.

Ama asıl mezar henüz açılmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…